Anasayfa Dergi Ali Topuz : Roboski 2015 (Bu kronoloji, bir gazetecinin vakayı takip için...

Ali Topuz : Roboski 2015 (Bu kronoloji, bir gazetecinin vakayı takip için tuttuğu kişisel notlarından ibarettir)

Paylaş

Roboski, 2015’i de adalete susamış, devlet tacizleriyle baş başa bir halde geçirdi. “Çözüm süreci” buzdolabına alınmadan önce askeri hareketliliklere ve hareketliliklerin olası sonuçlarına karşı erken uyarılar verdi Roboski halkı. Cevap, katırlarının katledilmesi, evlerinin kurşunlanması, milletvekilinin tartaklanması oldu. Avukatları Tahir Elçi’nin katledilmesinin şokunu ve acısını yaşadı.

Aşağıdaki kronoloji, 28 Aralık 2011 gecesinden bu yana olan bitenleri izlemek isteyenler için 2015’teki olayları içeriyor. Belki bir işe yarar diye… Eksikler, hatalar için peşinen özür dilerim. Konu Roboski olunca “Özür dilerim” demekten başka laf dilimin ucuna gelmiyor da zaten. Yapamadıklarım için değil sadece, yaptıklarım için de…
20 Ocak
Yüksekova’dan tuhaf bir haber düştü ajanslara. Kasım ayında jandarma 97 katıra sınırda el koymuş, sonra mahkemeye gitmişti. Mahkeme de 97 katır için “insan ve hayvan sağlığını tehdit” ettikleri gerekçesiyle “imha” kararı vermişti. Katırlar, kendi sağlıklarını tehdit ediyordu özetle. Katırlar inkâr edilemezdi, asimile hiç edilemezdi, o zaman devletin bildiği üçüncü yöntem, “İmha” siyaseti devreye girmiş oluyordu.
Kararın infazı için yazı da yollandı, ancak başka bir haber daha geldi hemen: Kar ve tipi 7 Ocak’ta katırların tutulduğu çadırları yıkmış, katırlar firar ederek İran’a sığınmıştı.
23 Ocak
Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’ndeki Roboski davasına savunma yolladı. Savunmada, Genelkurmay’dan gelen “meşru müdafadır” içerikli yazıya da yaslanılarak, “Olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermektedir” dedi.
Hükümet de devlet de ilk andan itibaren aynı fikirdeydi: Olan biten “normal”di, hataysa bile, “kaçınılmaz hata”ydı, “makul”dü…
8 Mart
Servet Encü’nün evinin tarandığı haberi hem Roboski’de hem de sınır bölgesinde gerginliğe yol açtı.
11 Mart
İngiliz oyun yazarı Anders Lustgarten’in Roboski katliamından esinlenen oyunu “Shrapnel: 34 Fragments of a Massacre”, “Şarapnel: Katliamın 34 Parçası”nın dünya prömiyeri İngiltere’de yapıldı. Oyun 2 Nisan’a kadar Arcola Theatre’ da sahnelendi..
20 Mart
İl Tarım Müdürlüğü’nün 57 katır için mahkemeden “itlaf” talebinde bulunması Şırnak’ı karıştırdı. Katır sahipleri, katırlarıyla Kaymakamlık binası önüne gitti. Cevap: Gaz sıkıldı.
22 Mart
CHP Genel Başkan Yardımıcısı Sezgin Tanrıkulu, katır öldürme fermanlarını Meclis’e taşıdı.
Birçok sorunun yanı sıra, “bu hayvan haklarını ihlal değil midir” diye de soruyordu Tanrıkulu.
23 Mart
Katırlarıyla birlikte sınırı aşarak Türkiye tarafına geçmek isteyen köylüler, Düğündağ Mevkii’nde ateş altında kaldı. Doğrudan hedef gözetilerek ateş edilmişti. Hayır, bu sefer köylülere değil, katırlara nişan alınmıştı. Altı katır öldürüldü.
Muhtar, alay komutanıyla görüşünce gerçek ortaya çıktı: “Kaçakçılığı önleme amacıyla katırların vurulması” emri çıkmıştı.
24 Mart
Köylüler katliamı protesto ettiler. Ölen katır sayısı dokuza ulaşmıştı.
25 Mart
Sınırda katırların öldürülmesine devam edildi.
Bir Roboskili Kürt kadın, durumun vahametini şöyle anlatacaktı: “Biz onlarla (katırlarla) iç içe yaşıyoruz. Onları seviyoruz. Okşuyoruz. Ama şimdi bizden kaçıyorlar. Çok korktular.”
16 Nisan
Şırnak Valisi Ali İhsan su, öldürülen katırlar hakkında konuştu. Vali, Hayvan Hakları Federasyonu yetkililerine, öldürülen katır olmadığını, silah sesinden korkup uçuruma düşen katırlar olabileceğini söyledi. Neredeyse, “Onlar intihar etti” diyecekti.
Vali, hayvan hakları savunucularına çıkışmayı da ihmal etmedi: “Havyanlarla uğraşmayı bırakın ilk önce kaçakçılarla görüşün, kaçakçılığı çözün. Burada asıl sıkıntı kaçakçılar, o sorunun çözülmesi gerek.”
20 Nisan
CHP’li Melda Onur, katırların kaçaklık yaparken değil, merada otlarken öldürüldüklerini söyledi. Hükümetin seçimden önce hır çıkarmaya çalıştığını dile getiren Onur, “Kim öldürmüş” sorusuna, “Uludere’de vur emrini kim vermişse; katırlar için emrini o vermiştir diye düşünüyorum” dedi.
21 Nisan
Sınırda bir süredir devam eden yığınağın ardından, kapsamlı bir askeri operasyon başlatıldı. Roboski halkı huzursuzdu.
22 Nisan
Roboski dahil sınır köyleri operasyona tepki verdi, cevap ateş açılması oldu.
30 Nisan
Katır katlimanı aralıksız sürdü. Şirit Yaylası’nda 8 katırın daha öldürüldüğü anlaşıldı. İki ay içinde katledilen katır sayısı 40’ı geçti.
24 Mayıs
AK Parti, Şırnak Cumhuriyet Meydanı’ndaki billboardlara bir propaganda afişi astı. “Kendi Savaş Uçaklarımızı Kendimiz Yapıyoruz.”
Afiş, Roboskili ailelerin tepkisini çekti.
25 Mayıs
AK Parti, afişleri kaldırdı. Savaş uçağı yapmaktan da savaştan da vazgeçtiği anlamına gelmiyordu bu.
7 Haziran
