Anasayfa Dergi Can Teoman : Sermaye hareketlerine sınır mı geliyor?

Can Teoman : Sermaye hareketlerine sınır mı geliyor?

Paylaş

Kendisine yakın, hatta ailesinden bazı işadamlarının, İngiltere kıyısındaki vergi cenneti Man Adası’na gönderdiği iddia edilen milyonlarca doların CHP tarafından gündeme getirilmesinden sonra…

Erdoğan’ın kastettiği elbette ki CHP’nin gündeme getirdiği kendisine yakın isimler değil.

Zaten konuşmasında ‘‘Bazı haberler, sinyaller alıyorum. Bazı iş adamlarının varlıklarını yurt dışına kaçırma gibi gayretlerinin olduğunu duyuyorum’’ diyerek başka işadamlarını kastettiğini vurguladı.

Kanuni altyapıya bakıldığında yurtdışındaki yatırımcıların Türkiye’de yatırım yapması gibi, Türkiye’deki işadamlarının da yatırımlarını ülke dışında değerlendirmesinin önünde engel yok.

1989 yılında Özal Hükümeti tarafından Türk Parası’nın Değerini Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklik, Türk Lirasını uluslararası değişime sokarken (konvertibilite), ülkedeki işadamlarının da yurtdışına para çıkarmasının önünü açtı.

Hatta AKP Hükümeti işi daha da liberalleştirdi. Tek başına iktidarı kaybettiği 7 Haziran 2016’daki seçimlerden 1 gün sonra, yeni bir kanuni düzenleme yapıp, Türkiye’den yolcu beraberinde 10 bin dolara kadar olan nakit çıkışındaki sınırları kaldırdı.

Bu değişiklik o dönem muhalefet tarafından da ‘‘İktidarı kaybettiler. Yurtdışına para kaçırıyorlar’’ şeklinde yorumlandı.
Diğer taraftan, İngiltere’de faaliyet gösteren Vergi Adaleti Kurumu OXFAM’a göre Türk vatandaşlarının yurtdışına çıkardığı paraların tutarı 2012’de 152 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı.

Tabii bu tutarın büyük kısmı, son dönemde Panama Papers ve Paradise Papers gibi, sadece Türkiye’yi değil tüm ülkeleri ilgilendiren ifşa skandallarıyla gündeme gelen vergi cennetlerinde tutuluyor.

O belgelerde de AKP’ye yakın birçok işadamı, hatta Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesinden de bazı isimlerin vergi cennetlerindeki yatırımları ortaya çıkmıştı.

Buna karşın söylediğimiz gibi, konunun Erdoğan’ın da dediği ‘‘Bu ülkede kazanıp yurtdışına kaçırmak’’ gibi ‘‘etik’’ ve parayı yurtdışına çıkararak vergiden muaf olmak gibi ‘mali’ bir boyutu da var.

Ancak bunu mevcut yasal altyapıyla çözmek mümkün değil.  Erdoğan’ın dün önerdiği gibi hükümetin bunu yasaklaması ise ancak TL’deki konvertibiliteyi kaldırmak yani sermaye hareketlerini sınırlandırmakla mümkün.

Bunu da tam anlamıyla yaptığınız zaman Kuzey Kore misali dünyadan kopuk yaşamak anlamına geliyor.

Peki Türkiye’den para nasıl yurtdışına çıkartılıyor? Legal ve illegal olmak üzere iki yolu var. Legal olanın kayıtlarını Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi rakamlarından görebiliyoruz ve vereceğiz.

İllegal olana örnek olarak da 2012’de gazetelere kadar yansıyan ve Türkiye ile KKTC arasında siyasi krize dönen bir para kaçırma olayı gösterilebilir.

Söz konusu örnekte Garanti Bankası’nın  Lefkoşa Şube Müdürü bavulunda taşıdığı bankaya ait 3 milyon dolar ve 1.5 milyon Euro ile bir otel odasında yakalandı.

Paraların resmi kurumlara haber vermeden KKTC’ye götürüldüğü anlaşıldı. Hatta konuyla ilgili olarak dönemin KKTC Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın, “KKTC’deki Türk bankaları kanalıyla Malta gibi vergi cennetlerinde hesap açıyorlar ve kayıt dışına çıkıyorlar” sözleri hala akıllarda ve arşivlerdeki yerini koruyor.

