Anasayfa Röportaj Betül Yarar Yunanistan da siyaseti ve syrıza yı değerlendirdi.

Betül Yarar Yunanistan da siyaseti ve syrıza yı değerlendirdi.

Paylaş

DENİZ NAZLIM

ANKARA (DİHA) – Yunanistan siyaseti üzerine çalışmalar yürüten Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Betül Yarar, Yunanistan’da yaşanan krizin Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşandığı ve Türkiye’de yaşanan krizin siyasi vurgusunun ön plana çıktığını belirtti. SYRİZA’nın meclis ve komün örgütlenmeleriyle iktidara geldiğini belirten Yarar, HDP’nin başarısı için bu tarz örgütlenmeleri Türkiye’nin batısında oluşturması ve neo-liberal politikalardan kaynaklı ekonomik sorunlara alternatiflerin güçlü bir şeklide oluşturulması gerektiğini belirtti. Yarar, Rojava ve SYRİZA’nın başarılarının AKP hükümetini zorlayan, kıskaca alan bir yerde olduğunu vurguladı.

Yıllardır ülke borçları yüzenden özelleştirme ve kemer sıkma politikalarıyla karşı karşıya kalan Yunan halkının umudu olan ve Avrupa’daki neo-liberal politikalara karşı bir cephe oluşturan SYRİZA’nın son seçimlerde 45 yıllık siyaset tekelini yıkarak, iktidara gelemsinin ardından oluşan heyecan Türkiye’de toplumsal temsiliyetini gün be gün büyütmeye başlayan başta HDP ve demokratik çevreler içerisinde karşılığını buldu. Yunanistan siyaseti üzerine çalışmalar yürüten Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda HDP PM üyesi Betül Yarar, SYRİZA’nın zaferi, mevcut durumda HDP-SYRİZA benzerlikleri/farklılıkları ile Yunanistan ve Türkiye’de yaşanan krizlerin niteliğine ilişkin DİHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Yarar, SYRİZA’nın yükselişindeki etkenlerden biri olan güncel oluşumlarla sıkı ilişkiler kurması ve örgütlenme modelini HDP’nin örnek alabileceğini, Kürt Hakereti’nin dünya halklarına sunduğu Demokratik Özerklik projesinin de SYRİZA’da olmayan nitelikte bir perspektif olduğunu ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

‘Kriz sadece Yunanistan’da değil tüm Avrupa’da’

Yarar, SYRİZA’nın yükselişi ve iktidara gelmesindeki en önemli etkenin Yunanistan’da 2000’li yıllardan bu yana süren krize iktisadi, sosyal ve siyasal açıdan etkili bir şekilde yanıt vermesi olduğunu söyledi. Ancak krizin sadece Yunanistan’da değil, Avrupa’nın bir çok ülkesinde ortaya çıktığını ve böylelikle klasik emperyalizm kavramlarının da sarsıldığını belirten Yarar, “Emperyalizm analizlerimizde 3. Dünya Ülkeleri’ne affedilen durum, Avrupa’nın içerisinde yoksullaşma, derin borç krizleri gibi kendini gösterdi. Doğu ya da belirli coğrafyalara 3. Dünya Ülkeleri adı altında krizi tanımlamak çok doğru bir yaklaşım değil. Kapitalizm küreselleştiği ölçüde krizi bütün bölgeleri kaplayabiliyor. Bu noktada kapitalizmin krizi, Yunanistan’da da ciddi bir boyuta vardı. Bunun üzerine AB, Avrupa Merkez Bankası ve İMF gibi kuruluşlar ile PASOK yani merkez sol parti memorandum niteliğinde, iktisadi önermeler içeren bir anlaşma imzaladı ve büyük oranda halkın gelirinde, eğitim ve sağlık alanında kısıtlamalara gidildi” hatırlatmasında bulundu.

