Anasayfa Haber Demirtaş: “Faşizme karşı direniş cephesi lüks değil ihtiyaçtır”

Demirtaş: “Faşizme karşı direniş cephesi lüks değil ihtiyaçtır”

Paylaş

Demirtaş: Bizim öyle B ve C planlarımız da yok. A planımız var: Direniş. Onun dışında planımız yok. B, C ya da D planları ne yaparlarsa yapsınlar karşısında bizim A planımızla karşılaşırlar: Her yerde faşizme karşı direniceğiz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Ankara’da gündemdeki gelişmelere ilişkin soruları yanıtladı. Demirtaş, Musul operasyonu, HDP’li vekillere açılan davaları, erken seçim tartışmaları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın B ve C planı tehditleri ile ‘PKK’ye karşı 5 maddelik planını’ değerlendirdi.

PKK’ye karşı yeni 5 maddelik bir plandan bahsediliyor. Her dönem böylesi planlar konuşulmaya, tartışılmaya başlanıyor. Dün de Yenişafak gazetesi bu plandan bahseden bir haber yaptı. Siz bir kez daha böylesi bir planı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Terörle mücadele adı altında toplumla mücadele yaptıklarını biliyoruz. Bu da toplumu yeniden tamamını ‘terörist’ kabul edip, bütün muhalefeti susturmanın bir aracı haline getirilecek. Ben Yenişafak’a bunu sormak isterdim. Bu manşeti atmadan önce acaba Davutoğlu’ndan görüş almayı neden denemiyorlar. Davutoğlu aralıkta PKK tümden bitecek demişti. Aralık bitti ocakta bitecek dedi. Ocak geldi, Newroz’u görmeyecek dedi. Kendisi bitti, PKK’nin çok daha güçlenerek, ortaya çıktığı görüldü. 2017 Newrozu’na doğru gidiyoruz, bu defa 5 maddelik ayrı bir plan açıkladılar. Bu 6 ayda  yeni bir plan açıklayarak, toplumu oyalamak yerine çıkıp özeleştiri verin. Hani geçen yıl PKK’yi tümden bitirdik diye açıklamalar yaptınız. ‘belini kırdık’ diye açıklama yaptılar, şehirleri yakıp yıktılar. Kürt halkının tamamını bir ‘terör’ olarak görüp, savaş açtılar ama kazanamadılar, kaybettiler. Şimdi 5 değil, 5 bin maddelik yeni bir uyduruk planla toplumu yeniden mağdur etmenin anlamı yok. Bence çıkıp başarısızlıklarını artık ilan etmenin zamanı gelip geçti. Bizim direniş maddelerine toplum odaklansa daha iyi olur. Bizim öyle B ve C planlarımız da yok. A planımız var: Direniş. Onun dışında planımız yok. B, C ya da D planları ne yaparlarsa yapsınlar karşısında bizim A planımızla karşılaşırlar: Her yerde faşizme karşı direniceğiz.

Hakkınızda ‘siyasi haklardan men’ talep edildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında savcılar birçok davada hürriyeti mahrum edici cezayla birlikte bu tür yan cezalar da istiyor. Zaten AKP’nin de savcılara verdiği talimatın esası bu; HDP’yi siyaset dışına nasıl itebiliriz. İstenen cezalar siyasi, amaç da siyasi. Fakat düşünemedikleri şey şu; bu tür şeyler HDP’yi küçültmez, büyütür. Kendi geçmişini unutarak, yargıyı siyaset için bir dizayn aracı olarak kullanan Erdoğan bunun altında kalır. Bu işler savcıların değil, Erdoğan’ın kafasının altından çıkıyor.

Peki uygulanmasına dair kesin kanaat oluşursa ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Milletvekillerimiz fiziken böyle bir duruma direnmek durumunda değiller. Ama onları Meclis’e gönderen seçmen kesinlikle bir direniş ortaya koyacaktır. Bu bir siyasi krizdir her şeyden önce. Biz yargı ile işbirliği yapılmasına karşı değiliz, biz yargının işini kolaylaştırmak isteriz. Adil bir yargılama olsun diye elimizden geleni yaparız. Mesele şu ki; ortada bir yargı yok. Kurbanlık koyun gibi boynumuzu uzatmamızı istiyorlar. Bizim karşı olduğumuz budur.

