Anasayfa Röportaj Cemil Bayık:Tüm devrimci, sosyalist güçleri bir kez daha mücadele birliğine çağırıyorum.

Cemil Bayık:Tüm devrimci, sosyalist güçleri bir kez daha mücadele birliğine çağırıyorum.

Paylaş

KCK Yürütme Konseyi Eş başkanı Cemil Bayık 15 Şubat komplosunu  Özgür Gündem’e değerlendirdi.iki bölüm halinde sunulan röportaj ‘ın birinci bölümü :Komplonun eskisi gibi açık yöntemlerle değil de revize edilmiş yöntemlerle devam edeceğini vurgulayan Bayık, hareketi yönlendirmek, sahte gündemler oluşturmak, sistem içileştirmek için uluslararası güçlerin ve devletin elinden geleni yapacağını belirtti. “Önder APO’nun yarattığı insan tipi, geliştirdiği ideoloji ve yeni paradigmasının hareket ve halk için yeni bir doğuş” anlamında olduğunu söyleyen Bayık, “Kazanan Rêber APO, özgürlük hareketi, halkımız ve insanlık, kaybeden ise cümle iblisler, uluslararası komploda yer alan tüm güçler ve gericilik olmuştur” dedi.

Uluslararası komplonun üzerinden 16 yıl geçti. Komploda dönemin uluslararası güçlerinin pozisyonu neydi?

Uluslararası komplo bir halkın ve hareketin başına getirilebilecek en büyük felaket, bir tufandı. Komplo ne kadar derin, acımasız ve sert olduysa, hareket ve halk olarak karşı koyuşumuz da o denli kararlı, iradeli ve sert biçimde oldu. Şimdi komplonun 16. yıldönümündeyiz. Uluslararası komployu bir kez daha birçok boyutlarıyla değerlendirmek ve çözümlemek bir ihtiyaç ve zorunluluktur. Çünkü ortada olan Önder APO’nun şahsında Kürt halkının ve özgürlük hareketinin kaderiydi. Bu anlamda üzerinde ne kadar tartışılır ve çözümlenirse yeridir. Ancak bundan önce uluslararası komploya karşı dağlarda, zindanlarda, Kürdistan’ın dört parçasında ve yurtdışında önderlik etrafında kenetlenerek güneşimizi karartamazsınız şiarıyla bedenlerini ateş topu yaparak komploya karşı direnen ve şehit düşen tüm yoldaşları saygı ve minnetle anıyor, anıları önünde saygıyla eğildiğimi belirtmek istiyorum. Ayrıca uluslararası komploda yer alan güçleri bir kez daha lanetliyor ve hiçbir gücün Önder APO’nun iradesi ve halkımızın direnme azmi karşısında asla başaramayacağına olan inancımı ve kararlığımı belirmek istiyorum.

15 Şubat komplosu bir uluslararası komploydu. Bu komploda birçok güç yer aldı. Ancak adımız gibi biliyoruz ki, ABD’nin uluslararası komplonun gerçekleşmesindeki rolü belirleyicidir. Türkiye’nin rolü burada basit bir taşeronluğun ötesine geçmemektir. Nitekim zamanın başbakanı Bülent Ecevit “Amerika, APO’yu niçin bize verdi halen tam anlamış değilim” demişti. Yani Türkiye’ye yapılan büyük bir yardım adına aslında oyuna ortak etme vardı. İsrail, teknik istihbarat anlamında aktif bir rol oynamıştı. AB devletleri son noktada uzlaşmış, tam bir karar birliği içinde ortak tutum sahibi olmuş, komploda aktif yer almışlardır. Kürt halk Önderi Rêber APO, Avrupa semalarında dolaşırken o nasıl bir demokrasi ve kültür geleneğiydi ki, Avrupa’nın hiçbir devleti hava limanlarını Önder APO’ya açmamış, uçağın inmesine izin vermemişti. Rusya, ekonomik çıkarlar karşısında büyük bir ilkesizlik örneğini göstermiş, komploya ortak olmuştu. Yunanistan, sahte dostluğun tarihte görülmemiş örneğini sergileyerek komplodaki yerini almıştı. Bunların dışında bölgesel gericilik ve Kürt işbirlikçilerinin de komploda yer aldıkları tescilidir. vPeki, bütün bunları bir araya getiren neydi?

