Anasayfa Forum Çözülemeyen cinayetler yılı!

Çözülemeyen cinayetler yılı!

Paylaş
Esra Tüzün yazdı
2017 hiç şüphesiz cinayetler yılıydı. Yeni yılın ilk saatleri Reina katliamı ile başladı, kadın cinayetlerine her gün yenileri eklenince televizyondaki kadın programları bile dedektifliğe soyundu. Herkes biraz adli tıp, bir parça polis bir parça gazeteci oldu.

Ancak yılın en önemli cinayetleri arkasında büyük soru işaretleri bırakmayı sürdürdü.

2017’nin kitaplara konu olacak, tarihe kazınan cinayetlerini bu konuda en uzman kalemlerinden Sevinç Yavuz ile konuşmak istedim. Sevinç Yavuz 20 yılı aşkın süredir gazeteci ve her zaman bu dosyaları en derinlerine kadar inceleyen özel bir kalemdir.

Sevinç Yavuz

Sevinç Yavuz

 

‘Türk Seri Katiller’ kitabı bence Türkiye’deki en önemli belge niteliği taşıyan kitaplardan biri. Yeni kitap konusu kadın cinayetleri binlerce dava dosyasını incelerken 2017’nin en özel cinayetlerinin gizli köşelerini değerlendirdi:

Reina büyük bir katliamdı. 39 kişiyi öldürüp 69 kişiyi yaralayıp elini kolunu sallayarak olay yerinden kaçan 25 yaşındaki bir adamın tek başına böylesi büyük bir katliamı yapması mümkün mü ne düşünüyorsun?

Bunun kısa ve bir tek cevabı var, hayır… Terör ya da istihbarat uzmanı olmasak da biz gazeteciler, organize suç örgütleri ve devlet aygıtının işleyişine en yakın tanıklardan biriyiz sanırım.

Şöyle düşünelim en basit hırsızlık da bile mesela araba hırsızlığı, bir kişi aracı çalarken ikinci kişi sokak başında erketelik yapar. Yani gözcülük. Çete daha büyükse bu en az üç kişi olur.

Ya da diyelim ki, takip ediliyorsunuz ve önemli bir suçlusunuz, filmlerdeki gibi arkanıza tek araç takılmaz. Olayın önemine göre en az dört bazen sekiz araçla, çapraza alınarak takip edilirsiniz ki, dikiz aynasından bakan, arkasında ve yanındaki aracın sürekli değiştiğini, zannetsin.

Reina katliamına gelirsek, tek kişilik bir hücre olduğunu varsaysak bile, özellikle mafya için de bunun bolca örneği var. Bir yaşam biçimini simgelediği belli olan Reina gibi bir yeri hedef alan tetikçinin ihtiyaçlarına kısaca bakalım.

Öncelikle ortada emri veren biri var. Ayrıca o emri getiren biri de. Tabii ki silahı sağlayan biri, o silahın nasıl kullanacağını öğretmiş biri ve sonrasında, saklanacak yeri, kaçılacaksa yurtdışına çıkış belgelerini ayarlayan biri ve bütün bunları gerçekleştirmek için finansal desteği sağlayan birileri.

Bunları düşünmek için uzman olmaya da gerek yok ayrıca. Görüntüleri ben de izledim, gerek soğukkanlılığı gerekse hedefe yürürken hiç tereddüt etmemesi zaten tek başına olmadığının en büyük göstergesi.

IŞİD’ci Özbek asıllı Abdulkadir Masharipov katliamdan 17 gün sonra yakalanabildi, aradan bir yıl geçti ama telefonunun şifresi hala çözülemedi. Bu kadar amatörlük ve profesyonellik bu tip olaylarda bir arada olabiliyor mu?

Kim “yakalansın ama olay aydınlanmasın” istedi. O şifreyi çözecek bilgi ve teknolojinin olmaması da ayrı bir ironi tabi.

Dava 11 Aralık’ta olaydan neredeyse bir yıl sonra görülmeye yeni başlandı, aileler için çok acı verici bir süreç bu tip olaylarda bir yıllık bekleme süresi normal mi?

Aslında normal. Bu tip komplike davalar, tabi çoğunlukla en azından bizim ülkemizde dağ fare doğurur ama hazırlık süreci önemlidir. Varsa yurtdışı bağlantıları vs…

Hatırlarsan Zarrab davasının hazırlık süreci de hayli uzun sürdü. Ama Reina davası yargılaması sonunda pek çok sorunun karanlıkta kalacağını öne sürmek için müneccim olmaya da gerek yok sanırım. Geçmişimiz benzer davalarla dolu.