Meclisler ve komünlerle iktidara yürüdü

Yunanistan’da PASOK’un halkın aleyhine sermayedarlarla anlaşmasının Yunan halkında büyük kırılmalara yol açtığını ve halkın hükümet, sendika ve partilere büyük bir tepki verdiğini belirten Yarar, muhalefet partisi PASOK’un ve sendikaların işlevsiz hale gelmesi ve krize bir çözüm üretememesinin büyük bir muhalefet boşluğu yarattığını, SYRİZA’nın ise bunu iyi değerlendirdiğini söyledi. Yarar, SYRİZA’nın iktidara gelmesine neden olan temel dinamiği şöyle özetledi: “Bunu sonuçları sandıkta ve sokakta kendini gösterdi, ciddi grevler ve sokak eylemlerine tanık olundu. 2000’li yıllar boyunca yurttaşlar iktisadi krize karşı önlem almak için kendi örgütlülüklerini oluşturmaya başladı. Akrabalık, arkadaşlık ilişkilerinin iyice sağlamlaştı, zorunlu hale geldi ve bu dayanışma ilişkileri mahalle meclisi ve komünler gibi biçim aldı. Esasen SYRİZA bu sürecin, sokak siyasetinin üzerine oturuyor. SYRİZA kendini güçlü kılmak için bu örgütlenmelerle organik ilişki içerisinde büyüyen bir parti oldu. Başlangıçta yüzde 3,3 ile küçük bir temsil gücü vardı ancak şimdi yüzde 37’lere ulaştı.”

‘Türkiye’nin krizinde siyasi vurgu daha güçlü’

Yunanistan ve Türkiye’de yaşanan krizler arasında bir karşılaştırmaya giden Yarar, Türkiye’de Yunanistan’da yaşananların boyutunda bir kriz yaşanmadığını belirterek, “Yaşanan krizler arasında bir fark olsa da Türkiye’de ‘kriz yok’ söylemi kesinlikle doğru değil. Türkiye’deki krizin boyutları farklı Yunanistan’daki krizin boyutları farklı. Yunanistan’da ciddi bir ekonomik sarsıntıdan söz etmek mümkün. Türkiye’nin krizinin ise daha çok siyasi vurgusu güçlü. Kürt hareketinin de krizi görünür kılan, ortaya çıkartan önemli bir işlevi var” dedi. Boyut farkı dışında iki ülkenin yaşadığı krizler arasında niteliksel bir farkın olmadığını vurgulayan Yarar, neo-liberal politikaların geliştirdiği otoriter rejimlere karşı toplumsal tepkilerin arttığı ve onun yürümediğinin anlaşıldığı bir sürecin Yunanistan’da, benzer bir sürecin de Türkiye’de yaşandığını söyledi.

Yarar, “Türkiye’de her gün krizin derinliklerini görüyoruz. Yolsuzluk meselesinde de ortaya çıktı. Fakat AKP rejiminin bir tabanı var. İktisadi anlamda da siyasi anlamda da krizlere maruz kalmayan bir yüzde 50’si var AKP’nin. Tam bu nedenle çok derin değilmiş gibi duruyor” dedi.

‘Neo-liberalizm ile ulus devlet krizi Türkiye’de birleşti’

Türkiye’nin kuruluşundan beri anti-demokratik yapılanmanın devam ettiğini ve neo-liberal politikaların da Darbe Anayasasının üzerine inşa edildiğine işaret eden Yarar, Türkiye’nin tarihinde devlete karşı ayaklama biçimlerinin genellikle iktisadi vurgunun geri planda kaldığını ve kimlik hareketlerinin öne çıktığını belirterek, Kürt Hareketinin 80 darbesi döneminde Diyarbakır Cezaevi’ndeki direnişi ve bu direnişin Kürt Harekinin büyümesinde nasıl önemli bir yere sahip olduğunu örnek gösterdi.

Türkiye ve Yunanistan’ın etnik yapılanmalarının karşılaştırıldığında, Türkiye’nin daha “ateşli” bir nüfusa sahip olduğunu belirten Yarar, “Bu zenginliklerle dolu nüfusu, katliamlarla körelten bir devleti inşa etme süreci var Türkiye’de. Dolayısıyla, neo-liberalizm ile birlikte siyasi krizi, daha doğrusu siyasi tepkileri yaratan olgular, ulus devletin inşa sürecinde yaşananlara karşı verilen tepkilerle birleşti” değerlendirmesinde bulundu.

‘Türkiye’de anti neo-liberalizm vurgusu giderek artıyor’

Türkiye’de anti neo-liberal bir siyasi karşı söylemin çok güçlü olmadığını ancak bunun giderek güçlenmeye başladığını ifade eden Yarar, şöyle konuştu: “Bu değişim siyasi olgunlaşma biçiminde yaşanıyor. Nitekim AKP’de kendi siyasi meşrutiyetini aslında kimlik siyaseti üzerine, Kemalizm üzerine kurdu. Devleti yeniden dönüştüreceğini söyledi ama bunların hiç birini yapmadı. Aynı meşruluğunu bugün yitiriyor. Türkiye’de iktisadi sorunların eleştirisi ve alternatif çözümleri biraz daha ikinci planda gibi duruyor ancak, bu durum değişmeye başladı. SYRİZA’ya baktığımız da ise özellikle anti neo-liberal bir çizgide konumlandığını ve buna karşı demokratik bir öz örgütlenme anlayışının öne çıktığı görmek mümkün.”