Tabii olaydan da anlaşılacağı üzere bu yolla yurtdışına ne kadar para kaçırılıyor bilmek imkansız. Diğer taraftan yurt dışına kanuni yollarla çıkan para tutarını Merkez Bankası verilerinden görebiliyoruz.

Örneğin bu yılın ilk dokuz ayında Türkiye’deki işadamları yurt dışında iş yeri açmak, yani doğrudan yatırım yapmak için toplam 1.8 milyar dolar götürmüş.

Buna karşın yurt dışında hisse senedi, tahvil-bono almak için götürdükleri paranın tutarı ise eksi 1.1 milyar dolar.

Yani, yerli işadamları yurt dışında portföy yatırımı yapmamış, aksine ülke dışındaki paralarından 1.1 milyar doları Türkiye’ye getirmiş. Bu yılki rakamlarda Erdoğan’ın söylediği gibi ‘Yurt dışına para kaçırma’ durumu görünmüyor. En azından resmi olarak.

Tabii 2017 verileri böyle ama, rakamları biraz geriye doğru sarınca görüntü de değişiyor. Özellikle de Türkiye’ye insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü eleştirilerinin artığı 2014 yılından sonra.

Bunda 2013 yılında yaşanan Gezi eylemleri ve 17/25 sürecinin ardından iktidar tarafından alınan önlemlerin ne kadar etkisi var, demokrasi ve hukuk Türkiye’deki birçok aydının da dediği gibi ‘Yenilir, içilir’ bir şey midir orası okuyucunun takdiri.

Gelelim rakamlara. Türkiye’ye son 8 yılda, yani 2010 başından itibaren gelen yabancı yatırımların toplam tutarı 295 milyar dolar.

Buna karşın Türkiye’deki işadamlarının yurt dışına yaptığı doğrudan ve portföy yatırımı tutarı ise 43.7 milyar dolar.

Oranlarsak yabancının getirdiği her 100 dolara karşın Türk işadamları 14.7 doları yurtdışına çıkarmış.

Ancak tablonun ilk 4 yılı ile ikinci dört yılı arasında fark var. 2010-2013 döneminde gelen para 150.7, giden 7.1 milyar dolar olurken, çıkan paranın gelen paraya oranı yüzde 4.7 olmuş. 2014-2017 aralığında ise gelen 91.9 milyar dolara karşın, giden rakam 24.4 milyar doları buluyor.

Yani ülke dışına çıkan paranın gelen paraya oranı yüzde 26.5’e çıkmış.

Veriler ülkedeki işadamlarının özellikle 2014’ten itibaren yurtdışına para-yatırım çıkarmada çok daha istekli olduğunu gösteriyor. Bu istek, Türkiye’ye karşı yapılan demokrasi ve hukuk uyarılarının arttığı dönemle de örtüşüyor.

Kuşkusuz yatırım çıkışı, Türkiye gibi her yıl ortalama 50-60 milyar dolar döviz açığı (cari açık) veren ve yatırımları finanse etmek için gerekli iç tasarruf oranı yüzde 15’le dünyanın en düşükleri arasında yer alan bir ülke açısından ekonomik olarak hoş değil.

Örneğin Türkiye’de ana sanayi dallarında üretim yapacak bir kişiye istihdam yaratma maliyeti son hesaplamalarla ortalama 101 bin dolar düzeyinde. Bu son 4 yılda Türk işadamlarının yurtdışına çıkardığı parayla 244 bin kişiye iş verilebileceğini gösteriyor.

Tabii ana sanayide 1 kişilik yatırım çarpan etkisiyle artıyor. Örneğin Merkez Bankası’nın 1990’lı yıllarda yaptığı bir araştırmada oto ana sanayinde oluşturulan her bir istihdamın, diğer sektörlere yaptığı katkının 20 kişiye kadar ulaştığını ortaya koyuyordu. Bu da 24.4 milyar dolarlık bir yatırımla yapılacak istihdam artışının milyonluk rakamlara ulaşabileceğini gösteriyor.

para çıkışı
Çıkan para artıyor. (Doğrudan ve portföy yatırımları dengesi. TCMB verilerinden hesaplanmıştır.)

