Anasayfa Kültür-Sanat Chris Stephenson: Syriza, Podemos … Troçki

Chris Stephenson: Syriza, Podemos … Troçki

Paylaş

Tony Cliff’in 4 ciltlik eleştirel Troçki biyografisinin 3’üncü cildi Marx-21 yayınlarından çıktı.

Yılsonuna kadar bu önemli eserin 4. cildi de çıkmış olacak.

Troçki solun geçmişi ve geleceği için önemli bir insan. Lenin’in yanında Rusya’daki Ekim devriminin lideri, devrime karşı seferber olan emperyalist güçleri yenebilen 5 milyonluk bir Kızıl ordu kurup zaferine kadar önderliğini yapmış olan, iç savaş sonrası aç kalan bir Rusya’nın altyapısının yeniden inşa edilmesini sağlayan bir lider.

Ama bu başarıları yanında Troçki’nin çok daha önemli bir rolü vardı. Ekim devrimi sonrası Avrupa’da beklenen devrimler yenilgiye uğradığında Rusya’daki devrim izole kaldı. İç savaşta işçi sınıfın en bilinçli insanları savaşarak ölmüştü. Dolayısıyla Ekim devriminin demokratik mirası gücünü yitirmişti. Böylece Stalin’in yükselişi ve devrimin getirdiği demokrasi yerine diktatörlüğün gelişmesi için koşullar yaratıldı.

Ne devrimin izole kalması ne de Stalin’in yükselişi kaçınılmaz bir kader değildi. Ve Troçki’ye düşen rol devrimin yaygınlaşması ve devrimin demokratik kazanımlarını Stalin’e karşı savunmak oldu.

Bu mücadelede Troçki yenilgiye uğradı. Önce iktidardan sonra partiden uzaklaştırıldı. Sürgün edildi, sınırdışı edildi, nihayet Stalin’in bir ajanı tarafından öldürüldü.

Ancak yine de Troçki bize önemli bir miras bıraktı. Lenin’den sonra Ekim devriminin ikinci önemli figürü olarak, Stalin’in bu devrimin ideallerini temsil etmediğini gösterdi; dünya işçi hareketine Stalin politikalarının yarattığı tahribatı önlemeye çalıştı.

Cliff’in 4 ciltlik çabası Troçki’nin başarılarını, başarısızlıklarını ve bugün için çıkartabileceğimiz politik dersleri anlatmak.

“İhanete Uğrayan Devrim”, “Rus Devriminin Tarihi”,  “Sürekli Devrim” gibi Troçki’nin en önemli eserlerini ve birçoklarını daha Türkçe’ye kazandıranlara teşekkür etmek lazım. Ancak Troçki’yi sadece bu eserlerinden anlamak kolay değil. Troçki’nin hayatı sürekli değişen koşullarda geçti. Bazen büyük hareketlerinin başındaydı –1905 yılında Petersburg Sovyeti’nin Başkanı ya da Ekim Devrimi sırasında Lenin’den sonra Bolşeviklerin ikinci etkin lideri. Bazen izole ve iktidardan uzak. Bazen kapitalist sistem geri çekiliyordu, bazen de devrimciler devrimi ayakta tutmak için kapitalizmle uzlaşmak zorunda kaldı -örneğin Rusya’da Lenin’in önerdiği Yeni Ekonomik Politika döneminde. Ama her zaman “geçici bir uzlaşma mı yoksa başka geri adımlara yol açacak bir teslimiyet mi” sorusunu sormak gerek.

Troçki’nin en güçlü yanı ancak aşağıdan gelen mücadele ile ilerleyebileceğimizi anlatabilmesiydi. Stalin iktidara geldikten sonra Troçki’yi eleştirenler oldu. “5 milyonluk Kızılordu’nun tartışılmaz lideriydiniz. Niçin Stalin’e karşı darbe yapmadınız?” diye sordular. Troçki’nin cevabı darbe yaptırabileceğini doğruluyordu ancak böyle bir darbe yapsaydı, esas olarak Kızılordu’daki subayların desteğiyle iktidara gelmiş olacağını anlattı. Subayların desteğiyle iktidara gelen hep subaylara borçlu olup, subayların çıkarlarını savunmak zorunda olacaktı. Yani işçi sınıfını değil sistemin yeni patronlarını savunmak zorunda olacaktı. “”Böylece ben bir Stalin olacaktım” dedi.