Hemen belirtelim ki, ne Rêber APO’nun ne Kürtlerin ne de halkımızın Avrupa halklarıyla, Rusya, Yunanistan ve Amerika halkıyla hiçbir sorunu ve düşmanlığı yoktur. Sorun, ekonomik ve siyasi çıkarları her türlü insani, ahlaki ve uluslararası değerlerin üzerinde tutan devletlerin kendisidir. Önder APO bir yaşam felsefesini, insanlığın yeni geleceği olan demokrasi ve özgürlüğü temsil ediyordu. Dolaysıyla komploda yer alan güçlerin gerçek demokrasi ve özgürlüğün karşıtları olduğunu söylemek rahatlıkla mümkündür. Onları bir araya getiren ortaklaştıkları bu özellikleridir. Önder APO tamamen hukuksuz, kuralsız, insani ve ahlaki hiçbir değere dayanmayan şekilde İmralı adasına derdest edilmiş, kendi deyimiyle çarmıha gerilmiştir. Alsında Önder APO’nun şahsında çarmıha gerilen tüm insanlık, en başta da Kürt halkı ve hareketimiz olmuştur. Bu büyük bir vicdansızlıktır.

Bu yönüyle uluslararası komployla hedeflenen neydi?

Öncelikle şunu belirtmeliyim: Önder APO bir kişi değil; bir halkı ve geleceği temsil ediyor. Bu anlamda sorun kişisel olmanın ötesinde kapsamlıydı. Komplo, bölgedeki gelişmeler ve Kürt sorununun ulaşmış olduğu düzeyle doğrudan bağlantılı gelişmiştir. Hatırlanacağı üzere komplo döneminde, Ortadoğu’da önemli gelişmeler yaşanmaktaydı. Rêber APO’nun görüşleri ve Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoğu’daki çelişkileri ve dengeleri büyük etkilemiş, gelişmelerin yönünü belirleyen bir düzey kazanmıştı. Kürdistan’da klasik önderlik Ortadoğu’daki gelişmelere ve Kürt halkının demokrasi ve özgürlük taleplerine cevap verebilecek durumda değildi. Rêber APO ve özgürlük hareketi Kürdistan’ın dört parçasını etkiliyor, öne çıkıyordu. Bu durum hem geleneksel Kürt liderliğini hem bölgesel hem de uluslararası hegemonik güçleri ciddi biçimde ürkütüyor, rahatsız ediyordu.

Türkiye, her bakımdan bir açmaz içerisindeydi. Ekonomik ve siyasi olarak tam bir dar boğaz içinde, büyük çalkantılar yaşıyordu. En önemlisi de Türk sömürgeciliği uluslararası ve bölgesel gerici güçlerden aldığı tüm desteğe rağmen özgürlük hareketine karşı başarısızdı, sonuç alamıyordu. Kürdistan halkında müthiş bir ulusal uyanış, bilinçlenme ve mücadele azmi gelişiyordu. PKK artık ulusal ve uluslararası bir güçtü. Kürt sorunu her bakımdan çözümü dayatıyordu. Türk devletinin önünde fazla seçenek kalmamıştı. Ya çözüme gelecek ya da onlarca yıldır inkar ve imha temelinde sürdürdüğü özel savaş yöntemleri sonuç vermediğine göre, yeni seçenek ve arayışlar içinde olacaktı.

Kürt sorunu aynı zamanda bölgesel ve uluslararası bir sorundu. Uluslararası ve bölgesel güçler Kürt sorunun çözümünü istemiyorlardı. Sorunu idare etmek, savaş ve şiddet ya da geleneksel Kürt liderliğiyle bir çözüm çıkarlarına daha uygun düşüyordu. Yani bir çözüm olacaksa şayet, bu Rêber APO’nun ve PKK’nin önderliğinde olmamalıydı. Ama PKK de en belirgin güçtü. Dolaysıyla fazla seçenek yoktu. Ya PKK’yle çözüme gelecekler ya da PKK’nin tasfiyesini hedefleyeceklerdi. Bunun için de en başta Rêber APO tasfiye edilmeliydi.

Dünyada benzer örnekler vardır. Hareketlerin liderleri etkisizleştirildiğinde; öldürüldüklerin de ya da tutuklandıklarında, o hareketlerden geriye bir şey kalmamıştır. Birçok devrimci yurtsever hareketler bu biçimde tasfiye edilmiştir. Uluslararası komployu gerçekleştiren zihniyete göre Önder APO özgürlük hareketinden ve halktan koparılıp izole edilirse, mücadeleden geriye bir şey kalmaz ve PKK tasfiye olurdu. Ama bu zihniyet Kürt halk Önderi Rêber APO’nun gerçekliğine ve özgürlük hareketinin direniş duvarına çarparak boşa çıkmıştır. Çünkü Rêber APO öyle bir halk ve öyle bir hareket yarattı ki, dünya da başına kalksa hiçbir sonuç elde edemez. Gelişmeler bunun böyle olduğunu zaten doğrulamıştır. PKK gerçekliğinde ve gelişim diyalektiğinde zorluklar sadece daha çok güçlenmenin, büyümenin ve daha güçlü sonuçlar almanın gerekçesi olmaktadır. Önder APO’nun yarattığı insan tipi, geliştirdiği ideoloji ve yeni paradigması hareketimiz ve halkımız için yeni bir doğuş olmuştur. Kazanan Rêber APO, özgürlük hareketi, halkımız ve insanlık, kaybeden ise cümle iblisler, uluslararası komploda yer alan tüm güçler ve gericilik olmuştur.

Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik komploda aktif olmalarını belirleyen neydi? Bu hamlenin Ortadoğuyla ilgili planları açısından nereye oturtabilirsiniz?

Belirttiğim gibi komploda yer alan güçleri aktifleştiren temel husus, kirli ekonomik ve siyasi çıkarlar olmuştur. Kürdistan Özgürlük Hareketi, kapitalist modernite güçlerinin ve ulus devletçi bölgesel güçlerin çıkarlarını her düzeyde tehdit ediyordu. Ortadoğu’da, halklara zorla dayatılan ve kabul ettirilen bir statü vardı. Bu statü ulus devletçi zihniyete göre şekillenmiş ve örgütlendirilmişti. Sistem tamamen zor ve inkar üzerine kurulmuştu. Demokrasi ve özgürlük Ortadoğu halklarına layık görülmüyor, halkların, inançların ve kültürlerin varlığı ret ediliyordu. Uluslararası hegemonik güçler Ortadoğu’daki çıkarlarını, ulus devletçi, oligarşik faşist rejimler üzerinden örgütlüyorlardı. Bu statü korunmalı ve değişmemeliydi.

PKK’nin varlığı ve özgürlük hareketin gelişimi ise bütün bunların tam tersineydi. Ortadoğu’da halkların, inançların ve kültürlerin aydınlanması, bilinçlenmesi ve örgütlenmesine yol açıyordu. Halklardaki demokrasi bilinci ve özgürlük arayışı bu güçleri rahatsız ediyordu. Ortadoğu’da kendi iradeleri dışında bir değişim ve yeni bir dizayn istemiyorlardı. Statüko korunmalıydı, ya da değişecekse kendilerinin istediği ve öngördüğü biçimde olmalıydı. PKK bu anlamda denetim ve kontrol dışı halkların özgücüne dayanan bir demokrasi ve özgürlük iradesini ortaya çıkarıyordu. Dolaysıyla bir engeldi ve aşılmak zorundaydı. Uluslararası hegemonik güçler, bölge gericiliği ve işbirlikçilik bu konuda ortak hareket ediyor, çıkarları birleşiyordu. Bunun yanında esas korkulan şey, PKK’nin ideolojik, felsefik, geliştirmek istediği yeni yaşam biçimi, demokrasi ve özgürlük mücadelesi olmuştur. PKK bu anlamda alternatif bir güçtü, hazmedemiyorlardı. PKK tasfiye olur ya da etkisizleştirilirse sistem içi çözümler daha kolay olacaktı. Uluslararası komplocu güçleri en aktif kılan unsurları kısaca bu biçimde özetleyebilirim.

Kürt Özgürlük Hareketi komployu gerçekleştiren güçlerin hedeflerinin boşa düştüğünü söylüyor. Bunu sağlayan ne oldu?

Özgürlük hareketinin tarihine bakıldığında insanlık, demokrasi ve özgürlük adına kazanılan en küçük bir mevzinin, atılan sıradan bir adımın dahi büyük bedeller karşılığında olduğu rahatlıkla görülecektir. Bu da PKK’nin bir özelliğidir. PKK, kolaycılığa tenezzül etmeyen, fazla imkanları bela olarak gören, zorlukları aştıkça kimlik kazanan ve gelişen bir harekettir. Kırk yılı aşkın mücadele tarihinde karşılaştığı tüm belaları ve zorlukları böyle aşmıştır.

Uluslararası komplo döneminde Rêber APO’nun şahsında hareketimize ve halkımıza kefen biçildi. PKK artık varlığını koruyamaz, sürdüremez, direnemez denildi. Ne var ki, Önder APO herkesi bir kez daha şaşırtan düzeyde adına yeni doğuş dediği demokratik ulus ve Demokratik Konfederalizm paradigmasıyla yeni bir hamle başlattı. Bu çok tarihiydi ve çok önemliydi. Aslında komplo tam da bu noktada kaybetmişti.