Çıkan paranın işsizlik oranı ve ekonomik büyümeyi etkilediği de bir gerçek. TÜİK’in verilerine göre 2013 sonunda işsizlik oranı yüzde 9.7, işsiz sayısı da 2.7 milyon düzeyindeydi.

Ağustos 2017’de bu sırasıyla yüzde 10.6 ve 3.4 milyon kişiye yükselmiş durumda. İşsiz sayısında yaşanan 700 bin kişilik artış yurtdışına para çıkışı yoluyla kaçırılan istihdam sayısının ne denli önemli olduğunu gösteriyor.

Para çıkışı potansiyel üretim artışı ve döviz kurlarını da etkiliyor. Bunun bir sonucu olarak da fakirleşmeyi görüyoruz. 2013 sonunda 12 bin 480 dolar olan kişibaşı milli gelirin son olarak 10 bin 456 dolara inmesi bunun rakamsal bir ispatı.

Gelelim Erdoğan’ın ‘Vatan-ı hiyanet’ içinde gördüğü işadamlarının kim olduğu meselesine. Bunun için ‘hemen herkes’ denilebilir: İsrail’de doğalgaz santrali, Rusya’da TV fabrikası açan Zorlu Grubu, Godiva ve United Biscuit’i alan Ülker, birbiri ardına yurtdışında elektronik-beyaz eşya tesisleri kuran Koç, Rusya’da cam, biracılık ve gayrimenkul yatırımı yapan İş Bankası, Özilhan ve Enka grupları, birçok ülkede bankası bulunan Hüsnü Özyeğin, marinacılıkta Akdeniz’i Türk gölü haline getiren Ferit Şahenk, İtalyan Lumberjack’i satın alan TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi ilk akla gelen isimler.

Hatta çerçeve biraz büyütüldüğünde Başbakan Yıldırım’ın oğullarının Malta’daki şirketleri ya da Erdoğan’ın çevresinin Man Adası’nda kurduğu ‘ticari’ şirketler de bu statüye giriyor. Listeden de görüldüğü üzere yurtdışına yatırım yapmakta iktidara yakın veya uzak olmak bir kriter değil. Yakın olanı da uzak olanı da yurtdışına para-yatırım götürüyor.

Tabii ki bu durum, küreselleşme olgusunun da bir gerçeği. Çıkan yatırım olduğu gibi geleni de var. Üstelik Türkiye hala gidenden daha fazla yatırım çekiyor.

Erdoğan’ın ‘Önce kabinemize sesleniyorum, bunların hiçbirine çıkış için asla izin vermemelisiniz’ meselesine gelince…

Muhakkak ki, bu daha geçen hafta Londra’da bakanları ve AKP’nin ileri gelenleriyle Fiba ve Doğuş’a ait yatırım bankasının açılışında kurdela kesen Başbakan Yıldırım için de sürpriz olacak. Yıldırım bankanın açılışında İngitere’deki ilk Türk bankasını açmaları nedeniyle işadamları Ferit Şahenk ve Hüsnü Özyeğin’den övgüyle bahsetmişti.

Peki o zaman Erdoğan’ın bu çıkışı neye yarayacak? Dün Erdoğan’ın konuşmasından sonra konuştuğumuz eski bir yatırım bankacısı dostumuz belki de en güzel cevabı veriyor:

Her yıl 50 milyar dolardan fazla cari açık veren, enerjisinin çoğu yurtdışından ithal edilen, teknoloji de hala dışa bağımlı olan Türkiye, para giriş çıkışlarını yani sermaye hareketlerini sınırlama gibi bir adımı mantık çerçevesinde atamaz. Ancak böyle bir şey olmasa dahi, Erdoğan’ın sözleri kulaklara kar suyu kaçırdı. Piyasalar ‘Türkiye’de sermaye kontrolü mü gelecek?’ endişesini fiyatlayacaktır. Doların, faizin rekor seviyelerde olduğu bir anda Erdoğan’ın bu açıklaması hiç yardımcı olmadı.

Bankacının da dediği gibi, Cumhurbaşkanı’nın sözleri piyasalarda Türkiye’ye para giriş-çıkışına sınırlama, hatta bir adım ötesi olan bankalardaki paralara el koyma, çekilişine limit getirme söylentilerini tetikleyebilir. Gerekli kanuni altyapının OHAL nedeniyle her an hazır olması endişesi ise bir başka mesele.

ahval

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here