Ancak Troçki’nin Stalin’e karşı mücadelesinin geç başlamış olduğu bir gerçek. Lenin, Troçki’ye Stalin’e karşı bir ittifak önerdi ve özellikle diş ticaret politikası ve bürokrasi konusunda 12. Rus Komünist Partisi Kongresinde Troçki’den Stalin’e karşı bir mücadelenin açılmasını istedi. Troçki bu konuda zayıf kaldı. Cliff bu olayın analizini söz konusu biyografisinin 2. cildinde yazıyor.

Troçki’nin geçici zayıflığının bedeli ağır oldu. Ama bundan sonra devrim ve devrimci fikirleri savunmak için çok daha keskin bir şekilde mücadele verdi. 1926 yılında İngiltere’de Genel Grev ve 1925-27 yıllarında Çin’de devrimci bir isyan oldu. Troçki Stalin’in bu hareketlere dayattığı uzlaşmacı politikaları sertçe eleştirdi. İngiltere’de Komünist Parti, işçilerin aşağıdan örgütlenmesi yerine sendika bürokrasisini destekledi. Çin’de de ÇKP’ye Kuomintang ve Çan Kay Şek’e koşulsuz destek politikası dayatıldı. Komünist Enternasyonal toplantısında Kuomintang ve Çan Kay Şek’in Yönetim kuruluna dahil edilmesine karşı çıkan tek ses Troçki’nin idi. 1927 yılında Kuoamintang onbinlerce Komünist katletti. Troçki haklı çıkmıştı, ama kendisinin anlattığı gibi bu yenilgi muhalefetin değil Stalin’in elini güçlendirdi.

Sovyetler Birliği’nden sürüldükten sonra Troçki devrimci fikirleri savunmaya devam etti. Özellikle faşizme karşı mücadele konusunda bize önemli bir miras bıraktı. İspanya İç Savaşı sırasında, anarşist olsun, “Marksist” olsun, burjuva hükümetlerinde yer alanların kaderini öngörüp uyardı. Uyardı ama trajik sonuçları önleyemedi.

Dünya sisteminde krizin derinleştiği bir dönem; Yunanistan, İspanya gibi ülkelerde solun iktidara talip olduğu bu dönemde Troçki’nin hikayesi halen bize çok şey anlatıyor. Syriza’nın düştüğü ikilemleri, Podemos’un önündeki sorunları tartışmak zorundayız. Aşağıdan hareket ve “yukarıdan” politika arasındaki ilişki hala devrimci mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu biyografi, Troçki’nin bu konudaki önemli katkılarını anlamamıza yardımcı oluyor. Herkese tavsiye ederim.

 

Paylaş

5 Yorumlar

  1. Stalin üzerine Troçki güzellemeleri gerçeği yansıtmıyor. Troçki, iç savaştan sonra tek ülkede devrimin olamayacağına inandığı için ekonominin askerileşmesinin devam etmesini savunuyordu. Yakında bir dünya devrimi olacak o da kızılordunun başında müdahale edecek savaşı yönetecekti. Bu yüzden iç savaş sonrası hiç bir görev kabul etmedi. Stalin, ekonominin normalleşmesini ve sovyet halkının kazanımlarını savundu ve bir çok görev üstlenmek zorunda kaldı. Troçki’nin öngörülerinin hiç biri gerçeklemedi. Stalin sovyet halkının beklentilerine uygun politikaları savunduğu için iktidar da kaldı. Bu gün ortaya çıkan begelerde görüldü ki başta Troçki olmak üzere birleşik muhalefet birleşenleri otuzlu yılarda nazilerle işbirliği yaptılar ve sovyetler birliğine ihanet etmekten kaçınmadılar. Sovyet ve nazi arşivleri bugun tereddüte yer bırakmayacak şekilde ihaneti doğrulamaktadır. Stalin alehinde yazılanlar gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