SYRİZA-HDP karşılaştırması

Yarar, SYRİZA-HDP karşılaştırmasının dikkat çekici olacağını belirterek, “SYRİZA’nın sol bir koalisyon üzerine kurulu olan bir parti yapısı olduğu biliniyor. Esasen 2002’de ‘Sol Birliği ve Ortak Hareketi’ biçimde bir blok alanı oluşturuyorlar. Bunun içinde farklı bileşenler var; ekolojistler, anarşitler, avrokomünistler gibi. Ancak feministler çok vurgulanmıyor, HDP’de olduğu gibi kimlik hareketlerinin çok temsil edilmediğini söyleyebilirim. Ama bunlara duyarlı olduklarını biliyoruz. Mesela Yunanistan’daki Türkler, SYRİZA’ya sempati ile bakıyor” diye aktardı. Yarar, 2004 yılında partileşmeye giden ve seçimlere katılan SYRİZA’nın içinde yer alan ‘Synaspismos’ adlı oluşumun, HDP’de Kürt Hareketi gibi ana bileşen olduğu belirtti.

SYRİZA’nın krizlere yanıt üretme başarısının örgütlenme yapısından geldiğini belirten Yarar, HDP ile SYRİZA’nın örgütlenme modelini karşılaştırdı:

“SYRİZA’nın bir bürokrasisi var ama merkezi bürokrasinin dışında toplumsal hareketlere, reflekslere, komün ve meclislere dayanan ilişkileri var. Onları kontrol altına almıyorlar ama doğrudan temas halindeler. Kısmi merkezileşmiş yapısı var ama yatay olarak toplumsal alana yayılmış ilişkileri var. SYRİZA’nın toplumsal gücünü aldığı yer merkezi yapısının yanı sıra, güncel olan oluşumlarla arasında bir denge kurmuş olması. HDP’nin bunu örnek alması düşünülebilir. HDP’nin de büyük ölçüde toplumsal hareketlere dayanan bir yapısı var. HDP özellikle de batıda bu tür örgütlenmeleri daha fazla geliştirmek zorunda. Bu açıdan bir karşılaştırma yapılabilir.”

‘HDP’nin başarı için zemini de vizyonu da var’

Yarar, HDP’nin batıda Türkiyelileşen, bölgeye seslenen, SYRİZA gibi partilerle ilişki kurulabilen, onların yükselişlerinden motive olabilen ve bu motivasyonu Türkiye’ye, kendi yükselttiği motivasyonu da dışarıya taşıyabilen bir parti olabilmesi için güçlü bir zemine, vizyona sahip olduğunu ve bunu bir ölçüde gerçekleştiğini vurguladı. HDP’nin başarı için Türkiye’nin batısında fikri temelini sağlamlaştırmak zorunda olduğunu vurgulayan Yarar, “Türkiye’nin batısındaki sorunlar; özellikle neo-liberal vurguyu, AKP rejiminin eleştirisini daha güçlü kurmak ve alternatifinin ne olduğunu ‘Yeni Yaşam’ kavramı çerçevesinde anlatmak zorundayız. SYRİZA’nın programına baktığımda politik, iktisadi önermeler çok güçlü ve somut. HDP de önerilerini ete kemiğe büründürmek zorunda. Doğrudan insanların sorunlarını dinleyerek biçimler kazanan bir program oluşturulmalı” diye belirtti.

‘Demokratik Özerklik SYRİZA’da bile yok’

Türkiye’de, demokrasi talebi ile neo-liberalizm ve kapitalizm arasında organik bir ilişki kurulmasının gerekliliğine vurgu yapan Yarar, “HDP dışarıdan sadece kimlik siyaseti üzerinden ilerliyormuş gibi görünüyor. Bunun doğru olmadığını daha net ifade etmek, önermelerini iyi sunmak gerekiyor. Kürt hareketinin oluşturduğu Demokratik Özerklik aslında bir yeni yaşam biçimini sunmak için önemli bir proje. Bu SYRİZA’da bile olmayan bir yaklaşım, çok güçlü ve dünyaya model olarak sunulabilecek bir perspektif. Bunun üzerine ciddi anlamda tartışmak, derinleşme ve politikaya dönüştürmek önümüzde bir ödev olarak duruyor” dedi.

