Anasayfa Haftanın Yazısı Ali Topuz : Vurulan Kürdistan

Ali Topuz : Vurulan Kürdistan

Paylaş

Tahir Elçi, Dört Ayaklı Minare önünde, vurulmadan az önceÖnünde vurulduğu minare Kürdistan’ın metaforuydu. Dört Ayaklı Minare. Vuran biliyordu bunu.”Silah, çatışma, operasyon istemiyoruz” diyordu tam da. “Bu kadim mekânda silah, çatışma, operasyon istemiyoruz.” Dört Ayaklı Minare’nin önünde, hiç değilse bir saygı mekânında çatışmasızlık talep ediyordu; Bütün Kürdistan’ta çatışmasızlık isteği karşılık bulmasa da belki bazı barış mevzileri üretilir diye. Minare, Kürdistan’ın metaforuydu. Vuran biliyordu bunu. Silahına, çatışma arzusuna, operasyon hazırlıklarına laf edilsin istemiyordu. Kurşun adres sormaz, silahı kullananın yolladığı adrese gider. Adresti. Hedef. Suikast. Kürdistan’ın kalbinde bir minare gölgesinin düştüğü alan kadar bir barış mevzii yaratmak isterken. Dört Ayaklı Minare’de, hiç değilse bu sembolik alanda, Kürdistan’ın dört parçasında olamasa da.

http://www.hayalci.co/ adresinden

Dört Ayaklı Minare. Dört lafı çok yaygın bu aralar aslen, Cumhurbaşkanı “Rabia”diyor ve ekliyor: “Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet…” Toplarsan dört ediyor, rabia. Tek ve tek din de dedi arada, sonradan geri aldı onları; Allah’tan korkanların oylarını kaybederim diye mi artık, “rabia” lafına halel gelmesin diye mi bilmiyoruz.
Tahir Elçi, başka bir dört için çalışanlardandı: Eşitlik. Özgürlük. Adalet. Kardeşlik. Ölmeme eşitliği. Dilini konuşma, konuşma özgürlüğü. Zalimle alışverişte uğranılan haksızlığın telafisi. Kardeşi boğduran iktidar kardeşliği değil, buğdayı ortasındaki çizgiden paylaşan buğday kardeşliği. Birinci dört, ikinci dördün ölümüdür. Suikastidir.

*
İnsan hakları savunucusuydu. Önce, devletin dilini reddediyor diye, haysiyet suikastına uğradı,

televizyonda konuştu diye, konuşturanların da parmakla işaret etmesi eşliğinde. Sonra hukuk suikastına uğradı. En son da fizik suikast. Tıpkı Hrant Dink gibi. Tıpkı, Vedat Aydın gibi…

*

“Türkiye kabile devleti değildir.” Doğru. Kabile devletinde bir laf söyledi diye insanları böyle kolay öldüremezler. Kabile devleti olmadığı için Hacı Lokman Birlik katledilip sürüklendi yerlerde. Hektor.
Kabile devleti olmadığı için Hrant Dink’in delik ayakkabısını gördük. El birliğiyle, polisiyle, askeriyle, para militer çetecileriyle gün gün hesaplayarak öldürmüşlerdi Hrant Dink’i. Kabile devletinde can bu kadar değersiz değildir. Kabile devletinde bir halkın her ferdi ölüme yazgılı sayılmaz bu kadar. Kabile devletlerinin işi değildir soykırım. Daha böyük kötülükler için örgütlenmişlerin işidir bunlar. Büyük devletlerin işi, tıpkı Roboski gibi. Hangi kabile devleti beş bin metreden Ahmet Mehmet ayırmadan yarısı çocuk sivillerin üstüne bomba yağdırmış?

*
“Tahir Elçi yalnız değildir” deniliyordu. Artık yalnız değil, haklarını savunmaya çalıştığı halkının katledilmişlerinin yanına gitti.  “Kürtler nerede” diyorlardı, aha mezarda biri ve diğerleri de onun yolunda, siz neredesiniz?

*
Bu kurşunun barışa, adalete, insan haklarına, mutluluğa sıkıldığını söylüyor biri, bir parlamenter, doğru ama eksik: Bu kurşun bir halka sıkılıyor. Kürt halkına, onun avukatına. Suruç’la başlayan kanlı mektuplar dizisinde yeni bir pusula bu:
Direnme ey Kürdistan deniliyor, direnirsen gencinden vurulur sürüklenirsin sokaklarda, çocuğundan vurulup buzdolabında beklersin, avukatından vurulup haklarını savunmanın bedelinin ölüm olduğunu öğrenirsin. Direnme, “Türk’ün gücü”nü sadece üniformalının ağzından bir söz, duvarda bir yazı olarak değil, avukatının gözünün üstünde kurşun olarak görürsün. Direnme, direnenin tutuklanır günde 40’ar, 50’şer kişiyle, tutuklanmayanın malum.