Roboski’de ölenlerin tümüyle yakınlığı bulunan, katliamdan sonra defalarca gözaltına alınan Ferhat Encü, HDP’den milletvekili seçildi. Roboski’de dört yıldır ilk defa sevinç vardı. Ferhat Encü şunları söyledi: “Faillerin yargılanması için mücadele edeceğim. Hesap sormak için Meclis’e geldim. Mücadeleme devam edeceğim. Hava saldırısı sırasında hayatını kaybeden 34 kişi de benim yakınımdı. Ancak kardeşimle birlikte amca ve dayımın oğulları olan birinci derecede 11 yakınımı kaybettim.”
30 Haziran
Roboski’de evlere ve araçlara ateş açıldı. Milletvekili Ferhat Encü, beş katırın katledildiğini twitter’dan duyurdu.
İçişleri, CHP’nin 24’üncü dönem milletvekili Melda Onur’un katırlara dair soru önergesine yanıt verdi; o cevaptır:
“Jandarma Komutanlığı sorumluluk bölgesinde, 1 Ocak 2014 – 15 Mayıs 2015 tarihleri arasında müdahale edilen kaçakçılık olaylarında 390 adet yük hayvanı (at, katır, eşek) eşe geçirilmiş ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı birimlerine teslim edilmiştir. Esenlikler dileriz.”
2 Temmuz
Sivas Madımak katliamı anmalarında Sivas’ta Roboski’ye atıflar yapıldı. Aynı atıflar birçok Madımak anmasında gündeme geldi. Sivas’taki atıfları yapanlar Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tı.
5 Temmuz
Güvenlik gerekçesiyle Şirit yaylası yasaklandı.
6 Temmuz
Halk, Şirik yaylasının yasaklanmasını ve askerin bölgedeki faaliyetlerini protesto etmek için sınıra yürüdü.
Yürüyüşe ateş açıldı. Veli Encü, ailesinden İsa Encü’nün yaralandığını twitter’dan duyurdu. İsa Encü karnından vurulmuştu.
Katır ölümleri konusunda Yeryüzüne Özgürlük Derneği ve Hayvan Hakları Komitesi’ne bakanlıktan yanıt geldi.
Bakanlığa göre 78 katır hakkında “tasfiye” kararı çıkmış, 20 sahipli katır vurularak öldürülmüştü.
10 katır kayalıklardan düşerek ölmüştü. 10 yaralı katır ise tedavi ediliyordu.
Bakanlık açıklamasında katır öldürmenin gerekçeleri de yer alıyordu, buyrun:
”Uludere ilçesi sınırlarında kaçakçılıkta kullanılan katırların 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında; iş gücü amacı ile insanlar tarafından yetiştirilen ve beslenen hayvanların çiftlik hayvanı olarak değerlendirilmesi ve gerekli uygulamaların Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yapılmasının uygun olacağı mütalaa edilmiştir.”
7 Temmuz 2015
Şirik yaylasının güvenlik bahanesiyle yasaklanmasına karşı eylem devam etti. İkinci günde HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü ve beraberindeki gazetecilere gaz bombası atıldı, Encü tartaklandı.
9 Temmuz
Mazlum-Der, bir Roboski raporu yayınladı.
Raporda, son üç aydaki askeri hareketliliğin arttığı, yaylaların yasaklandığı, köylülere baskının göç amacını taşıdığı algısının oluştuğu dile getirildi.
28 Ağustos 2015
Roboski soruşturmasının kapatılmasına itiraz eden tek askeri hakim mesleki olarak cezalandırıldı. Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesi Başkanı Hakim Albay Oğuz Pürtaş, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne (AYİM) savcı olarak atandı.
Pürtaş söz konusu kararların ‘adalete zarar vereceğini’ söylemişti.
21 Eylül
Kemal Göktaş haberi:
MİT, katliamdan önce “Dr. Erdal Bahoz kod adlı PKK yöneticisi Fehman Hüseyin’in silahlı eylem için bölgeden geçiş yapabileceğine” ilişkin TSK’ya belge yollamış. Bu bilgi Roboski soruşturmasını yürüten savcılıktan gizlenmiş. İstihbarat bilgisi katliamın katliam gününü, yani 28 Aralık 2011 tarihini de kapsıyor.
26 Eylül
Yine Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın haberine göre, bombardımandan önce ilgili tüm askeri birliklerin kanaati, sınıra yaklaşan grubun ‘terörist değil, kaçakçı’ olduğu yönünde. Genelkurmay buna rağmen bombalama kararı vermiş.
29 Eylül
Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın haberi, askeri savcılığın Roboski dosyasındaki tutumunu bir daha deşifre etti: Askeri savcı, bombardımanın hedefindekilerin sivil olduğuna dair ifadelerin hiçbirini dikkate almamış. Oysa yerel askeri birimler defalarca, “Bunlar kaçakçı” uyarısı yapmıştı. Bazı subaylar adeta çırpınmıştı.
Bu ifadelerden biri dönemin 2. Ordu İstihbarat komutanı albay Aygün Eker’e aitti. Eker, grubun kaçakçı olabileceğini belirtse de dikkate alınmadı.
Üstelik bu bilgilerin tamamı dosyada yer alıyordu. Yani askeri yargı, “takipsizlik” kararını verirken, dosyanın bir yarısı görmüş, diğer yarısını görmemişti.
28 Kasım 2015
Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi katledildi. Elçi, Roboskili ailelerin avukatlığını da yapıyordu.
1 Aralık 2015
Roboskili aileler, Diyarbakır Barosuna ve Tahir Elçi’nin ailesine taziye ziyareti yaptı.
Annelerden Halime Encü konuştu:
“Tahir Elçi varı yoğu ile bizim için mücadele yürüttü. Biz de bundan sonra Tahir Elçi katliamı aydınlanıncaya kadar, onun mücadelesini yürüteceğiz. Roboski anneleri olarak bunun burada sözünü veriyoruz.”
12 Aralık
Uludere’ye bağlı Andaç köyünde iki köylü yaşamını yitirdi. Ölümlerin, TSK’nın hava bombardımanı sonucu meydana geldiği dile getirildi. Ferhat Encü, yaşamını yitiren köylülerin adının Hurşit Ölmez ve Macit Ölmez olduğunu söyledi. Encü, olayın ikinci Roboski olduğunu da söyledi.
**Mini kronolojili bir başka yazı için buradan buyrunuz:

