Anasayfa Dergi Alternatif hayatlar biriktirmek: Koleksiyonculuk

Alternatif hayatlar biriktirmek: Koleksiyonculuk

Paylaş

Kimisi için terapi görevi görüyor, kimisinin içindeki çocuğu yaşatıyor; kimisi yatırım amaçlı yapıyor, kimisi “Ölsem de satmam!” diyor. Koleksiyonculuk beraberinde disiplin, araştırma alışkanlığı ve yeni hayat biçimlerini de getiren bir tutku ve bu işe merak salan kişiyi hem sosyal hem de kişisel anlamda çokça değiştiriyor. Uzun/kısa, farklı sürelerdir farklı alanlarda ‘bir şeyler’ biriktiren altı koleksiyoncuyla görüştük, bu uğraşın hayatı ve ilişkileri nasıl şekillendirdiğini anlamaya çalıştık.

Yetem Çubukçuoğlu (Kartpostal koleksiyoncusu)

Koleksiyon yapmaya nasıl başladınız?

Yaklaşık yirmi senedir koleksiyonerlik yapıyorum, Osmanlı dönemi kartpostalları topluyorum. Koleksiyonumda 2000’e yakın Anadolu’yla ve İstanbul’la ilgili fotokart, kartpostal mevcut. Zaman buldukça yapmaya çalışıyorum, çok meşakkatli bir iş. İlk kartpostalımı çalıştığım yerdeki patronum hediye etmişti, onun sayesinde bir giriş yapmış oldum koleksiyona. Bunu takiben müzayedeleri takip ettim, İstanbul’da ve Ankara’da olan büyük müzayede firmalarını takip ettim. Kiminden bir parça, kiminden on parça alıyorsunuz. İstediğiniz her şeyi bulamıyorsunuz, bazen buluyorsunuz “İşte bu!” diyorsunuz ama o zaman da bütçeniz yeterli olmuyor. Koleksiyon yapmak çok sabır gerektiren bir iş. Aile büyüklerimden gelen bir alışkanlık biriktirmek. Onlar da bir şeyler biriktiriyorlardı, onlardan görerek bende de biriktirme tutkusu başladı. Sonrasında çalıştığım yerlerde de patronlarım koleksiyon yapan kişiler olunca hepsi üst üste bindi ve böyle bir hobi çıktı ortaya. Resimlerin ve görselliğin önemli olduğunu düşünüyorum, yaşanan o anı unutmuyorsunuz bu sayede. Her kartın bir hikayesi var ve hepsini hatırlıyorum çünkü aklınızda yer ediniyor.

Ne zamandan beri bu koleksiyonu yapıyorsunuz?

Profesyonel olarak lise ikide başladım. Ondan önce amatörce topluyordum, hiçbir bilgi sahibi değildim, sadece biriktirme olarak görüyordum. Zamanla daha sistematik bir hale geldi, daha bilinçli ilerlendi.

Osmanlı döneminden özellikle odaklandığınız bir alan var mı?

Benim asıl ilgi alanım Osmanlı’daki sosyo-kültürel hayat. Osmanlı döneminde çok uluslu, çok dilli bir yapı söz konusuydu. Gayrimüslimler, müslümanlar, Aleviler hep beraber yaşıyordu. Bu yapıyla ilgili kartpostallar toplamaya çalışıyorum, aynı zamanda İstanbul ve Adalar koleksiyonum var. Kartpostalları da kendi aralarında sınıflandırıyorum.

Siz kullanıyor musunuz kartpostal?

Kullanıyorum desem yalan olur. Yurt dışına gittiğim zaman aileme atıyorum ama sık kullandığım bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim. Bu zamanda hiç kullanan kalmadı ama biz yine de bu kültürü devam ettirmeye çalışıyoruz.

Koleksiyonunuzun size bir şeyler kattığını veya sizi değiştirdiğini düşünüyor musunuz?

Her yeni kartta bir şeyler öğreniyorsunuz, tarihle bağlantı kurmaya çalışıyorsunuz, kitaplar okuyorsunuz, kitaplarda anlatılan hikayeleri kartpostallarınızın hikayesiyle örtüştüğünü görünce daha mutlu oluyorsunuz. Kartı atan insanın hayatına misafir oluyorsunuz. Bu insanlar hayatlarını, duygularını yazıyor kartlara, ben de onların duygularına ortak oluyorum. Bazen üzülüyorum bazen mutlu oluyorum, çok karmaşık duygular hissediyorum. Dönemin ilişkilerini görüyorsunuz ve günümüzle karşılaştırma şansı yakalıyorsunuz.

Takip ettiğiniz, beğendiniz koleksiyonlar/koleksiyoncular var mı? Keşke bu parça bende olsaydı dediğiniz durumlar oldu mu?

Muhakkak oluyor ama bunlar çok büyük bütçe gerektiren şeyler. Mesela Orlando Calumeno çok müthiş bir koleksiyona sahiptir. Dünyaca ünlü ve benim bildiğim en iyi koleksiyondur.

Ayasofya görünümlü kartpostalSultan Reşad Hanı betimleyen, bir tarafında Ayasofya genel görünümü, diğer tarafda Ayasofya’nın iç görünümü olan kartpostal.

Koleksiyonunuzu nasıl muhafaza ediyorsunuz?

Ben evde tutmak istiyorum ama evdekiler çok yer kapladığı için sıkıntı çıkarıyor. Aside alınmış özel korumalı föylerde saklıyorum. Şu ana kadar başlarına bir şey gelmedi, umarım bundan sonra da gelmez.

Koleksiyon yapmayı bir yatırım olarak düşünüyor musunuz?

Hiç öyle bakamadım ama zaman ne gösterir bilinmez, zor durumda kalırsak satmamız gerekir. Gün geçtikçe daha çok kıymetleniyor, değerleniyor koleksiyon.

Koleksiyonunuzda en sevdiğiniz parça hangisi?

Hepsi birbirinden güzel ama Meşrutiyet kartlarını çok severim çünkü bütün insanların farklarıyla birleştiği bir noktadır. Her milletten, her dinden insan bir olur bu kartlarda.

Ülkemizde koleksiyoncular arasındaki iletişim nasıl? Bir dayanışma var mı?

Birbirimizle bilgi alışverişi halindeyiz. Bir koleksiyon kulübümüz var, her ay bir otelin terasında toplanıyoruz her türlü koleksiyoner geliyor. Herkes birbirini tanıyor, güzel bir çevre ediniyorsunuz. Sonuçta gizli olan bir şeyi bulmaya çalışıyorsunuz ve herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor yoksa ben tek başıma koleksiyon yapsam bir anlamı yok. Diğer insanların da kartları olacak ki, oradan bir anlam çıkartacağız, gerçekliği ortaya çıkaracağız.