‘SYRİZA ilkelerinden taviz vermeden herkesle pazarlık yapabilir’

İktidara geldiği bir kaç hafta içinde İMF ve Avrupa Birliği (AB) gibi oluşumların baskı altına alamaya çalıştığı SYRİZA’nın “kesinlikle pazarlık yapmam” sözleriyle taviz vermeden, mevzi kaybetmeden pazarlık yapmasını ve özgün politika tarzını Kürt Hareketi’ne benzettiğini dile getiren Yarar, baskılara rağmen SYRİZA’nın bu özgün tarzıyla kaybetmeyeceğini söyledi. Yarar, sağ rejimlerin yön verdiği ve bir kriz içinde olan AB ile SYRİZA’nın İspanya’da yükselişte olan PODEMOS gibi sol, sosyalist ittifaklarıyla mücadele edeceğini ve bu mücadelenin SYRİZA’yı daha da iddialı yapacağını belirtti.

SYRİZA’nın tamamlanmış bir proje değil yeni başladığını ve bu günden kötümser bir bakış açısı geliştirmenin yanlış olduğunu belirten Yarar, “SYRİZA’nın bir mücadele süreci içinde. Kazanımları olacağı gibi kayıpları da olacak. Nasıl ki Kürt Hareketi ‘barış için hükümetle pazarlık yaparız’ diyorsa, SYRİZA’da her hangi bir pazarlık yapabileceğini deklare ediyor çünkü halk kazanmak istiyor. İMF, AB ve Avrupa Merkez Bankası gibi kuruluşlarla belirli ilkeler dışında pazarlık yapacaktır.” dedi.

‘SYRİZA kaybeder diye düşünmüyorum’

Yarar, SYRİZA’nın toplumsal alanı genişleterek kazanımlar elde etmek ve bunu sürece yaymak gibi bir anlayışının olduğunu söyledi. Bu politikanın HDP’de de var olduğunu söyleyen Yarar, “SYRİZA bu strateji ile kaybeder diye düşünmüyorum. Aşama aşama kazanacakmış gibi görüyorum. SYRİZA’nın tam olarak kaybedeceği bir süreç değil kazandıkça motive olacağı bir süreç” dedi.

Dünya solunda, büyük hedefler koyarak, hiç bir zaman kazanamama duygusunun halka yaşatılması gibi bir sorunun olduğu vurgulayan Yarar, “Oysa SYRİZA’da HDP’de somut düzeylerde kazanımlar elde etmek istiyor. Mesela barajı aşmak tam da böyle bir şey. SYRİZA’nın da bazı kazanımları elde edeceğine tanık olacağız. Mesela, sosyal hakları iğdiş etmeden bir borç yapılanması talebi var. Koşullu olarak, AB ve İMF ile borç ödeme konusunda pazarlık yapmak için adım attılar. Bunu borçla değil, üretim yaparak kapatmak istiyorlar. ‘Önce benim üretim şartlarımı oluştur ben sana borcumu aşama aşama öderim’ diyor. Somut olarak SYRİZA şunu yapabilir, yapamaz diyemeyiz ama hedefleri için gayet materyalist adımlar atıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

‘SYRİZA-HDP ilişkisi AKP’yi ürkütmüş’

AKP hükümeti ile SYRİZA arasında Kıbrıs sorununa ilişkin bir görüşmenin olabileceğini söyleyen Yarar, SYRİZA’nın AKP’yi zorlayacak bir konumda duracağını şöyle aktardı: “Ben SYRİZA’nın hiçbir hükümet ile görüşmeyeceğini sanmıyorum. Onun anti neo-liberal politikaları ile AKP’nin fazla neo-liberal politika çizgisi uyuşmayacak. AKP taktiksel bir söylem üreterek, SYRİZA’yı kendine benzetiyormuş. Eğer bu doğruysa, AKP bir yandan Suriye’de öte yandan Yunanistan’daki değişimler nedeniyle uluslararası alanda kıskaç altında girmiş olduğunu hissediyor, diplomatik açıdan. Kaldı ki CHP bile bunu hissediyor. Bölge ve Yunanistan’daki değişim, SYRİZA ile HDP’nin organik ilişkisi onları ürkütmüş. AKP derin kaygılar duyuyor. ‘SYRİZA bize benziyor’, ‘Rojava’daki katkımızı unutmayalım’ söylemleri, paniği yumuşatmak için geliştirildi. Demek ki Rojave ve SYRİZA’nın kazanımları AKP’nin dilene yansıyor. Reel politika açısından SYRİZA, AKP’yi zorlayacaktır.”

(kk)

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here