Rêber APO geleneksel ve alışılagelen bir önderlik tarzıyla değil, tam da kendi tarzı olan deha düzeyinde bir çıkışla komplocu güçlerin tüm hesaplarını alt-üst eden yeni bir süreç başlatıyordu. Komplonun boşa çıkarılmasında Önder APO’nun duruşu ve yeni paradigması kesinlikle belirleyici olmuştur. Bunun yanında halkımızın ve hareketimizin yekvücut önderlik etrafında kenetlenerek komploya karşı direnmesi önemlidir. Başta da belirttiğim gibi onlarca yoldaşımız ve Önder APO’yu hiç görmeyen ve tanımayan onlarca değerli Kürt yurtseveri ve dostları ( Elefterya gibi ) bedenlerini ateşe vererek komployu lanetlediler. Bu vesileyle bu yüksek iradeli büyük devrimcileri bir kez daha saygıyla andığımı belirtmek istiyorum. Demek ki komployu yenen ve boşa çıkaran azmin ve iradenin zaferi olmuştur. Direniş azmi ve iradeyle birlikte yeterli ve doğru bir önderlik ve örgütlülük esas olandır. Kürdistan tarihinde şimdiye kadar olmayan da budur. PKK ve Rêber APO bu anlamda halkımızın binlerce yıllık özlemlerine cevap olmuştur. Rêber APO’nun ideolojik politik doğrultusu, görüşleri ve paradigması bu yenilmez örgütlü direniş azmini ortaya çıkarmış ve başarıya götürmüştür. Böyle bir önderlik ve böyle bir fedai hareket ve halk karşısında elbette ki hiçbir komplo sonuç alamazdı.

Komplo revize yöntemlerle devam edecektir

Uluslararası komplocu güçlerin bu planları bugün de sürüyor mu? Yoksa revize mi edildi? Eğer revize edildiyse neden?

Komplo hedef ve amaçlarına ulaşamamıştır. Etkisizleştirilmek istenen Rêber APO, bugün sadece Kürt halkının değil, insanlığın bir değeri olmuş ve her zamankinden daha dinamik, aktif ve daha etkili bir konumdadır. PKK hareketi yeni paradigma temelinde kendisini eğitmiş, örgütlemiş ve muazzam bir örgütlenme düzeyine ulaşmıştır. Kürdistan halkı Rêber APO’nun etrafında kilitlenmiş, özgürlük hareketiyle hiçbir zamanla kıyaslanmayacak düzeyde birleşmiştir. Daraltılarak nefes boruları kestirilmek ve tasfiye edilmek istenen PKK, Ortadoğu’da dengeleri sarsan, halkların demokratik ve özgür geleceğine yön veren büyük bir bölge gücü, büyük bir güven ve umut gücüne dönüşmüştür. Bütün bunlar komplonun hedefine ulaşmadığı, yenildiği ve boşa çıkarıldığını göstermektedir.

Ancak şunu da belirtmek durumundayım: Komplo karşısında tabi ki büyük zorlandık. İnanılmaz bir tasfiyecilik dayatıldı. Sahte yoldaşlar, ikircikli, kararsız, iddiası zayıf ve rahat günlerin devrimcisi olanlar savrulup koptular. Komplocu güçler hareketimizin içine oynayarak baştan çıkarmaya, sahte önderlikler yaratmaya çalıştılar. Fakat bütün bunlar Rêber APO’nun büyük dehası karşısında ve hareketimizin önderliğe olan bağlılığı ve mücadelesi sonucunda etkisizleştirilip boşa çıkarıldı. Gelinen noktada komplo her ne kadar yenildi ve boşa çıkarıldıysa da, Önder APO ve Kürdistan özgürleşmeden mücadele kararlılıkla sürdürüleceğine göre, karşı mücadele de sürecektir.

Komplo şüphesiz eskisi gibi açık yöntemlerle değil, ama belirttiğiniz gibi biraz daha revize edilmiş yöntemlerle devam edecektir. Çünkü biz uluslararası komployu önderliğimize ve hareketimize karşı ideolojik, ahlaki, yaşamsal ve sistemsel mücadele boyutunda değerlendiriyoruz. Hareketi yönlendirmek, sahte gündemler oluşturmak, sistem içileştirmek için elinden geleni yapacaklardır. Rêber APO’nun demokratik ulus ve demokratik konfederalizm paradigmasına karşı, ulus devletçi zihniyet ve kapitalist modernite güçleri ideolojik, siyasi, ahlaki, moral ve manevi anlamda sürekli mücadele içinde olacaklardır. Bu komplonun bir yönüdür. Diğer bir boyutu ise halen eskinin açık yöntemlerinden vazgeçmedikleri Paris katliamı örneğinde de görülmüştür. Fransa’da, Paris’in göbeğinde üç büyük Kürt kadın devrimcisi Sakine, Rojbin ve Ronahi yoldaşların katledilmesi, uluslararası komplonun bir biçimidir. Bunun bileşenleri farklı olabilir. Ama özü Rêber APO’ya ve hareketimize karşı bir darbeleme girişimi ve Rêber APO’nun paradigmasını ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin politikalarını boşa çıkarmaya ilişkindir. Kürdistan’da bugün Hizbullah vb. güçler hareketimize ve halkımıza karşı yine harekete geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu tür güçlerin uluslararası bağlantılardan uzak değerlendirmek mümkün değildir. Komplocu güçler ve yöntemleri değişse bile, Rêber APO ve Kürdistan halkı özgürleşmedikçe, yönelimlerin olacağını bilmek gerekir.

