Anasayfa Röportaj Aşk Tepesi’ Nefret Tepesi olmuş…

Aşk Tepesi’ Nefret Tepesi olmuş…

Paylaş

Cizîr’e girer girmez, arkadaşlar bana bir tepeyi gösterdiler. “Aşk tepesi”…

Elbette şaka yapıyorlar sandım. Kanlı bir kavganın hüküm sürdüğü bu tepenin adının “aşk tepesi” olacağına rüyamda görsem inanmazdım.

Ama öyleymiş gerçekten.

Tepede yarım kalmış bir inşaat var. Mem-û Zîn Kültür merkezi inşaatıymış. Yarım kalmış. Sebebi malum: Cizîr “hendek savaşları.”

Ama yalnız “yarım kalmış” bir inşaat değil.

“Aşk tepesinde, Mem-û Zîn Kültür Merkezi” inşaatı, askeri bir “mevzi” halini almış.

İnşaatın önünde iki zırhlı… Bunlara “kobra” deniyor. Özel Harekat’a ait. Kamera sistemli otomatik silah taşıyor. Özel harekatçıların “yüzleri kapalı”. Zıhlıların “plakası” yok.

Burada devlet “illegal.”

Ama hepsi bu kadar değil… 27 Aralık sabahı Barış Dalmış tam bu noktada, tepeden açılan ateşle başından vuruldu. Onun yaralandığını görerek yardımına koşan Zeki Alar da yine aynı noktadan açılan ateşle şehit edildi… “Aşk tepesi” ölüm kusuyor.

Duvarlar delik deşik

“Aşk tepesinin” tam karşısında, aşağı yukarı tepeye iki yüz metre mesafede bir evin bahçe kapısından giriyoruz. DİHA’cılar kurşun delikli camları gösteriyorlar.

 


Evet… “Aşk tepesinden” buraya sözünü ettiğim zırhlılardan ateş ediliyor. Lazer ışıklı sistemle çalışan silahlarla evde dört pencere, bir kapı isabet almış. Duvarlar delik deşik.

Bu ev neden böyle hedef alınmış.

Burası YDG-H, YDG-K örgütünün “merkez komitesi” binası değil. Yağarcık ailesinin evi. Üç katlı binada onlarca çocukla birlikte “sivil” aileler yaşıyor. Ve bu ev 27 Aralık çatışmasından bu yana “ateş altında”.

Açılan ateş sanılanın aksine “korkutma” amaçlı değil. Sineği gözünden vurmakla övünen Özel Harekatçılar yanlışlıkla camlardan içeriye mermi yağdırmıyor. Atılan mermiler camdan giriyor, duvara saplanıyor. Mermilerden birisi duvarda 1 metre 80 santim yükseklikte. Uzun boylu bir insan bu atışla vurulabilir. Ama evin mutafağındaki mermi çok daha tehdit edici şekilde mutfak kapısında ve duvarda bir delik açmış. Yerden yüksekliği sadece 1 metre. Atışlar öldürme amaçlı.

Çocukların yaşadığı ev hedef alındı

Soruyorum. Ateş açıldığı zaman ne yapıyorsunuz? Yere yatıyorlarmış. Sonra sürünerek en dip odalardan birine sığınıyorlarmış. Zaten artık evin bütün odalarından çekilmişler. Gece olunca herkes tek bir odada toplanıyor. Diğer katların da durumu aynı.

Mehmet Yağacık, bu geceden itibaren “karartma” yapacağız diyor. Savaş zamanlarında yapılan “karartma” böylece Cizîr’de uygulanacak…

Çocukların durumu acıklı. Çözüm sürecine umut bağlanan bir dönemde bu çocuklar devlet terörü altında, geceleri korkuyla uyanıyor. Okula gitmeyenler var. Evin duvarına gömülmüş mermi deliklerine parmaklarını sokuyorlar. “Mermi burada duruyor” diye bağırışıyorlar.

O iki kobranın “aşk tepesinde”, “kültür merkezi” inşaatının önünde mevzilenmesi bize her şeyi anlatıyor.

Burada öyle “teröristti”, “örgüttü” filan boş laf. Tepeye mevzilenmek demek, sivil halkı, Cizîr’i hedef almak demektir… Oradan açılan ateşle, bir sürü sivil insanın, ailelerin, çocukların yaşadığı bir evin hedef alınması gerçeği olduğu gibi ortaya çıkarıyor.

Özel Hareketçılar orayı terk etmeli

Ve “Aşk Tepesinde”ki Mem-û Zîn Kültür merkezi inşaatı bir türlü yapılamıyor… Çünkü işgal altında…

“Aşk tepesindeki” zırhlılar ve Özel Hareketçıların orayı terk etmesi şart.

