Alaaddin Dinçer yazdı “Çocuklara Kıymayın Efendiler .! ”

Paylaş

Çocuk ve gençler bir ülkeyi oluşturan toplumun üzerinde en özenle durulması, gözetilmesi, eğitilmesi, şiddetten, ihmal ve istismardan korunması gereken kesimidir. Ülkelerin çağdaşlık düzeyleri çocuk ve gençlere verilen değerle koşuttur. Türkiye BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni 1990 yılında imzalayarak her bir çocuğun hak ve özgürlüklerini her koşulda koruma ve yerine getirme yükümlülüğünü kabul etmiştir.

Ancak, ne yazık ki bugün ülkemizde çocuk ve gençlere çok hoyrat davranan, onlara yönelik sevgisiz eylem ve söylemlerle, çocuk ve gençleri ve onların ailelerini örseleyen bir yönetim düzeni egemendir. Yalnızca örselenmek değil, çocuk ve gençler şiddet, ihmal ve istismarlar içeren yaklaşımlar nedeniyle yaşamlarını, bedensel ve ruhsal bütünlüklerini yitirmektedirler.

Şiddete, İhmal ve İstismara Uğrayan Çocuk Geleceğe Güvenle Bakamaz!

Travmatik yaşantılar içerisinde en ağır izler bırakan yaşantıların, insan eliyle yaratılan travmalar olduğu bilinmektedir. Şu anda devam eden ve günden güne yükselen şiddet ortamının çocuklar üzerinde kısa ve uzun vadeli etkileri bulunmaktadır. Yaşanan şiddet ortamına ve istismarlara doğrudan maruz kalan çocuklar yaşananlardan doğrudan etkilenirken, o ortamda bulunmayan ancak dolaylı yollardan maruz kalan veya olanlara tanıklık eden çocuklar üzerinde ve tüm toplum üzerinde de travmatik etkileri olduğu bilinmektedir. Bireylerin çocukluk yaşamlarında karşılaştıkları şiddet ve istismarların etkisi o an geçtikten sonra bile ortaya çıkan sağlık sorunlarının etkileri kuşaktan kuşağa aktarılabilmekte, uzun yıllar boyunca devam edebilmektedir.

Şiddet ortamına ve istismarlara doğrudan ya da dolaylı maruz kalan çocuklar kaygı, üzüntü, öfke, güven kaybı, çaresizlik, umutsuzluk, yabancılaşma ve daha birçok baş edilmesi zor duyguları hissedebilmekte; bu durum çocukların fizyolojik, psikolojik, sosyal ve toplumsal gelişimini etkileyebilmektedir. Tüm bu bilimsel gerçeklere rağmen çocukların korunması için herhangi bir önlem alınmamakta, devletin yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucunda ortaya çıkan hak ihlalleri ağırlaşarak ve artarak devam etmektedir.

Ülke yönetimini elinde tutmakta olan güçlerin ana özelliği, halkını, insanını sevmek ve bu sevgi ve özeni temel alarak, o ülke halkına hiçbir ayrım göstermeksizin insancıl, çağdaş nitelikli bir yaşam biçimi sağlamak olmalıdır.

Çocuk ve gençlerine şiddet uygulayan, istismar ve ihmallere sessiz kalan veya göz yuman, istismarcıyı ve şiddet uygulayanı koruyan, çocuk ve gençlerin yaşamlarını yitirmelerine neden olan ve olanlardan hiç pişmanlık payı çıkarmayan yaklaşımları gerekçesi ne olursa olsun kabul etmek mümkün değildir.

Katı, sert, acımasız, insanca tutum ve söylemlerin uzağında kalmayı özellikle yeğleyen bir devlet yönetiminin ve aile yapısının varlığı o ülke çocukları ve gençleri için önemli bir risk etmenidir. Son günlerde Karaman başta olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerinde çocuklara yönelik şiddet ve istismar olayları yaşandığına ilişkin haberler görsel medyada ve gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde yoğunlaşmaya başladı.

Çocukların ve toplumun geleceğini tehdit eden bu gelişmeler çocuklarımızı korumakta zorlandığımız anlamına gelmektedir. Çocuklarına kötü muamele konusunda bu ligde yer alan ülkeler arasında ilk sıralara doğru hızla yol alıyoruz. Kamuoyuna yansımayan, aileler arasında saklı tutulan daha pek çok olayın yaşandığının farkındayız.

