Anasayfa AYKAN SEVER YAZDI Kolombiya Barış Süreci ve İmralı Notları

AYKAN SEVER YAZDI Kolombiya Barış Süreci ve İmralı Notları

 

FARC ile Santos hükümeti arasındaki 2012 Ekim’inden bu yana süren görüşmeler bugüne kadar büyük aksaklıklar çıkmaksızın sürmesinde belirleyici etmenler neler oldu? Türkiye’de neden başarısız olundu?Aykan SeverErivan – BİA Haber Merkezi05 Nisan 2016, Salı 00:02“Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa” ya da İmralı Notları diye de anılan kitapta yazılanlar ve olan bitenler ışığında, Türkiye’de (şimdilik biten) ve Kolombiya’da sürmekte olan müzakere süreçlerini genel hatlarıyla karşılaştırmaya çalışacağım.İmralı Notları’da yer alan tartışmaların kapsamı bir hayli geniş. Yakın dönem başta olmak üzere bizim coğrafyamızın bir çok boyutuyla görüşmeler sırasında özel olarak Öcalan tarafından masaya yatırıldığını görebiliyoruz. Fakat yazıda bu kapsamdan çok, biçimselmiş gibi görünen ama müzakerelerin bir türlü geçilememesinde belirleyici etmen olan ve bugün yeniden savaşın başlamasında tayin edici ögeleri ele almaya çalışacağım.İlk sorum şu olacak: Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile Santos hükümeti arasındaki 2012 Ekim’inden bu yana süren görüşmeler (henüz bitip başarılı bir sona ulaşmasa da) bugüne kadar büyük aksaklıklar çıkmaksızın sürmesinde belirleyici etmenler neler oldu?

 

Muhataplık

 

Kim kimle konuşacak? Kolombiya müzakere sürecinde bir tarafı Santos Hükümeti tarafından seçilen (askerlerin de dahil olduğu) bürokrat ve politikacılar oluşturdu. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) adıyla sanıyla tanımlanırken, masanın diğer yanında sivil giyimleriyle gerillalar yer aldı.Bizde ise baş müzakereci olarak tanımlanan Öcalan ve HDP-Kandil-Avrupa Kürt tarafını temsil etti. Diğer taraftaysa MİT ve dolayımında AKP yer aldı. Öcalan’ın çerçeve yasası ısrarlarına rağmen muhataplık hiç bir zaman yasallaştırılıp tanımlanmadı. Son düzenlemeler ise tek taraflı ve kamu görevlilerini korumaya dönüktü.

 

Açıklık, belirgin bir plan

 

Kolombiya’da önce görüşmeler Oslo dolayımıyla dolaylı olarak başladı fakat sonrası. Taraflar bir araya gelerek neleri tartışacaklarını deklare ettiler, ve imza altına aldılar. Müzakere sürerken her turun sonunda ya da gerek görülen her toplantı öncesi ya da sonrası kamuoyu basın toplantılarıyla bilgilendirildi.Bizde ise böyle bir şey gerçekleşmedi. Kitapta Öcalan’ın sık sık süreci yönlendirmek için planlar hazırladığı, fakat görüşmelere katılan devlet yetkilisinin yapacağız, edeceğiz, hükümete aktaracağızın çok ötesine geçemediğini görüyoruz. Sadece bu konuda tek ciddi adım Dolmabahçe mutabakatı oldu. Kamuoyu bazen tek taraflı, bazen kısmi biçimlerde yarım yamalak diyeceğimiz tarzda bilgilendirildi.

 

Tarafların kararlılığı

 

Kolombiya sürecinde taraflar çeşitli aksama ve sabotajlara rağmen barış çabasını sürdürdüler. Zaman zaman süreç donduruldu, FARC’ın tek taraflı ateşkesleri çok işe yaramadı; taki son döneme kadar. Fakat Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos barışla ilişkisini son seçim kampanyasını onun üzerine kurarak daha açıktan gösterdi. Ve hatta işi, FARC lideri Timoleón Jiménez’le ortak basın açıklaması yapma, kameralar önünde samimi görüntüler vermeye kadar vardırdı.Bizde ise Kürt tarafı barış sürecini açıktan sahiplendi. Davutoğlu hükümeti çekingen bir tarzda sürece ortak olurken, Erdoğan hiç bir şeyden haberim yok, devlet yetkilileri görüşüyor, beni bağlamaz vb yaklaşımlarıyla süreci zaten bitirdi. İmralı Notları’na baktığımızda Erdoğan’ın süreçten elbette ki haberdar olduğu rahatlıkla görülebilir. Bunun aksini düşünmek zaten onun tabiatına aykırı olurdu. Burada asıl sorun haberdar olmasına rağmen gelişmeleri ne kadar ciddiye aldığıdır. “Cemil iki de bir bana meydan okuyup durmasın”(S.179) diye haber göndermesinden neye önem verdiğini sanırım siz daha iyi değerlendirirsiniz.Davutoğlu ve MİT’in gelişmeleri müzakere sürecine evriltmek gibi bir niyetinin olduğundan söz edilebilir. Ama onların kararlılığı da Erdoğan’ın bir fiskesiyle dağıldı.Bizde Kolombiya’dakinden farklı olarak ateşkese kısmi ihlaller dışında uyuldu.

