ÇİÇEK TAHAOĞLU’NUN SÖYLEŞİSİ : Mark Wynn ile Eviçi Şiddet Üzerine: Korku Varsa Rıza Yoktur

Paylaş
Mark Wynn, ABD’de eviçi şiddete karşı en büyük polis departmanının kurulmasına yardımcı olan kıdemli bir polis. Daha doğrusu eski polis. ABD’de eviçi şiddet konusunda emniyet teşkilatında bir kültür oluşturmuş ve artık fiziksel ve cinsel şiddeti önleme konusunda ulusal ve uluslararası düzeyde eğitimler ve danışmanlık veriyor.

Wynn “Diğer ülkelerde ABD’de kadına karşı şiddeti durdurmadaki başarılarımızı değil, kadınları koruyamamaya ilişkin başarısızlıklarımızı anlatıyorum” diyor, hatalardan ders almanın önemini vurguluyor.

Bana en çarpıcı gelen tespiti ise şu: “Dünyanın her yerinde erkekler kadınlara karşı aynı taktikleri kullanıyor. Kültürler, dinleri toplumsal değerler değişse de yöntem, motif ve suçun kendisi tamamen aynı.”

Mark Wynn, erkeklerin kadına şiddeti engellemek için biraraya gelmesini çok önemsiyor. Kadın hareketinin ABD’de birçok erkeğe bu konuda enerji ve cesaret verdiğini söylüyor. Ayrıca polis teşkilatlarının bir cinayet olduktan sonra harekete geçme odaklı değil, göz göre göre gelen kadın cinayetlerini önleme odaklı çalışması gerektiğini vurguluyor.

Ankara polis akademisi ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarını ziyaret etmek için eşi Valerie Wynn ile birlikte Türkiye’ye gelen Mark Wynn ile İstanbul’da buluştuk ve eviçi şiddete cinayete dönüşmeden müdahale etmenin önemi, ABD’de kullandıkları yöntemler, mağdurlara nasıl yaklaşılması gerektiği, evlilik içi tecavüz, şiddet ilişkisini terk etmenin zorlukları, polis memurlarının mağdurlara yaklaşımı, ülkemizde popüler olarak kullanılan “arabuluculuk” yöntemi gibi birçok konuda konuştuk.

Röportajın sonunda Wynn’in verdiği cevaplardan şunu anladım: Türkiye’deki polis teşkilatının kadına şiddete yaklaşımı, ABD’deki polis teşkilatının 1970’lerdeki haline benziyor. Umarım bunun değişmesi ve Türkiye’de de şiddete maruz kalan kadınlara “Sana inanıyorum, söylediklerinden şüphe duymuyorum” diyen polisler olması için 45 sene daha geçmesini beklemek zorunda kalmayız.

“Kültürler farklı, erkeklerin kullandığı yöntemler aynı”

Türkiye’ye neden geldiniz?

Washington State Departement tarafından Türkiye’ye de eviçi şiddet konusuna karşı gelişen ilgi nedeniyle buraya davet edildik.

Eşim ve ben dünyayı dolaşıyoruz ve farklı ülkelerde bu konuda konuşmalar yapıyoruz. Tabii gittiğimiz ülkelerde onlara ne yapmaları gerektiğini söylemiyoruz. Bu saygısızca ve aptalca olurdu.

Ben bir Türk erkeği değilim ama bir erkeğim. Gittiğimiz ülkelerde gördüğüm kadarıyla, ortak noktamız bu konuda hatalar yapmamız. ABD’de bu hatalarımızdan ders alıyoruz ve bunları düzeltmeye çalışıyoruz, sadece bir grup kadın ya da bir grup erkek olarak değil, toplum olarak.

Farklı ülkelerde kadına şiddetle ilgili ortak özellikler, farklılıklar gözlemlediniz mi?

