Anasayfa Haber Bütün izler AKP/DAİŞ’e çıkıyor

Bütün izler AKP/DAİŞ’e çıkıyor

Paylaş
  • Ankara ve Suruç katliamının failleri aylar önce polis tarafından bilinmesine rağmen, yakalanmaları için herhangi bir şey yapılmaması bir yana haklarında açılan davalarda ise ‘Kovuşturmaya yer yok’ denilerek serbest bırakıldılar. Katliama davetiye çıkaran bu tutumla AKP-DAİŞ ortaklığı bir kez daha kanıtlandı

 

Özgür Gündemin haberine göre Rojava ve özelde Kobanê’ye dönük saldırılar sırasında görüntü ve belgelerle ayyuka çıkan AKP-DAİŞ ortaklığı, bir kez daha belgelendi. Tüm hedef şaşırtma çabalarına rağmen, Rojava’ya dönük saldırılarda olduğu gibi Türkiye ve Kürdistan kentlerinde gerçekleştirilen saldırılar ve bombalı katliamların arkasında DAİŞ’in yer alması, bu çetelerin AKP tarafından himaye edilip, yönlendirildiğini gösteren önemli bir bulguyu ortaya çıkardı. Ankara’daki saldırıyı gerçekleştiren canlı bombalardan biri olduğu belirtilen Ömer Deniz Dündar ile Suruç bombacısı Şeyh Abdurrahman Alagöz hakkında, Semsûr’da (Adıyaman) yürütülen “El Kaide” soruşturmasında takipsizlik verildiği ortaya çıktı. Kentte, DAİŞ çetelerini örgütleyen isim olduğu belirtilen ve aynı soruşturmada yer alan Salih Küçüktaş ise AKP’li Adıyaman Belediyesi’nde kadrolu memur.

Kovuşturmaya yer yok!

Malatya’da Özel Yetkili Savcılık tarafından başlatılan ancak bu savcılıklar kapatılınca Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nda devam eden “El Kaide” soruşturması kapsamında Adıyamanlı Mustafa Dokumacı, Mehmet İşbar ve Salih Küçüktaş hakkında 26 Aralık 2014’te 2015/2 sayılı iddianame hazırlanıp, dava açıldı. Bu kapsamda soruşturulan, aralarında Ankara’daki saldırının faillerinden biri olduğu belirtilen Ömer Deniz Dündar ve ikizi Mahmut Gazi Dündar ile Suruç’taki canlı bomba saldırısını gerçekleştiren Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün de bulunduğu 19 kişi hakkında ise “Kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildi.

Göz göre göre almadılar

25 Temmuz’da Adıyaman Emniyet Müdürlüğü’nde ifade veren Yusuf Alagöz ifadesinde Suruç’ta canlı bomba saldırısı yapan kardeşi Abdurrahman Alagöz hakkında, “Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli şahıs benim kardeşim olur. Kendisiyle en son 3-4 ay önce evde görüştük. Bazen sık sık Gaziantep iline medreseye gidiyorum diye evden ayrılırdı. 15-20 gün kalır gelirdi” şeklinde ifade verdi. Ankara saldırısını gerçekleştiren iki kişiden biri olduğu öne sürülen Yunus Emre Alagöz’ün ise Afganistan’da eğitim gördüğünü söyleyen Yusuf Alagöz ifadesinde, “Abim Yunus Emre Alagöz İran’da medrese eğitimi aldı. Orada çatışma bölgelerinde faaliyette bulunduğunu bilmiyorum” dedi.

KESK tehdit edildi

AKP hükümetinin katliamın yaşandığı Barış Mitingi’ne yönelik “bütün tedbirlerin alındığını” savunmasına rağmen, mitingin düzenleyicilerinden olan KESK’in 3 Eylül tarihinde “Karadeniz İslam Teşkilatı (KİT)” adlı bir grup tarafından tehdit edildiği ve konuya ilişkin suç duyurusunda bulunularak tedbir alınmasını istediği ortaya çıktı.