Reina korkusu bize yapıştı sence bir topluma bu korkuyu veren 25 yaşındaki katil özel olarak yetiştirilmiş biri mi, yoksa özenle seçilmiş bir psikopat mı?

Bence her ikisi de… Onun kendisine biçtiği misyon, inandığı büyük şeyler, neyse onlar bu konuda da herhangi bir bilgimiz yok, Masharipov’un özenle seçilmiş ve yetiştirilmiş bir psikopat olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Medreselerde bir yıl ders verdiği ortaya çıktı. Sence ondan ne dersi alınmış olabilir?

Eşi mahkemede verdiği ifadede doğruladı bunu, “haftanın 4-5 günü medresede ders veriyor, eve çok az geliyordu” dedi. Masharipov’un dört dil bildiğini, iyi eğitimli olduğunu biliyoruz. Kim bilir belki yabancı dil öğretiyordu. Belki de atış eğitimi veriyordu. Aslında beni daha çok şu soru ilgilendiriyor, onun eğittiği çocuklar kim ve neredeler?

2017’nin en ilgi çeken cinayetlerinden biri de Vatan Şaşmaz’ın Conrad’da bir otel odasında sevgilisi Filiz Beşer tarafından öldürülmesi oldu. Katil kendini öldürdü ve kimse ses duymadı, otel odasına sokulabilen bir silah pek çok soru işareti uyandırıyor. Ama ben geçen gün soruşturmanın kapatıldığını okudum bu tip davalar da katil intihar edince olay çözülmüş mü kabul edilir?
Eğer dava üstünde bir kuşku ya da başka bir şüpheli yoksa yani katilin intihar ettiği kesinleşmişse dava kapatılır.

Bunu daha önce de anlatmaya çalıştım. Biraz teknik olacak ama derdi anlatmak için önemli.

Bildiğimiz gibi sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim desibeldir. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik, sıfır desibeldir. Bu seviyenin 10 kat fazlası yaprak hışırtısı 10, otobandaki trafik 70, ambulans sireni 100, bir jet uçağının kalkışı 150 desibeldir. Bu liste uzayıp gider böyle.

Bir tabancanın çıkardığı sesin gücü; tamı tamına 165 desibeldir. Kısaca, bir otel odasında beş el ateş edildiğinde, o odadan beş kez jet motoru havalandırmış gibi ses üretmiş olursunuz…

Filiz Aker, Vatan Şaşmaz’ı öldürdüyse, o odadan çıkması gereken ses gücü bu. Üstelik kapalı bir odada bu sesin sonik bir etki yaratacağını da göz ardı etmemek gerek.

Ama ne hikmetse bütün oteli inletmesi gereken bu ses, Conrad gibi geleni gideni çok, güvenliği üst düzeyde bir otelde ne yan odadakiler ne kat ne de güvenlik görevlileri tarafından duyuldu.

Dünyadaki en iyi susturucular silah sesini 50-60 desibele, yani normal konuşma gücüne kadar düşürebiliyor. Vatan Şaşmaz cinayetinde aklıma takılan en önemli soru bu.

Sonra Filiz Aker’in neden sağ eline eldiven giydiği on beş metrekarelik bir odada arkasını dönüp giden bir adama ateş etmek için eldiven giymeye ne zaman vakit bulduğu, o sırada silahın nerede olduğu gibi bir çok soru da var.

Senin kitabın ‘Türk Seri Katiller’ bence son yılların en iyi araştırma ve belge niteliğinde kitaplarından biridir. Kitap yakalanamayan pek çok seri katil olduğunu da gösteriyor. 2017’de bunlar arasında yakalanan oldu mu ya da seri katillere yenileri eklendi mi? Özellikle bacak kesen katilini merak ediyorum onunla ilgili bir gelişme var mı?

Evet kitap yakalanmamış seri katiller üzerinde özellikle duruyor çünkü buna inanıyorum hatta biliyorum. Kitapta çok anlatamasam da bunun en önemli nedeni otopsi uzmanlarıyla yaptığımız bilgi alışverişi.

Şöyle ki, Adli Tıp’a soygun cinayeti görünen bir dava geliyor. İşte yaşlı kadın evinde ölü bulunmuş, defalarca bıçaklanmış, parası çalınmış gibi. Uzmanlar otopside ceset üstünde oynandığını fark ediyorlar.