Brezilya’dan Çin’e, Rusya’dan Güney Pasifik’e, gittiğim ülkelerde fark ettiğim şey şu oldu: Kadına yönelik şiddet aynı. Erkekler kadınlara karşı aynı taktikleri kullanıyor: Güç ve kontrolü çok özgül bir şekilde hedefe yönelik kullanıyorlar. İzole ediyorlar. Korkutup sindiriyorlar. Cinsel şiddet kullanıyorlar. Çocukları istismar ediyorlar. Sadece kadını kontrol etmek amacıyla birebir aynı yöntemleri kullanıyorlar.

Farklılıklar da var; kültür, din, toplumsal değerler. Ama yöntem, motif ve suçun kendisi tamamen aynı.

Farklı kültürlerden insanlarla konuşurken, “Anlamıyorsun, buralı değilsin” cümlesini sık duyuyorum. Size bir örnek vereyim:

St. Petersburg’da polis akademisinde genç polis memurlarına eviçi şiddetle ilgili bir konuşma yapıyordum. Polis departmanının psikoloğu da sınıftaydı. (Kadın) Ayağa kalktı ve “Mark, Rus kültürünü yanlış anlamışsın” dedi, “Rusya’da bir kadın provokatif davrandığında, başına geleni hak eder.” Orada misafirdim ve saygısızlık etmek istemedim. “Bir kadın elbisesi, ayakkabısı, makyajı ya da başka bir şeyi nedeniyle farklı bir muameleye tabii tutulmayı hak eder” demenin ne kadar da korkunç bir yolu, diye düşündüm. Daha sonra bu argümanın tüm toplumlar için geçerli olduğunu düşündüm. Diplomatik bir şekilde cevabımı oluşturmaya çalışırken fark ettim ki, salonda oturan polis akademisinden çok yakında mezun olacak Rusyalı genç kadın ve erkekler kafalarını sallıyorlardı. Ben de onlara bu konuda farklı bir fikirleri olup olmadığını sordum. Genç bir erkek, “Rusya’daki gençler böyle düşünmüyor” dedi, “Eğer bu şekilde düşünseydik, genç, eğitimli Rusyalı erkeklerin kadınların yanında kendilerini kontrol edemediklerini kabul etmiş olurduk. Yani o kadar ilkeliz ki, bir kadın bir elbise giydi diye ona saldırmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz, gibi.”

Eğer “hak etti” diye düşünürsek, gece dışarıda içki içmenin tecavüzü meşrulaştıran bir suç olduğunu söylemiş oluruz.

Buradaki yaklaşım da aynı…

Ben Müslüman değilim ama tanıdığım Müslüman erkekler, bana İslam’ın barış ve sevgi üzerine kurulu olduğunu anlattılar, eviçi şiddet üzerine değil. Eğer biri şiddete bunun sebep olduğunu söylüyorsa, o dinin ne anlama geldiğini anlamamıştır.

“Bu kadın Hıristiyan bir evde yaşıyor, erkek evin reisidir, istediğini yapar” cümlesini ABD’de de duyuyorum. Ama dini liderler buna katılmıyor. Nasıl olur da insanların karşısına geçip, “Din nedeniyle sen kocanın yanında ikinci sınıf vatandaşsın” deriz?

Biri kalkıp “Ya o çok asabi, o yüzden vurmuştur” diyorsa da aynı şey. Ben de bazen sinirleniyorum ama hiç kimseye vurmadım. Öfke bazen iyi bir şeydir, olaylara odaklanmanı sağlar. Öfke bir duygudur, eviçi şiddet ise bir davranış. Ve ne yaptığını sen seçersin.

ABD’de polis departmanının muhatap olduğu, tutukladığı saldırganların yüzde 85’i şiddet davranışını çocukluğundan öğrenmiş oluyor. Yani biz sadece bir şiddet vakasıyla değil, bir şiddet tarihiyle uğraşıyoruz. Eviçi şiddeti ABD’de keşfetmedik ama bunu bir uzmanlık alanına çevirdiğimiz doğrudur. ABD’de günde dört kadın eviçi şiddet nedeniyle öldürülüyor. Günde 15 milyon çocuk eviçi şiddete tanıklık ediyor. Öldürülen kadınların yüzde 75’inin ilişkiyi terk etmeye çalışırken öldürülüyor. Eviçi şiddetin toplumumuzda en çok işlenen ve en az bildirilen suç olduğunu biliyoruz.