 

Mekan

 

Kolombiya müzakere süreci başından beri tarafsız bir bölgede Küba’nın başkenti Havana’da bu iş için tahsis edilmiş bir mekanda yürüdü. Şimdilerde Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) ile başlayan müzakereler için mekan, komşu Ekvador olacak.Biz de ise tutsaklık koşullarında İmralı’da ve onun dolayımında yürütüldü.

 

Üçüncü göz ve uluslararası destek

 

FARC ile geliştirilen süreçte Küba ve Norveç garantör, Venezuela ve Şili gözlemci olarak yer aldı. AB, Çin mali ve politik olarak destek sundu. BM Güvenlik Konseyi silahsızlanma sürecini denetlemek için bir gözlemci heyeti atadı. ABD ise özel bir elçi atayarak ve en son Dışişleri Bakanı John Kerry (Obama’nın ABD ziyareti sırasında) taraflarla görüşerek desteğini ifade etti.ELN ile başlayacak süreçte ise Küba, Norveç, Venezuela, Şili, Brezilya ve Ekvador garantör ülkeler olacak. Ayrıca Katolik kilisesi de gözlemci bulunduracak.Bizde ise üçüncü göz talebi ısrarla geri çevirildi. Zamanla bu izleme heyetine dönüştürüldü. Kamuoyunda bilinen bazı isimlerin bu heyette yer alıp almayacağının tartışıldığı İmralı Notları’nda görülüyor.İmralı’da başka bir ülkenin üçüncü göz olması meselesi ise ABD üzerinden olası sabotajı engelleme çerçevesinde tartışma konusu oluyor. Daha sonra Kandil’den böyle bir talep gelince bu durum “yetkili” tarafından bizi etki altına almaya çalışırlar diye reddediliyor. ABD ile ilgili benzer bir tartışma J. Kerry’nin FARC müzakere heyetiyle yaptığı görüşme sonrası gündeme geldi. FARC lideri Timoleón Jiménez geçen hafta bir gazeteciyle verdiği mülakatta özetle, Kerry’nin destek açıklamasından memnunuz, onların asıl niyetlerini, barış sürecine ilgilerinin gerçek nedenini bilmekle birlikte, ABD’nin Kolombiya hükümetine yakın olması ve onları barışa zorlayabilecek en önemli güç olması bizim için değerli diyor.

 

Sürecin toplumsallaşması

 

Barışın kalıcılığı açısından en çok belirleyici olan meselede başta Kolombiya’daki FARC ve ELN paralelindeki organizasyonlar olmak üzere, mağdur aileleri, kadınlar, yerliler gibi kesimlerin yanı sıra çok sayıda toplumsal mücadele örgütü, barışın benimsenmesi için gayret gösterdi. Ülkenin bir çok kentinde barışın getireceklerini anlatmak için bir çok etkinlik düzenlendi, düzenlenmeye devam ediliyor. Son yıllarda yapılan mitinglerin ana teması ağırlıkla barış oldu. Devlet başkanı Santos da bu yürüyüşlerde boy gösterdi. Bizde ise Öcalan’ın çeşitli önerileri olmakla birlikte devlet tarafından bunlar ötelendi. HDP ve barış isteyen kesimler her şeye rağmen az şey yapmadı. Fakat en önemlisi iktidar “Ergenekon-askeri vesayet” meselesinde olduğu gibi kendi tabanını sürece dahil etmedi. Bu yaklaşım iktidarın geliştirdiği her tür politikadan kolaylıkla çark etmesinin de zemini oldu.