En son aldığınız parça nedir?

Dün aldığım Adana’da bir Kuvâ-yi Milliyecinin kart postalı.

Koleksiyonunuzu sergilemek gibi düşünceleriniz var mı?

Şu an daha çok gencim, devam etmek istiyorum ama belli bir yaşa geldikten sonra bağışlamayı düşünüyorum. Koleksiyonumu şu ana kadar kitaplarda ve koleksiyon kulübünün kendi sergilerinde kullandık. Geçen ay da Aras Yayıncılık’tan Hagop Mıntzuri’nin “İstanbul Anıları” adında bir kitabı çıktı. Kitap benim kartpostallarımdan oluşan bir kitap oldu. Böyle güzel şeyler oluyor fakat bunun için ciddi bir zaman ayırmak gerekiyor, öbür yandan hayatın gerçekleri var ve para kazanmamız gerekiyor; bu yüzden her şey yavaş ilerliyor.

Koleksiyonculuk tecrübenizle ilgili ilginç anılarınız var mı?

Olmaz olur mu? Her koleksiyoncunun başından geçen ilginç şeyler vardır. 2003 yılında Kadıköy’de katıldığım bir müzayedede kartpostalları incelerken bir kart dikkatimi çekti. Karta yakından bakmak için elime aldığımda gönderen kişilerin annem ve babam olduğunu gördüm. 1970 yılında evlendikten sonra İzmir Efes’e gitmişler, oradan da babaanneme kartpostal yollamışlar. O kartpostal tesadüfen müzayedede önüme çıktı. Şok olmuştum. Herhalde zamanında çöpe atılmıştı ve döne dolaşa müzayedeye ulaştı.

Alabildiniz mi o kartpostalı?

Aldım tabii, almaz mıyım?

***

Şenol Çelik (Kelebek ve madeni para koleksiyoncusu)

Kimdir Şenol Çelik? Nasıl başladı koleksiyon serüveniniz?

Çocukluktan beri devamlı olarak bir şeyler topladığım için koleksiyon yapma dürtüsü çok eskiye gidiyor benim için. Doğaya karşı olan merakımın ve tutkumun bir sonucu olarak kelebek ve böcek koleksiyonu ortaya çıktı. Öyle ki normalde anneler çamaşırları makineye atmadan önce ceplerini peçete, para var mı diye kontrol ederken benim annem böceklerle karşılaşırdı. Birgün TRT’de bir belgesel izlemiştim, John Powers adında Kanadalı bir adam bahçesine yaptığı küçük serada kelebek üretiyordu ve bu ürettiği kelebekleri de doğaya salıyordu. O gün en büyük hayallerimden birine dönüşmüştü kelebeklerin uçuştuğu bir bahçemin olması. Kelebek koleksiyonu maceram da 1998-1999 yıllarında başladı. İlk başlarda ölülerini bulup alıyordum, sonrasında baktım ki toplaya toplaya elimde çok fazla tür birikmiş. Zamanla yurt dışından bazı kelebekler getirmeye çalıştım, ben yurtdışına gönderdim, bazen de takas yaptık. İnternette koleksiyon üzerine olan bazı forumlarda yazılar yazdım ve oradan kelebek koleksiyoneri Utku gibi çok değerli bir arkadaş edindim. Onunla birlikte yıllarca kelebek topladık. Tabii işin bir de vicdani tarafı var. Bir canlı öldürüyorum sonuçta. Herkes ömürlerini bir gün olarak biliyor olsa da kelebek halinde ömürlerinin ortalama iki hafta gibi bir süresi var ama aslına baktığınızda hayatları yedi sekiz aylık kocaman bir zamanı kapsıyor: Yumurtlama evresi bittikten sonra da mecburi bir ölüm durumu söz konusu oluyor kelebekler için. Kendimi o anlamda biraz rahatlatabiliyorum ama yine de bir sızı oluyor içimde. Öte yandan da siz onları ölümsüzleştirmiş oluyorsunuz, muhteşem bir görsel şölen çıkıyor ortaya. Türkiye’de dışarıdan göç edenlerle birlikte dört yüz küsür kelebek türü var. Bende de yaklaşık üç yüz ellisi mevcut. Uluslararası çapta baktığınızda hepsinden onlarca, binlerce yakalayanlar var fakat ben aynı çiftten maksimum altı yedi çift yakalamayı hedef edindim çünkü daha fazlası benim için de ziyan doğaya karşı da ihanet gibi geliyor. Çeşit anlamında sağlam ama adet anlamında herhangi bir iddia gütmeyen bir koleksiyonum var.

Koleksiyon yapmaya teşvik eden biri oldu mu çevrenizde?

Kimse olmadı, hatta tam tersine etrafımdan “Ne kadar gereksiz, ne acayip” gibi olumsuz tepkiler aldım. Sadece konuştuğum bazı koleksiyonerler manevi olarak destek oldular.

Sizin için koleksiyon yapmanın nasıl bir anlamı var?

Ben 10, 11 yaşlarında başladım tüm koleksiyonlarıma. Koleksiyonla ilgili en çok değinmek istediğim konulardan birisi bu. Çocukken koleksiyoncu mantığında ilerleyemiyorsunuz. Koleksiyoncu olmakla toplayıcı olmak arasına ciddi bir fark var. İlk başta hoşunuza giden, merakınızı cezbeden her şeyi topluyorsunuz. Koleksiyonunun bir amacı ve bir mantığı olması lazım, topladıklarınızın bir şey anlatıyor, bir şey ifade ediyor olması lazım. Örnek vermek gerekirse Türkiye’de resim koleksiyonları genelde bir kompozisyon içinde yapılmıyor. “Ünlü ressamların resimleri” gibi bir konsept, koleksiyon mantığına uymuyor. En basitinden bir dönem, bir akım, bir ressam, hedef belirlemeli. Bulunan her pahalı tabloyu satın alınca bir koleksiyon yapmış olmuyorsunuz. Aynı durum para koleksiyonu için de geçerli. “Eski para koleksiyonu yapıyorum” denince çok geniş bir yelpaze oluyor ve bir anlam ifade etmiyor. Her şeyi toplamak hem maddi açıdan size köstek olur hem de size kattığı bir şey olmaz. Koleksiyonunuzu anlatırken “Bakın bende bunlar var.” demek yerine bir kompozisyon halinde sunup hakkında keyifle bilgiler vermeye çalışmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Koleksiyonlarınızda kaç parça var?