Çözüm, kolektif bir yaklaşımda. Polisle, savcıyla, dini görevlilerle birlikte kadınları koruyacak daha iyi bir sistem nasıl kurabiliriz? Bunu düşünmemiz lazım.

Bizim Türkiyeli insanlara söylemek istediğimiz şey ise şu: Bu işte yalnız değilsiniz. Bütün cevaplara sahip değiliz. Bu konuda yapılabilecek tüm hataları da yaptık. Ama bazı çözümlerimiz var.

“Erkeklerin birbirlerini eğitmeleri çok önemli”

Nedir bu çözümler?

Bence ilk çözüm, erkeklerin diğer erkeklerle konuşması. Şiddet, bir kadın olarak ne dediğiniz, ne giydiğiniz, ne yaptığınız ya da ne yapmadığınızla ilgili değil. Bu erkeklerle ilgili. Erkeklerin de kadınların hakları için ayağa kalkması, diğer erkekleri eğitmesi lazım ki biz bu kültürü değiştirelim. Çünkü bu kültürü değiştirmezsek, şiddet içeren davranışları bir sonraki genç nesillere aktarmış olacağız.

Bir erkek neslini, seven, sayan, güven veren, kadınları eşit gören bir erkek nesline dönüştürmek bizim sorumluluğumuz. Nüfusun yarısını kadınlar oluşturuyor. Bir ülkenin yarısını baskı altında tutmak bize ne kazandırabilir ki?

Bunları gerçekleştirebilmenin, polisin, hakimin doğru olanı yapabilmesinin tek yolu erkeklerin şiddetsiz bir dünya konusunda konuşmaya başlamalarını sağlamaktan geçiyor. Biz erkeklerin, her şeyi kadınların omuzuna yüklemeden bu mücadeleye katılması gerekiyor. Eğer kadınlar tek başlarına bunu değiştirebilseydi, şu anda sizinle bu röportajı yapmıyor olurduk. Şiddet yüzyıllar önce bitmiş olurdu.

Tarihimiz yanlışlarla dolu. Ve artık bunu düzeltmenin tam zamanı. Kadınlar yıllardır vatandaşlık hakları için mücadele ediyorlar, cinsiyetçilik, şiddet gibi konularda toplumun gözlerini açmaya çalışıyorlar. Zamanla arkadaşlar, destekçiler ve kolektif bir ses buldular. Ben de onlara katılan, emniyet teşkilatından katılan, küçük seslerden sadece biriyim.

Diğer emniyet memurlarına kadınlar hakkında ne hissettiklerini, kendi topluluklarında yaşayan ve şiddete maruz kalan kadınların deneyimleriyle ilgili düşüncelerini sormaya başladım ve bu diyaloğu kurmaya başladık. Bir süre sonra polis şefleri kamuoyu önünde, yani korumakla yükümlü oldukları kişilerin önünde konuşmalar yapıp “Artık yeter. Eğer kadınlara el kaldırırsanız tutuklanırsınız ve bunu her yaptığınızda, her seferinde sizi tutuklarız.” Bu formül ABD’de çok işe yaradı.

Kadın hareketi, erkeklerin buna destek vermesi için gerekli enerji ve cesareti yarattı.

“Dumanı gördüğünüzde yangını önlemelisiniz”

Nashville’de kurduğunuz, eviçi şiddete karşı ABD’nin en büyük polis departmanının tarihi de bu anlattıklarınıza dayanıyor sanırım?

