Anasayfa Haber Behcet Çelik yazdı :Bizim gibi olmayanlarla..

Behcet Çelik yazdı :Bizim gibi olmayanlarla..

Paylaş

 

Bizim gibi olmayanlar bizden ne kadar uzak? Ne kadar farklıyız onlardan? Hiç mi ortaklığımız yok? Olmasa ne gam; sorunlarımız çok mu farklı, tepemize binenler ayrı dünyaların hükümranları mı? Çarelerimiz çok mu uzak birbirinden?

Bizim gibi olmayanları ne yapacağız? Kendimizi ve ait olduklarımızı, onları önemsemeyecek, düşünmeyecek, dert etmeyecek; saadetimiz, refahımız, uygarlığımız, özgürlüğümüz, haklarımız için kurban edip yok sayacak kadar dünyanın merkezi mi sayıyoruz? Halimizi ahvalimizi, kaygı ve korkularımızı, bugüne dek yapıp ettiklerimizi, yiyip içtiklerimizi, sıkıldıklarımızı, bunaldıklarımızı bu kadar çok mu seviyoruz? “Herkes bizim gibi olsun” mu diyoruz? Eşitlikten anladığımız bu mu? Bizim gibi olmayanlara -bizim bize benzediğimiz de büyük yalan ya- bize benzemeleri dışında vaat edeceğimiz başka bir şey yok mu?

En doğru biz miyiz?

Tamamı bizim gibilerden oluşan, böylesine heyecansız, maceradan, sürprizlerden yoksun bir dünya mı arzuladığımız?

Tamamı bizim gibilerden oluşan, böylesine heyecansız, maceradan, sürprizlerden yoksun bir dünya mı arzuladığımız?

Olduk bittik, en ileri noktaya vardık da, buraya ulaşamamış olanlara buraya nasıl varacaklarını, geçecekleri patikaları, aşacakları boğazları, atlayacakları yarları, koyakları tarif etmek mi bize düşen? Katacaklarımız bundan mı ibaret dünyaya, bu mu varoluş amacımız? Bizim gibi olmayanlarla birlikte yürüyeceğimiz hiçbir yol yok mu önümüzde? Durup kalmayacağız, öyle ya da böyle sürecek yürüyüşümüz. Peki, önümüzdeki yol çatallandığında hangisinden devam edeceğimiz konusunda danışacağımız bir başkasına hiç mi ihtiyacımız olmayacak? Bugüne dek her seçimimiz doğru, attığımız her adım sağlam mıydı? “Benim yanlışım başkasının doğrusundan yeğdir” diyecek kadar çok mu hayranız kendimize?

Hiç mi ortaklığımız yok?

Bizim gibi olmayanlar bizden ne kadar uzak? Ne kadar farklıyız onlardan? Hiç mi ortaklığımız yok? Olmasa ne gam; sorunlarımız çok mu farklı, tepemize binenler ayrı dünyaların hükümranları mı? Çarelerimiz çok mu uzak birbirinden? Kendimizi tehdit altında hissettiğimiz, en çok da bizim biz olma hakkımıza el konularak serpilmemizin, gelişmemizin engellendiği zamanlarda bile, bizim gibi olmayanların başlarına da benzer şeyler geldiğini görmüyor, sezmiyor muyuz? Saçtığımızı sandığımız o sönük ışığımız, baktığımız her yerde kendimizden, bizim gibi olanlardan başkalarını göremeyecek kadar kör mü etti bizi?

Başka bir duygudaşlık mümkün değil mi?