Madeni para koleksiyonumda 3000’e yakın, kelebek koleksiyonumda 2000’e yakın, deniz kabukları için adet belirtmemeyim çok fazla var çünkü bir nadirliği yok buluyorsunuz ve topluyorsunuz, 100’ü geçen yarı değerli taş ve mineral çeşidi, 30 küsür de maske var.

Koleksiyonlarınız size bir insan olarak neler kattı?

Kesinlikle bir şeyler kattığını düşünüyorum. Hayatımızda bazı şeyleri tam olarak açıklayamıyoruz, bazı şeylerin anlamını daha sonrasında fark ediyoruz. Mesela hayvan beslemek. Aslında biz hayvan beslerken kendimizle uğraşıyoruz, onlarla empati kuruyoruz, sevgimizi paylaşıyoruz. Koleksiyonda da bu durum var aslında. Azın ne kadar çok olduğunu öğrendim ben koleksiyon yaptığım süre boyunca. 1000 tane aynısından olacağına bir tane olsun, nadir olsun. Örnek vermek gerekirse, bir Osmanlı padişahı vardır 36 yıl tahtta kalmıştır, bu süreç içinde basılan tüm paraları toplamaktansa anlatabilecek bir önemi, hikayesi (o dönemin enflasyonunu anlatabilir ya da gümüş ayarında farklılık olabilir) olan parçaları toplamak benim ilgimi daha çok çekiyor. Bu anlayış hayatımdaki insanları seçerken de bana yeni bir bakış açısı getirdi. Bir sürü insan olmasındansa, size bir şeyler katacak insanlar olsun hayatınızda.

Takip ettiğiniz, beğendiniz koleksiyonlar/koleksiyoncular var mı? ‘’Keşke bu parça bende olsaydı’’ dediğiniz durumlar oldu mu?

“Keşke bu parça bende olsa” dediğimiz durumlar gerçekten bitmez. Takip ettiğim koleksiyoncu diyemem ama koleksiyon anlamında hayatımı etkileyen ve yönlendiren bir kişi var: Rumeli Pasajı’ndan Fatih Beyazıt. Fatih abiyi iki sene önce annemle eş zamanlı olarak kaybettim. İnanılmaz bir insandı, eski Türkçe’nin bir kısmını sökmemde yardımcı oldu. Bana parayı nasıl seçmem gerektiğini, sahteyle gerçeğin nasıl ayırt edilebildiğini, koleksiyonculuk mantığını öğreten kişi odur. Onunla sürekli yaşadığımız bir şeyi hiç unutamam. Maaşımı aldığım gün koşarak kapısına gidip “Fatih Abi ne var benim alabileceğim?” derdim, bir şeyler çıkarırdı ben de kenara ayırırdım alabileceklerimi. Ödeme kısmı gelince misal 50 liraysa verirdim, o da içinden 10 lira çıkarır geri verirdi yol param olsun diye. Benim içimdeki heyecanı ve hissi çok iyi biliyordu ve biliyordu ki o gün cebimdeki son kuruşa kadar her şeyi almak istiyorum. Onun yaptığı abiliği ve öğrettiklerini hiçbir zaman unutamam.

Koleksiyonunuzu nasıl muhafaza ediyorsunuz?

Diğer birçok koleksiyon konularına göre kelebek koleksiyonunu muhafaza etmek gerçekten çok zor. Küflenmemesi için kelebeklerin vücuduna amonyak enjekte etmeniz gerekiyor. Mantar gibi şeylerin ürememesi için ortamın nem dengesi çok önemli. En önemlisi de hava geçirmeyen kutularda muhafaza edilmeleri gereği. Bu kutular yurt dışından en uygun 80-90 Euro’ya getiriliyor. Getirmesi çok zor olduğu için bir çerçevecide hava geçirmeyen kutular yaptırdım. İtiraf etmeliyim ki bir kısmı hala ayakkabı kutularında duruyor. Bozulmamalarını umut ederek naftalinliyorum sürekli. Bir diğer yandan da Uzak Doğru felsefelerine merakım var, altı yıldır Feng Shui ile ilgileniyorum. Feng Shui öğretisine göre evinizin sağlıkla, insan ilişkileriyle, maddiyatla ilgili olan bölümlerine bulunan eşyalar çok önemli. Ben farkında olmadan arkadaşlar ve dostlarla ilgili olan bölüme maske koleksiyonumu koymuşum ve tesadüf müdür bilinmez ama bir anda sorunlar yaşadığımı fark ettim. Hepsinin göz önünde olmasını istiyor insan ama olunca da böyle sıkıntılar çıkabiliyor.

Koleksiyon yapmayı bir yatırım olarak düşünüyor musunuz?

Asla. Hele ki Türkiye’de hiçbir şekilde. Bu sebeple para koleksiyonumdan tamamen vazgeçtim. Türkiye’deki yasalar koleksiyon yapmanız konusunda yardımcı olmuyor. Türkiye’de 170 ve öncesinden para barındırmak yasak sayılıyor. Son altı padişah öncesinden elinizde bir şey bulunduruyorsanız 15 gün içinde müzeye bildirmeniz gerekiyor. Ben birkaç ay önce bildirimimi yaptım ve müzeden koleksiyonerlik belgesi istedim, sicilim de temiz olmasına rağmen müze kabul etmedi. Güvenlik önemleri yetersiz olduğu için vermemi istediler. İleride başka sıkıntı çıkması ihtimaline karşılık yasak olan paralarım haricindekileri de elimden çıkarmayı düşünüyorum. Şunu da eklemek isterim koleksiyon yapmamın maddi olarak hiçbir getirisi yok, hatta tam tersine sürekli sizden götüren bir şey koleksiyon yapmak. Elinizden çıkarmaya kalktığınızda ederinin yarı fiyatından daha aza veriyorsunuz ama bugünkü aklım olsa ne o gümüş paraları ne de bakır paraları alırdım çünkü hiçbiri para etmiyor. Öbür yandan altın parası koleksiyonu yaparsanız hangi devirde satarsanız satın parasını çıkarıyorsunuz.

Koleksiyonunuzda en sevdiğiniz parça hangisi?