Nashville’de yılda 25-30 kadının öldürüldüğünü görüyorduk, sadece bir şehirde 25-30 kadın! Bu sorunun farkına varınca, ABD’deki cinayet sorununun tarihiyle yüzleşmemiz gerekti. O zamanlar, yani 70’ler 80’lerde alanda çalışan birçok uzman cinayetin engellenemeyecek tek suç olduğunu söylüyordu.

Ben buna inanmıyordum. 1977’de bu işe başladığımda, eğer şüpheliyi, mağduru ve failin davranışlarını biliyorsanız, cinayeti engellemek için daha fazla neye ihtiyacınız olabilir ki, diye düşündüm. O zamanlar emniyet teşkilatı “önleme”nin önemini bilmiyordu, “Eğer bizi ararsanız, geliriz” diye düşünüyorlardı. Anlayışları itfaiye gibiydi, yangın çıkarsa itfaiye ekipleri oraya gider. Ama eviçi şiddette, yangından önce duman çıkar. Dumanı gördüğünüzde, oraya bakmak ve bu dumanın neden çıktığını sormanız, yangın çıkmadan dumanı engellemeniz gerekir. Bunu yapmak için bazı yöntemler bulduk ve eviçi şiddete karşı ABD tarihindeki en büyük polis departmanını kurduk.

Bu departmanla birlikte yılda 25-30 civarında seyreden kadın cinayetleri sayısını beşe kadar düşürdük. Tabii istediğimiz bunu sıfıra düşürmekti.

Polis departmanında bir bileşene ihtiyacımız daha olduğunu da farkettik, mağdurların psikolojik hizmetlere ihtiyacı vardı. Nashville’de bu ortaklığı gerçekleştirdik ve şu anda tüm ülkede kullanılan yöntem de bu.

Ama bu konuda uzmanlaşmış kişilere ihtiyacınız var, mesela cinsel şiddet konusunda. ABD’de her beş kadından birinin cinsel saldırıya maruz kaldığını düşünüyoruz. Bu da tam 34 milyon kadın demek. Ve bir erkeğin karısına tecavüz edemeyeceği argümanı bir mit. Bizim için tecavüz de eviçi şiddetin bir parçası. Fiziksel şiddet gören kadınların birçoğu cinsel saldırıya da uğruyor. İki yetişkin arasında cinsel ilişki rızaya dayalıdır. Bir kişi karşısındakinden şiddet görüyorsa ve ondan korkuyorsa, yaşanan cinsel ilişkiye nasıl rıza gösterebilir? Eğer bir odada korku varsa rıza yoktur.

Bir mağdurla görüştüğümde, eğer bana “Birkaç yıldır evliyiz. Bana şiddet uyguluyor. Benimle seks yapmak istedi ama ben istemedim. Ama yine de o benimle seks yaptı” derse, ki bu seks değil yasalarımıza göre tecavüzdür, benim işim bu “korkuyu” raporlamak ve erkeği tutuklamaktır. Çünkü erkek kadının rızasına karşı bir şey yapmıştır ve birisiyle cinsel temastan daha kişisel bir şey yoktur.

Tüm ülkede, bu vakalarla ilgilenmek için özel olarak eğitilmiş memurlardan ve uzmanlardan oluşan polis departmanları oluşturuyoruz.

“İlk adım ‘Sana inanıyorum’ demek”

Bu departmanı kurmanızın en önemli yararı ne oldu sizce? Vaka sayısının azalması mı, ulusal ve uluslararası ölçekte bir örnek yaratması mı?

Bence suçu önlemenin ve failleri adalet önüne getirmenin yanısıra en önemli yararı mağdurlara gönderdiğimiz mesaj oldu. Şiddet mağdurları toplumdan ve toplumun bir parçası olan hükümetten, kolektif bir sesle “Size inanıyoruz” demesini bekliyor. “Sana inanıyoruz ve söylediklerinden şüphe duymuyoruz.”