    • Derya Şimşek yorumunda iki farklı durumdan bahsediyor. Önce Troçki’nin dünya devrimini savunduğundan dem vuruyor (ki eğer dünya devrimini savunmak Troçkistlikse Lenin, Troçkist’in önde gideniydi). Dolayısıyla gelmeyen dünya devrimi sadece Troçki’yi değil başta Lenin olmak üzere Ekim Devrimi sırasında Bolşevik Parti’nin liderlik kadrosunda yer alan (Stalin dışındaki) bütün eski tüfekleri hayal kırıklığına uğrattı.
      Derya Şimşek’in bahsettiği ikinci nokta ise Troçki ve Birleşik Muhalefet’in Naziler’le işbirliği yaptığı ve buna dönük “elinde belgeler olduğu”. Bu konuda şahsen ben hiçbir belge görmedim. Ama bu benim eksikliğim olabilir. Benim “Naziler’le el sıkışmak” denince aklıma gelen ilk fotoğraf Rus Dışişleri Bakanı Molotov’la Nazi Almanyası’nın Dışişleri Bakanı Ribbentrop’un 23 Ağustos 1939’da imzaladıkları saldırmazlık paktının fotosu. Sanırım Derya Şimşek Ribbentrop’un Birleşik Muhalefet üyesi olduğunu düşünüyor..
      Stalin ile Troçki arasındaki farklılık veya çekişme basit bir egolar savaşı değil; sınıflar arası savaşımın göstergelerinden birisidir. Troçki’nin dünya devrimini savunması da basit bir “keşke bütün dünya kardeş” olsa romantizminden kaynaklanmıyor. Eğer yıkmak istediğimiz lanet kapitalizm enternasyonal bir sistemse bizim de ona cevabımız enternasyonal olmak zorunda. Troçki’nin geride bıraktığı en büyük miras, birilerinin “tek ülkede sosyalizm” saçmalığıyla unutturmaya çalıştığı Marksist enternasyonalizm fikrini canlı tutmasıdır.
      Tarihin baştan aşağı masa başında yeniden yazıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Aslında bu “resmi tarih” anlayışından bu derece mustarip olan tek halk biz değiliz. Stalinist Rusya’da geçerli olan tarih anlayışı bizimkini aratmayacak boyuttadır. Basit bir örnek Tony Cliff’in bir başka kitabında (Rusya’da Devlet Kapitalizmi, s. 100; http://marx-21.net/wp-content/uploads/2014/06/rus-dev-kap.pdf) yer alan, Stalin daha hayattayken yapılan bir yerel Sovyet seçimine ait: “[Sovyetler Birliği’nde bütün seçimlerde] Seçilen adaya verilen oy oranı hemen her zaman %99.9’dur ve hatta adaylardan biri bilfiil %100’den fazla oy almıştır. Bu aday, 21 Aralık 1947 yerel Sovyet seçimlerinde “seçen” bölgede seçmen sayısının 1,617 olmasına rağmen, 2,122 oy almış olan Stalin’dir! Bu olaydaki ipini koparmış ahmaklık, ertesi gün Pravda’da yayınlanan edepsizce açıklama ile iyice yüz kızartıcı bir hal alır: ‘Fazla oylar, önderlerine şükranlarını sunma fırsatını kaçırmamakta ısrarlı olan komşu seçim bölgesinden yurttaşlar tarafından kullanılmıştır’”. Elinde “belgeler” olan Derya Şimşek için not: Cliff kendisinin aktardığı alıntıyı doğrudan doğruya Pravda’nın 22 Aralık 1947 nüshasından almıştır.
      Velhasıl sömürücü sınıfın ve onların ideologlarının yazdıklarını güvenilir kabul etmek (ki ben Rusya’daki Stalinist rejimin kapitalizmin bir versiyonu – devlet kapitalizmi – olduğunu düşünüyorum) bizi hatalara götürebilir. Alternatif (ve elbette gerçeklere dayalı) bir tarihsel bakış için Cliff’in Troçki biyografisinin iyi bir başlangıç olacağını düşünüyorum.