Para koleksiyonumda Abdülmecit dönemine ait Sikke Reformu’ndan önce yapılmış son baskılar var, onlar çok estetik geliyor gözüme, bir de anneannemin dikiş kutusunun içinde bulduğum nikel 5 para Reşat çok önemlidir benim için çünkü para biriktirmeye onunla başlamıştım. Kelebekler içinde en değerlilerden biri ise ilk yakaladığım kelebek olan Maniola Jurtina, Çayır Esmeri diye de geçer, çok severim, çok güzeldir.

Koleksiyoncular arasındaki iletişim nasıl sizce?

Koleksiyonerler birbirlerini inanılmaz derecede kıskanırlar ve bu iş tam anlamıyla bir kıskançlık gerektirir yoksa koleksiyon yapamazsınız. “Bende olan sende olmasın” mantığıyla yaklaşıldığı için kimse kimseyle paylaşımda bulunmuyor. Taş toplamak için çıktığımız taş avında birisi güzel bir parça buldu mu nereden nereye kaçıracağını şaşıyor. Eğlenceli olsa da koleksiyoncular arasında iyi bir dayanışma olduğunu düşünmüyorum. Kimisi var beş liraya aldığı bir parçayı başkasına on beş liraya satıyor, ticarete döndürüyor bu tutkuyu. Gerçek anlamda koleksiyoncu olabilmek devreye giriyor burada. Herkesin kendine ait bir konusu olsa kıskanmaya da ihtiyacı olmaz çünkü o zaman en büyüğü, en iyisi olma gibi bir çaba içine girmez kendi hikayesi içinde kaybolur. Siz bir kelebeği araştırırken onun hangi coğrafyada, hangi bitkiyle beslendiğini, hangi saatler arasında uçuş yaptığını öğreniyorsunuz; bir parayla karşılaştığınızda da o tarihte hangi insanların hangi yollarla ticaret yaptığını ya da o devirde yaşananları merak ediyorsunuz, öğreniyorsunuz. Koleksiyonculuğun bu boyutunda olan insanların obsesyon gibi bir durumu olmaz ama “O para bende olacak” diye yaklaşan bir koleksiyonerden bu tavır beklenir. Tabii herkes böyle değil mesela kelebek koleksiyonu yapan arkadaşım Utku kelebeklerinin hepsini bana verecek, öylesine dostane bir ilişki var aramızda. Bazen o yakalayıp bana veriyor ben de gerip, hazırlayıp ona veriyorum. Utku ile sürekli bir dayanışma içindeyiz ama onu bir koleksiyoner olarak görmekten ziyade kardeş olarak görüyorum.

Koleksiyonunuzla ilgili planlarınız neler?

Çocukken hep Türkiye’de olan türlerin hepsini görebilmeyi, yurt dışındaki kocaman olan türleri görmeyi hayal ederdim. Eğer kıymetli görülürse koleksiyonum bir müzeye ya da üniversiteye, okula  bağışlamayı düşünüyorum. Benim elimde belki bir sene belki on sene dayanacak sonra çürüyüp yok olacak. En azından çocukların görebileceği bir yerde olmasını çok isterim.

Bu süreç içinde başınızdan geçen ilginç bir olay oldu mu?

Birgün çok büyük heyecanlarla Kaplan Kelebeği bulmak için Fethiye Kelebekler Vadisi’ne gitmiştim. Gece bir çadırda kaldım, oldukça salaş bir çevreydi ve sabah biraz kaşınarak uyandım ama kelebeğin peşine düştüğüm için o an dikkatimi ona veremedim. Kelebeği görüp kendime de bir örnek aldıktan sonra İstanbul’a döndüm ve bir ay sonra çadırda yaşadığım kaşıntının aynısı başladı, sebebini anlayamadım. Kaşıntı devam edince doktora gittim  ve doktor “Scorbia” dedi, kısacası uyuz olmuşum. Kelebek sevdası uğruna uyuz olmuştum.

***

İlkay Alikaya (Çizgi roman ve figür koleksiyoncusu)

Koleksiyon yapmaya ne zaman başladınız?

Facebook’taki “Geekler” grubunun kurucusuyum. Çocukluğumdan beri elimde bir sürü figür ve çizgi roman vardı, fakat o zamanlar sadece sevmekle yetiniyordum. 2003 yılında Türkiye’ye gelmemiş sevdiğim karakterleri satın almaya başladım, zaman geçtikçe sonu gelmez bir tutku halini aldı ve bu şekilde aslında koleksiyona bir giriş yapmış bulundum.

Sizi bu konuya yönelten özel birisi veya bir olay oldu mu?

Küçükken araba veya başka oyuncaklardan çok figür biriktirmek isterdim. Beni asıl koleksiyona iten şey Batman dışında hiçbir sevdiğim çizgi roman karakterinin Türkiye’de olmamasıydı. Çocukken olmadığı için alamadığım karakterleri büyüyünce almaya karar verdim. Böylelikle içimdeki çocuk ruhunu yaşatmaya çalışıyorum. Çocukken dokunduğum, iletişim kurduğum bütün karakterleri koleksiyonuma katmaya çalışıyorum.

Kaç parça var koleksiyonunuzda?

1100 parçayı geçmiştir diye düşünüyorum.

Kendinizi koleksiyonunuzla birlikte değişiyor gibi hissediyor musunuz hiç?

Kesinlikle. Özellikle sosyal medyaya girdikten sonra, parayla kazanamayacağım şeylere bir hobi sayesinde sahip oldum. Kadıköy’e her gittiğimde beni illa ki tanıyan birleri çıkıyor. Sürekli mesaj atıp danışan, soru soranlar oluyor, ben de hepsine cevap vermeye çalışıyorum. İnsanların sevgisini kazandığımı düşünüyorum. Bu koleksiyon sevgi ve arkadaşlık bazında çok fazla şey kazandırdı bana.

Takip ettiğiniz, beğendiniz başka koleksiyonlar var mı?

Yöneticisi olduğum sosyal medya grupları sayesinde bütün koleksiyoncuları ve koleksiyonlarını bir şekilde biliyorum. Ben film bazlı, korku temalı figürleri çok fazla almıyorum. Bunları biriktirenler, sadece Transformers biriktirip çok geniş Transformers koleksiyonuna sahip olan arkadaşlar var, bunlara bakıp “Keşke şu parça bende de olsa” diye geçiriyorum içimden ama özüme döndüğümde onların parçalarından çok benim kendi kafamda almak istediğim bazı şeyler şeyler oluyor ve onların eksikliği benim gözümde her zaman daha fazla oluyor.

Batman serisinin ilk baskıları‘Batman: Kara Şovalye’nin Dönüşü’nün ilk baskısı

Koleksiyonunuzda eksik bulduğunuz neler var?

