Anasayfa Gençlik 16 Mart 1978 de İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampusu’nda, 7 devrimcinin katledilişi hala...

16 Mart 1978 de İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampusu’nda, 7 devrimcinin katledilişi hala aydınlatılmadı.

Paylaş

Kontrgerillanın Türkiye tarihindeki kanlı katliamlarından olan ve 7 devrimci öğrencinin yaşamını yitirdiği Beyazıt Katliamı’nın üzerinden 37 yıl geçti. Tıpkı Türkiye tarihindeki diğer katliamlar gibi bu katliamın örgütleyicisinin de devletin bizzat kendisi olduğunu belirten katliamın tanığı yazar

680x680nc-ist-15-03-15-beyazit-katliami-rop3

Oğuzhan Kayserilioğlu, gerçeğin ortaya çıkartılması ve asıl faillerin bulunması için Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulması gerektiğini söyledi.

Kontrgerillanın Türkiye tarihinde Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, sosyalistlere, devrimcilere, öğrencilere düzenlediği kanlı katliamlardan birisi de İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampusu’nda 16 Mart 1978 tarihinde devrimci öğrencilere yönelik gerçekleştirilen ve 7 devrimci öğrencinin yaşamını yitirdiği Beyazıt Katliamı. Üzerinden 37 yıl geçen katliam günü devrimcilere kanlı saldırı planlayan kontrgerilla ve kullandığı faşist güçler, Merkez Kampus’un Süleymaniye Kapısı’ndan çıkmak isteyen devrimci öğrencilerin çıkışına izin vermedi. Beyazıt Meydanı’na açılan ana kapıya yönlendirilen öğrencilerin üzerine ise “Kahrolsun komünistler” diye bağıran adının Zülküf İsot olduğu öğrenilen kişi tarafından bomba atıldı. Ardından da öğrencilerin üzerine kurşun yağdırıldı. Saldırıda Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl, Murat Kurt olay yerinde hayatını kaybetti.

Polisler devrimci öğrencilere yönelik saldırılara göz yumdu!

Saldırı öncesinde yaşanan gelişmelere bakıldığında ise katliamın nasıl bir iş birliğiyle planlandığı açıkça görülüyordu. Saldırı öncesi Emniyete gönderilen bilgi notunda, “sol gruba mensup öğrencilerin fakülteye devam etmeleri halinde 8-10 gün içinde bu grup üzerinde dinamit atılacağı” ifade ediliyordu. Buna rağmen emniyet notla ilgili herhangi bir girişimde bulunmayarak aksine saldırılar sırasında sergilediği tutumla katliamın bir parçası olduğunu gözler önüne serdi. Katliamın gerçekleştirildiği tarihte öğrencilerin toplu çıkışına eşlik etmesi gereken polisler “başka bir göreve” gönderilirken bu iş için daha sonra emniyette pek çok önemli göreve getirilecek Reşat Altay’ın sorumluluğunda yeni bir ekip görevlendirildi. Reşat Altay emrindeki polisler ise devrimci öğrencileri bina içinde yalnız bırakarak kendileri bina dışında kaldı. Bu sırada, Merkez bina içinde kalan öğrencilerin üzerine ülkücüler tarafından askeri birlikten alındığı öğrenilen NATO’ya ait bomba atılarak üzerlerine ateş açıldı.

Olayların ardından 50 bin kişi üniversiteyi işgal etti

Yaşanan ülkücü saldırılarının ertesi günü aralarında DİSK’te örgütlü işçilerin de bulunduğu yaklaşık 50 bin kişinin katılımıyla üniversite işgal edildi. Üniversitenin işgal edilmesinden sonra İstanbul Üniversite Senatosu, okulu süresiz kapattı. Devrimci öğrencilere dönük saldırılar toplumun birçok kesimi tarafından tepkiyle karşılandı.

Sadece 1 kişi tutuklandı

Katliamın ardından 1978 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Başlatılan soruşturma kapsamında aralarında dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Orhan Çakıroğlu, dönemin Ülkü Ocakları’nda görevli olan Mehmet Gül, dönemin MHP İstanbul İl Başkanı Kazım Ayaydın gözaltına alındı. Sanıklardan Sıddık Polat ise Elazığ’da yakalandı. Yürütülen soruşturmada 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verilirken, diğer sanıklar hakkında idam istemiyle İstanbul 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açıldı. 15 ay süren yargılama sonunda, Polat 11 yıl hapis cezasına mahkûm edilirken, diğer sanıklar “delil yetersizliğinden” beraat ettirildi. Askeri Yargıtay’ın 5 Ekim 1982 tarihli kararından sonra Polat da beraat etti.