2.bölüm

Cemil Bayık’ın Ö.Gündem Gazetesine yaptığı değerlendirmenin 2. bölümün de; 15 Şubat komplosunu değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, röportajın ikinci bölümünde, IŞİD’in Kürdistan ve Ortadoğu’ya müdahalesine dikkat çekti. Yeni çelişkilerle birlikte, yeni dengeler ortaya çıktığına işaret eden Bayık, “Kanıtlanan şudur ki, Kürtler özgürleşmeden Ortadoğu özgürleşmeyecektir. Kürtlerin özgürlük güvencesi ise Ortadoğu’nun özgürleşmesidir. Kürtlere rağmen Ortadoğu’da kalıcı bir çözüme gitmek mümkün değildir” dedi. Ortadoğu’da verilen mücadelelerden sonra ABD’nin, PKK düşmanlığı üzerinde politika yürütmesinin zor olduğunun altını çizen Bayık, kendi öz gücüne dayanarak direnen ve kazanan Rojava devrimi karşısında ABD, Fransa vb. Avrupa devletlerinin son dönem tutum değişikliklerini örnek verdi.

Bayık bundan sonraki kaznımlar için tüm devrimci, sosyalist güçleri ortak mücadeleye çağırdı.

Komplo sürecine aktif dahil olan devletlerin bugünki Kürt politikasını nasıl görüyorsunuz? Bir politika değişikliği varsa, bunun belirleyeni ne olmuştur?

15 Şubat komplosunun ardından 16 yıl geçti. Bu uzun yıllar içerisinde Kürdistan’da ve Ortadoğu’da önemli gelişmeler yaşandı. Sömürgeci Türk devletiyle zaman zaman Oslo vb. bazı görüşmeler olduysa da, Türk devleti özellikle 2011 yılında Önderliğimizin üzerindeki tecridi ağırlaştırıp hareketimize karşı tam bir yok etme konseptiyle saldırıya geçti. Savaş şiddetlendi. Türk devleti, özgür medya alanlarını daraltıp darbelemeyi düşünürken, Kuzey Kürdistan’da özgür medya alanları oluştu. Türk ordu güçleri ağır yenilgiler aldı. AKP siyaseti büyük ölçüde boşa çıkarıldı. Önderliğimiz bunun üzerinde 2013 Newroz’unda yeni bir süreç başlattı. Ve bu süreç sorunlarla birlikte halen de devam etmektedir.

Özellikle IŞİD faşistlerinin başta Kürdistan olmak üzere Ortadoğu’ya müdahalesi yeni çelişkilerle birlikte, yeni dengeler ortaya çıkarmıştır. Hareketimizin gerek Rojava’da gerek Şengal’de gerekse Kürdistan’ın birçok bölgesinde IŞİD faşizmine karşı gösterdiği direniş, halklarda büyük bir umut ve heyecan yaratırken, hareketimizin demokrasi, özgürlük ve insanlığın değerlerini savunan niteliği bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır. Özgürlük hareketinin öncülüğünde Kürtler Ortadoğu’da tam bir irade gücü olmuşlardır. Demokrasi ve özgürlüğü savunan Kürtlerin bu iradesine karşı, dünyanın büyük sevgisi ve sempatisi gelişirken, uluslararası güçlerin bu gerçekliği görmemesi mümkün olmamıştır. Bu nedenle önderliğimiz ve hareketimiz için neredeyse yarım asırdır çok bilinçli ve örgütlü bir şekilde geliştirilen kara propaganda ve oluşturulmak istenen imaj yerle bir olmuştur. Kanıtlanan şudur ki, Kürtler özgürleşmeden Ortadoğu özgürleşmeyecektir. Kürtlerin özgürlük güvencesi ise Ortadoğu’nun özgürleşmesidir. Kürtlere rağmen Ortadoğu’da kalıcı bir çözüme gitmek mümkün değildir. Bu açıkça ortaya çıkmıştır.