‘Tek parti gibi çalışıyorlar’

MHP Lideri Bahçeli’nin başkanlık çıkışının ardından yeniden gündeme gelen başkanlık sistemi tartışmaları var. Durup dururken bir başkanlık tartışması gündeme geldi. Erken seçim diyenler var?

Elimde somut bir bilgi yok ama çok iyi anlaşılıyor ki Bahçeli ve AKP, kapalı kapılar ardından görüşüyor ve birlikte gündem hazırlıyorlar. MHP ve AKP tam bir tek parti gibi çalışıyor. Sanki muhalefet yapıyormuş gibi davranarak, kapalı kapılar ardında başkanlık pazarlığının yapılmasını siyasi etiğe uygun görmüyorum. Bence bunu alenileştirmeli ve Bahçeli her türlü koşulda AKP’ye destek verme kararını 7 Haziran’dan önce aldığını açıklamıştı. Muhalefet yapıyormuş gibi davranıp altan kirli pazarlıklar yapmak kesinlikle etik dışıdır.

‘Başkanlık için tutumumuz net’

Bizim bu konudaki tutumumuz değişmez. Başkanlık, yarı başkanlık veya parlamenter sistem, önemli olan modelin ismi değil içinde demokrasi olup olmayacağıdır. Bir dikta rejimi, tek adam rejimi uzun süredir inşa edilmek isteniyor adına da başkanlık deniliyor biz de buna karşı olduğumuzu her fırsatta ifade ettik. Eğer sistemin mevcut yönetim modelinin nasıl demokratikleşeceği tartışılacaksa biz buna açığız. HDP böylesine bir faşist blokun içerisinde yer almadı, almayacak da.

Erken seçim tartışmaları da gündeme geldi. Bu tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de seçimle artık hiçbir şey çözülemez. Seçimle falan Türkiye’de hiçbir şey çözülemez. Şu anda yapılacak herhangi bir seçimin adil olma ihtimali var mı? OHAL koşulları, tek adam rejimi böyle bir dönemde seçim de yapılsa asla gerçek halk iradesi ortaya çıkmayacak, çıkamayacak. Muhalefetin sesi kısılmış durumda, bütün muhalif radyo ve televizyon kanalları kapatıldı. Böyle bir ortamda yapılacak olan seçimin adil olma durumu yoktur. 1 Kasım’dan daha kötü bir durumdur. Dolayısıyla sanki seçim Türkiye’de kurtuluşmuş gibi davranmak yanılgıdır. Toplumun kurtuluşunu yeni bir seçime odaklamak demokrasiden hiçbir şey anlamamaktır. Böyle bir ortamda meydanda, sokakta mücadeleyi birleştirmektir. Önce koşulları demokratikleştirmek için mücadele edelim. OHAL’in kaldırılması, KHK’lerin kaldırılması gibi şeyler için mücadele edelim ki seçime giderken bari adil bir seçim kararı olsun.

 Siz bir anket çalışması yaptınız mı?

Düzenli olarak yapıyoruz. Zaten Türkiye şu an erken seçime gitmiyorsa HDP’nin baraj altında olmamasından kaynaklanıyor. Anket o ay HDP’yi baraj altında gösterse hemen önümüzdeki ay seçim kararı alınır. Şu anda  alamıyorlar çünkü HDP halen baraj üstüdür. Yüzde 11 sınırındadır.

Musul operasyonu başladı. Türkiye-Irak arasında gerilimler de var. Bu operasyona ilişkin düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Türkiye yanı başında olup bitenlere sessiz kalmalıdır demiyorum. Suriye, Rojava, Musul sınırlarını yakın bölgesinde Ankara’yı ilgilendiren her türlü şeye dair Türkiye bir politika üretmek zorundadır. Türkiye’yi ilgilendirmez diyemeyiz. Ta okyanus ötesinden ABD geliyor, ilgi alaka gösteriyor da Türkiye buraya dair tek cümle kurmasın demiyoruz. Fakat Türkiye bu fırsatı çoktan kaçırdı. Çözüm süreci bu tür şeylere güç verecek yaklaşımları barındırıyordu. Türkiye bu treni kaçırdı. Davutoğlu’nun siyasi körlüğü, Erdoğan’ın kendi kişisel ajansdasını Türkiye’nin önüne koyması ve çözüm masasını devirmeleri bölgesel açıdan Türk-Kürt ittifakının fırsatını götürdü. Oysa Türkiye’yi bölgede güçlendirecek şey Türkiye’nin Kürtleri yanına almasıydı. Erdoğan bütün Türkiye’yi kandırıyor. Musul’da en az etkisi olan ya da olabilicek merkez Ankara’dır. Sadece bağırıp çağırarak, B ve C planlarımız var diyerek tehdit ederek, politika üretebileceklerini düşünüyorlar. Sahadaki durum hiç de öyle değil. Türkiye’nin etkili olma şansı yok. Kürtlerle kavgalı olarak, Bağdat’la kavgalı olarak bölgede politika üretilemez. Gürültü koparıldığına bakmayın Musul operasyonunda Türkiye denklem dışıdır.