Diğer katliamlar gibi zaman aşımına uğradı

Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci tıpkı diğer katliamlar ve faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi 20 Ekim 2008’de İstanbul 6. Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararla zaman aşımına uğradı. Karar, Mart 2010’da Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Böylece, 7 kişinin ölümü onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart katliamı tarihin tozlu raflarına terk edildi.

‘Her taraf kan içindeydi, herkes yerlerdeydi’

Yazar Oğuzhan Kayserilioğlu, kanlı kontra saldırısının 37’nci yıldönümünde katliama dair tanıklığını DİHA’yla paylaştı. O dönem İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olan ve katliamdan yaralı olarak kurtulan ve hala akciğerinde şarapnel parçasıyla yaşayan Kayserilioğlu, o günü şu sözlerle anlattı: “1 Mart’ta İstanbul Üniversitesi merkez binası ülkücüler tarafından işgal edildi ve devrimci öğrenciler de işgali kırmak istedi. Dolayısıyla biz de o tarihten itibaren okula toplu halde gidip gelmeye başladık. İşgali kırmaya kararlıydık. Kortej halinde yürüyorduk ve o sırada ‘bomba var’ çığlığı duyduk. Dönüp baktığımızda üstümüze tepeden doğru gelen bir bomba gördük. Bomba patladı ve 100’e yakın insan yaralandı. Ayağa kalkıp geriye doğru çekilmeye başlarken bu sefer makineli tüfekle ya da otomatik tabancayla taramaya başladılar. Orada da birçok kişi yaralandı. Her taraf kan içindeydi, herkes yerlerdeydi. Yaralı olanlar Esnaf Hastanesi’ne gitmeye çalışırken düşmeye başladı. O sırada sol görüşlü olan Pol-Der’li polisler vardı. Bir de adları ‘Merasim bölüğü’ olan MHP’li polisler vardı. Pol-Der’li polisler birçok arkadaşımızın canını kurtardı. Kendi başımıza hastaneye gidecek durumda değildik. Hastanede de o günün koşullarında bizi uyuşturmadan tedavi ettiler.”

‘Katliamı devlet yaptı’

Katliamı asıl yapanların tıpkı diğer katliamlar gibi devletin bizzat kendisi olduğuna dikkat çeken Kayserilioğlu, “Çünkü o dönem halkçı ve emekçi bir dalga vardı. On binlerce ve yüz binlerce insan, devrimci örgütler giderek güçleniyordu. İşçi grevleri başlamıştı. Buna iki çeşit müdahale etmişlerdi. İlk olarak bir mezhep çatışması kışkırtmasına gittiler. Çorum ve Maraş’ta Alevi katliamıyla Sünni-Alevi çatışması yaratarak bu dalgayı kesmek istediler. İkinci olarak da en aktif ve canlı olan öğrencilerin üstüne topluca katliam yaparak bir şiddet dalgasıyla kitleselleşmenin önünü kesmek istediler” diye konuştu.

‘Asıl yargılanması gerekenler açığa çıkmadı’

Katliamla ilgili açılan davalarda ceza verilse de asıl ceza alması gerekenlerin ceza almadığını dile getiren Kayserilioğlu, şunları söyledi: “Dava açıldı. Birkaç kişi olaydan sonra ceza aldı. Ama tutuklananlar aslında Anadolu gençleri. Katliamın arkasındaki karanlık odaklar hiçbir zaman açığa çıkmadı. O çocuklar yargılandı. Onların yargılanmasının nedeni katliamı yapanların üstünü kapatmaktı. O dava dosyası da kapandı gitti.”

Beyazıt Katliamı’nın ve diğer katliamların aydınlatılması için “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”nun kurulması gerektiğinin altını çizen Kayserilioğlu, dolayısıyla gerçek faillerin ortaya çıkarılması gerektiğini ifade etti. diha

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here