 


Şehri stratejik bir tepeden “denetlemek”, sivil halkı buradan ateş altına almak ile gençlerin kazdığı hendekleri karşılaştırdığımız zaman, kimin haklı , kimin haksız olduğu kendiliğinden anlaşılmakta…

Önderliğe bağlı gençlerle

YDG-H ve YDG-K bölge temsilcileri benim geldiğimi her nasılsa öğrenmişler. Birisi kolumdan tuttu, bir evden içeriye girdik. Salonda bölge temsilcileriyle tanıştırıldım. Genç insanlar. İsimlerini söylemediler, ama “yüzleri açıktı”. Onlara “yüzleri açık olsa da” gözlerimin iyi görmemesinin güvenlik açısından yararlı olduğunu söyledim. Güldüler.

Onlarla sohbet ettik.

“Yüz kapatmama kararınız geçerli mi?” diye soruyorum.

Bölge temsilcisi, “bu karar” diyor, “Sadece toplumsal, kitle eylemleriyle ilgiliydi ve bugün de yürürlüktedir, kitle eylemlerinde yüzü kapalı arkadaşlarımız artık yok… Bunun dışında ise devlet güçlerine karşı güvenlik önlemlerimiz sürüyor.”

Hendekleri ne zaman kapatacaksınız?

“Bu, devletin çözüm sürecine, müzakerelere karşı takınacağı tavıra bağlı. Eğer Önderlik bize, bu konuda direktif verirse, biz buna kesinlikle uyarız. Gençlik Önderliğe bağlıdır. Burada asıl sorun hendek sorunu değil… Devletin halka, çözüm sürecine karşı tutumu… Hendekler olsa da olmasa da, biz burada devletin halk karşıtı otoritesine karşı alan tutarak halkın otoritesini gerçekleştirmek için çalışmaya devam edeceğiz…”

“Hendekler size göre ne gibi bir işlev gördü?”

Genç bölge temsilcisi, tane tane anlatıyor:

“Her şeyden önce devlet halkımızın çocuklarını kitlesel olarak göz altına alma ve tutuklama pratiğinde geriletildi. Hendekler halkın özsavunma gücünü açığa çıkarmamıza yardım etti. Biz bu devletin halkımızın üzerindeki haksız otoritesine karşı ‘alan tutarak’ halkın otoritesini hakim kılıyoruz. 6-8 Ekim serhildanından sonra devlet saldırıya geçti. Kürdistan’da yaklaşık 800 genç, çocuk, yurtsever tutuklandı. Ama hendeklerle kapatılan Cizîr’de, İdil’de ve dört tutuklama hariç Silopi’de devlet tek bir arkadaşımızı tutuklayamadı.”

Soruyorum: Devlet sizin uygulamalarınızı asayiş sorunu olarak tanıtıyor. Yani siz gerçekten bu yerlerin asayişini bozuyor musunuz?

“Hayır”, diyor, “Tam tersine… Biz devletin bozduğu asayişi yeniden tesis ediyoruz. Hendeklerin açılmasından bu yana, Cizîr’de hırsızlık, fuhuş, uyuşturucu suçlarına karşı mücadele verildi. Bu suçlara karışmış insanlar ki çoğunluğu gençlerdir, yakalanıyor, yargılanıyor ve pek çoğu denetimli serbestlik uygulamasına tabi tutuluyor. Bunlar halk hizmetinde çalışmaya mahkum ediliyor. Yolları temizlemek ve benzeri işler yaptırılıyor…”

Bu uygulamanın sonucunda yaklaşık 100 genç topluma yeniden kazandırılma sürecine sokulmuş. Benim izlenimim şu: Gençlik sorumluları ne yaptıklarının bilincinde olan insanlar. PKK Önderi Öcalan’a yüksek bir bilinçle bağlılar. Onları “provokasyon” öznesi gibi görenlerin büyük bir yanılgı içinde olduğunu söyleyebilirim. Biraz sohbet edince anlaşılıyor ki, onlar “işlerinde” ciddiler, ve insani ilişkilerinde esprili, gülen insanlar… Oyun oynamıyorlar.

Hendek başında…

Gençlerden ayrıldıktan sonra, bir “hendek” başında duruyoruz. Bu bölge, Hüda-Par’lıların gençlik çadırına saldırdığı yer. O çadıra açılan ateşte Yasin Özer şehit edilmişti. Ardından da polisin açtığı ateşle, Barış Dalmış katledildi.

Hüda Par’ın üslendiği bina hendeğin yaklaşık iki yüz metre ötesinde. Şimdilik orada “sessizlik” var.

Açılan hendeklerin arkasında güneş bsattıktan, ortalık karardıktan sonra genellikle ateşler yakılıyor. Her sokak başında öbek öbek gençler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar hem ateşte ısınıyor, hem de nöbet tutuyor.

Biz bir gençlik nöbet çadırına girdik. O gün özel olarak iki genç, Cizîr’de şehit düşen çocuklar için besteledikleri bir ağıtı okudu. Bizi çadıra çağıran genç kadın “ben taş kalpliyim, ama ben bile ağladım” diyor. Ona “devrimcinin kalbi taşlaşmaz” diyorum, gülüyor. Belli ki, o da kendi kalbinin insan ve özgürlük için attığını çok iyi biliyor.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here