  2. Derya

    Somut cevaplar vermeden önce diyalog önermek istiyorum. Galiba henüz Cliff’in kitabını okumak firsatınız olamamış. Bence okuyunuz, somut eleştirinizi burada ya da başka bir yerde yazın. Hakikatı bulmak için bir araya gelip konuşabiliriz. bence birbirimizin fikirlerine açık olmamız lazım.

    Belgelerden bahsediyorsunuz. Maalesef yazdıklarında kullanılan referanslar Stalin’in dezenformasyon sanayının ürünleri.

    Artık arşivler bir miktar açıldı, ve gerçekleri görmek fırsatımız oluyur.

    “Lenin’in Politik Vasiyetnamesi” gibi varlıkları bile Stalin geleneğinin tarafından inkar edilen belgeler Soviyet Birliğinin arşivlerde bulunup tam da Troçkistlerin yıllardı iddia ettiği metinler yayınlanmış.

    Getirdiğiniz somut noktalara gelelim:

    “Troçki … iç savaştan sonra tek ülkede devrimin olamayacağına inandığı için ekonominin askerileşmesinin devam etmesini savunuyordu.”

    Bu Stalin tarafından uydurulmuş bir yalan. Troçki “Yeni Ekonomi Politikası”, yani köylüler ile ilşikilerin gevşetilmesi ve tarım ürünlerinde kontrollü bir piyasa ekonomisinin gelişmesi, 1920 yılın Şubat ayında önermişti. Bu tarihte iç savaş bitmek üzereydi ama tam bitmemiş. Troçki MK’deki oylamayı kaybetti. Lenin 1921 Şubat ayında aynen Troçki’nin önce önerdiklerini önerdi ve Yeni Ekonomi Politika hayata geçti.

    “Bu yüzden iç savaş sonrası (Troçki) hiç bir görev kabul etmedi.”

    Kızılordu liderliğinden sonra, Troçki Ulaşım ve İletişim Komisarı oldu. Demiryolları sistemi çalışmadığı için Rusya’da buğday olduğu halde nüfüs açlıktan ölüyordu. Lenin Troçki’den duruma el atmasını istedi. Troçki’nin oluşturduğu plan sayesinde bir büçük sene içinde demiryollarındaki durum tamamen düzeltilmişti.

    Troçki’nin herhangi bir görev kabul etmemesi hiç bir zaman söz konusu olmadı.

    “Stalin sovyet halkının beklentilerine uygun politikaları savunduğu için iktidar da kaldı.”

    Stalin’in 1928 sonrası köylülere dayattığı zorlu kolektivasyon politikası kırsalda ve şehirlerde bütün nüfüsü aç bıraktı. Bo konudaki belgeler bol, ama bunu bilmek için belgeye ihtiyacım yok. 1970’lerde Jim Charleson isimli bir İskoçyalı işçi ile arkadaş oldum. Kendisi İngiltere Komünist Partisini kurucu üyelerinden biriydi. Yani 1920’de komünist olmuş. 1930 yılında Sovyet Birliğine gitti. Güneyde bir lokomotif fabrikasında kaynakçı olarak çalışıyordu. Kendi gözleriyle her şey gördü. Ayrıca gelip ziyaret eden batılı komünistlerin nasıl kandırıldığını anlattı. “Her zaman bir yabancı heyetin geleceği günü biliyorduk. Fırında güzel ekmek olurdu. Amam sadece o gün. Herkes almaya koşardı.”

    Ondan sonra 1932-1933 yıllarında sadece Ukrayna’da 5.5-6.5 milyon insan açlıktan ölmüş. Bu dönemde Sovyet Birliği gıda maddeleri ihraç etmeye devam etmiş ve dış yardım reddetmiş.