Çocuk ve gençlerini acımasızca örseleyen, baskılayan, gelişimlerini aksatan ya da engelleyen, onların geleceklerini karartan, kıyıma uğratan ve yaşam hakkını ellerinden alan bugünkü uygulamalara ‘artık yeter’ ve ‘dur denilmesi gerekir. Çocuklara yönelik istismarları salt cinsel istismar üzerinden ele almak eksik olacaktır. İhmal, duygusal ve fiziksel istismarlar da çocuklara yönelik yanlış tutumların bir parçasıdır.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir (ÇKM)

Türkiye’de ne yazık ki kamu denetiminden uzak vakıflar ve kimi kuruluşlar aracılığı ile eğitim adı altında yapılan faaliyetlerin sonuçları can yakmaktadır. Diyarbakır’da bu biçimde faaliyet yürüten bir yerde çıkan ve 6 çocuğun yaşamına mal olan yangından sonra Karaman ve Aydın’da yaşanan cinsel istismar vakaları, bu vakalara maruz kalan çocuklara barınma imkanı sağlayan özel kurum ve kuruluşlarla ilgili kamu denetimine ne kadar ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de çocuk haklarından bahsetmek bile başlı başına sıkıntılı bir konu haline gelmişken, ülkemizde çocuk haklarını merkezine almayan politikalar üretilmektedir. Ülkemizde yargı kararları ve uygulamaları cinsel istismara uğrayan çocuklara ne yazık ki istismarcılar kadar zarar vermektedir. Cinsel istismar suçu işleyen sanıklar adeta yargı kararları ile kurtarılmaya çalışılmaktadır.

Çocuk yaşta evlendirme sayısının hızla artması kaygı verici iken yürütme organının izlediği önleyici politikalar çocuk istismarı, pedofili ve ensest ile ilgili son derece yetersizdir. Çocuğa yönelik cinsel sömürü alanında çalışan Çocuk Fuhuşu, Çocuk Pornografisi ve Cinsel Amaçlı Çocuk Ticaretine Son (ECPAT) kuruluşunun geçtiğimiz günlerde yayınladığı rapor bunun en açık göstergesidir.

ECPAT’ın Türkiye raporu, Türkiye’nin çocuklara yönelik cinsel sömürü karnesinin içler acısı olduğunu ortaya koydu: Türkiye çocuğun cinsel istismarında hem kaynak hem transit ülke konumunda… 2014 Küresel Kölelik İndeksi’ne göre ise Avrupa’da ‘modern köleliğin’ yani cinsel sömürü ve erken yaşta evliliğin en fazla olduğu ülkenin yine Türkiye olduğu gerçeği açığa çıktı.

Ne yazık ki ülkemizde kaç çocuğun cinsel istismara maruz kaldığına dair net veriler yok. Yine Çocuk İzleme Merkezleri sayısal olarak yeterli olmadığı gibi bu merkezlere erişim hakkında da insanlar yeterli bilgiye sahip değil Çocuk istismarının boyutlarının açığa çıkarılması, sürece müdahale açısında son derece önemli.

Bu yüzden bu konuda verilerin toplanması gerekiyor. Yine çocukların yaşadıkları saldırının engellenmesi kadar müdahale biçiminin çocuğa aynı travmayı tekrar tekrar yaşatmaması önemlidir. Bu açıdan son derece hayati, etkin ve doğru müdahalelerin yapılmaması Kayseri’de olduğu gibi çocukların intihara sürüklenmesine neden olabilecek vahim sonuçlar içeriyor.

Pedagog Psk. Dan. Sevil Gümüş bu konuyu ele aldığı makalesinde özet olarak şunları söylemektedir. ‘İhmal, duygusal, fiziksel istismar ve cinsel istismar çeşitleri; taciz, tecavüz, ensest, çocuğun ruhsal dünyasında tamiri imkansız yaralar açmakta, çocuğun gelişimi en üst düzeyde tamamlamasını, potansiyelini gerçekleştirmesini önlemektedir.

Çocuk istismarı oranı dünyada %1 ila % 10 arasında değişirken ülkemizde bu rakam %10 ila %53 arasındadır ve duygusal istismar %78; fiziksel istismar %24; cinsel istismar ise % 9 oranında olduğu bulunmuştur. İstismara maruz kalan çocukların %70’i 2-10 yaş arasındadır.

Çocukluk çağı travmaları içinde çocuk istismarı yinelenebilirliği, çocuğa genellikle en yakınları tarafından yapılıyor olması nedeniyle tanımlanması ve tedavi edilmesi en zor olan travma olarak nitelendirilmektedir. Çocuk istismarı sebeplerinin arasında aile içi şiddet ve mutsuz evlilik, sosyoekonomik durumun düşük olması, üvey anne baba, geleneksel aile yapısında fiziksel cezanın kabulü gibi nedenleri sıralanabilir.