Roboski: Kucağımızda iki yıldır yanan boşluk


Uludere’den sonraki iki yıl 
adalet talepleriyle geçti. 
Ne var ki ne Meclis komisyonlarında, 
ne adli süreçte 
tatmin edici bir yere varılabildi.

Roboski hakkıda konuşmak ilk geceden itibaren zordu. Geçen iki yıl, zorluğu hiç azaltmadı, artırdı bile belki.

Roboski unutulur mu? Elbette imkansız, ama nasıl hatırlanacağı daha önemli. Hükümet geçen iki yıla ve sonradan gelen barış sürecine rağmen “kaza” diye hatırlamaya kararlı, örneğin. Meclis de adalet teşkilatı da. Hükümet böyle davranınca, muhalefet de onu sıkıştırmak babından, “Açıkla, hesabını ver” yollu salvolara tutuyor, ringin köşesine sıkıştırdığı ya da öyle sandığı zamanlarda.

“Süreç” var diye “Roboski” denilemez, denilse de az denilir, hatta “Uludere” bile denilemez, denilse de az denilir sananlar yanılıyor. Roboski adaletinin sürece feda edildiğini, edileceğini ya da edilebileceğini sananlar da yanılıyor. “Süreç” Roboski için yoksa, aslında yoktur. Elbette, gideni geri getirmez hiçbir şey, ama gidenin bıraktığı boşluk ve açık ettiği sınırlar kalanlar arasında neler olacağını da gösterir. Roboski sadece sınırda olmuş bir vaka değil, o aşılması gereken sınırları ve doldurulması gereken boşlukları da gösterir. Çünkü Roboski’nin kendisi artık böyle bir sınır ve böyle bir boşluktur.

Roboski bir sınırdır
Sadece devletin parsellerini belirleyen sınır çizgisinde gerçekleştiği için değil. O çizgiyi kutsal diye yutturup, kendi topraklarında hareket etmeyi “öldürülebilir suç” diye yazmış aklın gidebileceği sınırlarını gösterdiği için. Öldürmeyi suç olmaktan çıkaran aklın sınırlarını da.
“Kaçakçılık suçtur” diyenler bu “sınırlı” bakıştan türedi. “Hepsi PKK” diyenler de, “Kaza bu canım” diyenler de. Aralarındaki farklara rağmen, kaçakçı-suçlu-terörist diyenlerle “kaza” diyenler, bu sınır durumda aynı partidendir.

Roboski sınırdır. Katliamı halka duyurmak için 12 saat bekleyenler ve ancak Genelkurmay’ın açıklamasından sonra haber yapmaya cesaret edenlerin de sınırını gösterir.

Elbette “baskı” vardı, malum “barış süreci”nden önceydi ve iktidar kendinden evvellerini aratmayacak bir milliyetçi hamasetle iş görüyordu; ama mesele baskıdan çok, o sınırda olan bitenlere bakıştaki sınırlardaydı. Güney Kürdistan’a “Kuzey Irak” demekten mutlu olan, “Batı Kürdistan”ı Kuzey Suriye’ye çeviren ve Başbakan “Kürdistan” demişken akşam haberlerde bunu “Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi” diye vermeyi seçen akıldaki sınırlar. Devlet tedrisatının milliyetçi, asimilasyonist ve güvenlikçi müfredatını pompaladığı toplumun, o pompayla dolan “hassasiyetleri”ni yaptığına bahane eden iş görme tarzını sınırları.

