Anasayfa Köşe Yazıları birleşik ortak gerçekçi hedefler

birleşik ortak gerçekçi hedefler

Paylaş

Fazla zaman kalmadı, neredeyse seçim sath-ı mailine girdik. Ülkemizde her seçim döneminin kendine has önemi vardır. Değerlendirmelerde bu öneme vurgu yapılır. Bazen de seçimlerin “ülkenin kaderini belirleyeceği” ifade edilir. Herkesin durduğu yere göre de doğrudur bunlar. Ben ise bu seçimlerde hegonomik iktidar yapılaşması karşısında alternatif bir çıkış olanağına dikkat çekmek istiyorum.

Mevcut düzenin güçleri arasında sıkışmış ve her dönemde korku siyaseti ile suni tercihlere yönlendirilen yoksullar, ezilenler, ötekileştirilenler, ekolojistler -yani bu düzenin mağdur ettiği bütün kesimler- kendileri için gerçekten umut olabilecek bir yola bütün engellere rağmen çıkabilirler. Bunun koşulları var. Yeter ki buna uygun ortak akıl, niyet ve gerçekleşebilir siyasetin iradesinde bir arada olalım.

Geçtiğimiz yıllarda çeşitli platformlarda ve oluşumlarda Özgürlükçü Solcular tarafından sürdürülen tartışmalar kamuoyuna da yansımıştır. Buna göre, “geçmişte yaşanmış ayrılıkların, saflaşmaların güncel siyasal ihtiyaçlar bakımından artık toplumsal bir karşılığı kalmamıştır. Yeni siyasal örgütsel anlayışla solun bütün versiyonlarının, kimlik ve inanç temelinde mücadele edenlerin, ekoloji mücadelesi verenlerin arasındaki ilişkilerin bu günün koşullarında reel siyasal mücadelenin ihtiyaçları acısından yeni bir tarihsel buluşmaya ihtiyacı vardır. Kimse bu durumu görmezlikten gelip kendi doğrularını ötekisine dayatamaz. Bunun birleşik ortak siyasetini kurmak tarihsel bir görevdir. Bu da tekçi değil gerçek anlamda demokratik, çoğulcu siyasetle bir araya gelinip bunun ortak iradesinin tecelli edeceği bir siyasal oluşumla gerçekleşebilir.” O günlerde küçümsenen bu yaklaşımların şimdi önemli miktarda cevreler tarafından kabul görülmeye başlandığını görüyoruz.

Katılıp katılmamak, içinde olup olmamak önemli değil ama birleşik ortak mücadele zeminleriçoğalmaya ve bu konuda arayışlar artmaya başladı. Zira parça parça başarılı olunamadığı artık herkes tarafından görülmeye başlandı. Fakat bu bir araya gelişler zorunluluktan çok gereklilik bilinci ile oluşmaz ise bu çabalar da başarılı olamaz. İçinden geçmekte olduğumuz Dünya ve Türkiye koşullarını doğru okumayan ve bu durumu bilince çıkarmayan ve dilini kurmayan başarılı olamaz. Doğal olarak da bu süreç biraz zaman alabilir.

İçinden geçmekte olduğumuz süreçte HDP, uzun yıllardır geliştirilen ortak mücadele pratiklerinin yarattığı birikimi ve tecrübesi ile bu sürecin politik aktörü olmaya adım attı. Geçirdiği iki seçim deneyimi ile de kendi yetmezlikleri ile yüzleşmeye “Yeni Yaşam Çağrısı” fikriyatını toplumsallaştırmaya çalıştı. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde başarılı sonuçlar da aldı..

HDP Türkiye siyasal pratiğindeki ağırlığı ile her alanda hegomonik iktidar ilişkisini kurmaya çalışan AKP İktidarını en fazla zorlayan güç odağı haline gelmiştir. Türkiye’nin tüm temel sorunlarına çözüm politikaları üretme konusunda yeterliliği olmasına rağmen, bütün alanlara temas eden siyasetini, örgütsel hayatını ve dilini kurması için daha çok çaba sarf edilmesi gerektiği de aşikar.