Bazı ara dönem figürlerini hem yılından dolayı bulması zor oluyor, hem de çok nadir oluyor, ya da Comic Con’a özel çıkıyor. Crossbones karakterine sahip olmayı çok isterdim.

Koleksiyonunuzu nasıl muhafaza ediyorsunuz?

Raflarda ve dolaplarda muhafaza ediyorum ama o kadar dolu ki her an kırılabilir raflar. Figürlerin kutularını bile saklıyorum, hatta 1980’lerden kalma kutular hala duruyor. Bakımlarını da makyaj fırçalarıyla yapıyorum. Onlarla tozunu çok daha rahat alıyorum, yumuşak oldukları için de zarar vermiyorlar.

Koleksiyon yapmayı bir yatırım olarak düşünüyor musunuz?

Hayır. Beni tanıyanlar da bilir elimde iki tane olmayan hiçbir figürü satmam. 50 liralık figürüme 1000 lira da teklif etseler satmam. Evime giren her bir figür çocuğum oluyor, onun bendeki anlamı çok değerli oluyor o yüzden satamam. Figürlerimi maddi bir kaynak olarak görmüyorum.

Koleksiyonunuzda en sevdiğiniz parça hangisi?

Kaptan Amerika figürüm aldığım ilk figürlerden olduğu için çok önemli. Bir diğeri de 1981 yapımı He-Man figürüm. He-Man olmasaydı süper kahraman ve çizgi roman dünyasına girmemiş olurdum. Her şeyin başlangıcı diyebilirim kendisine.

Türkiye’deki koleksiyoncular arasında bir dayanışma var mı sizce?

Dayanışma var ve en önemli insanlar yeni kişileri buldukça bu hobilerine daha çok sarılıyorlar. Gaziantep’te çok yakın bir aradaşım var mesela, Bülent, kendisiyle bu hobi sayesinde arkadaş olduk. Mesafelerden ötürü fillen sık görüşemesek de her gün en az bir kere konuşuyoruz. Bu tutku böylesine bir ilişki kurmamızı sağlıyor. Konuştuğumuz konular da figürlerle ilgili oluyor çünkü bizi mutlu eden ortak görüşümüz bu, geri kalan günlük hayata dair konuları çevremizdeki insanlarla yeterince konuşuyoruz zaten. Bu sebeple genel anlamda birbirimize çok sahip çıkıyoruz. Bazı genç arkadaşlar yeni girdikleri için ya da daha olaya hakim olamadıkları için ticaret mantığında yaklaşıyorlar ama onlar da zamanla belli ediyorlar kendilerini ve tepki alıyorlar. Bu tutkuya kendini vermiş insanların ortak amacı çocuk ruhunu yaşatmak ve amacı bu olan insanların çevrelerine zarar verebileceklerini, hırs ve kıskançlık yapabileceklerini düşünmüyorum.

Koleksiyonunuzla ilgili gelecek planlarınız neler?

YouTube üzerinden daha fazla insana ulaşabilmek için kendi çapımda “Figür Figür Geze Geze” diye bir konsept oluşturdum. Çevremde olan yakın arkadaşlarımın evlerine gidip onlarının koleksiyonlarını sergileyeceğim, sohbet edip YouTube üzerinden paylaşacağım. Türkiye’de zor şartlarda da olsa figür koleksiyonu yapıldığını, sevildiğini göstermek ve diğer koleksiyoncu arkadaşlarımın daha fazla tanınmasını sağlamak istiyorum. Bunun dışında bir çizgi roman kafe açmak istiyoruz. Mekan içinde figürlerimi, çizgi romanlarımı sergileyebileceğim bir alan yaratmayı planlıyorum. Konsepte uygun olması için menüdeki seçeneklere bu dünyadan isimler vermeyi istiyoruz yeşil çaya “Krypton” demek gibi.

Koleksiyon maceranız süresince başınızdan geçen ilginç bir anınızı paylaşabilir misiniz?

Marvel’ın Legends of Galactuc BAF’ı (Build a Figure) yüzünden başıma gelen komik bir olay var. Bu seride mesela yedi tane figür alıyorsunuz, o yedi figürün içinden birer tane parça çıkıyor ve bu yedi parçayla başka bir figür oluşturuyorsunuz ama bir bütün oluşturmak için her figürü almanız gerek. War Machine figürü daha önce bir arkadaşım hediye ettiği için vardı ama içindeki bacak parçası yoktu. Tek bir bacak için de komple figürü almak istemiyordum, internette takip ediyordum her gün satan var mı diye. Satan birini buldum o beyefendi de Iron Man’in filmi girdiği için çocuğuna bir tane Iron Man bir tane de War Machine figürü almış. Satıldığını görünce hemen iletişime geçtim ve adam “Ya beyefendi bir bacak çıktı siz emin misiniz bunu istediğinize?” dedi bana. O bacak olmadan figürümü tamamlayamıyordum, benim için çok önemliydi. Gidip alacağım gün İstanbul’da korkunç bir yağmur vardı, giderken minibüsün içi bile su dolmuştu. Buluşacağımız yere vardığımda beni sırılsıklam gördü ve “Bir bacak için mi?” dedi. Eve gidip taktığımda hala paçalarımdan su akıyordu ama taktığım andaki mutluluk paha biçilemezdi.

***

Harutyun Yazdanoğlu (Kaşıklık, peçete, 4 dilli fatura ve Limoges koleksiyoncusu)

Koleksiyon merakınızın ne zaman başladığını hatırlıyor musunuz?

Şu an koleksiyonerler için tedarikçi konumunda olan Instamezat sayfasının kurucularındanım. Her akşam mezat yapıp koleksiyonerlerin koleksiyonlarını geliştirmelerine katkıda bulunuyoruz. Küçük yaştan itibaren biriktirmek ilgi alanım oldu. Ailemin bana verdiği bir pulla başladı biriktirme serüvenim. Yaşım ilerledikçe para, peçete, Limoges, dört dilli fatura biriktirdim ve en son kaşıklık koleksiyonunda karar kıldım. İlk başta benzer şeyler toplamaya, bilgi edinmeye başlıyorsunuz sonra sizin bunu topladığınızı bilen herkes size hediye olarak bu parçalardan getiriyor. Aslında onlara hediye bulma konusunda kolaylık sağlamış oluyorsunuz. Bu şekilde koleksiyon devamlı büyüyor. Bir noktadan sonra siz daha seçici hale geliyorsunuz, daha özel parçalar topluyorsunuz ve koleksiyonun ruhunu geliştiriyorsunuz.