“Hükümet bunun hesabını versin” diye bağırıp çağırıp, “Roboski acımızdır” yollu ağıt gösterilerine girip, Kürt çocuklarına topraklarının kalbinde ateş salma yetkisini hükümete, oradan da askere veren teskereyi canı gönülden imzalayan “muhalefet”in de sınırlarını gösterir Roboski. MHP’nin tutumu malûm ve açık, fakat CHP’nin sınırları da hiç mi hiç meçhul değil: Roboski’ye yol açan tezkereye onay vermişti. Bir sonraki yıl da aynı tezkereye onay verdi. Bu yıl, Suriye tezekeresine onay vermedi ama “Kuzey Irak” tezkeresine yine onay verdi.
Bu onayın, bu ortaklığın varacağı sınırı gösterir Roboski işte. Savaşın gideceği yeri. Barış sürecinin niye önemli olduğunu.

‘Hakaret’ üstüne hakaret!Ümit Kıvanç’ın çektiği ‘Üzülme Anne Güzel Yerdeyim’ isimli belgeselde konuşan Roboski (Ortasu) ve Bujeh (Gülyazı) köylüleri, yani 34 canı yitiren acılı insanlar, sık sık “Hakaret” sözünü kullanıyorlar. Ellerini açıp dua ediyor ve hem olayın kendisini, hem sonrasındaki hükümet, devlet yetkililerinin sözlerini, tutumlarını, hepsini “Hakaret” diye tanımlıyorlar.

El açıp dua etmeleri sadece inançlı insanlar oluşlarından değil, kucaklarındaki boşluğun yakıcılığından da olmalı. Sarılacakları kişiler olmadığı için Allah’a açıyorlar kucaklarını.

İşte Roboski bu boşluktur. Kucaktaki boşluk. Bombaların toprakta açtığı boşluk olduğu gibi. Bombalarla aramızdan alınanların bizde, yaşamımızda, kucağımızda, evimizde, aklımızda, ruhumuzda oluşturduğu boşluk. Dolmayan boşluk.

“Hakaret” bu boşluğun öylece bırakılmasıdır. Ödetme ya da telafi etme değil (bunlar ufak işler!) o boşluğu anlama çabası… Kucağı, evi, uzayı boş kalanın duymayı umabileceği söz: “Bizim de elimiz, kucağımız, uzayımız boş kaldı.” Ödetme ve telafi, ceza ve tazminat, ancak boşluğun görülmesinden, boşluğun anlaşılmasından sonra işe yarayacak birer basit hukuksal işlem; birer “gösterge” en fazla. O yüzden Kürdistan’ın o yoksul köyleri için çok büyük sayılacak tazminat miktarları reddedildi, reddi bırakın, duyulduğu anda hakaret üstüne gelen hakaret olarak tanımlandı.

Hakikat ortada!
“Adalet” burada, olan biteni ortaya çıkarmayla ilgili değil tek başna, hiç değil: Hakikat gün gibi ortada zaten: Uçaklarınızı yolladınız ve ateş yağdırdınız; adalet burada hakikatle baş etme çabasına girişmek. Yoksa, işin aslını biliyoruz: Meclis yetki verdi, hükümet yetkiyi askerine devretti ve asker de vurdu. Asker, vurur. Hele sen “Vur” dedikten sonra. Hükümeti sıkıştıracağını sanan muhalefet de, tüm “empati” çabasına rağmen niye hiç yüz bulamayacağını anlamaz bir türlü; tezkereye verdiği oyun hakarete uğramış insanlar için anlamını bilemez.
Adalet, “olan bitenin”in ortaya çıkarılmasıyla ilgili değil demek, sorumluların, suçluların olmadığını söylemek değildir. Maksat şu: Siyasal sorumluluk, savaş konseptini yürüten hükümettedir. Muhalefet de desteği kadar sorumluluğu taşır. Ne olduğu, nasıl olduğu, kimin emriyle ve kimin eliyle neyin etkisiyle o bombaların yağdırıldığının ortaya çıkması önemlidir yine de, bir kabulün başlamasıdır çünkü. Kürtlere, varlıkları, tarihleri, topraklarıyla bakıştaki temel sakatlığın ifşasının başlaması: Bir ulusun, bir ulus devlet tarafından dize getirilmesi projesinin adının ilerleme, çağdaşlaşma, modernleşme, ulusal bütünlüğü koruma, milli birlik ve beraberliği garantiye alma olamayacağının.

Sınırları göremezseniz, boşlukları göremezseniz, sınırları gizleyen, boşlukları gizleyen sistemi ve sistemdeki payınızı göremezsiniz. Bir sistemin cinayetidir Roboski. İktidarı ve muhalefetiyle sistemin tamamı mesuldür: Ankara’dan bakınca o bombalama, sistemin devamı için gerekli işlemlerin bir mecburi sonucundan ibaret görünür ve hükümetin dediğinden başka savunma yoktur: Kaza.

Bu “kaza” sözü, akçeli işlerdeki “kâr” sözüne benziyor az: Kendisi yolsuz olan, işleyişi yolsuzluğa ayarlı sistemden kazançlı çıkanlar, elindekilere “kâr” diyor. Onun hesabının sorulmasının “iftira” olduğunu öne sürüyor. Can işlerinde elinden çıkan cinayete de “kaza” diyor; Uludere’ye de aynı kalıp, iş cinayetlerine de aynı kalıp.Barış şartı mı?
Roboski, barış şartı değildir. Roboski savaşın ne olduğu, sonuçlarının ne olduğunu gösteren felakettir. Roboski’de adalet talebi, savaşa devam arzusunu değil, barışı garantiye alma arzusunun dillenmesidir. Kendi sınırlarını aşanları öldürüp, benim sınırlarımı görmeyen gözün açılması talebidir.

Roboski, unutulamaz. “Barış süreci” bu yüzden önemli. Adalet bu yüzden önemli. O gece neler olduğunu bilmek bu yüzden önemli. Unutulmayacak, ama adalet ve yüzleşme, nasıl hatırlanacağını ve hatırlayanların bir arada olup olmayacağını ya da nasıl olacağını belirleyecek.