Bunu anlatmak zor ama şöyle ifade etmeye çalışayım, öldürmek kastı dışında bir takım kesikler, izler, bıçakla yapılmış kurcalamalar. Ve maalesef bu vakalar adli kayıtlara ‘soygun’ diye geçiyor.

Ama biz biliyoruz ki, bunlar sıradan bıçak izleri değil. Bütün seri katillerin harekete geçmeden önce kendilerini denedikleri iki canlı vardır; hayvanlar ve yaşlılar…

2017’de kadın cinayetlerine her gün yenileri eklendi. Üstelik kadın katilleri vahşetin sınırlarını zorladılar. Kız kardeşini sevgilisi var diye uyandırıp aile evinde öldürenden, çocuklarıyla birlikte eşini vuranlar, sokak ortasında katliam yapanlar… Sence kadın cinayetleri arttı mı, yoksa bizim duyarlılığımız mı arttı?

Ben ‘farkındalığımız arttı’ tespitine katılmıyorum. Bunu destekleyecek ve ispatlayacak yeni bir araştırmanın sonundayım çünkü.

Toplumda artan şiddet eğilimi ve hatta patlaması tabii ki tıpkı seri katillerin hayvanları ve yaşlıları kurban seçmesi gibi, kadın ve çocukları hedefliyor.

Bu ülke, otuz yıldan fazla süredir bir savaş cehennemi içinde yaşıyor. Doksanlarda bu ülkede şiddetin dozu, sınırı aşıldı. Sistemli işkencenin, kayıpların kitabı yazıldı. Ne bekliyorduk ki?

Birileri bir yerlerde sessiz sedasız ölecek, işkenceye maruz kalacak, bombalanacak ve toplumun geri kalanı bir cennette mi yaşayacaktı. İnsan, ölüme kimyasal tepki veren bir canlı.

Ve şiddet, öyle bir mikroptur ki, havaya suya karışır ve kendini herkese solutur. Gözümüzü kapattığımız günlerden, şiddetin ve ölümün bizim de evimizin kapısından girdiği günlere geldik işte.
Hep konuşuluyor ama duruşmalara takım elbise ile gelip iyi hal indirimi alan katiller birbirlerinden güç mü alıyorlar, eskiden kendilerini bir şekilde durdurmayı başaran psikopatlar artık çok daha rahatlar mı?

İnan bu akıl tutulması sandığım, bir veba gibi algıladığım kadın cinayetleriyle ilgili çok çalışmak gerekiyor. Aslında şu an ne desek boş. Çok araştırmak, çok incelemek lazım ama erkeklerin delirdiği ve kontrolü kaybettiği kesin…

Pedofili ve çocuk katillerini durdurabilecek tek şey ceza ve korkudur, sence 2017 yılında buna dair küçücük de olsa ileri bir adım atılabildi mi?

Hayır asla! Ceza başlı başına bir önlem olmadığı gibi, bunu savunursak yolumuz “idam cezası”na çıkar ki, tarih idam cezasının suçu önlemede hiçbir caydırıcılığının olmadığını ispatlayan dönemlerle dolu.

2017’de umut veren tek hareket kadın örgütleri oldu bence. Özellikle kadın cinayetlerini takip eden, duruşma salonlarını dolduran, nöbet tutan kadınlar en azından iyi hal indirimlerinin engellenmesinde kayda değer kazanımlar elde ettiler.

Ama çocukların hala ve uzun bir süre daha savunmasız kalacağına inanıyorum… Kağıt kesiği gibi acıtıp kanatarak üstelik…

Psikiyatrinin suç karşısında ne kadar çaresiz olduğunu da biliyorum. Bir adli psikiyatrın şu sözü beni çok çarpmıştı mesela; demişti ki, “özellikle cinsel içerikli suçlarda, tecavüz, pedofili ya da teşhircilik gibi, suçun üç kere işlenmesinden sonra psikiyatrinin tedavi şansı sıfıra yakın hatta sıfır

Türkiye’de terör arttığı için katiller kendilerini çok daha rahat kamufle mi edebiliyorlar mı? Benim içimde hep böyle bir korku var sen ne düşünüyorsun?
Artanın terör değil şiddet olduğunu, terörün tam tersine oluşan bu şiddet sevicilik üzerinde daha rahat hareket ettiğini düşünüyorum. Eskilerden bir söz var aklımda, teşbihte hata olmaz ama “Taşların bağlanıp köpeklerin salındığı” bir köyde yaşıyoruz artık.

ahval

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here