 

Ciddiyet

 

“Çözüm süreci” denilen zaman diliminde memlekette olana bitene baktığımızda, aslında yaptığımız işe bile çoğu zaman doğru bir ad koymaktan dahi yoksun olduğumuzu söyleyebilirim. Olan biten bir müzakere sürecinin ön hazırlık evresiyken pekala bu, başka biçimlerde kolayca adlandırılıverdi. Güya müzakere ve barış için bir çerçeve yasa hazırlandı buna “Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair yasa “ adı veriliverdi. Bazılarınız zarfa bakmamak lazım önemli mazruftur diyebilir. Ama bunu söyleyenler çoğu zaman yanılır. Adlar genelde çocuklarınızın isimleri gibi size dair bir çok şeyi yansıtır. Ve hatta “yanlış” adlar bazen kadere dönüşebilir, burada ise tersi oldu. Muş gibi yapma bu girişimin de sonunu getirdi.Özellikle iktidar cenahının ciddiyetten yoksun olduğunu söylememiz için bir çok sebep var. Kitapta bunun altı şöyle çiziliyor: “Sorun taleplerin niteliği ve niceliği ile ilgili olmayıp, müzakere yöntemi ve dürüst yaklaşımla ilgilidir” (S-188) Neydi kısa vadeli talepler? Kalekolların ve yeni barajların yapılmaması, hasta tutsakların serbest bırakılması. Bırakınız bunları yerine getirmeyi iki de bir Ada’ya ulaşımın “aksamasının”, İmarlı’da yapılan dinlemelerin bile önüne geçemiyorlardı.Bütün bu gayri ciddi hal nereden geliyor? Her ne kadar işin içinde biz de olsak da bir hile yapıp öne başlıktaki lümpen burjuvaziyi (1) iteleyelim. Evet maalesef ülkemiz egemenlerinin aklı biraz böyle. Herhangi ciddi bir uğraşa gelemez. Halının altına süpürmeyi erdem bilir. Mucize, sihir ve jölenin kerametine inanır. Daha çok para ve güçten başka bir beklentisi yoktur hayattan. Zorbalık şahane gerisi boştur. Kendinden güçlünün elini öpmek için de fırsat arar. Sonuçta egemeni lümpen olanın sorun çözme kapasitesi de ancak bu kadar olabilir.Bu gayri ciddi tutuma tüm toplumca iştirak ettiğimizi gösteren bir çok şey var. Aydını, siyasetçisi karşısına çıkan her yanılgısında ya da  kötülüğünde “gazoz-ilaç” sarmalında dağlanmış dimağlara “kandırıldık” hüngürdemeleriyle sesleniyor. Karşılık da buluyor. Topluma egemen olan ırkçı, tecavüzcü akıl “zavallılar”ı sevmeyi sürdürüyor. Peki Kolombiya’nın oligarşisi çok mu başka? Daha iyi olduğunu söyleyemesek de en azından ne yaptığını bilebilecek ölçüde gelenekselleşmiş bir zulüm tecrübesine sahip. Marquez’in romanlarında tasvir edilen kötülükle yoğrulmuş yüzyılların birikiminin, “ustalığı”nın  pekala bugün ki Devlet Başkanı Santos’ta cisimleştiğini söylemek abartılı olmaz. Yoksa 68 yıldır devam eden iç savaşta hep rodeocu gibi atın üstünde kalmak kolay olmazdı.

 

Barışın anahtarı

 

Böyle bir şey elbette yok. Kolombiya müzakere sürecinde uygulanan yol ve yöntemler bizde de gündeme gelirse başarı ve kalıcı barış elde edilebilir diye de bir kural yok. Kaldı ki bütün yapılanlara rağmen Kolombiya bile kalıcı bir barışa ulaşmaktan bir hayli uzak.(2)Barış, tıpkı savaş ve müzakere gibi siyasal mücadelenin alanına dahil. Bugün her şey geri dönülmez gibi gözükse de insanların sonsuz savaş beklentisi üzerinden hayatlarını inşa etmesi olası değil. Kaldı ki Suriye halklarının bile beş yıldan sonra umutlarını yeşertebildiği bir zeminde, henüz o kadar kötüsünü yaşamamışken biz niye barış umudunu diri tutmayalım?Siyaset sorunların kaynağı olan sosyal ve iktisadi yapıyı değiştirebildiği sürece kalıcı barışın da zemini olabilir. Yoksa geçmişin tecrübelerini de sırt çantasına doldurup gelen yeni biçimlerde ve daha acımasız şiddet dalgalarını beklemek kaçınılmazlaşır. (AS/HK)(1) Bu konuda esin kaynağım Umur Talu’nun geçen hafta yayınladığı yazısı oldu. Merak edenler şu linktenokuyabilir. (2) Geçtiğimiz günlerde ordunun saldırıları sonucu yedi ELN gerillası öldürüldü. Paramiliter saldırılar sonucu ise üç Marca Patriotica üyesi katledildi. Bir çocuk yaralandı. Bu ölümlerle birlikte son dönemde  118 Marcha Patriotica(bizdeki HDK’ye benzer.bir oluşum) üyesi hayatını kaybetti.