MİNİ KRONOLOJİ 28 Aralık 2011: Saat 21.37 ile 22.24 arasında Türk savaş uçakları sınır boyundaki bir grubu bombaladı. İlk bilgilere göre can kaybı 35 idi. Sonradan 34 kişinin yaşamını yitirdiği anlaşıldı. 29 Aralık 2011: Ana akım medyanın TV kanalları ve gazeteleri olayın üzerinden 12 saat geçtikten sonra ve elbette TSK’dan yapılan açıklamanın ardından haberi verebildi.

TSK açıklaması şöyleydi: “Bölgenin teröristler tarafından sıkça kullanılan bir yer olması ve geceleyin hududumuza doğru bir hareketin tespit edilmesi üzerine hava kuvvetleri uçakları ile ateş altına alınması gerektiği değerlendirilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında hedef ateş altına alınmıştır.”

Aynı gün AK Parti yetkilisi Hüseyin Çelik, “Uludere bir operasyon kazasıdır” dedi. Çelik’in bir soruya gülerek yanıt vermesi tepki toplamıştı.
Başbakan Erdoğan ise şu açıklamayı yaptı: “Bir grubun olması daha önce Gediktepe ve Hantepe baskınlarında silahlar katırlarla taşınmasını hatırlatıyor. O zaman da niye bunlara müdahale edilmemişti denilmişti.” 9 Ocak 2012: Gülyazı Sınır Alay Komutan Vekili Jandarma Albay Hüseyin Onur Güney görevinden alındı. 17 muvazzaf askere de soruşturma açıldı. Bu tasarrufların nedeni “sınır kaçakçılığına göz yumma”ları, yani görevi ihmaldi. 11 Ocak: TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Uludere Alt Komisyonu kuruldu. 16 Ocak: Bombardımandan kurtulan üç kişi, Gülyazı Alay Komutanlığı’nda “pasaport yasasına muhalefet”, “sınırı yasadışı yollarla ihlal” ve “ülkeye sınırdan kaçak mal sokma” suçlarından ifade verdi. 4-6 Şubat: Komisyon üyeleri Roboski’de incelemeler yaptı. 16 Şubat: Komisyon üyeleri, katliam öncesinde çekilen Heron görüntülerini izledi. Yorumları: “Görüntüler çok net. Göz göre göre ölmüşler.” 1 Mart: Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Uludere’de kasıt yok” dedi. Zamanla bunu söylemeyen AK Partili kalmadı. 5 Nisan 2012: Genelkurmay komisyona 7 sayfalık döküman gönderdi. Buna göre her şey kurallara göre olup bitmişti. Zaten, Meclis’e de bilgi veremezlerdi. Malum, devletimizin sırları çoktur. Adaletsizlik hariç. 16 Mayıs: Wall Street Journal (WSJ) Roboski katliamındaki hava bombardımanı öncesinde ABD’nin insansız hava aracı Predatör’den görüntü alındığını yazdı. 18 Mayıs: Genelkurmay, WSJ haberini yalanladı, “Olayda grubun ilk görüntü tespiti Türk Silahlı Kuvvetlerine ait İnsansız Hava Aracı tarafından yapılmıştır” dedi.

Gazete, Erdoğan’ın yalanlaması üzerine haberinin doğru olduğunu vurgulardı. “Kaynağımız, ABD Savunma Bakanlığı” bilgisini verdi. 22 Mayıs: CHP Milletvekili Mahmut Tanal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında Ankara’da suç duyurusunda bulundu. 23 Mayıs: Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, bombardımanın emrini, “Ankara’da Hava Kuvvetleri’nde görüntüleri analiz eden komutanların verdiğini” söyledi. 26 Mayıs: AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘’Ben sezaryenle doğuma karşı olan bir Başbakanım ve bunların özellikle planlı yapıldığını biliyorum. Bunun, bu ülke nüfusunun artmaması için atılan adımlar olduğunu biliyorum. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum ve bu ifademe karşı çıkan bazı çevrelere, medya mensuplarına da sesleniyorum; yatıyorsunuz, kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz. Her kürtaj bir Uludere’dir diyorum’’ dedi. 5 Ağustos: Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Wall Street Journal’ın haberini doğruladı, Predatör’lerin de olaydan önce görüntü aldığını ve görüntülerde köylülerin seçildiğini açıkladı. Yani “terörist” yoktu zaten! 26 Aralık 2012: Meclis Uludere Alt Komisyon Başkanı AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener, 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda Genelkurmay’ın talimat vermiş olabileceğini açıkladı. Şener, olayda “kasıt bulunmadığını” ancak “zincirleme hata” olduğunu dile getirdi.  Şener, soruşturma sırasında Genelkurmay’ın olayla ilgili tüm belgeleri komisyonla paylaşmadığını belirtti. 28 Mart 2013:TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, “Bu işte kasıt bulunamadığı” şeklindeki alt komisyon raporunu kabul etti.

