Cem Yılmaz’dan ağlatan filim İftarlık Gazoz

Paylaş

Duygu Kocabaylıoğlu’nun beyazperde eleştirisi

Maddi ve manevi anlamda sinemada kendisine özgür alanlar açmayı ve bu yönde çalışmayı tercih eden yönetmen ve senarist Yüksel Aksu, sade ama emin adımlarla ilerlediği bir filmografiye sahip. 2006’daki ilk uzun metrajlı filmi Dondurmam Gaymak’ın Oscar aday adaylığı macerasından 5 yıl sonra Entelköy Efeköy’e Karşı’yı çeken Aksu bu sefer arayı daha fazla soğutmadan İftarlık Gazoz ile seyircisini yeniden selamlıyor. Çok rahatlıkla, ‘çektiği en iyi film’ olarak etiketlendirebileceğimiz İftarlık Gazoz fondaki mekan olarak yine Muğla’nın Ula ilçesini tercih etse de aslında çok daha evrensel kodları olan bir hikayeye ve duruşa sahip.

Filmin kısa özetinden şunu biliyoruz: yaz tatiline çıkan Adem (Berat Efe Parlar) kasabanın gazozcusu Cibar Kemal’in yanında çırak olarak işe başlar; gazoz satmanın inceliklerini öğrenirken yaz tatili ile birlikte Ramazan da başlar. Ailesiyle beraber herkes oruç tutarken, kendisine farz olmamasına rağmen büyüklerine özenir ve gizli gizli oruç tutmaya niyetlenir. Ama Ula’nın yaz sıcağında, hem bisiklet üzerinde gazoz satmak hem de aç susuz oruç tutmak hiç kolay olmayacaktır.

Adem’in içine düştüğü bu ‘imtihan’, film öyküsünün çekirdeğini oluştursa da Aksu’nun çok katmanlı senaryosu birden çok evrensel öyküye ev sahipliği yapıyor. Büyüklerin dünyasına ayak uydurmaya çalışan bir çocuğun tüm saflığı o kadar gerçekçi ve o kadar onun dünyasından resmedilmiş ki ana karakter ile beşinci dakikada özdeşlik kurmuş oluyorsunuz zaten. Çekirdek öykünün içinde çocuk saflığının yanı sıra, dinini kendisine göre, kendi içinde saklı biçimde yaşayan Müslüman saflığı da ayrı bir katman. Film Ramazan ayının eşanlamlısı olması gereken hoşgörü kelimesinin tüm kasaba halkına nüfus ettiği geçmiş zamanlara selam gönderiyor desek, herhalde abartmış olmayız.

Öyküyü saran ikinci çember, Cem Yılmaz‘ın gerçekten kendisini seyirciye unutturduğu, müthiş bir performansla ortaya koyduğu Cibar Kemal karakterine ait. Baba mesleği el yapımı gazozculuğu, Ula’da tek başına ve var gücüyle yaşatmaya çalışan, ekmeğinin peşindeki bir küçük esnaf Cibar Kemal. Fakat yaz-kış demeden sürdürdüğü mesleği, ülke pazarına giren ‘coca cola’ ile ciddi ciddi darbe yemekte; kıraathaneden sinema büfesine kadar her yer ‘ecnebinin colasını’ içmektedir. 3.dünyanın böğrüne hançer gibi saplanan küresel sermaye 1970’lerde, Muğla’nın Ula’sında da Kemal’i vurmuştur. Kemal kendi dünya görüşünün el verdiği ölçüde bunun farkındayken, ilginç bir biçimde ‘okumuş cepheden gelen bilince’ karşı da bir o kadar mesafelidir.

Bu noktada 1970’lerin Dev-Genç cephesi İftarlık Gazoz’un üçüncü çemberini oluşturan alt çerçeve öykü olarak karşımıza çıkıyor. Yılmaz Bayraktar‘ın gayet yetkin biçimde canlandırdığı Hasan karakteri, Yeşilçam’ın ağa figürlerinden fırlamış gibi duran tütün tarlası sahibinin oğludur. Ankara’ya üniversite okumaya gitmiştir ama ‘anarşik’ olmuş, bir süre gözlerden uzak kalmak için köye, ailesinin yanına mecburen geri dönmştür. Ula’da bir grup arkadaşı ile sosyalizm zihniyetini yeşertmeye çalışan Hasan ve ona çizilen temsiliyet belki de filmindeki en yerli yerinde karakterizasyonlardan biri. Zira gerek tütün tarlasında işçilerle yaptığı konuşmalar olsun, gerek gece duvara yazdıkları yazılar, gerek onun tarafında olmalarına rağmen Cibar Kemal’den işittikleri azar, solcu gençlerin haklarını savundukları esnaf ve emekçiden gerçek hayatta ne kadar uzak olduklarını ispatlarcasına filmin pek çok anında karşımıza çıkıyor. Özellikle din ve emek üzerine yaptığı konuşmalardan sonra, bu memlekette sağ partilere ağırlıklı olarak oyların işçi kesiminden çıktığını anlamak daha da kolaylaşıyor. Filmin pek çok öğesi bir yana Yüksel Aksu’ya sırf bu tespiti ve tespitinin üzerine gitme potansiyelinden dolayı şapka çıkartmak gerek.

Filmin dördüncü ve en dış cepheyi oluşturan katmanına ise filmi henüz seyretmemiş seyirciler için sürprizbozan (spoiler) vermemek adına hiç girmeden, bu noktada Yüksel Aksu’nun sadece dersini iyi çalışmış melodram formülünü uyguladığını söylemek gerek. Karşılaştırma yapmak doğru olmasa da formülizasyon açısından bir Çağan Irmak tarzının hatırlattığını da söylemek mümkün.

Filmin çıtasını birkaç fersah yukarı taşıyan unsurlardan birisi şüphesiz ki Mirsad Heroviç‘in usta görüntü yönetmenliği. Çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu kalite bir yurtdışı yapımı olsaydı, Görüntü Yönetimi dalında hartı sayılır bir ödül adaylığı, belki de ödülün kendisi kaçmazdı; sırf sabaha karşı tütün tarlasındaki epik sahne için bile yıldızlı 5 puanı hak ediyor.

Çok uzattık, çok detaya girdik ama henüz çocuk oyuncu başarısından, oyuncu koçluğu ve yönetimi başarısından bahsedemedik bile. Dönemin, dönemlerin ruhunu yansıtan müzik seçimlerinin yanı sıra Evanthia Reboutsika‘nın müzik derlemelerinin de filmde başlı başına kendisini hissettiren unsurlar olduğunu ekleyerek, bu cuma film tercihinizi İftarlık Gazoz’dan yana kullanırsanız pişman olmayacaksanız diyelim, nacizane. İyi seyirler.

 Beyazperde eleştirisi

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here