Ortadoğu üzerinde siyaset yapan ve çıkarlarını dizayn etmek isteyen güçlerin, PKK’nin bu gerçekliğini ve Kürt halkının ortaya çıkan iradesini görmezden gelmeleri mümkün değildir. Çünkü PKK demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle güçlü bir irade olarak Ortadoğu siyasetinde yer almaktadır. Bütün bu gelişmelerle birlikte, Türkiye’deki iç gelişmeler, AKP devletinin Türk – İslam sentezli hegemonik dış politikaları nedeniyle bölgesel ve uluslararası güçlerle yaşadığı çelişkiler ve sorunlar ABD, AB ve birçok bölge devletlerinin Kürt sorununa, dolaysıyla PKK’ye ve Türkiye’ye karşı politikalarında belli bir değişikliğe gitmeleri doğaldır. Hareketimizin, DAİŞ faşizmine karşı demokrasi, özgürlük ve insanlık değerlerini savunması, insanlık nezdinde büyük bir saygınlık yaratmıştır. Vicdan sahibi herkes demokrat – devrimci, aydın, yazar ve sanatçılar, akademisyenler ve politikacılar PKK gerçekliğini daha yakından anlamışlardır. Kamuoyunda PKK’ye karşı gelişen bu olumlu tepkiler devletler üzerinde de ekti yapmıştır. Bu nedenledir ki, PKK’nin terörist olmadığı, terörizm listesinden çıkarılması yönünde yoğun tartışmalar yapılmaktadır.

ABD’nin, şu saatten sonra PKK düşmanlığı üzerinde politika yürütmesi zordur. Kendi öz gücüne dayanarak direnen ve kazanan Rojava devrimi karşısında ABD, Fransa vb. Avrupa devletleri tutumlarını değiştirmek zorunda kalmışlardır. İsrail’in, Erdoğan ve AKP düşmanlığı ve karşılıklı yaşadığı sorunlar karşında PKK ve Kürt düşmanlığı üzerinde politika geliştirmesi gerçekçi ve kolay olmayacaktır. Rusya, Kürt sorunu karşısında başından beri edilgen ve pasif kalmıştır. Ortadoğu’da politika geliştirmek istiyorsa, Kürt gerçekliğini ve PKK hareketini görmek ve tanımak zorundadır. Sözümüz bugün esamesi okunmayan Pasok’a ve zamanın Yunanistan devletine ilişkindir. Yoksa Yunan halkının Kürtlerle her zaman dost olduğuna inanıyorum. Son seçimlerde Siriza’nın iktidara gelmesini olumlu karşılıyoruz. Kapitalist moderniteye onun ekonomik politikasına liberal ve neo liberal ideolojisine ne kadar direnir bilemiyorum. Ama değerli ve anlamlı bir çıkış yapmıştır. Yunan halkıyla birlikte yeni Yunanistan hükümetinin Kürt halkının özgürlüğüne destek olacağına inanıyorum. Demek ki adı geçen devletlerin PKK’ye ve Kürt sorununa yaklaşımları niyetsel bir yaklaşım değildir. Eğer Kürtler Kobanê’de yenilseydi Özgürlük Hareketi IŞİD faşizmine karşı böyle görkemli bir direniş göstermeseydi ve sömürgeci Türk devleti Özgürlük Hareketi’ne karşı başarılı olsaydı, Kürtler kesinlikle kimsenin gündeminde olmayacaktı. Direndikçe, güçlendikçe, örgütlendikçe ve siyaset dengelerini etkileyen bir düzey kazandıkça ancak devletler politikalarında değişikliğe giderler. Halklar için aynı şeyi söylemiyorum. Halkların çıkarları aynıdır, ortaktır. Onları birleştiren ve kardeşleştiren ortak demokrasi ve özgürlük istemleridir. Bu anlamda halklarla zaten her zaman dost ve kardeşiz.

Rojava devrimi, halkların ve uluslararası güçlerin Kürt Özgürlük Hareketi’ne, Öcalan’a ve komploya bakışını nasıl etkiledi?

Rojava devrimi bu anlamda şüphesiz ki halklar ve güçler üzerinde olumlu bir ekti yapmıştır. Bu nedenledir ki, Rêber APO’nun özgürlüğü tüm halklar ve insanlık tarafından istenmektedir. Dolaysıyla halklar ve insanlıkla birlikte, bazı devletlerin bile uluslararası komploya bakışı değişmiş, ya da değişmek zorunda kalmıştır. Bunu yaratan Reber APO’nun görüşleri ve bunu pratikleştiren halkımız ve Özgürlük Hareketi’miz olmuştur. Tarihte tüm peygamberlerin, siyasi ve toplumsal liderlerin ilk ortaya çıktıklarında kolay anlaşılmadıkları, taşlandıkları, hatta lanetlendikleri bilinmektedir. Bunların büyüklüğü ne yazık ki daha sonra anlaşılmıştır. Marx’ın, Komünist Manifestosu’nun öldükten sonra yayınlandığı bilinmektedir. Bu da tarihsel büyük insanların bir şansızlığı mıdır, bilemiyorum. Rêber APO yarım asırlık mücadelesinden sonra ancak insanlık tarafından anlaşılmıştır. Bugün uluslararası komplocu güçler bile komployu savunamayacak kadar utangaç ve cesaretsiz bir duruma gelmişleridir. İnsanlığın yükselen demokrasi ve özgürlük değerleri Rêber APO’yu daha çok anlaşılır kılmakta ve komplocu güçleri daha çok zayıf düşürmektedir.