Sizi bu konuya yönelten birisi veya bir olay oldu mu?

Annem de babam da yöneltti. Bizim evde herkes bir şekilde koleksiyon yapıyordu. Bu alt yapıyla yola çıkıp kendi ilgi duyduğum, görmekten zevk aldığım bazı ürünlere daha fazla sahip olmak istedim. Hayatımda daha çok yer kaplasınlar istedim ve daha çok topladım. Bir anıyla da başlayabiliyorsunuz, ilgi duyduğunuz bir ürünle de. İlk kaşıklığım anneannemin çeyizinin kaşıklığıydı. İki kaşıklık, şekerlik ve on iki sunum bardağı varmış ama kırıla kırıla bir bardak ve bir kaşıklık kalmış. O kaşıklığı çok beğeniyordum, yanına benzerlerini aldıkça da koleksiyoner oldum. Annem de bana zamanında kendi yaptığı peçete koleksiyonunu verdi. Onun üstüne ben eklemelerde bulundum, böylelikle hem korumuş hem geliştirmiş oldum.

Koleksiyonunuzda toplam kaç parça var?

130 parça. 40 adet çift var, geri kalanlar da tek. Kaşıklıklar genelde çift üretilir ama çiftini bulmak çok zordur. Buna ek olarak kaşıklıkların çeşitleri vardır: Gümüş kaşıklıklar ve cam kaşıklıklar. Ben cam kaşıklık (Beykoz işi de denir) biriktiriyorum. Gümüş zarar görmediği için kolay bulunuyor, sadece eritilirse yok oluyor ama cam öyle değil, kolay kırılıyor ve çift bulmak zor oluyor.

Ne zamandan beri bu koleksiyonu yapıyorsunuz?

Anneannem ilk kaşıklığımı on yedi yaşımda verdi ama ben onun yanına ilk parçayı yirmi yaşımda aldım ve diğerlerini de almaya bu yaşta başladım.

Koleksiyonunuzu nasıl muhafaza ediyorsunuz?

Vitrinimde saklıyorum.

Koleksiyonunuzun size bir şeyler kattığını veya sizi değiştirdiğini düşünüyor musunuz?

Davranışlarınız değişiyor. Bir seyahate gittiğinizde gezilecek yerler listenizde antikacılar da oluyor. Antikacıya girdiğinizde ilk işiniz kaşıklık var mı diye bakmak oluyor. Bir de evimde bakmaktan çok keyif aldığım beni dinlendiren bir şey oluyor. Bu benim için bir terapi aslında. Terapilerde “Huzurlu, mutlu bir yerde olduğunuzu hayal edin” denir, ben vitrinimin önüne geçip onu izlerken kahve içtiğimi hayal ediyorum. Bir başka artısı da bu konulara ilgi duydukça yan dallara da ilgi duyuyorsunuz. Uygun fiyatlı bir şey bulduğunuzda “Bu değerlenir bir gün” diye düşünüp alabiliyorsunuz.

Takip ettiğiniz, beğendiniz koleksiyonlar/koleksiyoncular var mı?

Tabii ki, olmaz mı? Koleksiyon dünyasına girince hayran olunacak bir sürü koleksiyon görüyorsunuz ama Türkiye’de kaşıklık koleksiyonu yapan çok yok, o yüzden de beğenip takip edebileceğim, kendime model alabileceğim bir kaşıklık koleksiyoneri tanıdığım yok. Bu benim kişisel olarak çok değer verdiğim, bende anısı olan bir şey olduğu için topluyorum.

Koleksiyon yapmayı bir yatırım olarak düşünüyor musunuz?

Asla. Her bir parça sizin bir parçanız oluyor. Her parça özenle, kendi zevkimle seçtiğim için beni yansıtıyor. O ürünü bulmak için maddi ve manevi anlamda ödediğiniz bir bedel var. Bulduğunuz anda yaşadığınız mutluluğu hiçbir şeye değişmezsiniz.

Koleksiyonunuzda en sevdiğiniz parça hangisi?

Anneannemin kaşıklığı, ilk göz ağrım. İhtiyacım olsa bütün koleksiyonumu satarım ama onu satmam. Kırarım, yok ederim ve yok etme acısını da ben yaşarım ama başkasının sahip olmasına dayanamam. Koleksiyon yapmamın sebebi olan parçadır o. Bütün vitrinin ortasında ana kraliçe gibi durur.

Peki koleksiyoncular arasındaki iletişim nasıl? Bir dayanışma var mı?

Koleksiyonerlik bencilliktir. İletişim kopuktur ama kopuk olması da gerekir çünkü bencillik gerektiren bir şey koleksiyonerlik. Farklı alanlardaysanız eğer dayanışmadan söz edilebilir belki ama aynı ürüne odaklandığınız anda hiçbir dayanışma kalmıyor. Göstermelik bir dayanışma var. Özünde hep bir rekabet vardır.

En son aldığınız parça nedir?

Selanik seyahatimde bir antikacıda bulduğum mavi kaşıklık. Benim için çok önemli çünkü hem mavi en sevdiğim renktir hem de normalde kaşıklıklar hep şeffaf cam ve üstü mine işlemeli olur ama bu renkli cam ve mavi.

Koleksiyonunuzla ilgili gelecek planlarını neler?

Sergileme imkanım olursa sergilemeyi isterim tabii ki. Koleksiyonumu başkalarıyla paylamak, bilgi paylaşımı sağlamak çok isterim. Bir koleksiyonerin koleksiyonundan ayrılması zordur. Bağışlamak koleksiyonun yok olmaması için atılan bir adımdır çünkü kişi kendi hayatını, kişiliğini veriyor koleksiyonuna. Sizden sonra o koleksiyon dağılır ama bağışlarsanız bağışladığınız yerde kalır. Kendinizle özdeşleştirdiğiniz bir şeyin kaybolmasını istemezsiniz.

Bu süreç içinde başınızdan geçen ilginç bir olay oldu mu?

Oldu. Kaşıklıkların altında kendi orijinal tabağı olanlar çok ender olur. Bir internet sitesinde normal ederinin üçte biri gibi bir fiyatına tabaklı kaşıklık sergileniyordu, ben de hemen aldım. Ürünün kargoda kırılmasını istemediğim için gidip elden almak istedim. Kaşıklığı satan adam alacağım esnada bana ürünü gösterip “Biliyorsun bunlar çok kıymetli. Aslında bu fiyata kalması çok kötü ben bunu sitede kırıldı olarak gösterip, sana yollamayıp satışı iptal edebilirim.” dedi ve benden daha fazla para istedi. Doğal olarak çok sinirlendim. Siteden satın aldığım, parasını yatırdığım şey için benden daha fazla para istiyordu. “Eve bu gerçekten çok değerli bir parça ama yaptığınız konuşma çok çirkin, siz bunu kırılmış farz edin.” dedim ve kaşıklığı alıp çıktım dükkandan. Parasını ödediğim ürünü çalmak zorunda kaldım.