Mağdurların yaşadıkları cinsel ya da fiziksel şiddeti anlatmalarının ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Hatta şikayet ettiklerinde doğan sonuçlardan dolayı hiç şikayette bulunmamayı tercih ediyor. “Sana inanıyoruz” demek ilk adımdır; “Size inanıyoruz, bize gelebilirsiniz.”

Bu mesajın sürekli olarak mağdurlara ulaşması çok önemli. Yine de ilişkiyi hemen terk edemeyebilirler. Şiddet dolu bir ilişkiyi terk edip yardım istemek bir süreçtir. Ama biz bir toplum olarak ona “Bu kararı almaya çalıştığını biliyoruz. Kararını aldığında biz senin için burada olacağız” demeliyiz, “Neden hala onunla birliktesin” değil. Hemen bırakamamalarının sebepleri var, bunu sen, ben biliyoruz. Bunda bir sorun yok. Bizim ona vermemiz gereken mesaj, onun güvende hissedeceği bir topluluğun onu hazır beklediği.

Nashville’deki polis departmanımız ve benzer departmanlar, bu konuda uzman sivil toplum kuruluşları, dini kuruluşlar, mahkemelerle çalışıyoruz. Tüm bu yapılar birlikte çalışmaya başladığında, mağdurun neye ihtiyacı olduğunu da görüyorsunuz ve ona göre yardımcı oluyorsunuz.

Saldırganın neye ihtiyacı olduğunu da biliyoruz. Saldırganın kolektif bir şekilde kendisine “Karını daha fazla istismar edemeyeceksin çünkü herkesin gözü senin üzerinde” denilmesine ihtiyacı var.

Bunu polis değil toplum yaptığında değişim başlayacak. Çünkü polis zaten insanları korumak için maaş alıyor. Her bir vatandaş şiddete karşı ses çıkarmalı.

“Erkekler kulübüne katılmak için polis olduysanız, bu bir hata”

Türkiye’de şiddet gören kadınlar polis memurlarına pek güvenmiyor. Karakola gittiklerinde en sık duydukları şey “Yine geldi” oluyor. Hatta şiddet mağduru kadınlara “Ben de karıma seni öldürürüm diyorum ama öldürmüyorum” diyen polisler var. Siz birçok ülkede polis akademilerinde ders veriyorsunuz. Polislerin bu tavrı da yaygın bir durum mu?

Evet. Fiziksel ve cinsel şiddet nedeniyle tutukladığım polisler, hakimler, avukatlar oldu. Kimse yasadan üstün değildir. Eğer kanun uygulayıcılar kanuna uymazsa, vatandaşlar da kanunlara saygı göstermez. Eğer toplum sana güvenmiyorsa, sen nasıl vergilerle ödenen maaşını alabilirsin? Eğer birine “Ben de karıma aynısı yapıyorum”, “Evine dön” diyorsan, korumak için çalıştığın toplumdan çalıyorsun anlamına gelir. Eğer bir hırsız olacaksan, hapiste birçok hırsız var, onu da söyleyeyim.

ABD’de diğer polis şefleriyle çalışırken, personellerinin tutumları üzerine konuşuyoruz. Polis şefleri, personellerinin tutumlarından sorumludur. Eğer bir polis memuru eviçi şiddet uyguluyorsa ve bizzat kendi çalıştığı departman tarafından tutuklanmıyorsa, toplum o polislere neden güvensin? Eğer her gün toplumun güveni için çalışmıyorsanız zaten emniyet teşkilatının ne anlama geldiğini anlamamışsınızdır. Eğer erkekler kulübüne katılmak için polis olduysanız, bu bir hata.

Birçok polis memuru kadını korumaya çalışırken kocası tarafından öldürüldü. Çünkü biz fail “evime giremezsiniz” dediğinde durmuyoruz. Çünkü biliyoruz ki kapının önünde bizi kontrol edebiliyorsa, evin içinde de o kadını kontrol ediyordur. Eğer onu istismar ettiğini düşünmek için sebeplerimiz varsa, o kadını korumak da bizim sorumluluğumuzda.