Türkiyeli demokratların, ilerici güçlerin komploya yaklaşımı nasıl oldu? Yeterli buluyor musunuz?

Reber APO, “Ben Kürt olduğum için değil, sosyalist olduğum için Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ni örgütledim” demektedir. İlk arkadaşları da zaten Türk kökenli olan devrimcilerdir. Israrla Türkiye sosyalist hareketiyle birlik olmak istemiştir. Fakat bunun gerçekleşmediğini görünce, yönünü Kürdistan’a dönmüştür. Halen ben Mahir Çayanların, Deniz Gezmişlerin, İbrahim Kaypakkayaların mirasını yaşatmanın ve başarmanın mücadelesini vermekteyim diyor. Hareketimizin içinde en yakın, en güvendiği yoldaşları Hakki Karer ve Kemal Pir yoldaşlardı. Şunu demek istiyorum: Rêber APO kişiliği, felsefesi ve mücadelesiyle kesinlikle Kürdistan’a sığdırılmayacak kadar en başta Türkiyeli daha sonra da uluslararası bir devrimci kişiliktir.

Önder APO’nun fikirleri yazdığı savunmalarla yansıyınca, insanlar ve örgütler bunları okuyup değerlendirdikçe önemli bazı doğruları görmeye başladılar. Bunu da önemsiyorum. Kürdistan halkının özgürlüğüyle birlikte, Türkiye’nin demokratikleşmesini her zaman esas alan Rêber APO aslında Türkiye sol ve sosyalist güçlerinin en yakın yoldaşı olmuştur. Bunu bugün verdiği mücadelesinde, geliştirdiği perspektif ve politikalarında da görmek mümkündür. Önemli olan çok istenmesine rağmen geçmişte çeşitli nedenlerle yapılamayanların bugün yapılması ve başarılmasıdır. Bunun için imkânlar ve zemin oldukça önemli ve elverişlidir. Türkiye devrimci sol-sosyalist hareketiyle, aydın ve ilerici güçleriyle bir birimizi anladığımız, doğru temelde birleştiğimiz ve mücadeleyi ortaklaşarak yükselttiğimiz kadar, halklarımızın gerçek özgürlüklerine kavuşacağı kesindir. Anti kapitalist, anti devletçi, demokratik sosyalizm ve özgürlüğü esas alan tüm sol-sosyalist devrimci güçlerle birleşmenin ve mücadeleyi birlikte yükseltmenin zamanıdır. Bu vesileyle çağırım şudur ki, PKK buna açıktır. Üzerine düşen her türlü görev ve sorumlulukları yerine getirmeye hazırdır. Tüm devrimci, sosyalist güçleri bu temelde bir kez daha mücadele birliğine çağırıyorum.

Öcalan’a özgürlük talebi, Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından nereye oturuyor? Ne yapılmalı?

Rêber APO’nun tutsaklığı da, özgürlüğü de kendisiyle sınırlı değildir. Reber APO’nun özgürlüğü halklarımız için demokrasi ve özgürlüğün zaferi anlamına gelecektir. Zaten halklarımız da böyle anlamaktadır. Demokratikleşmeyen bir Türkiye ortamında, özgür Kürdistan’dan söz edilemez. Özgürleşmeyen bir Kürdistan’dan ise demokratik bir Türkiye’den söz edilemez. Yani halklarımızın demokratik ve özgür geleceği bir birine bağlanmıştır. Bunu gerçekleştirmenin aklı ve paradigması, demokratik ulus ve Demokratik Konfederalizm olmaktadır.

