Anasayfa Haber Arzu Şimşek yazdı : Bir film sonrası..

Arzu Şimşek yazdı : Bir film sonrası..

Paylaş

 

Bir arkadaşım, -erkek- konuşma içerisinde çevresel veya yetiştirme gibi etkenlerden olsa gerek; kaçınılmaz anlamında ‘ o toplumsal cinsiyet rolleri bende de var tabii’ demişti.Doğal ve anlaşılır kılmıştı anlattıklarını, benim de toplumsal kadın cinsiyeti rollerine uyan davranışlarım olabileceğinden ve o rollerin mağdur tarafı olduğumdan olsa gerek..Evet, mağdurluk da haklılık, onay, anlaşılırlık, ikna, kabulleniş  sağlayabiliyor yeter ki sorunu bizim dışımızda bir heyhulaya çevirip hep beraber mağdurluğumuza dair bir şeyler yakalamış olalım.Hem zenginlik de sağlıyor; sorunlar ile kendimizi ilişkilendirdiğimiz alanlarla yeni kimlikler oluşturuyor, dışımızda bıraktıklarımızla da bol bol nimetlerinden yararlandığımız rol hayatlar.

Sinema filmleri bazen içinde hayatlarımızla buluştuğumuzdan değil de, dışarıdan bakabildiğimizi sandığımız durumlardan dışarı çıkmamış olduğumuzu gösterdiğinden iyi olabiliyor..Filmde belirli geçişlerde loş ortamda tek başına ekrana yansıtılan, belirsizlik haliyle bizi O’ na veya O’ndan doğru bakmaya yönelten, oysa akış içerisinde O’nu tanımaya yönelik tahminlerimizi bulamadığımız, ‘susturulmuş’ bir erkek var.İzlerken, faydacı, güç, cinsellik düşkünü, bencil.. gibi hayatımızda sıkça kullandığımız sıfatlarla ilişkilendirebileceğimiz, beklediğimiz davranışları-tepkileri göremiyoruz.Bir sonraki sahne bir-iki saniye sonrası için aklımızdan geçip de göremediklerimiz; hayatımıza kendimize ayna tuttuğu için  orda gördüklerimizden  çok daha önemli, çok daha bizim hikayemiz.. Aslında susturulmuş olan;  erkek rolleri ,kategorize edilmiş  erkeklik davranışları ama erkek dediğimde de aynı algı oluşabiliyor, nasıl olsa çoktan birleştiler beyinlerimizde.Tabi bu susturulmuş dediğim soyutluk yorumundan çıkıp filmdeki somutluğa bakarsak, niyelerini, ne düşündüğünü bilmediğimiz –ve hep aramak zorunda kaldığımız-  ama o ne ise artık, yalnızca kendi bildiğini yapan hiçbir etkileşimi olmayan yapının sergilendiğini de söyleyebiliriz.Basitçe, konuşmayarak incitilen onurlar üzerine kurdurulmuş yaşamsız kimlikler. Her yerde olup hiç bir şey olmak haliydi  bir erkek için fark edebilirse  bulantı oluşturacak olan.

Kişiler olarak yeni duruşlar, bazı özgürlük alanları açtık veya kazandık belki, cinsiyetli inşa edilmiş dayatmaları kırarken ama yeni tip kastlarımızı koruyarak, yeni çıkmazlar oluşturarak. Sosyal eşitlik isterken ‘kadın’ ve ‘erkek’ modelleri kurduk hep beraber, biyolojik oluşları tahkim altına aldık.Gelen ikinci gelirlerin açtığı hak alanlarını sevdik,iş paylaşımlarından eşitlik kurduk.Oysa, aşk ilişkilerimizde bile, partner ile birlikte,yani birebir karşılaşmada bile, karşılıklı  hazlar oluşturabilmeye, etkileşimle cinselliğimizin dönüşümlerini yaşamaya  açık olamayacak kadar sınırlandırılmıştı benlerimiz.Yaşama, kendimizi gerçekleştirmeye dönüşebilecek büyük potansiyel nesneleşiyor biz tekrar tekrar tüketebiliyorduk. Bir özdü biyolojik cinsiyetlerimiz ve tanımladıklarımız yeterliydi.Çoktan belirlemiştik bunları, ne de olsa  kimlikli insanlardık.Tanımlanan rollere uyabilecek kadar açıktık değişime..

Filmde farklı sosyal yaşamların temsili gibi yer alan,  özne olarak yansıtılmayan kadınlar ise iyi ve kötünün dışında canlı somut hayattandılar, etkileşim ve paylaşım oluşlarının arayış sancılarıyla.Bir erkeğin, hayatta olan, sıradan yaşamları anlatan bir film diye burun kıvırabileceğini  düşününce hepimizi sarıyor bulantı hali..Erkekler o eşiği atlamadan çözüm yok çünkü.

Birden dondurulsa zıtlıklar üzerinden beslenen sömürücü yapı, alınsa elimizden sığınmalarımız kaçışlarımız, aslında besliyor olduğumuz sistem kurumları nötralize olsa nasıl yaşayacağımızı bilmeyenleriz. Hayal kuramadan hayatı değiştirmeye aday değil miyiz nasıl olsa.

zeki_demirkubuzun_son_filmi_bulanti_hakkinda_aciklama_h15995

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here