‘Kaybeden ülke Türkiye oldu’

Musul halkının orada özellikle çoğulculuktan ve demokrasiden yana bir yönetim inşa etmesi için sadece herkes destek olmalıdır. Musul’u işgal etme, emperyal amaçlarla yönetmek hedefinde olan herkes orada karmaşaya yol açacak. Kim orada etkin olacak şimdiden kestirmek zor. İttifaklar var, ittifaklar arasında çelişki ve çatışmalar var her gün her saat değişen denklemler var. Netleşmiş tek şey var Erdoğan ve Davutoğlu’nun hataları nedeniyle daha Musul operasyonu başlamadan kaybeden ülke belli oldu; Türkiye.

Milletvekiliniz Adem Geweri’nin eleştirileri vardı. Siz bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Milletvekillerimizin parti içerisinde eleştirilerini sunabilecekleri çok sayıda mekanizmaya sahipler. Yapılan hiçbir eleştiri de partimizde olumsuz karşılanmaz, saygıyla karşılanır ve değer verilir. Bunun dışında kendi özel seçmen kitlesini basın üzerinden tatmin etmeye dönük açıklamaları ben parti disiplinine aykırı olarak görüyorum. HDP’yi dışarıdan tartışmak HDP’li yöneticilerin işi değildir. Bir milletvekili eleştiriyi gelip, toplantıda söylememiş, basında söylemiş hiç okumam bile. İç demokrasi adı altında kimse HDP’yi kurtlar sofrasında çakalların önüne atmaya kalkmasın. Herkes için geçerlidir.

Demokrasi cephesi oluşturulabilir dediniz. Bu noktada atacağınız adımlar var mı?

Yenikapı-Saray ittifakının CHP’yi boşa düşürme taktiği olduğunu görebilen çok kişi var CHP’de. CHP’yi darbe girişimi sonrasında yedeğine alıp muhalefet etmesini engellemek, OHAL hayata geçerken ana muhalefet partisini resmen atıl bırakmaktı. Erdoğan demokrasi ilkelerinde uzlaşmayacağını, HDP’yi çağırmadıklarında görmelerinde gerekirdi. CHP yönetimi bunun sorumlusudur. Bütün Türkiye muhalefetini bu şekilde ana muhalefet partisi yönetimi atıl bırakmak için Erdoğan’ın değirmenine su taşıyarak, tarihi bir suç işlemiştir. CHP yönetimi özeleştiri borçludur. CHP’nin içerisindeki vicdanlı ne kadar güç varsa bugün sesini çıkarmalıdır. Bugün çıkarmayacaklarsa yarın ortada CHP diye birşey bırakmayabilirler. Taban birbirine yakınlaşmalı, sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri, emek örgütleri ortak mücadele alanlarında yan yana durmalılar.

‘Amaç direnişi büyütmek’

Demokrasi cephesi çağrısı yaptınız, bunu tarifini yapabilir misiniz?

Ben bu faşizmin karşısındayım diyen herkes bu cephede yer almak tarihi sorumluluğundadır. Bu bir lüks değil, ihtiyaçtır. Ben ayrım gözetmeksizin söylüyorum, küçük partizan hesaplar, çıkarlar üzerinden bu cephenin kurulmasına engel olan kim varsa faşizmin ekmeğine yağ sürer. Bu HDP için de CHP içinde geçerlidir. Kastettiğim budur. Amacımız faşizme karşı direnişi büyütmektir. HDP’nin oyunu buradan nasıl artırabiliriz diye basit bir yaklaşım içerisinde değiliz.

(Kaynak:Özgürlükçü Demokrasi)

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here