Çocuk ihmali; çocuğun beslenme, giyinme, barınma, eğitim, sağlık ve sevgi gibi temel gereksinimlerini çocuğa bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından karşılanmaması sonucu, çocuğun gelişiminin en üst düzeyde gerçekleşmesinin engellenmesi olarak tanımlanmaktadır. İhmal, anlaşılması ve teşhis edilmesi oldukça zor olan bir kavramdır. İstismar ve ihmali birbirinden ayıran en önemli nokta, istismarın aktif, ihmalin ise pasif bir durum olmasıdır. Fiziksel istismara göre daha az dramatik olmakla birlikte çocukta yarattığı hasar benzerdir.’

Duygusal İstismar

UNICEF, duygusal istismarı ve ihmali; çocuğun nitelik, kapasite ve arzularının sürekli kötülenmesi, çocuğun sürekli olarak insanüstü güçlerle, sosyal açıdan ağır zararlar verme ya da terk etme ile tehdit edilmesi, çocuktan yaşına ve gücüne uygun olmayan taleplerde bulunulması ve çocuğun, topluma aykırı düşen çocuk bakım yöntemleri ile yetiştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Duygusal istismar çok sık gerçekleşmesine rağmen fiziksel ve cinsel istismar gibi somut bulguları olmadığı için en zor tanınanıdır. Duygusal istismar tek başına görülebildiği gibi fiziksel ve cinsel istismarla birlikte de görülmektedir.

Duygusal istismarın izleri yaşam boyunca kendini gösterebilmektedir. Anne ve babası tarafından sürekli eleştirilen, aşağılanan, sevgi ve ilgi ihtiyacı yeterince karşılanmayan çocuklar, pasif kişilik özelliklerine sahip, kendine güveni olmayan ve antisosyal davranışlar gösteren kişiler olarak tanımlanmaktadır. Bu çocuklarda normal zihinsel kapasite olmasına rağmen, öğrenme güçlüğü ve dikkat dağınıklığı gibi sorunlar görülmektedir.

Fiziksel İstismar

Fiziksel istismar, çocuğun anne babası ya da bakımından sorumlu başka kişi tarafından sağlığına zarar verecek biçimde fiziksel yaralanması ya da yaralanma riski taşımasıdır. Genel olarak fiziksel istismar, çocuğun kaza dışı nedenlerle yaralanması olarak bilinmektedir.

Avrupa ve Asya’ da 9-17 yaşlar arasındaki her 10 çocuktan 6’sının; Türkiye’de ise 7- 14 yaş grubundaki çocukların yaklaşık %40’nın yanlış bir şey yaptıkları zaman anne-babaları tarafından dayak yedikleri saptanmıştır. Türkiye’de sekiz ilde yapılan bir araştırmada ise çocukların istismara uğrama oranı %33; tokat atma, kulak ve saç çekme oranı %25; sopa ile dövme oranı %14 olarak bulunmuştur. Aile içi şiddetle karşılaşan çocuklarda davranış bozuklukları, gelişmede gecikme sık görülmektedir. Ayrıca bu çocukların geleceğin istismarcıları olma olasılığı daha fazladır.

Cinsel İstismar:

Çocuklarda cinsel istismarın yaygınlığı ABD’de 1.3/1,000; Türkiye’ de ise %1,4’dür. Ülkemizde kadınların %20’sinin, tüm erkelerin % 7’sinin çocukluğunda en az bir kez cinsel istismara maruz kaldığı, kız çocuklarının erkek çocuklarına oranla 3 kat fazla cinsel istismara maruz kaldığı saptanmıştır.

Cinsel istismar, psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış ve yaşı küçük olan bir çocuğun bir erişkin tarafından cinsel doyum için kullanılmasıdır. Cinsel istismar oral-genital, anal, genital veya oral temas ile olabileceği gibi, teşhircilik, röntgencilik ve çocuğu pornografide kullanmak şeklinde de olabilir. Çocuk pornografisi gibi çocuğa yönelik organize cinsel saldırılar giderek yaygınlaşmakta; yasadışı olmasına rağmen internetin de etkisi ile çocuk pornografisi yaygın bir pazara ve yüklü bir ciroya sahip olduğu bilinmektedir.