*

İlk Barolar Birliği Başkanı söyledi bu sefer, bu durumların en ezber lafı: “Bu saldırı Türkiye’ye yapılmıştır.”
Hangi Türkiye? Kürdistan’ın kalbinde, Amed’de, nazik, efendi, heyecanlı, dikkatli bir avukat katledildi, bir baro başkanı. Lice’de, Cizre’de, Şırnak’ta, Roboski’de katledilenlerin avukatlarından. Peki sayın Barolar Birliği Başkanı, Tahir Elçi, “PKK terör örgütü değildir” dediğinde apar topar adliyeye sürüklenirken sen değil miydin, “PKK’nın terör örgütü olmadığı”na dair hiçbir açıklamaya katılmamız mümkün değildir” diye önce, ilk önce Tahir Elçi’yi paylamayı seçen? Hukukçu değil, operasyonları sürdüren militer aklın apolojisti gibi konuşan? Sana kim, Tahir Elçi’nin lafına katıl demişti o zaman? “Elçi bizim kardeşimizdi, kan ağlıyoruz” diyorsun şimdi; öyleyse başlasana hukukçu gibi konuşmaya, davranmaya. Dört Ayaklı Minare’yi savunmaya gitsene sen de, öldürülüp sürüklenenin davasının takipçisi olsana, soyulup sokağa atılanın, buzdolabına konulanın? Operasyonlar dursun desene, “Bu kadim mekanda silah, çatışma, operasyon istemiyoruz” desene, Kürdistan diyemesen de… “Terör diye bir şey yok; ya hukuk vardır ya yoktur. Olmadığı için öldü başkanımız” desene…

*

Eren Keskin, bu suikastleri herkesin hesabına yazıp sorumluluktan kurtulma yolu için yerinde söyledi: “Midem bulanıyor.”

*
“Beyaz Toros” denilmedi boşuna. 1990’ların hayaletlerini bir halkın üzerine salacakları söylendi açık açık. Hayaletlerle cinayet işlenmez tek başına, o yüzden JİTEM’ciler beraat ettirildi, o yüzden terfi terfi üstüne verildi. Suikast, kaçırma, işkence etme, öldürme, yok etme, kaybetme sanatının erbabını ortalığa salarsanız ne olacak sanırsınız?
Vedat Aydın‘a giden kurşun, dilini, Kürtçesini kamusal faaliyette kullanmanın cezasıydı, Tahir Elçi’ye sıkılan kurşun, devletin “terör, terörizm, terörist”tezine, nutkuna itirazının cezasıydı.

*
Cumhurbaşkanı elbette Tahir Elçi’ye şehit demeyecek de, bu laf ne: “Bu olay Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlığının ne kadar doğru olduğunu göstermiştir.”
Öyle mi? Terörle mücadele kararlığı denilen silah, çatışma ve operasyon bazlı politikalar yüzünden bir baro başkanı ölmüşse, silah, çatışma, operasyon haklı mı çıkıyor? Ölenler, ölüme yol açan politikaları haklı mı çıkarıyor? Hak diye ölümü, öldürmeyi görürseniz, doğallaşıyor cümle. Bu cümleyi duyduktan sonra bekleyebileceğimiz tek şey, yeni ölümler değil mi?
Tahir Elçi bir taneydi, öldü. Onu bir daha öldüremezsiniz, ama onun gibi insanlar ölmesin diye mücadele edenler çok, korksunlar mı?
“Aynı kararlılıkla buna devam edeceğiz.” Roboski’den sonra da böyle denilmişti. Önce de. 1984’ten sonra en çok duyduğumuz laf. 40 bin ölüm deniliyor, o 40 bin ölümün müsebbibi bu laf. Artık 50 bin diyen de var, 10 bin önemsiz ya, salla gitsin rakamları.

*
Tahir Elçi artık yalnız değil, canına kıyılmış Kürdistan mazlumlarının yanına gitti. Kalanlar yalnız mı, değil mi, bu imtihan başlıyor yeniden, 40 bin birinci defa. Baksanıza, Başbakan Davutoğlu protesto yürüyüşlerini, itiraz gösterilerini şimdiden terör ilan etti. “Tahir Elçi çatışma arasında kalmış olabilir” dedi bir de, polis kurşunu da çıkabilir, şaşırmayın der gibilerinden…

*
Kulağımda o ağır, uzun ağıt, uzun süredir:

“Heyfa Kurdistan kû îro dişewitînin

utay

 http://utay-alidurantopuz.blogspot.com.tr/2015/11/vurulan-kurdistan.html
Utay
Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here