Ali Topuz söyledi ”AK Parti’nin gençliğe hitabesi”: Boynukalın

Paylaş

Abdurrahim Boynukalın, AK Parti’nin örnek genci. Gençliğin lideri. Lider olmakla gençliği terk etmiş biri. Bir proje çocuk. Hızla değişebilen bir proje.

Genç. 28 yaşında. İktidar partisinin gençlik kolları başkanlığı yaptı. 1 Kasım seçimlerinde aday yapılmadığında, “Gençlik teşkilatındaki çalışmalara yoğunlaşmak için” kendisinin affını istediğini söyledi. Ardından Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı oldu. Parti gençlik teşkilatıyla devletin gençlik bakanlığı aynı anlama geliyor belli ki kafasında; hem kendisinin hem de kendisini seçenlerin.

Tekrarı seviyor. Çok seviyor. Üç kere. Liderliğini yaptığı gençliğe her şeyi üç kere tekrar ettiriyor, genellikle. AK Parti’liler eskiden beri biliyor onu, gelecek vaadeden genç olarak. Türkiye’nin kalan yarısı onu bir cümleyi tekrar ederken tanıdı. Hürriyet Gazetesi‘nin önünde, öfkeli, mütehakkim ve adanmış gençliğin örneğiydi. Lideri, “reis” diye anmayı sevdiği Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan içindi bu tekrar: “Seni başkan yaptıracağız…”
Seçilmiş lügatçe
Genç ama gençlere genç gibi hitap etmiyor. Nutukçu. Didaktik. Dogmatik. Gençliğe hitap ederken, bizzat kendisi AK Parti’nin gençliğe hitabesi durumuna geçiyor. Durum, durumunda demeyi çok seviyor.
“Durumundayız.” Genç olarak lider olmak durumunda, lider olarak artık gençliğini terk etmek durumda. Durum. Tavır. Duruş. Çok seviyor bu sözleri. Lügatçesi kıt, fakat yetersizliğin kıtlığı değil, pedagojisinin gereği bu kıtlık: Hem kendisini yetiştirenlerin, hem de kendisinin yetiştireceklerinin bilinçli kıtlığı.
Öfke öykünmesi
Öfkeli görünmeyi seviyor bir de. Takınılmış bir öfke bu. İktidar partisinin kamuoyunda öfkesiyle ünlenen ilk gencinin, Yusuf Yerkel‘in içinden yükselen ve yüzünde tüm boyutlarıyla ifşa olan öfke değil. Biraz mitolojik, biraz güncel ama her durumda taklit bir öfke. Biraz Ömer öfkesi, biraz Recep Tayyip Erdoğan öfkesi ki ikinci zaten birinciye öykünen bir öfke. Öykünülmüş öfke, henüz kişiliğin bir öğesi değil, bir görünümü. Bir pozu. Öfke pozu. İnançlı genç bir siyasal İslamcının gelecek umduğu poz.
İslam mitolojisiyle İslamcı siyasetin mitolojisini, tarihle günceli sürekli iç içe anmayı da çok seviyor. Bir partinin gençlik teşkilatının küçük bir ilçe başkanlığı seçiminde, örneğin, İbrahim’le Nemrut, Musa ile Firavun mesellerinin ruhunu görebiliyor. Görmese de ekleyiveriyor. “Sadece … değil” formülüyle yapıveriyor eklemelerini.
“Tinerci değil dindar” nesil
“Ya bizdensiniz ya onlardan” sözünü ilk söyleyen kişi olabilirdi, daha önce küçük Bush söylememiş olsa. Oğul Bush’un çatışmacı doktrininin bölgesel versiyonu. Her şeyi iki kutup içinde toplayıp ara durumları, ara renkleri, ara imkanları yok sayma eğilimiyle şekillenen doktrinin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pek iyi kullandığı kutuplaştırma, daha doğrusu cepheleştirme siyasetinin stajyeri.
Bir gençlik lideri olarak artık bir genç değil. Şimdiden gelecek nesillerin atalığına soyunmuş. Siyasal İslamcıların pek sevdiği 2. Mehmet‘in gençliği. Kendisi de bu mitolojik rüzgarların ürünü zaten. “Tinerci değil dindar” neslin 13 yıllık iktidar döneminde üretilmiş en önemli örneği.
Ancak, son şeklini bu dönemde aldıysa bile, daha doğuştan örnek. Kendisi doğmadan önce oluşturulmuş heykelin içini dolduran bir örnek. Bir tür proje çocuk: Aile, babası ve dedesi Milli Görüş’ün cefakâr kuşağından. O kuşağın dindar, davasına bağlı, mücadeleden kaçmayan gençlik hayalinin cisimleşmiş hali. Bu günler için yetiştirilmiş kuşaktan. Onlardan farkıysa muhalif mücadelenin saflarında değil, iktidarın müstahkem mevkilerinde büyümek.Muhalefette gereken tutarlılık, iktidarda gerekmiyor ki genç yaşında hızlı dönüşler yapmışlığı var.
Hızlı yükseliş
Bundan üç yıl önce, 25 yaşındayken, biz katile katil deriz diye bitirdiği yazısında, Roboski’nin hesabının mutlaka sorulması gerektiğini söylüyordu; “Vicdan Körlüğü” başlığı vermişti yazısında.Churchill‘in gençlik-vicdan denkleminden haberdar olsa gerek ki yakın zamanda vicdandan çok akılla ilgileniyor; örneğin, muhalefetin ahmaklığını, totaliterliğin gerekçesi sayabiliyor.
Gazze, Bağdat, Kabil ve Şam’da ölenler bir tutuyordu o zamanlar Uludere’de ölenleri; “Hak yerini bulmazsa dünyada ve ahirette şahitlik edecek”lerdendi.
Parlak genç siyasetçi kontenjanından atıldığı sahnede, aile yadigarı ağır tavırlı Müslüman duruşu yerine milliyetçi mukaddesatçı çizgi roman fedaisi duruşunu seçti.
“Biz” deme sevgisi
Rol modeli Erdoğan. Liderinin gramerini, jestlerini, mimiklerini ve vurgulamalarını iyi kapmış. Kendini onlara kaptırmak, siyasal ilişkilenmede bir yöntem. Sadece bir gençlik kusuru değil, Türkiye’deki siyasetin katı hiyerarşisi içinde var olmanın bir yolu.
Uzun konuşmayı da biliyor, kısa konuşmayı da. Uzun bir nutkunu dinlediğinizde, aklınızda en çok z sesi kalacaktır: Biz zamirini çok seviyor, açık ya da gizli. Sondaki z’yi basa basa, uzata uzata söylemeyi de. Bütün “biz”i, z’nin içine gömüyor. “
Erdoğan’ın onda gördükleri, onun Erdoğan’da gördükleriyle anlaşılır hale gelebilir: O, Erdoğan’da aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman’ı, Alparslan’ı, Fatih Sultan Mehmet Han’ı ve cennetmekan Abdülhamit Han’ı görüyor. Ahmet Davutoğlu’nda ise “kardeşler”i görüyor elbette sadece: Aliya İzzetbegoviç, Hasan El Benna veNecmettin Erbakan. Evet, Necmettin Erbakan’ı Erdoğan’ın değil,Davutoğlu‘nun şeceresine yerleştirdi bir konuşmasında. Böylece Erdoğan’ın emsalsiz ve yalnız zirvesini tahkim görevini yerine getirdi. Sadece reisine adanmış bir figür oluşundan değil bu aşk, o zirvenin bir gün, günü, sırası geldiğinde kendisinin de olabileceğini iyi bildiğinden.

Eşarım sevmemek ayb olmaz

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here