Child Sexual Prevention (2000) a göre çocuk cinsel istismarı, erişkinlik yaşının altında bulunan bir çocuğun bir erişkinin cinsel doyumu için kullanılması veya kullanılmasına göz yumulması şeklinde tanımlanmaktadır (Akt: Çeçen, 2007)

Cinsel istismar; sözel istismar, açık saçık telefon konuşmaları, teşhircilik, röntgencilik, cinsel ilişkiye tanık edilme/olma, bedene cinsel anlamda dokunulması, müstehcen yayınlara konu etme, fuhşa itme, ırza geçme, ensest gibi farklı durumlarla ortaya çıkabilmektedir(Çeçen,2007).

Cinsel istismar % 77 oranınla aile bireyleri, % 11 oranla akrabalar, % 5 oranla çocuğun bakımından sorumlu olmayan kişiler, ve % 2 oranla da çocuğun bakımından sorumlu olan kişiler tarafından gerçekleşmektedir (Ovayoluveark.,2007) Çocuk istismarının biyolojik, psikolojik ve sosyolojik açıdan birçok nedenleri vardır.

Ünal (2008) a göre, bu nedenlerin en başında ailenin ekonomik yetersizliği gelmektedir. Bunun yanında ebeveynin kısıtlı bir sosyal çevreye sahip olması, ya da çevreleriyle uyumsuzluk yaşaması da çocuk istismarının nedenleriarasındadır(Akt:Görmezveark.,1998).

Bunun yanı sıra Ünal (2008) a göre ebeveynlerin kişilik yapıları, erken yaşta ebeveyn olma, alkol alışkanlığı, tek ebeveynlik, eşler arası uyumsuzluk ve ölüm, boşanma, hapis gibi nedenlerle parçalanmış aile yapısına sahip olma çocuk istismarını artıran etmenler olarak görülmektedir(Akt:Aral,1997).

Sonuç olarak, çocuk istismarı ve çocuğa yönelik cinsel saldırganlık konusunu çocukları birey olarak görmeyen; onları kendi mülkleri olarak değerlendiren erkek egemen zihniyetin bir yansıması olarak ele alıyoruz. Soruna etkin müdahale için başta eğitimciler olmak üzere farkındalık eğitimlerinin verilmesi gerekiyor. Çocukların en yakınlarındaki kişilerce istismar edildikleri göz önüne alındığında, çocukların kendilerini korumalarını sağlayacak eğitimlerin verilmesi, rehberlik programlarının buna göre düzenlenmesi ve ailelerin bu konuda eğitilmeleri gerekiyor. Yine üniversitelerin eğitim fakültelerinde çocuk istismarı konusunun toplumsal cinsiyet dersi ile birlikte verilmesi, istismarın fark edilmesi ve önlenmesine yönelik eğitimcilerin donanımlı olmalarını sağlayacaktır.

Aynı zamanda çocuk istismarı ve ihmali bir halk sağlığı sorunudur. Eğitimsiz ailelerin %40’ı çocuklarını istismar ederken, eğitim düzeyi yüksek ailelerde bu oran %17’dir. İstismar ve ihmal, eğitim seviyesi azaldıkça artış gösteren kavram olduğu için aile merkezli destek programlarına, eğitime verilen önemin ve bilincin artırılması, çocuğun topluma kazandırılması, konu ile ilgili gerekli ve aynı zamanda caydırıcı olacak nitelikte yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

İstismara uğramış bir çocuğa yaklaşımda en önemli noktalardan birisi çocuğun daha fazla zarar görmesini önlemektir. Çevrenizdeki bir çocuğun istismara maruz kaldığından şüphe ettiğinizde gerekli yerlere başvurun ve bu istismara göz yummayın. Unutmayın bu olaylar hemen yanı başımızda olmakta ve göz yummak geleceğin ruh sağlığı bozuk bireylerinin hatta geleceğin çocuk istismarcılarının yetişmesine neden olmaktadır. Herkes bu konuda duyarlı ve uyanık olmalıdır.

Mahkemelerin çocukları ilgilendiren cinsel sömürü davalarında kararlarını verirken Türkiye’nin kabul ettiği sözleşmeleri hayata geçirmelerinin bir uluslararası ve insani yükümlülük olduğunu hatırlatır, çocuk istismarı ile ilgili davaların takipçisi olacağımızın bilinmesini isteriz. Çocuklarımızı merakın ve oyunun geliştirici evreninden alarak umutsuzluğa ondan da öte şiddet uygulayan, intiharlara sürükleyen, ölüme tutsak kılan, coşkunun ve yaşamın kapısını onlara kapayan, çevrelerinde olup bitenleri ve dünyayı özgürce sorgulamalarına engel olan tutum ve davranışları kınıyoruz.
                                                                                   

Alaaddin Dinçer

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here