Polis katliamdan haberdar

CHP Milletvekili Eren Erdem ise Ankara’daki canlı bomba Yunus Emre Alagöz’ün 2 yıldır tüm telefonlarının dinlendiğini söyledi ve bazı kayıtlardan örnekler verdi.  Erdem, Mayıs’taki bir telefon görüşmesinde Ankara bombacısı Yunus Emre Alagöz’ün, kardeşi Yusuf Alagöz ile yaptığı konuşmada, “Belki bu seninle son görüşmemiz. Allahu Allem muhtemel son görüşmemiz. Hem Abdurrahman’ın (Suruç bombacısı olan kardeş) hem benim inşallah” dediğini açıkladı. Bu telefon görüşmelerinde açıkca yapacakları eylemi söylemelerine rağmen polisin bunları serbest bırakması AKP-DAİŞ ortaklığını kanıtlamaya yetiyor.

AKP’nin kadrosu

Soruşturma kapsamında ifadeleri alınıp serbest bırakılan Dokumacı, İşbar ve Küçüktaş’ın ise telefonları takip altına alındı. İddianameye göre, 24 Eylül 2013’te Dokumacı ile Küçüktaş arasında yapılan bir görüşmede Dokumacı, arkadaşına Suriye’ye ne zaman geleceğini sordu. Hacı isimli kişinin para ayarlayacağını söyledi ve Salih’in de araç ayarlamasını istedi.  27 Eylül’de yapılan bir diğer görüşmede Dokumacı, Küçüktaş’ı arayarak, “Bizim çocuklar yanında mı?” diye sordu. İddianameye göre Salih Küçüktaş, 5 Aralık 2013’te de illegal yoldan Suriye’ye geçti. O gün yaptığı bir telefon görüşmesinde, elindeki malzemeleri askere yakalattığını, karşı tarafta onu bekleyenlerle nerede buluşacaklarına dair görüşme yaptı. İddianamede örgüt üyesi oldukları ifade edilmesine rağmen sanıkların “tutuksuz yargılanmak” üzere bırakılması ise katliamlara davetiye çıkardı. İddianamede en çarpıcı şey ise DAİŞ elamanlarını örgütleyen Salih Küçüktaş’ın, AKP’li Adıyaman Belediyesi’nin kadrolu elemanı olduğu bilgisinin yer alması oldu.

Sınır yolgeçen hanı

Semsûr’da “Dokumacılar” adlı IŞİD hücresinin üyesi olduğu iddia edilen Yusuf Aktulum’un geçen 12 Ağustos’ta sulh ceza hakimliğinde ifadesinin alındığı ortaya çıktı. Aktulum, Suriye’ye ilk olarak 2013 yılında İnsanı Yardım Vakfı’nın (İHH) gönüllüleri ile geçtiğini, bu ülkede bir buçuk ay kaldığını söyledi. İfadesinde “Suriye’ye giderken kimlik sormuyorlardı, kapı açıktı” diyen Aktulum, AKP- DAİŞ ittifakını bu sözler ile itiraf etti.

Baluken’in iddiasına cevap yok

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ise geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Ankara Katliamı’yla ilgili soruşturmayı yürüten savcının katliamın arkasında olduğu belirlenen dört kişinin yakalanmak üzereyken devlet içindeki bir birimin bilgi sızdırdığı için kaçtığını itiraf ettiğini söylemişti. Baluken’in bu iddiasına yetkili mercilerden herhangi bir cevap verilmemesi iddianın doğru olduğunu tekrar kanıtıyor.

Uçan kuşu biliriz biz!

Kamuoyundan gerçekleri saklamaya ve katliamın üstünü örtmeye çalışan Başbakan Ahmet Davutoğlu, yayın yasağını delen gazeteleri suçladı. Davutoğlu söz konusu yayınlara ilk önce “doğru değil” dedi sonra da “O yayınlar nedeniyle bir ismi elimizden kaçırdık” ifadelerini kullandı. “Bu teröristlerin saat kaçta geldiğini, neler yaptıklarını, hangi araçlardan hangi araçlara geçtiklerini, hangi şoförlerle neyi konuştuklarını, hepsini biliyoruz” diyen Davutoğlu, katliamı neden önlemediklerini ise açıklamadı.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here