    Yani sovyet halkın beklentisi açlıktan ölmekse, Stalin’in politikası uygundu. Yoksa uygun değildi.

    “Troçki olmak üzere birleşik muhalefet birleşenleri otuzlu yılarda nazilerle işbirliği yaptılar.”

    Bu kuyruklu bir yalan. Tabii ki öyle bir şey yok. Nazilerin işgal ettikleri Avrupa ülkelerde Troçkistleri öldürdüler. Ancak Stalin’in politikası hem Nazilerin Almanya’daki zaferine yol açtı, hem 1939-1941 yıllar arasında aralarında Doğu Avrupa’yı bölmek için Stalin, Hitler ile anlaşmış. Bu anlaşma Stalin değil Hitler tarafından bozulmuş.

    Aslında buraya gelmek lazım. Türkiye’yi ve Ortaduğu’na doğrudan etkileyen kısmı bu. Stalin’in politkalarının dünya komüneist hereketinin üzerideki, felaketlere yol açan, politikaları.

    Elimde Dimitrov ve Stalin arasındaki mektuplaşmaları, orijinal halleriyle, içeren bir kitap var. Rusya Devlet Politika ve Toplumsal Tarihi Arşivi tarafından hazırlanmıştır. Stalin ve uluslararası Komünist hareket arasındakli ilişki ve Stalin’in dayattığı politikaların yol açtığı felaketlere ışık tutuyor. Bunun gibi kaynaklardan faydalanarak bu eski tartışmalar daha gerçekçi bir yere oturmak mümkün.

    Stalin politikalarının trajik müdahalelerin kısa bir listesi böyle gider:

    1927 Çin Komünistlere Çan Kay Şek’im Kuomintang’a dahil olmalarını ısrar etti. 1927 Nisan ayında Çan Kay Şek güçleri onbinlerce komünist katletti.

    1930-1933 arasında Komünistlerin Nazilere karşı mücadelede ortak bir cephenin kurulmasını yasakladı. 1932 genel seçiminde Komünistler ve Sosyal Demokratların toplam oyların Hitler’in aldığı oyları ile neredeyse aynı olduğu halde, Alman Komünist Partisi “Hitler’den sonre biz” diyerek Hitler’in iktidara gelmesine direnmediler. Bu politika Stalin’den dayatılmış.

    Dimitrov Stalin mektuplaşmadan daha önce bilmediğim ve 1934 yılında olmuş olan bir olayı öğrendim. 1934 yılında Çan Kay Şek Çin Komünist Partisini eline düştü.

    Doğal olarak Çin Komünist Partisi Çan Kay Şek mahkemeye çıkartıp Nisan 1927 yılındaki katliamin hesabını sormak istediler. Stalin’den gelen emirle Çan Kay Şek serbest bırakıldı.

    1936-1939 arasında yine İspanya’da Stalin’in politikası yıkıcı bir yenilgiye sebep oldu.

    1944 Ekim ayında Churchill ve Stalin Moskova’da bir Avrupa’yı bölme anlaşması yaptılar. El yazılısı hala mevcut. Bu anlaşmaya göre Yunanistan İngiltere’y “%90” ait olacaktı. 1944 yılın sonbaharında Yunanistan Komünist ve Demokratik güçleri hiç bir dış destek almadan, Nazileri ülkelerinden kovdular. Stalin’in emirlerle silahlarını sonradan gelen İngiltere güçlerini teslim ettiler. Sonuç itibarıyla İngilizler kısa bir zaman sonra Yunanistan Komünistleri katletmeye başladılar.

    Nihayet Stalin ve Ziyonist Devlet. Dünyada *ilk* Ziyonist İsrail devletini resmen tanıyan ülke Stalin’in Sovyet Birliği oldu. Bu destek Stalin’in ölümüne kadar devam etti.

    Stalin’in ölümünde sonra devam ettirilen politikasıyla Irak ve Mısır’da güçlü komünist hareketleri Nasır ve Kasım liderliğindeki milliyetçi hareketlere teslim olup yok ediliyorlar. Bugünkü Ortadoğu bu trajedi tarafından şekillendirildi.