***

Öykü Küçükali (Kibrit kutusu koleksiyoncusu)

Koleksiyon merakınız nasıl başladı?

Babam ve annem gençken kibrit kutusu toplarlarmış, o zamanlar çok modaymış ben de onların çocuğu olarak biriktirdiklerini alıp genişletmeye, bir koleksiyon oluşturmaya karar verdim. Uygun fiyatlı bir koleksiyon olduğu için de koleksiyon kendi kendine oluşuyor aslında. Seyahate çıkan arkadaşlarım oralardan hediye getiriyor, ben gittiğimde alıyorum öyle öyle birikiyor. Eskiden daha güzel parçalar ve çok çeşit varmış günümüzde ise daha çok çakmak kullanılıyor. Artık daha çok hediyelik eşya amaçlı üretiliyor. Günümüzde seyahat etmek kolaylaştığı için de yaygın bir koleksiyon türü oldu. 180 küsür kibritim var. Ben özellikle farklı barut rengine sahip kibritleri çok seviyorum: kırmızı, yeşil, sarı, mavi, bordo, beyaz.. Rengarenk oluyor, güzel bir görüntü olduğunu düşünüyorum.

Ne zamandan beri bu koleksiyonu yapıyorsunuz?

Daha yeniyim diyebilirim. Beş senedir yapıyorum.

Koleksiyonunuzun size bir şeyler kattığını düşünüyor musunuz?

Bence renkli bir kişilik yapısı oluşturuyor. Rengarenk, her boyutta şekilde kibrit kutuları var. Aslında hayatın ne kadar renkli, çeşitli olduğunu da gösteriyor. Bazen koleksiyondaki en küçük parça sizin en çok sevdiğiniz, en zor şartlarda temin ettiğiniz parça olabiliyor. Hayatın da böyle olduğunu düşünüyorum, küçük şeyler en keyif veren şeyler olabiliyor. Her birinin bir anısı var ve her gittiğiniz yerden, veren her arkadaşınızdan, ailenizden bir parça temsil ediyor.

Takip ettiğiniz, beğendiniz koleksiyonlar var mı?

Yok. Uygun fiyatlı da olduğu için çok toplayan var ama benim özellikle takip ettiğim biri yok.

Koleksiyon yapmayı bir yatırım olarak düşünüyor musunuz?

Şu an para etmiyor ne yazık ki. Ben kendimi mutlu etmek için yapıyorum ama ileride değerlenirse satmak isterim, güzel bir yatırım olabilir.

Koleksiyonunuzla ilgili başınıza gelen ilginç bir olay var mı?

Bir seferinde renkli barutlu kibritlerimle ilgileniyordum sonra “Acaba normal olanla renkli olanın arasında yanma farkı var mı?” diye düşündüm. Yakından bakıp nasıl yandığını incelerken çok yaklaşmışım sanırım saçımı yakmıştım.

***

Hasan Sönmezyurt (Gazoz)

Koleksiyon maceranız nasıl başladı?

1967, Ankara doğumluyum. Ziraat mühendisiyim, tarım bakanlığında çalışıyorum. Yaklaşık 25 yıldır tüm Türkiye’yi dolaşıyorum, dolaşırken hem mesleğimi icra ediyorum hem de koleksiyonumu geliştiriyorum. “Madem dolaşıyorum bunu artıya nasıl çeviririm?” diye düşündüm ve ilk önce gittiğim yerlerde otobüs biletleri alıp onları biriktirmeye başladım ama ücretini verip otobüse binmeyince biraz garip ve maliyetli oluyordu, bu sebepten ötürü vazgeçtim. Sonra birgün Milas’ta bir arazi çalışmamız vardı o zamanın belediye başkanı bizi kapanmış bir gazozhaneye götürdü. Aslında her şey o gün başladı. Oradan neler aldım niye aldım gerçekten bilmiyorum. Aldığım şişeleri ofiste kütüphaneye koydum, gelen insanlar “Bu benim çocukluğumda içtiğim şişeydi” gibi şeyler söyleyince çok mutlu oldum ve devamı geldi. Benim rahmetli dedem kahveciydi, köy kahvesinin çamlar içerisinde bir bahçesi vardı bahçenin ortasında da fıskiyeli bir havuz. O avlunun içerisinde gazozlar vardı, güneşin ışığının vurmasıyla ışıl ışıl parlardı. Çocukken yazın berberin yanında çıraklık yapardım. Günlük yevmiyem 5 liraydı, işimi iyi yapıp müşteriden bahşiş koparmaya çalışırdım ki akşam kendime gazoz alayım. O zamanlarda içime bir tutku doldu. O dönemde satın da alamıyorduk, lükstü, öyle olunca da içimde ukde kaldı.

Parçalara nasıl ulaşıyorsunuz?

Ben hep arazide çalıştığım için dijital ortamla tanışmam dört, beş sene öncesine gidiyor, öncesinde interneti açıp bu işi başka yapan var mı diye bakabilecek bir imkanım yoktu. Dolaşırken eski, en genci yetmiş yaşında gazozcuları bulmaya başladım. Bulduğum gazozcularla kendimce bir röportaj yaptım. Gazozdan yola çıkarak bu insanlara o dönemin açık hava sinemalarını, gazoz fabrikalarını, dükkanlarını sordum ve bana yerlerini tarif etmelerini istedim. Zamanında bu sektörde olan başka insanlarla da görüştüm bana gazozla ilgili olan eşyaları verdiler hep, onlar bıkmışlar senelerce o eşyalarla çalışmış olmaktan zaten. En acı noktalardan biri de bu insanlarla ilk ve son görüşen kişi ben oluyorum. Kimse gidip sormuyor ne şartlarda çalıştınız, neler yaptınız, nasıldı diye. Mesela 1940’lı yıllarda bile sadece İstanbul’da yedi yüzün üzerinde gazozhane varmış. İnsanların günlük yaşamındaki yerini göstermek adına önemli bir sayı bu. Gazoz bizim kültürümüzün bir parçası. Yaşı büyük insanlara gazoz hakkında konuştuğunuzda anılara, geçmişe dalarlar. Bu ülkenin kültürüdür yazın gidilen açık hava sinemaları, mahalle aralarındaki “Gazozuna maç”…

Koleksiyonunuzda kaç parça olduğunu biliyor musunuz?

