Anasayfa Köşe Yazıları Demir Küçükaydın: Murat Belge’yi Savunmak ve Eleştirmek

Demir Küçükaydın: Murat Belge’yi Savunmak ve Eleştirmek

Paylaş

Sosyalistlik ya da Marksistlik demek devlet, millet ve sermaye düşmanlığı demektir. Ama bu işin başıdır. Gerek şartıdır. Sosyalist ya da Marksist olabilmek için ikinci şart: önce “kendi” devletine, “kendi” milletine ve “kendi” burjuvazine veya egemen sınıflarına düşman olmaktır.

Genelkurmayın psikolojik savaş dairelerinde oluşturulmuş ulusalcı sosyalizm en büyük ideolojik dayanağını,millet ve devlet düşmanlığından arındırılmışbu sözde “Marksizm” ya da “sosyalizm”de buldu.

Genelkurmay’ın egemenliğini sürdürmek için gerekli ideolojik argümanları 68’lerin kimi taktik sloganlarında bulması, zaten kapıkullarının çocukları olan ve kapıkulu olmak üzere yetiştirilmiş, gençliklerinde sola bulaşmış orta sınıflarca Genelkurmay’ın anti-emperyalistleşmesi gibi görüldü.

Böylece hepsi birer devlet yalakası olurken kendilerinin değil, yalakalık yaptıkları devletin değiştiği düşüncesiyle gençlik ideallerine bağlı oldukları yönünde bir vicdan rahatlığı içinde bulundular.

Türkiye’nin devletçiliği, özünde devlet düşmanı olan Marksizm’i ve sosyalizmi, (Unutmayalım, Marks, benim katkım sınıflar ve sınıf mücadelesini bulmak değildir, bu şeref burjuva tarihçilere aittir; benim katkım, bu savaşın var olan devletin parçalanmasını getireceği ve getirmesi gerektiği (“Proletarya Diktatörlüğü”) çıkarsamasıdır diyordu; Lenin, Ekim Devrimi arifesindeki kaçaklık günlerinde Marksizm’in bu unutulmuş önermelerini gün yüzüne çıkarmaya yönelik arkeolojik kazılar yapıyordu “Devlet ve Devrim” adıyla yayınlanacak kitabında.) kendisi gibi devletçi yaptı ve devlet sınıflarının egemenliğinin bir ideolojik aracına dönüştürdü.

Aynı devlet sınıflarının, bu egemenliği sürdürmek için reformlar yapmalıyız diyen kanadı, yani “aynı kalmak için değişmeliyiz”diye kanadı, sosyalizmin ve Marksizm’in bu bayağılaşmış ve özü çıkarılmış versiyonlarının askeri bürokratik oligarşinin en ırkçı, intikamcı ve gerici kesimince kullanılmasını fırsat bilerek bunu Marksizm ve sosyalizm sanki buymuş gibi Marksizm’e ve sosyalizme karşı ideolojik mücadelenin vesilesi yaptı. Mahçupyan’dan Belge’ye kadar bütün liberaller bunun farklı versiyonlarıdır.

Aslında liberaller ve ulusalcılar arasındaki kayıkçı dövüşü, aynı özne açısından bir strateji tartışmasından başka bir şey değildir.

Elbette bizler açısından ırkçı ve inkarcı kesimler karşısında liberaller politik olarak desteklenmesi gereken ve ittifak yapılması gereken bir güçtür.

Bizim liberallere eleştirimiz, onların aslında teorileri, politikaları, mücadele ve örgüt biçimleriyle ulusalcıları (yani devlet sınıflarını, askeri bürokratik oligarşiyi, daha da somut olarak Genelkurmayı) güçlendirdikleri. Onlara karşı kararlı mücadele etmedikleri, onlara akıl verdikleri noktasındandır.

Bu ulusalcı ve liberal kayıkçı dövüşleri dışında bir üçüncü yolu, bu ikisinin de aslında aynı madalyonun iki yüzü olduğunu söyleyenler ve savunanlar da her zaman olmuştur.

Örneğin biz, Murat Belge’yi birçok kez eleştirdik. Ama Murat Belge’yi eleştirilerimiz hiçbir zaman ulusalcıların eleştirdiği noktadan ve onların yöntemleriyle olmadı. Aksine Murat Belge’yi yeterince demokrat olmadıkları, ideolojik eklektisizmleri, demokrasi mücadelesini zayıflattıkları bakımından eleştirdik.

Ama işte tam bu noktada Türkiye’nin teorik ve entelektüel sefaletine geliyoruz. Bu eleştiriler hiçbir zaman görülmez, görmezden gelinir, sıradan bir devlet yalakasının veya ulusalcıların saldırıları hedef alınarak aslında dolaylı olarak bu kayıkçı dövüşüne destek çıkılır. Böylece sözde seviyesizliği, demokrasi düşmanlığına çatılır gibi olurken o seviyesizlik ve demokrasi düşmanlığı yeniden üretilir.

Murat Belge tartışmalarına bir de bu açıdan bakmak gerekir.

Elbet Murat Belge bu saldırılar karşısında politik olarak, savunulmalıdır. Elbette liberaller ulusalcılar karşısında demokratların ve sosyalistlerin müttefikleridirler ve desteklenmeleri gerekir.

Ama gerçek demokratlar, bu liberallerin demokrasi mücadelesini nasıl zayıflattıklarını da göstermeli, onlara karşı sapanlarından taşı eksik etmemelidirler.

Hele liberallerin liberal destekçileri gibi hiç davranmamalıdırlar.

Yok yurt dışına iş için çıkıyormuş da, yok kaçmıyormuş da diye savunmamalı.

Açıkça bu devletle daha iyi savaşabilmek için hicret farzdır, devletin eline geçip esir olmaktan ise, başka ülkelere gidip savaşa daha büyük katkıda bulunmak için yollar aranması açıktan savunulmalıdır.

Böyle yapıyorsa doğrudur diye savunulmalıdır ve açıkça böyle yapmadığı için eleştirilmelidir.

Bizler Belge ve benzerlerini, bu devleti açıkça düşman olarak tanımlamadıkları, ona karşı açık bir mücadele çağrısı yapmadıkları için eleştirmeliyiz.

Ve onu savunanlar da bu açıdan eleştirilmelidir.

Tüm yasaları ayaklar altına almış, tüm temel hakları işine geldiği gibi çiğneyen Erdoğan-Ergenekon İslamcı-Türkçü faşist diktatörlüğünü açıkça düşman güç olarak tanımlamak gerekiyor.

Çünkü bu iktidar, bu devlet ülkede yaşayan bütün demokratları, sosyalistleri, özgür düşünceli insanları, Kürtleri, azınlıkları hatta bir hukuk düzeni isteyenleri bile açıkça düşman olarak tanımlamış bulunuyor.

Bunlara düşmanlığımızı ve bu düşmanı yenebilmek için Şeytan’la ve Şeytan’ın büyük annesiyle bile ittifaklar yapabileceğimizi açıkça ilan etmeliyiz.

O devlet yalakası ulusalcılar bu dilden anlarlar.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here