Anasayfa Köşe Yazıları Aksu Bora : Serazat

Aksu Bora : Serazat

Paylaş

Minik oğlanın yüzünde ne çok duygu var. Şüphe, neşe, mahcubiyet, merak… Kadında suya atlamadan hemen önceki neşeli ürperti. Güzel bir şeye bakıyorlar. Heyecanlı, neşeli bir şeye.

Katıldığım ilk Onur Yürüyüşü’nden sonra, “ilk kez bir gösteride bu kadar tuhaf hissettim” diye yazmışım. Tuhaf ne demekse. Kuir mi yani?

Sokak eylemleri, hele bir de kalabalıksa, insanı “tuhaf”laştırır; gündeliğin dışına çıktığın, başkalarına açıldığın, kendinden daha büyük bir şey olduğun anlardır. Sanki büyürsün büyürsün de taşarsın. Taştığına bakarsın, şaşırırsın. Güzeldir. Özgürleştiricidir.

O tuhaflığı biliyordum zaten; demek ki başka bir tuhaflık varmış Onur Yürüyüşü’nde. Fazladan bir şey. Muhtemelen taşanlarla ilgili bir tuhaflık. Renkler, pırıltılar, tüyler, tüller, taçlar, sürmeler, şemsiyeler, ziller, bilezikler, peruklar… “Görün, buradayız” demek. Caddeyi kaplamak, evleri, balkonları, bahçeleri, sokakları. Işıl ışıl bir taşkın. Sadece kendinden değil, caddeden de taşmak. Evlerden, balkonlardan, bahçelerden, kelimelerden, isimlerden. Çok eski isimlerden. Kadın isminden, erkek isminden.

Yürüyüşün dışında duran bu çocuk ve kadının yüzünde, o tanıklığı görüyoruz. Taşkına tanıklığı. Öyle bir taşkın ki, kenarda duramazsın. Sadece izleyemezsin. Seni de içine alır. O yüzden biraz korkutucu, çokça da heyecanlıdır.

Alperenler bu yılki Onur Yürüyüşü’nü engelleyecekleri tehdidini savururken, “sinir uçları”ndan bahsetmişler. Böyle bir ahlaksızlık, toplumun sinir uçlarına dokunuyormuş. Orlando’da 50 kişiyi öldüren Mateen’in fotoğrafına bakıyorum. Sonra Alperenlerin fotoğraflarına. Nasıl benziyorlar. Bütün sinir uçları içlerine dönmüş de dışarıya açılan hiç kapıları pencereleri kalmamış gibi. O kadar dönmüş ki, öyle bir taşkın onları içine alsa, yüzüp gidemezler, ancak boğulurlar.

Katil olmasalar, onlar için üzülürdüm.

birikim

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here