Önder APO bunun örgütünü ve perspektifini oluşturmak için projeler geliştirmiş, tüm devrimci sol-sosyalist ve tüm antikapitalist güçleri aynı mücadele noktasında birleştirmek için, büyük bir emek vermiştir. HDP gerçekliği bunun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. HDP, her türlü şovenizm ve milliyetçilikten uzak, demokratik ulus perspektifiyle tüm ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, inançların birleşeceği tek mücadele adresi olmaktadır. HDP, Kürt sorunun çözümüyle birlikte, Türkiye’nin demokratikleşmesinde tarihsel bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyadır. Bu doğru mücadele perspektifi ve proje doğru bir örgütlenme tarzıyla, inançlı ve kararlı bir şekilde hayata geçirilir ve pratikleştirilirse, Rêber APO’yla birlikte Kürdistan’ın özgürlüğü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi kesindir. Bu açıdan Rêber APO’nun özgürlüğü talebiyle başlatılan kampanya aynı zamanda Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesi mücadelesidir. Bunun içindir ki Kürdistan halkıyla birlikte, tüm Türkiye halkları Rêber APO’nun özgürlüğü için onurlu bir kampanya yürütmektedirler. Bu aslında kendi özgürlüklerinin mücadelesidir. Bu vesileyle Kürt sorunun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için Rêber APO’nun özgürlüğü adı altında başlatılan kampanyayı selamlıyor ve bu değerli kampanyayı örgütleyen ve emek veren herkesi kutluyorum.

Öcalan, yakalanması ardından etkisizleştirilmek istendi. Ama bugün özellikle Rojava devrimi ve Kobanê zaferinden sonra Ortadoğu’nun etkili aktörü haline geldi. Bunu neye bağlıyorsunuz?

“Öldüremeyen darbe daha da güçlendirir” denilen bir söz var. Rêber APO öldürülemezdi. Çünkü o bir halktı, bir gelecekti. Hem de örgütlü bir halk, öldürenlerin başına dünyayı yıkacak kadar direnişçi bir hareket ve isyancı bir halk! Bunu da Rêber APO yaratmıştı. Yoksa tarihte Kürt isyan liderlerinin başına getirilenler bilinmektedir. Birçokları sürgün yollarında, darağaçlarında öldürülmüştür. Birçoklarının cesetlerinin nerede olduğu, mezarları bile bilinmemektedir. Önder APO yarattığı örgütlü halk gücüyle bunun önünü almıştır. Ancak uluslararası komplocu güçler Rêber APO’nun hareketimizden ve halkımızdan bağını koparıp PKK’nin tasfiye olmasını, halkımızın da köleliği kabul etmesini bekliyorlardı. Rêber APO tüm bu hesapları İmralı’ya derdest edildiği daha ilk günden boşa çıkardı. Bu da Rêber APO’nun yenilmezliğini, her koşul altında kendini yeniden var edip mücadeleye süreklilik kazandıran zafer tarzını ifade etmektedir.

Rêber APO sadece Türk devletiyle değil, küresel bir sistemle mücadele etmektedir. Kapitalist moderniteye karşı demokratik ulus eksenli geliştirdiği paradigma onu yaşatmıştır. Rojava devrimi ve Kobanê direnişinin zaferi bu gerçekliği açığa çıkaran ve zirveleştiren bir durum olmuştur. Ne Rojava devrimi ne Kobanê ve Şengal direnişi ne Kürdistan’ın dört parçasındaki halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesi ne de Kürtlerin bugün Ortadoğu’nun en belirgin, iradeli bir güç durumuna gelmesi Önder APO’dan ayrı, ele alınabilecek bir durum değildir. Zaten bunun içindir ki, Rêber APO’nun halklar ve insanlık nezdindeki saygınlığı artmış, Kürt halkının ve Ortadoğu halklarının geleceği açısında belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu gerçekliği doğru çözümleyen bütün politik güçler Rêber APO’yu doğaldır ki eskisi gibi değerlendiremezler. Bir de Rêber APO Ortadoğu halklarının, inanç topluluklarının ve özelliklede Arap halkının tarihsel gerçekliğini, çelişkilerini ve çözüm yollarını çok kapsamlı değerlendirmiştir. Bunun içindir ki, Rêber APO Arap halkı, aydınları ve devrimcileri nezdinde ayrı bir yere sahiptir. Rêber APO politik ve askeri güçten ziyade halkların demokratik iradesine, halklar üzerinde yarattığı moral-manevi etkiye ve onların demokrasi ve özgürlük mücadelesine daha büyük değer vermektedir. Bu nedenle Önder APO tanındığı ve anlaşıldığı kadar, daha da etkili ve belirleyici olmaktadır. Ortadoğu’nun en etkili aktörü diyorsunuz. Bu kesinlikle doğrudur. Aktör kelimesi bile yetersiz kalmaktadır. Çünkü Önder APO’nun halklar nezdindeki yeri daha değerlidir. Politik olarak da örgütlü halk gücüyle bugün Ortadoğu’da en etkili konumda olduğu doğrudur. BİTTİ

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here