Anasayfa Köşe Yazıları Azat Öztürk yazdı: Arabuluculuk ve yargılama üzerine

Azat Öztürk yazdı: Arabuluculuk ve yargılama üzerine

Paylaş

Geçtiğimiz günlerde işçinin ve işveren arasındaki anlaşmazlıklara ilişkin arabuluculuk sistemini getiren düzenlemenin de bulunduğu İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül yaptığı konuşmada, tasarının işçinin hakkını bir an önce almasına yönelik reform olduğunu kaydederek, “Arabulucu nezninde işçinin, işverenle anlaşmasını zorunlu kılan bir düzenleme getirilmemektedir. Sadece dava açmadan önce arabulucuya işçi ve işverenin bir kez daha müzakere etme imkanı getirmektedir. Buradaki faydalardan bir tanesi, yüz bin lira alacak için iki binin üzerinde dava harcı ödeyecek. Ama hiç bir harç ödemeden bir arabulucu ile ‘benim on lira alacağım var. Bir araya geldiğimizde ‘ne kadar alacağız’. Bir anlaşma imkanı getiriyor. Hak arama hürriyeti genişletilmektedir” dedi.

Arabaluculuk teori olarak bakıldığında usul ekonomisi ve süre açısından tasarruf ile mahkeme yükünü azaltma adına bir yöntem olarak görülse de yargıda henüz işlevli bir hale gelmesi mümkün olmayan bir yöntemdir. Yargıya intikal eden dosyaların tümü halk tarafından son çare olarak görülmektedir. Kamuoyunun hukuka ne denli güveni olduğu ortada iken yargı yolunu seçmeleri bazı siyasiler tarafından “güven” olarak tanımlansa da son çıkar yoludur. Arabulucuk yöntemi de bu yönteme alternatif olamayacaktır. Arabulucuk aslında Anadolu  coğrafyasının yabancı olmadığı bir kavramdır. Geçmişte toplumun önde gelen bireylerine, kanaat önderlerine danışılan konuların güncellenmiş bir halidir. Fakat mesleki yılını doldurmuş ve arabuluculuk sınavını kazanan hukukçuların ne denli tesiri olur orası şuan için muallaktır. Hukukun niteliksizleştiği, egemenlerin hukukunun yaratıldığı süreçte, işçi-işveren konularını esas alan iş mahkemeleri ilk yol olarak arabuluculuğun dayatıldığı kanunda eşit olmayanların hukuku olgusu dahi bir hayaldir. İşçi ve işverenin yargı yoluna intikalinde işverenin haksız fiili sebebiyeti ile gerçekleşen dosyalarda zaten amaç arayı bulmaktan öte ezilenin hakkını bulma çabasıdır. Her ne kadar bu mübaşir yönlendirmesiyle hareket edebilecek haddeye gelen, girdiği celsenin dosyasının kapağını dahi açmayan hakimlerin iradesine dahi alternatif olamayacaktır. Mahkemelerin niteliğinin arttırılması yöntem olması gerekirken aksine farklı yöntemler yaratmak mevcut niteliksizliği aksine dönüştürmez. Adil yargılanmanın esas olduğu mahkemelerde işçi-işverenin eşitsizliğinde bir arabuluculuk yöntemi yalnızca çözümsüzlük ve adaletsizlik doğurur. Adalet Bakanının bahsettiği harç meselesine geldiğimizde adli yardım talebi olmaksızın harçtan mahrumiyet olması gereken bu dosyalarda  işçinin hakkını talep etmesi kazanç yolu olarak görülmemelidir. İş davalarında işçilerden alınacak harçlardan feragat edilmelidir.

Bir diğer esasta mahkemelerin iş yükü diye tanımlanan esaslardır. Mahkemelere ve icra dairelerine yığılan dosyaların dosyalardan bir haber hakimlere emanet edildiği icra dairelerinde yıllık ortalamanın yirbinleri geçtiği dosyaların üç beş memur ile çözümlenebilineceği düşüncesi gülünçtür. Yazılan taleplerin günlerce dairelerde bekletilmesi avukatların adliye personelince kaale alınmamasına giden tabloda yargılama usulleri günden güne işlevsiz hale gelmektedir. Bu durumda kamuoyunda oluşan hukuka güven ve sadakat azalmakta kişiler kendi hukukunu yaratma yollarına gitmektedirler. Yargıyı, yasamanın alt kolu olarak konumlandırma çabasında olan iktidarın en büyük hamleside görünmeyen el gibi adliyelerde niteliksizleştirme üzerinde yol almaktadır. Yargıda bağımsız kalan tek makam olan avukatlar bu süreçte de mesleki niteliksizleştirme ile yıpratılmaya çalışılmaktadır. Adliye girişlerinde güvenlik görevlilerinin tacizlerinden tutun, mahkeme kalemlerinde talepleri yerine getirilmemesine kadar bu deformasyon politikası günden güne palazlandırılmaktadır. Barolar sessiz kaldıkça bu daha da artacaktır.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here