Anasayfa Köşe Yazıları Barış süreci tartışmaları

Barış süreci tartışmaları

Paylaş

 

Barış süreci tartışmaları
İbrahim Akın 
ibrahimakin35@yahoo.com

Türkiye çok önemli tarihsel sürecin eşliğindedir. “Barış süreci”, “ İmralı süreci” vb. başlıklar altında bu yazıya da konu olan Kürt sorunu etrafında tartışmalar yaşanıyor. Türkiye Cumhuriyeti, ilk kez tarihi ile yüzleşecektir. Bu kadar ciddi bir tarihsel eşiği nasıl geçeceği veya geçip geçemeyeceği sorunsalı etrafında önemli tartışmalar ve politik saflaşmalar yaşanıyor. Bu durum karşısında bütün politik aktörlerin nasıl tutum alacağı çok büyük önem kazandı. Zira alacakları tutum hem Türkiye’nin geleceğini hem de kendi politik gelenekleri bakımından önemli bir karar olacaktır. Bu kritik eşiğin farkında olan duyarlı çevreler ve insanlar her platformda bu konuyu gündem yapıyor, izliyor, kulak kabartıyor.

Bu önemli eşikte Türkiye Küçük Millet Meclisi (TkMM) İzmir’de Barış konulu bir buluşma geçekleştirdi. Bu buluşma, 1 Mart’ta İzmir de, 2 Mart’ta Diyarbakır’da ve 3 Mart’ta İstanbul da yapılacaktı. Bu buluşmalara Büyükşehir Belediye Başkanları da karşılıklı olarak davet edilmişti. Maalesef bu atmosfer İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ‘mazereti’ nedeni ile İzmir’de gerçekleşemedi. Ancak katılımcılar arasında yaşanan tartışma hem genelin hem de özel olarak İzmir’in konuya ilişkin düşünsel eğilimini gösteriyordu.

İzmir’de ilgi çekici tartışmalar yaşıyoruz. Türkiye’ye geçmiş tarihlerde gelen göçmen yurttaşlarımız yıllardır sürdürülen milliyetçi (resmi) politikaların etkisinde kalarak bugün şovenizmin en sadık savunucusu halindedir. Söyledikleri genellikle şudur; “Yıllardır bu ülkede birlikte yaşadık, hiçbir ayrımcılık olmadı. Devletin bütün kademelerinde Kürtler görev yaptılar. Bazı ellerin kışkırtması ile binlerce insanımızın kanına girdiler. Oysa biz etle tırnak gibiyiz, birbirimizden kız aldık kız verdik” v.b… Üstelik bu ifadeleri, TkMM Diyarbakır temsilcisi olan ve kendisini mütedeyyin olarak tanıtan vatandaşın açıklamalarından sonra ve söylenenlerden zerre kadar etkilenmeksizin (aslında anlamaya dahi çalışmadan) sarf edebiliyorlar.

Gelinen bu sıcak eşikte, barış isteyen, çözüm isteyen ciddi bir kamuoyu ağırlığının varlığına rağmen kendine aydınım, çağdaşım diyen insanlarımızla İzmir’de maalesef böyle bir durumdayız. Aynı ortamda sorunun sahibi ile yüz yüze gelinmesine ve her kesimden Kürtler sorunlarını büyük bir açıklıkla dile getirmesine rağmen anlamak istemiyorlar. Yıllar boyunca oluşturulan bu duygusal duvarı nasıl aşabileceğiz?

Düşünüyorum ve aklım almıyor. Böyle kardeşlik olamaz! Yanındaki kardeşin sana bağırıp dert yanıyor. “Hastayım, sıkıntıdayım. Sağım solum kırıldı, yardım et!” diye çığlık atıyor. Sen ise “yok sen böyle çok iyisin” diyor, başka da bir şeyi duymak istemiyorsun. Ben bizzat yaşadıklarımı anlatmaya çalışıyorum, sen bana hala yüz yıldır sana öğretileni tekrar ediyorsun. Hiç anlamaya çalışmıyor, empati yapıp “ben de aynı durumda olabilirim” demiyorsun. Üstelik bu tür insanların önemli bir bölümü kendisini solda görüyor.

Bu durumun siyasal bir yansıması da var. Kendine sosyal demokratım ya da solcuyum diyen siyasal çevreler bu gerçeğin farkında olamadan, bu algı ile yüzleşme cesareti göstermeden Kürt sorunun geldiği bu aşamada çözüm üreten politika geliştirmezler.

Kendine sosyal demokratım diyenler. 12 Eylül referandumunda yaşanan sonucun daha ağırınıyaşamak istemiyorsa, milliyetçilik bayrağına sarılmayı artık bırakmalıdır.  Kürt sorununda çözüm üreten politikalarla toplumun karşısına çıkıp, itirazlarının olduğu konuları da açıkça dillendirmeli ve pozitif tutum almalıdır. Sorunun önemini görmek istemeyen gözlere kanımcaİzmir TkMM toplantısı bir kez daha bu aynayı tutmuştur.

Barış süreç, sadece Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü sağlamakla sınırlı olmayan sonuçlar üretecekse, herkes bu durumun farkında olan politikalar geliştirmelidir. Özgürlükçü solcular bu tarihsel dönemin farkında olan bir tutumla yüz yıllık tarihsel derinliği olan ve çok insanımızın hayatına mal olmuş gerçekten ağır bedeller ödenmiş Kürt sorunun çözümü konusunda görev almalıdır. Gelinen bu tarihsel eşikte bütün yurttaşlarımızın ortak demokratik geleceği için her yerde eşitliği ve adaleti gerçekleştirmek için demokratik taleplerini yükseltmelidir.

Yasal ve anayasal düzlemde, farklı toplumsal kimliklerin, dil ve kültürlerin, inançların eşitlikçi bir anlayış temelinde hukuki olarak güvence altına alınacağı özgürlükçü ve demokratik anlayışın gerçekleştirilmesi uğruna mücadele yükseltilmelidir. Çatışmaların durdurulduğu, barış dilinin kullanıldığı,  güven artırıcı açık ilişkilerin kurulduğu bir sürecin önü açılmalıdır. Birlikte yaşam kültürünün yaratılması için, yaşamını yitirenlerin anısına ve yakınlarının acısına karşı hassasiyet gösterilmelidir.

Varılacak noktanın ortak geleceğimizle ilgili yaşamsal sonuçları olacağını da bilmeliyiz. Barış sürecinin yasal ve anayasal bir statüye kavuşması gerektiğini kabul ederek, sorunlara doğayı ve insanlığı ilgilendiren kapsamlı bir açıdan bakmalıyız.

Konuya başka bir yazıda devam etmek üzere, bu baharın barışı müjdelemesini diliyorum.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here