Benim en büyük sıkıntılarımdan biri bu. Vakitsizlikten dolayı elimdeki parçaların sayısını bilemiyorum ama örnek verecek olursam 1000’den fazla eski dönüşümlü şişelerden, 800’ün üzerinde ahşap kasa, sayısını tahmin edemediğim miktarda kapak… Ben sadece şişe yapmıyorum. Koleksiyonumun içinde şişe, kasa (ahşap ve plastik), açacak, kül tablası, kapak, bardak, dükkan tabelası, efemera (fotoğraf, fatura, kartvizit vb.) var. Bunlara ek olarak su ve maden suyuyla ilgili de her şeyi topluyorum çünkü iyi bir gazoz kaliteli bir su ve doğal pancar şekeriyle yapılır. O yüzden bazı gazozların arkasında üretildiği yerdeki su kaynaklarına atıfta bulunulur.1940’lardan beri yurt dışından koleksiyonerler gelip gazoz kapağı topluyormuş, biz bunun farkına yeni varıyoruz. Kendi ülkemizdeki gazozların kapaklarını yurt dışındaki koleksiyonerlerden takip ediyoruz. Bu çok acı bir durum.

Koleksiyonculuk size ne kattı?

Koleksiyon yapan kişi olarak ayrıntıları görmeyi öğreniyorsunuz, bakmakla görmek arasındaki farkın bilincinde oluyorsunuz,  anlık değerlendirme yapmayı öğreniyorsunuz. Koleksiyonda sonra diye bir kavram yok, anlık karar vermek durumundasınız yoksa kaçıyor. Sonradan fark ettiğim bir şey var: yıllarca bu koleksiyonu oluşturmak için bilgi peşinde koşup bilgi sahibi olmuşum. Araştırmayı öğreniyorsunuz. Her şeyden önemlisi kültürünüzü öğreniyorsunuz.

Takip ettiğiniz, beğendiniz koleksiyonlar/koleksiyonerler var mı?

Beyoğlu Gazozları’nın sahibi Kerim Sakızlı’nın koleksiyonu çok güzeldir, çok özel parçalar vardır.

Koleksiyonunuzda en sevdiğiniz parça hangisi?

Bilecik’te  Çınaraltı gazozu vardır, o gazozun bende hem tabelası var hem sahipleriyle röportaj yaptım. İsim olarak hoşuma gidiyor. Lıklık gazozu da isminden ötürü hoşuma giden parçalardan. İstanbul’dan da Olimpos gazozlarını söylemeden edemeyeceğim.

Türkiye’de koleksiyoncular arasındaki iletişim nasıl?

Kısmen var kısmen yok. Koleksiyonerlikte kıskançlık olması gerekiyor, bu kıskançlık bir takım insani duyguların önüne geçmediği sürece güzel bir şey. Koleksiyonerlik çoğu parçası kayıp bir yapbozdur aslında. Biz hepimiz o kayıp parçaları bulup birleştirmeye çalışıyoruz. Çok fazla şeyin araştırılması gerekiyor ve bu tek kişinin yapabileceği bir şey değil. Sizde olmayan bir parçası başkasında görmek kıskançlığa sebep olabiliyor ama asıl önemli olan o parçanın gün yüzüne çıkmış olması.

En son aldığınız parça nedir?

Barsi Kola. Bu şişe ilk defa çıkıyor karşıma.

Koleksiyonunuzu bağışlamayı ya da sergilemeyi düşündünüz mü?

Bağış olayına sıcak bakmıyorum çünkü bağışlananları bit pazarında tekrar görüyorsunuz, yağmalanıyor. Ben kent müzelerine vererek elimden geldiğince yardımda bulunuyorum. Cem Yılmaz’ın ‘İftarlık Gazoz’ filminde benim gazozlarım kullanıldı, danışmanlığını ben yaptım. En büyük hayallerimden biri 1940’lı yılları anımsatan, o döneme götürecek bir kahvehane yaratmak. Bir dede torununun elinden tutup oradan içeriye adım attığında zamanda yolculuğa çıksın istiyorum. Çocukken yaşadıklarımı yaşatmak istiyorum aslında. Ortaya aynı küçüklüğümdeki gibi fıskiyeli havuz koymak istiyorum, onun içerisine gazozları koymak istiyorum. İçeride ne bilgisayar olmasını istiyorum ne televizyon sadece o dönemin şarkılarını çalan gramofon olacak. Çay odun ateşinde demlenecek, közünde günlük çekilmiş kahve pişirilecek. Bardakların deterjan yerine külde yıkandığı, suların plastik değil de cam şişelerde sunulduğu, bir köşesinde koleksiyonumun sergilendiği, kitap söyleşilerinin ve müzik dinletilerinin yapıldığı bir kahvehane. Gazoz makinelerimi koyup yanına manken usta, manken çırak koyup gazoz imalathanesi efekti vermek istiyorum. Son olarak da doğum günleri, düğünler için ya da kişiye özel butik gazozlar üretmek istiyorum

Bu süreç içinde ilginç karşılaşmalar yaşadınız mı?

Antalya’da araştırma yapıyordum, bir gazetenin Antalya ekini yazan, tarihle ilgilenen İbrahim Cimrin’i buldum. Bu kişiye telefonla ulaştım ve “Gazozla ilgi araştırma yapıyorum, bana Antalya gazozlarıyla ilgili yardımcı olabilecek tanıdığınız var mı?” dedim. “Babam Antalya’nın ilk gazozcularındandır” dedi. Buluştuk, keyifle sohbet ettik. Bir yıl aradan sonra ben Kahramanmaraş’a araştırma yapmaya gittim röportaj için yaşlı bir abimize ulaştım ama konuşmaya bir türlü ikna edemedim. Memleket sohbetiyle fikrini değiştirmek için sorduğumda Antalyalı olduğunu söyledi ben de direkt bir sene İbrahim Cimrin ile yaptığım sohbetten bahsettim. Adamcağız şok geçirdi ve “Onun babası benim ustamdır senelerdir onları arıyorum!” dedi. Hemen telefonu çevirdim ve görüştüler. “Sen beni bu insanlarla görüştürdün ya ne istersen yaparım!” dedi. Böyle güzel bir buluşmaya vesile olmuştum.

kaynak : Zero
Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here