    Yani Stalin ve Stalin’in etkisi konusunda tartışılacak çok var. Ne kadar gerçekler üzerinde bu tartışma yapılırsa o kadar sağlıklı olur.

  3. Burdaki tartışmalar bir kitap dolusu konuları kapsıyor. Neresinden başlasan uzun tartışmaları içeriyor.Kısaca şöyle derdimi anlatayım. Piyasada dolaşan Stalin ve Sovyetler Birliği hakkında çıkan kitaplarıın yüzde sekseni Soğuk savaş politikaların ve anti Stalinist paradigmanın bir ürünüdür. Sovyet arşivleri doksanlı yıllarda bir kısmı açıldı. Burada açılan belgelerde görüldü ki Batı da çıkan kitapların çoğunda belgelerde tahribat yapılmıştı yada belge eksik konulmuştu. Örneğin;Hruşçov’un 20. kongrede ki konuşmasında Stalin’i suçlamak için belgeler eksik yada üzerinde oynanmıştı. Grover Furr’un ‘Hruşçov’un Yalanları’ adlı Kitabında detaylıca anlatılmaktadır. Yine Sovyet arşivlerine giren Rus tarihçi Yuriy Jukov yazdıkları bir çok iddiayı çürütmektedir. Jukov iyi bir tarihçidir ama marksist değildir. ‘Öteki Stalin’ kitabını öneririm. Yazdıkları bütün Rus tarihini yeniden yazdıracak niteliktedir. Şu an Rusya da bu konu çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Bu meselenin bu kadar karmaşık hale gelmesinin nedeni içerde ki sosyalizm düzeninden kurtulmak isteyen Hruşçov gibi Gorbaçov gibi hainlerin politik tutumudur. Örnağin kapanmış mesele olan Katın Katliamı meselesi batı tarafından soğuk savaş politikaları sonucu yeniden hortlatıldı. Katın katliamını Stalın yaptı teranesi batı propagandalarında dolanmaya başladı. Hatta birçok flim yapıldı bunun üzerine.Bir çok kanalda halen bu flimler oynatılıyor. Ayrıntılarına girmeyeceğim. Ancak konunun anlaşılması için bir kaç yönünü yazacağım. BU iddiayı ilk ortaya atan Goebbels’dir. Goebbels, Stalingrad yenilgisinden kısa bir süre sonra Nisan 1943’de Katın katlıamını Dünyaya duyurarak zaferi gölgelemek istedi. Uluslararası arenada bir çok tartışma yaşandı. Kızılordu 1943’de Smolensk’i kurtardığında Dünyanın gözü Katın’a çevrildi.Özel bir komisyon kuruldu. Komisyon çalışmalarının sonuçlarını -bütün batı basınını da Katın’e davet ederek- ocak 1944’de ayrıntılı bir şekilde açıkladı:Katliamı Naziler yapmıştı. Bundan öte 25 Eylül’de Kızılordu Katın’ı kurtardığında 29 Eylül de Goebbels günlüğüne şunlara yazdı.”Ne yazık ki Katın’ı bırakmak zorunda kaldık. Bolşevikler, 12 bin Polonyalı subayı vurduğumuzu şüphesiz ki sonunda bulacaklardır. O serüven gelecekte bize bir miktar sorun yaratacak türden.” Goebbels günlüklerinde olayı kendilerinin yaptığını itiraf etmekteydi. Raporda çok ayrıntılar vardı. Öldürülen askerlere sıkılan kurşunların Almanyada ki hangi silah şirketinin ürettiğine kadar vardı. Son olarak bununla ilgili bağımsız bir komisyon kuruldu. 2013 yılında Katın ile ilgili bulgularını açıkladı; Naziler katliamı gerçekleştirmişti. Peki nasıl oluyor da Gorbaçov seksenli yıllarda Katın Katliamından dolayı batıdan özür diliyor ve olayı üstleniyordu. Meselenin ne kadar karmaşık hale getirildiği anlayabiliyor muyuz? Her iki taraf içinde anlaştığı şey sosyalizmden kurtulmak.
    Emperyalist yalanları bir tarafa atarsak devrimciler gerçek bulguları bulmalı, görmeli ortaya çıkarmalıdırlar. Manipülasyon amacıyla yazılmış kitaplarla bu işin üstesinden gelinemez. Troçki konusu uzun bir konu. Troçki’yi ve rolünü abartmayalım. Troçki iç savaşta ünlendi. Kızılordu komutanıydı. İyi bir hatipti.Ama örgütleme ve öngörüleri konusunda çok zayıftı. Sık sık görüş değiştirdiğini de söylemek gerek. Örneğin,İç savaşta güney cephesinde Denikin orduları ilerlemeye başlamış büyük bir tehlike yaratmışlardı. Troçki Lenin’e 1 temmuz 1919 da şu telgrafı çeker.”Yalınayak,çıplak,karnı aç,bitli bir orduyu,ne cezalarla nede propagandayla savaşabilir bir düzeye getirebilirsiniz” Ardından Troçkiy Moskova’ya döndü ve bütün görevlerinden istifa etti. Troçkiy’e göre yenilgi kaçınılmazdı. 5 Ağustos’ta savunma konseyine dünya devriminin üssünü Rusya’dan Hindistan’a nakletme yönünde plan sunar. Şöyle yazacaktır;”Yakında savaş ve çatışmaların arenesı Asya’ya kayabilr. uluslararası durum ve gelişmelere bakılırsa göründüğü kadarıyla,Paris ve Londra’ya giden yol,Afganistan,Pencap ve Bengalya’nın kentlerinden geçmektedir.” Troçkiy,Hindistan’a sevk edilmek üzere bir kolordu Asya devriminin siyasi karargah kurulmasını teklif ediyordu. Rus devrimini bir kalemde siliyordu. Ancak lenin ikna edecek bir zaman sonra görevi başına dönecektir. Tabii Denikin ordularını durdurmak için Güney cephesine Stalin gönderilir Bilinen sonuçlar alınır. Daha pek çok şey buraya yazılabilir. Anlaşılması gereken Troçkiy bilinçli olarak abartılmaktadır. Acı olansa muhalefet adına Naziler le işbirliği yapmasıdır. Bunlarla ilgili olarak aklımda olan iki kitap daha öneririm.Yine Grover Furr’un ‘Stalin,Troçkiy Naziler Demokrasi’ ve Yuriy Yemelyanov’un ‘Stalin-İktidara Giden Yol’ kitaplarıdır.Bu kitaplarda yazılanlar görmezlikten gelecek cinsten değildir. Hepinize sevgiler.