Komisyon raporundaki iki muhalefet şerhi dikkat çekiciydi. O zamanın BDP/Blok milletvekili Ertuğrul Kürkçü ve CHP milletvekili Levent Gök. Kürkçü, raporda soruların yanıtsız kaldığını belirtiyor, Gök de F-16 bombardımanıyla yurttaş öldürülmesinin en ağır yaşam hakkı ihlali olduğunu dile getiriyordu. Gök, devletin özür dilemekte çok geç kaldığını da belirtiyordu. 12 Haziran: Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 1.5 yıllık süreden sonra Roboski katliamıyla ilgili soruşturma dosyasında kendisini yetkili ve görevli saymadığını ilan etti. Dosyayı da Genelkurmay Askeri Savcılığı’na yolladı.  Savcılığın yorumu, ilk gün hükümet yetkililerinden gelen açıklamayla aynıydı: “Bu bir kaza.” 27 Haziran: Savcılık, ailelerin avukatlarının itirazlarını reddetti. Özetle, “Yetkisizlik ve görevsizlik kararlarına itiraz hakkınız yok” dedi. 10 Ekim: BDP’nin Uludere Araştırma Komisyonu kurulması talebi TBMM Genel Kurulu’unda oylandı; yeter sayıya ulaşılamadığı, yani 139 milletvekili olmadığı için komisyon kurulamadı.

Bir önceki kronoloji için buraya buyrunuz

BİR ZULMÜN KRONOLOJİSİ: ROBOSKİ

28 Aralık 2011: Saat 21.37 ile 22.24 arasında Türk savaş uçakları sınır boyundaki bir grubu bombaladı. İlk bilgilere göre can kaybı 35 idi. Sonradan 34 kişinin yaşamını yitirdiği anlaşıldı.

29 Aralık 2011: Ana akım medyanın TV kanalları ve gazeteleri olayın üzerinden 12 saat geçtikten sonra ve elbette TSK’dan yapılan açıklamanın ardından haberi verebildi.

TSK açıklaması şöyleydi: “Bölgenin teröristler tarafından sıkça kullanılan bir yer olması ve geceleyin hududumuza doğru bir hareketin tespit edilmesi üzerine hava kuvvetleri uçakları ile ateş altına alınması gerektiği değerlendirilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında hedef ateş altına alınmıştır.”

Aynı gün AK Parti yetkilisi Hüseyin Çelik, “Uludere bir operasyon kazasıdır” dedi. Çelik’in bir soruya gülerek yanıt vermesi tepki toplamıştı. Çelik, hem gerçekler araştırma sonucu çıkacak diyor, hem de “Bu bir kazadır” diyerek sonradan mahkemelerin alacağı kararları ilan ediyordu.
Başbakan Erdoğan ise şu açıklamayı yaptı: “Bir grubun olması daha önce Gediktepe ve Hantepe baskınlarında silahlar katırlarla taşınmasını hatırlatıyor. O zaman da niye bunlara müdahale edilmemişti denilmişti.”

Yani dönemin başbakanı Erdoğan, bombalanmasından hiç rahatsız değildi, bombalanmasa rahatsız olacaktı.

2012

5 Ocak 2012: Uludere Başsavcılığı, Roboski katliamına ilişkin soruşturmada gizlilik kararı aldı.

6 Ocak 2012: Katliamda yakınını kaybeden 6 kişi gözaltına alındı
9 Ocak 2012: Gülyazı Sınır Alay Komutan Vekili Jandarma Albay Hüseyin Onur Güney görevinden alındı. 17 muvazzaf askere de soruşturma açıldı. Bu tasarrufların nedeni “sınır kaçakçılığına göz yumma”ları, yani görevi ihmaldi.

11 Ocak 2012: TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Uludere Alt Komisyonu kuruldu.

16 Ocak 2012: Bombardımandan kurtulan üç kişi, Gülyazı Alay Komutanlığı’nda “pasaport yasasına muhalefet”, “sınırı yasadışı yollarla ihlal” ve “ülkeye sınırdan kaçak mal sokma” suçlarından ifade verdi.
2 Şubat 2012: Şırnak Valiliği’nin hesabına, ölenlerin ailelerine verilmek üzere 123’er bin lira para yatırıldı. Paranın yatırılacağı açıklaması yapıldığı andan itibaren aileler, parayı istemediklerini, çocuklarının katillerinin yargılanmasını istediklerini açıkladı.
4-6 Şubat 2012: Komisyon üyeleri Roboski’de incelemeler yaptı.

16 Şubat 2012: Komisyon üyeleri, katliam öncesinde çekilen Heron görüntülerini izledi. Yorumları: “Görüntüler çok net. Göz göre göre ölmüşler.”

29 Şubat 2012:

Ferhat Encü, “Uludere kaymakamına saldırı” suçlamasıyla gözaltına alındı.
1 Mart 2012: Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Uludere’de kasıt yok” dedi. Zamanla bunu söylemeyen AK Partili kalmadı.

10 Mart 2012 Ferhat Encü, okuduğu Çukurova Üniversitesi’nde gözaltına alındı. Suçlama yine kaymakama saldırı.

5 Nisan 2012: Genelkurmay komisyona 7 sayfalık döküman gönderdi. Buna göre her şey kurallara göre olup bitmişti. Zaten, Meclis’e de bilgi veremezlerdi. Malum, devletimizin sırları çoktur. Adaletsizlik hariç.

16 Mayıs 2012: Wall Street Journal (WSJ) Roboski katliamındaki hava bombardımanı öncesinde ABD’nin insansız hava aracı Predatör’den görüntü alındığını yazdı.

18 Mayıs 2012: Genelkurmay, WSJ haberini yalanladı, “Olayda grubun ilk görüntü tespiti Türk Silahlı Kuvvetlerine ait İnsansız Hava Aracı tarafından yapılmıştır” dedi.

Gazete, Erdoğan’ın yalanlaması üzerine haberinin doğru olduğunu vurgulardı. “Kaynağımız, ABD Savunma Bakanlığı” bilgisini verdi.

22 Mayıs 2012: CHP Milletvekili Mahmut Tanal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında Ankara’da suç duyurusunda bulundu.