2015 seçimlerine yaklaşırken, düne kadar iktidarın dümen suyunda olanlar dahil herkes, AKP nin kendi iktidarını korumak için Türkiye’yi tehlikeli noktaya sürüklediğini görüyor. Toplumsal gerilimin hat safhaya ulaştığını, hukuki, ahlaki, vicdani, toplumsal değer yargılarının dağıldığını, geleceğe dair umutsuzlukların arttığını kabul edenlerin oranı artıyor. Bu kabulün karşısında AKP önderliği ve örgütü, toplumun önemli bir kısmını da yanına alarak, diğer kesimi düşmanlaştıran bir duvar örüyor. Sürdürdüğü siyasetin bütün argümanları, araçları, yol ve yöntemleri ile kendi varlığını ve devamlılığını topluma tek çare olarak dayatıyor.

Bu kritik eşikte geleneksel seçmen refleksi, mevcut güçlünün karşısında onu etkisiz kılabilecek en yakın seçeneğe yöneliyor. Bu tercihin kendi çıkarları ile gerçekten uyumlu olup olmadığına bakmadan sadece karşı olduğunu etkisizleştirmek için tutum alıyor. Oysa yıllardır bu nafile denemelerde başarılı olunmuyor.

En son Cumhurbaşkanlığı seçimlerininde “mecburiyet” ilişkisinin topluma dayatılması da bu durumun bir göstergesi oldu. Ama aynı zamanda dayatmanın bozulması da gerçekleşmiş oldu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin özelliği, onun kendine has konjonktürü de ayrıca ihmal edilmemelidir ancak buna rağmen kendi Eş Başkanını Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterenHDP önemli bir başarıya imza attı. %10’a yakın oy alınarak, sol adına Türkiye tarihinde görülmemiş bir sonuç elde edildi. Bu kıymetli sonuca ulaşmada o günün konjonktürü, 3 aday arasından tercih yapılması, adayların niteliği v.b bir dizi etken var ve tabi ki bunu bilerek 2015 seçimlerine bakmak gerekir.

HDP birleşik ortak mücadelenin ihtiyaçlarına göre kurulmuş ve dışında kalan bütün yakın güçleri de kapsamaya açık bir siyasetle iddialı bir tutum alıyor. Bütün engellemelere, 12 Eylül yasalarına ve %10 baraja rağmen 2015 seçimlerine parti olarak girme iradesiyle “engelleri yıkacağız, oylarımızı çaldırmayacağız” denildi. Bu tutum bizce içinde riskleri taşıyan ama iddialı ve saygıdeğer bir tutumdur. Siyaset ise iddiasız yapılmaz.

Simdi özgürlükçü, demokratik, devrimci güçler olarak, AKP’yi politik hedeflerinden mahrum etmek istiyorsak, somut politik stratejiler geliştirilmesi gerekiyor. “İstemezük” siyaseti iflas etmiştir. Ona karşı yürütülen başarısız muhalefet AKP’nin başarısına neden olmuştur. Bu güne kadar denenmiştir ve tekrarına gerek yoktur.

Şimdi seçime 5-6 ay kaldı. HDP’nin çağrısına kulak vermeye, varsa başka öneriler bunu masaya koymaya ve birleşik ortak gerçekçi hedefler doğrultusunda saf tutmaya ihtiyaç vardır. Geçmiş yaşanmışlıklara, kendi kendimize yarattığımız duvarlara teslim olmayalım. Bu güne kadar emek veren insanlara, mücadele süreçlerinde kaybettiklerimizin anısına saygı gereği bile olsa bu toplumun bir başarı hikayesine ihtiyacı var.

Şimdi “tarihsel buluşmayı” büyütmenin zamanıdır. Başta AKP olmak üzere egemen siyasetin karşısında ezilenlerin, emekçilerin bütün mağdurların ortak toplumsal geleceğini kurmaya doğru adım atacağımız başarı hikayelerini birlikte yazmaya katkı vermemiz, destek vermemiz sanıyorum hepimizin tarihsel sorumluluğu olacaktır.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here