  4. Sevgili Pertev,
    Tony Cliff’in Lenin ve Troçki biyografilerini yazma nedeni sınıf mücadelesinin en yüksek olduğu yerdeki devlerin omuzlarına çıkarak uzağı görme çabası.
    Grover Furr ve Yuriy Yemelyanov kim? Omuzlarına çıkıp uzağı görebileceğin referansları var mı? Yoksa fil dişi kulelerinden bakıp tarih mi yazıyorlar?
    7 Haziran seçimlerinin tarihsel önemde olduğunu düşündüğümüz bu günlerde John Reed’in “Dünyayı sarsan On gün” kitabını tekrar okuma ihtiyacı duydum. Bildiğiniz gibi Ekim devrimi öncesinde de devrimciler Alman ajanı oldukları iddiasıyla işçi sınıfının gözünde itibarsızlaştırılmaya çalışılıyordu. Troçki’nin Nazi ajanı olduğu iddiasına yanıtını Troçki biyografisinin 4. cildinde bulmanız mümkün olacak. Marx, Lenin, Troçki ve Rosa’ya saygımız kaderlerini işçi sınıfı hareketi ile birleştirmiş olmalarına. Onlar döneminin işçi sınıfı hareketiyle birlikte yükseldi ve düşerken de birlikteydiler. Zifiri karanlıkda bu yıldızlar daha parlak görünüyor.

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here