Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: “Beni oğlumdan önce asın!”

Zeynel Özgün yazdı: “Beni oğlumdan önce asın!”

Paylaş

Bakmayın kâğıt üzerine basılmış kimi fotoğrafların yıllar geçtikçe sararıp solmasına. Toplumların hayatında bazı insan suretleri vardır ki,  geçip giden zamana inat, onların yüreklerde ve belleklerde bıraktığı ışık, zayıflayıp sönmek bira yana, günden güne çoğalır, o suretteki her bir yüz çizgisi, ortak bir toplumsal hafızayı besleyen kan damarlarına dönüşür.

Bakmayın öyle yüksek perdeden çıkarılan seslere ve ortalığa salınan sert buyrukların kahredici gazabına: sakın aldanmayın bunlara. Öyle çığlıklar, öyle haykırışlar vardır ki onlar, sesleri kısılmaya çalışıldıkça keskinleşir, kuşaktan kuşağa aktarılan tılsımlı bir miras gibi yüreklerin en derin köşelerinde özenle saklanıp büyütülür ve günü geldiğinde parlak bir güneş gibi gün yüzüne çıkarlar.

15 Kasım böyle bir ışığın parladığı ve böyle bir çığlığın tarihe not düşüldüğü günlerden biridir işte. 1937 İlkbaharında bir araya gelen Dersimli aşiret önderlerinin Munzur’daki bir gölete birer çakıl taşı atmak suretiyle “eğer hükümet kötü niyetli yaklaşırsa nefsi müdafaa hakkımız vardır”  şeklinde ettikleri yeminin gereği yapılmış ve fakat bütün Dersim topraklarını boydan boya geçen ‘tenkil’ ve ‘tedip’ harekâtı bir tufan gibi geçmişti İlkbahar ve yaz aylarının üzerinden. Yemine katılan bütün aşiret önderleri önce tutuklanmış, sonra ilerleyen yıllarda ortaya çıktığı gibi çoğu bütün aile fertleriyle birlikte kurşuna dizilmiş, küçük bir kısmı da aileleri parçalanarak yıllar süren ölümcül bir sürgüne gönderilmişti.

Dersim’in kanaat ve inanç önderlerinden olan Seyid Rıza da, kendi durumunun bahane edilerek daha fazla kan akıtılmasına engel olmayı düşünür, Erzincan valisinin kendisine yolladığı mektupta belirtilen görüşme davetine icabet etmek üzere Erzincan’a doğru yola çıkar.

Seyid Rıza Eylül 1937’de Erzincan Valisi Fahri Özen‘in, mektubunda bahsettiği heyet ile buluşmaya giderken Munzur dağlarının kuzey yakasını Erzincan’a bağlayan Ali Çavuş Köprüsünde tutuklanır, vali ve heyet olayının bir tuzak olduğu gerçeğiyle yüz yüze gelir.

Seyid Rıza, savunma hakkı verilmeyen, temyiz hakkı olmayan, savcı ve hâkimin aynı zamanda general olan vali olduğu bir mahkemede yargılanır. Elazığ’daki mahkemede göstermelik bir kovuşturma yapılır ve ardından jet bir duruşmayla idama mahkûm edilir. Seksen yaşlarına yaklaşmış olan Seyid Rıza’nın yaşı, kendisinden küçük olan başka birinin tanıklığına dayanılarak idama engel bir durum olmasın diye küçültülür.

indir

Bu yaşlı adamın kalbi, aynı mahkemede idama mahkûm edilmiş olan 17 yaşındaki oğlu Résik Hüseyin’in idamını görmeye dayanamaz ve bu yüzden son istek olarak “beni oğlum Résik Hüseyin’den önce asın” der. Çünkü anlatımlardan birine göre derler ki; bir çatışmada oğlunun birini kaybeden Seyit Rıza, oğlunun ölümünü “mı kilité kou kerd vind” (“ben dağların anahtarını yitirdim”) şeklinde anlatmış, bu ölümün kendisini nasıl sarstığını ifade etmiştir. Şimdi aynı acıyı bir daha yaşama ihtimali onun canını yakmış, kalbini sıkıştırmıştı.

Yaşı küçültülerek idama hazırlanan bu yaşlı adamın en insani, en vicdani olan bu son isteği bile kabul edilmez, Seyid Rıza’nın oğlu kendisinden önce asılır ve idam, kendisine izlettirilir. Seyid Rıza oğlunun asılmasını görerek dağların anahtarını bir kez daha kaybetmişti.

15 Kasım 1937 günü gökyüzünün henüz aydınlanmadığı saatlerde Elazığ Buğday Meydanında kurulan darağacına yönelen bu yaşlı adam, yanındaki Çağlayangil’e döndü “Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz” dedi. Oğlu ve diğer arkadaşları asıldıktan sonra meydana çıkarıldı. Etrafta kimse yoktu, Ama Seyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti “Ewladé Kerbela’yime! Bé gunay me! Ayıwo, zulımo, cinayeta! (Evladı Kerbela’yız! Günahsızız! Ayıptır, zulümdür, cinayettir!) dedi. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.(İdam gecesinin anlatımında İ.Sabri Çağlayangil’in anılarından yararlanıldı)

seyit-riza-b

Seyid Rıza’nın cansız bedeninin nereye gömüldüğü bugün bile hala açıklanmamıştır. İdam sehpasının kurulduğu meydanda boşluğa söylenen o sözler boşlukta kalmadı. Bir halkın özenle koruduğu bir kutsal emanete dönüştü ve şimdi artık, dağların kayıp anahtarları ile birlikte Dersimlilerin kalbinde saklı.

Şimdi Dersim’deki meydanda heykeli bulunan ve yediden yetmişe her bir Dersimli için kutsal bir emanet olan Seyid Rıza’nın sesinden tarihe düşen o çığlık duymak isteyen her kulağın en derin yerinde yeniden ve yeniden çınlıyor:

Ayıptır, zulümdür, cinayettir!

Paylaş

2 Yorumlar

  1. İki not : 1- İdam sırasında yanında bulunan İhsan Sabri Çağlıyangil’dir.
    2- “mı kilité kou kerd vind” çümlesini yanılmıyorsam Alişer ve Zarife hanımın ölümünden sonra söylemiş. Teşekkür ederim. Selamlar.

  2. Sevgili Hüseyin Ocak’ın çok yerinde olan hatırlatmaları için teşekkür ederim. İlk notu ile ilgili yazıdaki hata kendisinin hatırlatması üzerine İ. Sabri Çağlayangil olarak düzeltildi.

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here