23 Mayıs 2012: Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, bombardımanın emrini, “Ankara’da Hava Kuvvetleri’nde görüntüleri analiz eden komutanların verdiğini” söyledi. Şahin, şunları eklemeyi de ihmal etmedi:

“Yanlıştan doğru sonuç çıkmaz. Bu vatandaşlarımız kaçakçılık yaparken vurulmuştur. Sağ yakalansalar kaçakçılıktan yargılanacaklardı. Kaçakçılık olayı gölgede kaldı. O bölge KCK’nın kontrolünde olan bir bölgedir. Bölücü terör örgütünün sıktığı kurşun, giydiği giysi ve ayakkabı parayla alınıyor. Bu gençler figüranlardır. Filmin baş aktörleri vardır. BDP bu olayın parçası durumundadır. Kaçakçılık emrini bizzat BDP veriyor. O insanlara kaçak malı veren PKK terör örgütüdür. Kaçakçılığın rantını elde eden KCK terör örgütüdür. Filmin bütününe bakılınca özür dilenecek bir şey yoktur.”

26 Mayıs 2012: AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘’Ben sezaryenle doğuma karşı olan bir Başbakanım ve bunların özellikle planlı yapıldığını biliyorum. Bunun, bu ülke nüfusunun artmaması için atılan adımlar olduğunu biliyorum. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum ve bu ifademe karşı çıkan bazı çevrelere, medya mensuplarına da sesleniyorum; yatıyorsunuz, kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz. Her kürtaj bir Uludere’dir diyorum’’ dedi.

Ferhat Encü, bir açıklamaya katılmak üzere geldiği Ankara’da yine gözaltına alındı.

19 Temmuz 2012: Ferhat Encü bu defa Şırnak’ta gözaltına alındı.
5 Ağustos 2012: Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Wall Street Journal’ın haberini doğruladı, Predatör’lerin de olaydan önce görüntü aldığını ve görüntülerde köylülerin seçildiğini açıkladı. Yani “terörist” yoktu zaten!

16 Ağustos 2012: Ferhat Encü yine gözaltına alındı.

14 Aralık 2012: Başbakan Erdoğan, partisinin vekillerinden BDP ağzıyla konuşmamalarını istedi. BDP’nin Uludere’ye Roboski dediği anımsatılarak, “Oranın adı Uludere. Roboski ne demek?” dedi. Uludere’de yaşamını yitirenlerin ailelerinin hesaplarına 100 bin lira yatırıldığını anımsatan Erdoğan, “Normalde 20 bin lira yatırılırken biz 100 bin lira yatırdık. Geçmişte kaçakçılık var, niye müdahale edilmiyor diye eleştiriliyorduk” diye konuştu.

26 Aralık 2012: Meclis Uludere Alt Komisyon Başkanı AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener, 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda Genelkurmay’ın talimat vermiş olabileceğini açıkladı. Şener, olayda “kasıt bulunmadığını” ancak “zincirleme hata” olduğunu dile getirdi.  Şener, soruşturma sırasında Genelkurmay’ın olayla ilgili tüm belgeleri komisyonla paylaşmadığını belirtti.

29 Aralık 2012: BDP Eşbaşkanları Demirtaş ve Kışanak’ın, Roboski Katliamı için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yaptıkları başvuru işleme alındı. Soykırım, insanlığa karşı suçlar ile savaş suçlarına bakan UCM’den Demirtaş ve Kışanak’a gönderilen yazıda; başvurunun işleme alındığı, çıkacak kararın kendilerine iletileceği belirtildi.

2013
28 Mart 2013:TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, “Bu işte kasıt bulunamadığı” şeklindeki alt komisyon raporunu kabul etti.
Komisyon raporundaki iki muhalefet şerhi dikkat çekiciydi. O zamanın BDP/Blok milletvekili Ertuğrul Kürkçü ve CHP milletvekili Levent Gök. Kürkçü, raporda soruların yanıtsız kaldığını belirtiyor, Gök de F-16 bombardımanıyla yurttaş öldürülmesinin en ağır yaşam hakkı ihlali olduğunu dile getiriyordu. Gök, devletin özür dilemekte çok geç kaldığını da belirtiyordu.

11 Mayıs 2013

Roboski’nin 500’üncü günü. Katliam mağduru köylüler, 15 No’lu sınır taşına giderek kaybettikleri canlarını andı.
11 Haziran 2013: Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 1.5 yıllık süreden sonra Roboski katliamıyla ilgili soruşturma dosyasında kendisini yetkili ve görevli saymadığını ilan etti. Dosyayı da Genelkurmay Askeri Savcılığı’na yolladı.  Savcılığın yorumu, ilk gün hükümet yetkililerinden gelen açıklamayla aynıydı: “Bu bir kaza.”

20 Haziran 2013: Roboskili ailelerin avukatları, Diyarbakır Savcılığı’nın görevsizlik kararına ve dosyayı askeri savcılığa yollamasına itiraz etti.

18 Haziran 2013: Roboski’nin 500’üncü gününde katliam yerine karanfil bırakan 32 aileye Pasaport Kanunu’na muhalefetten üçer bin lira ceza verildi. Biri 11 yaşında, 120’yi aşkın kişi ifade için savcılığa çağrıldı.
27 Haziran 2013: Savcılık, ailelerin avukatlarının itirazlarını reddetti. Özetle, “Yetkisizlik ve görevsizlik kararlarına itiraz hakkınız yok” dedi.

10 Ekim 2013: BDP’nin Uludere Araştırma Komisyonu kurulması talebi TBMM Genel Kurulu’unda oylandı; yeter sayıya ulaşılamadığı, yani 139 milletvekili olmadığı için komisyon kurulamadı.