“Biz” derken aklımıza gelenlerin -kendimizden saydıklarımızın- dışındakilerin de bir araya geldiklerinde bir başka “biz” oluşturduğunu mantık olarak kabul etsek bile, biz bu başkalarına “onlar” dediğimizden ötürü kendimiz için istediklerimizin başkalarına haram mı olduğunu düşünüyoruz? Ya da onların buna layık olmadıklarına mı inanıyoruz? Üstelik bu bencilliği, bu benmerkezcilliği onlarda fark ettiğimizde, “kendilerine şu” ya da “kendilerine bu” diyerek suçlamıyor muyuz? Bunu “onlar” yaptığında tepemiz atmıyor mu, isyan etmiyor muyuz? Bizim gibi olmayanlarla tek ortaklığımız bu mu yoksa; onlara dönüşüp başkalarını yok saymak, dışlamak mı? Başka bir duygudaşlık mümkün değil mi? Kendimiz için istediklerimizi onlar için de istemenin bizi biz olmaktan çıkaracağını, onlara dönüşeceğimizi mi düşünüyoruz? Oysa asıl bizim gibi olmayanların dertlerine de çare olabilecek bir şeyler tasarlamadığımızda, bundan sakındığımızda, korktuğumuzda benzemiyor muyuz onlara?

Birden çok biz

Bizim biz olma hakkımızla başkalarının kendi aralarında bir biz oluşturma hakkı illa çatışmak, yarışmak, itişmek zorunda mı? Bu -kısır mı kısır, bitimsiz- çatışmanın dışına çıkmanın yolu, tek bir “biz” olmadığını, birden çok “biz”in mümkün olduğu kabul etmekten, kendimiz için istediklerimizi başkalarına da istemekten, bu isteklerin yarışmadığı, çatışmadığı yeni bir düzlem kurma çaba ve mücadelesinden geçiyor. Bu yeni düzlemi oluşturmak için her şeyin önce bizim istediğimiz gibi olmasını temin etmemiz gerektiğini savunmak, başka “biz”lerle çatışmayı, yarışmayı, itişmeyi sürgit devam ettirmekten, başkalarını kendi yolumuza tâbi kılmaktan başka bir anlama gelmiyor -bize dünyayı dar edenlerin savları da tam bu. Biz olma hakkımızdan, hatta o bizin içerisinde ben olma hakkımızdan vazgeçmemiz istendiğinde (kibarlık edip “istendiğinde” dememe bakmayın, çoğunlukla emrediliyor) nefessiz kalıyor, boğulur gibi oluyoruz, dünyamız daralıyor, içimiz sıkışıyor. Bizim gibi olmayanlara önerimiz bu olmamalı.

Başka bizlerin bizlik hakkı

Bizim gibi olmayanlarla birlikte, kendimiz için istediklerimizi bu başka “bizler” için de istemek; bu başka “bizler”in kendi bizlik haklarını bizim haklarımızla birlikte savunacakları yeni bir düzleme, yeni bir yola çağırmak, üstelik böyle bir yolun henüz var olmadığını bilip birlikte yürürken atılacak ortak adımlarla engebelerin, tümsekleri yola dönüşeceğini savunmak safdillik olarak görülebilir. Denenmemiş yeni bir yol açmak, yeni bir düzlem kurmak zor olabilir; yeni çatışmalarla, yeni itişmelerle yüzyüze gelebiliriz, ama öbür türlüsü öteden beri ayaklarımıza çakılı bizlik bukağısıyla kendi eksenimizde dönüp durmaktan başka bir şey değil. Aynı çemberde yürüyüp durmak, önceki adımlarımızın izine gömülmemize, giderek boyumuzu aşan, bizim gibi olmayanları görmemize engel olan kuyular açmamıza neden oluyor. Sesimiz adımlarımızla açtığımız kuyularda boğuluyor, kendi sesimizden ötesini duymuyor, kuyunun duvarlarından yansıyan yankımızla gurur duymaya, övünmeye başlıyoruz -daha da dibe gömüldüğümüzü fark etmeden.

Kuyudan çıkış yolu

Bizimkinden başka “bizler” de bulunduğunu, bizim bu bizlerden sadece biri olduğumuzu kabul etmek bu kuyudan çıkış umudumuz. Yok sayılan, horlanan, biz olma hakları ellerinden alınan bütün “bizler”i birlikte kuracağımız, oluşturacağımız yeni bir düzlemde yürümeye çağırmak, aynı zamanda bir araya gelen farklı bizlerin oluşturacağı bütünün “büyük insanlık” olduğunu hatırlamamızı da sağlayacak.

*Çizgi: Onur Atay

yüzdeon.org

Paylaş

1 Yorum

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here