Burada anlatmaya çalıştığım şu, ben eviçi şiddete karşı mücadele ederken hayatını kaybeden arkadaşlarım varken, bir başka polis memurunun eviçi şiddetle ilgili şikayeti almamasını nasıl kabul edebilirim ki. Mağdurların sesi yok, güçleri yok, gidecek yerleri yok. Onları geri çevirmek sadece yanlış değil, aynı zamanda saygısızca.

“Arabuluculuk yöntemi bir hata”

Arabuluculuk ve barıştırma teknikleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’deki karakollarda sık başvurulan bir yol…

Arabuluculuk tekniği ABD’de 1970’lerde kullanılıyordu. Bazıları bu yöntemin eviçi şiddette terapötik olduğunu savunuyordu. Ama tam anlamıyla bir hataydı.

Arabuluculuk eşit güce ve eşit söz hakkına sahip taraflar arasında kullanılan bir tekniktir. Bu da eviçi şiddetle bildiğimiz her şeyin tersine tekabül ediyor. ABD’de bu teknik kullanıldığında gördük ki, arabuluculuk faile daha fazla güç veriyor. Bu sefer erkek kadına diyor ki “Gördün mü bak, ben sana inanmayacaklarını söylemiştim. Artık onlara da gidemezsin”.

Yani arabuluculukla kadınları daha fazla tehlikeye soktuğumuzu gördük. Arabulmaya yıllar önce ara verdik. Hiçbir ülkede sonuç vermeyen bu yöntem neden Türkiye’de sonuç versin ki.

Peki birinci elden şikayetlere mi cevap veriyorsunuz yoksa üçüncü kişilerin şikayetlerinde de harekete geçiyor musunuz? Mesela birisi sizi arayıp “komşum karısını öldürecek” dediğinde müdahale edebiliyor musunuz?

Evet. Hatta üçüncü kişilerin bildirimleri teşvik ediliyor. Bu konuda bana bildirim yapan herkesi dinlemek ve ciddiye almak görevim.

Eviçi şiddet konusunda çalışmaya başladığınızdan bu yana toplumsal cinsiyet meseleleri konusundaki bakış açınız değişti mi?

Artık çok farklı alanlardan birçok erkek bu kültürü değiştirmek için çalışıyor. Kişisel anlamda soruyorsanız, ben eviçi şiddet yaşanan bir evde büyüdüm. Evime sürekli polis gelirdi. O, annemi neredeyse öldürüyordu. Genç bir polisken, yanlış yaklaşımın ve doğru yaklaşımın ne olduğunu zaten biliyordum. Sadece birkaç kitap okumadım. Şiddet uygulayan bir kişinin elinde büyüdüm.

Peki bu geçmişiniz, işinizi etkiledi mi?

Bu beni daha iyi bir polis yaptı. (ÇT)

* Mark Wynn’in web sitesinde eviçi şiddet konusunda birçok bilgi ve doküman bulunuyor. Özellikle polis teşkilatlarının bu konudaki yaklaşımlarını değerlendirmeleri için hazırlanan testler dikkat çekici. Web sitesi için tıklayın.

* Kadına yönelik şiddet olayına tanık olduğunuzda ya da bir tanıdığınızın başına geldiğinde nasıl yaklaşmanız gerektiğine dair bilgi için tıklayın.

* Fotoğraf: Mark Wynn ve eşi Valeri Wynn. Valerie Wynn fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalan kadınlara psikolojik destek sunuyor.

Çiçek Tahaoğlu

Université Marc Bloch’da sosyoloji okudu. 2009’dan 2011’e kadar AFP’de fixer ve çevirmen olarak çalıştı. Açık Radyo’da Cadı Postası programını yaptı. 2015 Müşerref Hekimoğlu Başarı Ödülü’nü aldı. 2011’den beri bianet’te kadın ve LGBTİ haberleri editörü olarak çalışıyor.

bia
Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here