Aynı gün, sınır ötesi harekat için yetki tezkeresi oylandı; iktidara ikide bir “Roboski’nin hesabını ver” diyen CHP’liler tezkereye, “terörle mücadelede TSK’ya destek” özetli gerekçelerle evet oyu verdi.

2014

19 Ocak 2014: Ortasu (Roboski) ve Gülyazı (Bujeh) köyüne operasyon. Yedi kişi gözaltına alındı. Köy halkının protestoları fayda etmedi.

7 Ocak 2014: Roboski’de 34 sivilin bombalanarak öldürülmesiyle ilgili Askeri Savcılık takipsizlik’ kararı verdi. Gerekçe belliydi: “TSK personeli TBMM ve bakanlar kurulu kararları çerçevesinde, Genelkurmay’ın onayıyla hareket etmiştir.”

9 Ocak 2014: Katliam’da 11 akrabasını kaybeden Ferhat Encü’ye, jandarmaya hakaretten dört yıla varan hapis cezası talep edildi.

20 Ocak 2014: Irak sınırına tel örgü çekilmesini protesto eden Roboskili (Uludere) köylülere sabah baskını yapıldı. İki köyü çeviren jandarma, saat 04.00’te evlere girerek arama yaptı. Aralarında katliamdan kurtulan Servet Encü’nün de olduğu yedi köylü gözaltına alındı.

26 Ocak 2014: Katliamda can veren Nadir Alma’nın ailesine, Nadir’in 2003’te işlediği kaçakçılık “suç”undan kesilen 8 bin 403 lira ceza tebliğ edildi. Böylece “miras yoluyla ceza intikali” icadına da imza atılmış oldu.

24 Mayıs 2014:

Roboskili bazı aileler, Soma’da maden faciasında vefat eden işçilerinin mezarlarını ziyaret etti. Mezarlık çıkışında aileler adına açıklama yapan Veli Encü, Soma’da yaşanan acının bir benzerini yaşadıklarını belirterek, “Rızıklarını kazanmak için şehit düşen kardeşlerimizin mezarlarını ziyaret ettik” dedi.

11 Haziran 2014: Askeri mahkeme, takipsizlik kararına itirazı reddetti.

25 Haziran 2014: Askeri Savcılığın verdiği takipsizlik kararına itiraz eden Askeri Hâkim Pürtaş, kararın kamu vicdanını tatmin etmeyeceğini dile getirdi. Pürtaş, “kararın adalet duygusuna ve devlete zarar vereceğini” söyledi.

8 Temmuz 2014: Ankara Başsavcılığı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel aleyhinde,  “adli yargılamayı etkileme” ve “soruşturmanın gizliliğini ihlal”den yapılan suç duyurusu konusunda takipsizlik kararı verdi.

18 Temmuz 2014: Askeri Savcılığın Roboski katliamıyla ilgili takipsizlik kararına itirazın reddedilmesi üzerine yüzlerce avukat Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı. Avukatların mahkeme önündeki fotoğrafı, hukuk yokluğunun gösterisi gibiydi.

23 Eylül 2014: 34 kişinin hayatını kaybettiği Roboski katliamının 1000’inci gününde anma için “Sınırları tanımıyoruz” sloganıyla katliamın yaşandığı 15 nolu sınır taşına giden Roboskili ailelere askerler gaz bombalarıyla saldırdı. Yoğun gaz bulutunun etkisinden kurtulmak için ilk anda etrafa yayılan aileler, kendilerine müdahalede bulunan askerlere karşı kendilerini taş atarak savundu.

25 Kasım 2014 Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, şu açıklamayı yaptı:

“MİT tarafından gönderilen yazılar ve üst düzey MİT görevlisi tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri telefonla bizzat aranarak, Bahoz Erdal’ın hudut hattını geçmekte olduğu bildirilmiştir. Silahlı Kuvvetler’in yetkilileri, bilginin doğru olup olmadığını defaatle sormasına rağmen, MİT yetkilisi ısrarla bilginin doğruluğunu teyit etmiştir. Sonuçta, MİT’ten gelen birden fazla resmî istihbarat raporları ve telefon bilgileri üzerine maalesef Uludere olayı yaşanmıştır.”

İdris Naim Şahin, silahlı çatışmalar, Van depremi ve Roboski günlerindeki sözleriyle AK Parti’nin sağ kaynaklarının neler olduğunu ve nereye kadar uzanabileceğini de ifşa ediyordu. Taksim Meydanı’ndaki Hocalı mitinginde Ermenilere hakaret eden pankartların önündeki şehvetli konuşmaları, iktidar partisinden ya da hükümetten herhangi bir kimse tarafından eleştiriyi bırakın, düzeltmeye değer bile bulunamayacaktı. Yolları iktidarla ayrıldıktan sonra yaptığı bu açıklama, iktidar-Gülen cemaati kavgasında cemaat lehine zayıf bir delil oluşturmaktan öteye gitmeyecekti. Çünkü Roboski ile zulüm tarihine özel bir kayıt daha düşülen Kürt meselesine bakışta devlet partilerinin ortak paydasının çok geniş olduğu bir sır değildi.

NOT

Bu kronoloji, bir gazetecinin vakayı takip için tuttuğu kişisel notlarından ibarettir. Ne eksiksiz olma, ne doğru olma iddiası taşır. Kronolojiyi mükemmelik iddiasıyla değil, zulme karşı direniş için hafızanın önemine inançla yayınlamaya cesaret ediyorum.

Eksiklik ve hatalarını gideren dost ve yoldaşlara kalbi selamlar.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here