Anasayfa Demokratik Emek Meclisi Demokratik Emek Meclisi Türkiye Toplantısı Sonuç Metni

Demokratik Emek Meclisi Türkiye Toplantısı Sonuç Metni

Paylaş

Demokratik emek meclisi 6-7- şubatta 2015’de Ankara da yapmış olduğu toplantı sonuç metnini açıkladı.

 

Siyasal Durum

Küresel ve bölgesel düzeyde neoliberal sömürü ve savaş politikalarının yarattığı kaos sürüyor. Ortadoğu halkları emperyalizm ve IŞİD/El-Kaide barbarlığının arasında sıkıştırılırken, Avrupa’da sermayenin yarattığı ekonomik krizlerin bedeli işsizlik, ücretlerde ve yaşam standartlarında düşüş ve artan yabancı düşmanlığı ile emekçilere ödettirilmeye çalışılıyor. Her tarafında savaş gündemi gelişirken Türkiye, AKP’nin Amerikancı ve mezhepçi politikalarının peşinden sürükleniyor. AKP, uzunca bir süredir izlediği otoriter ve muhafazakâr yöneliminin dozunu artırıyor; Türkiye bölgesinde bir çatışma aktörü olarak konumlanırken kendi içinde de yeni baskı uygulamalarıyla bir dar boğaza sürükleniyor.

Tüm bunlara rağmen hem Ortadoğu’da hem Avrupa’da olumlu gelişmeler de yaşanıyor. Ortadoğu’nun, emperyalizm, yerel diktatörlükler ve IŞİD ve benzeri vahşi örgütler arasında kalmış halkları Rojava ve Kobani gibi eşitlikçi, özgürlükçü alternatifler üretebiliyor. Küresel sermaye, Yunanistan’da Syriza’nın seçim zaferi ve diğer AB ülkelerinde çeşitli sol muhalefet hareketlerinin gelişiyor olmasıyla tedirgin oluyor. Dünyanın her yerinde başka bir dünyanın mümkün olduğu fikrinde ısrar eden emekçiler, ezilen halklar, gençler, kadınlar, çevreciler boy gösteriyor.

Bu gündem içinde Türkiye yeni bir genel seçime gidiyor. AKP’nin seçimlerden hegemonyasını büyüterek çıkması durumunda otoriter ve muhafazakâr yönelimlerini artıracağı ve bunun da Türkiye’deki siyasal, sosyal, kültürel parçalanmayı derinleştireceği ve emekçilerin kısmi kazanımlarını bile ellerinden almaya yöneleceği ortada. Muhalefet üzerinde artan polis ve yargı baskısı, yeni baskı ve sömürü yasaları, ertelenen grevler, eğitim alanındaki düzenlemeler, özellikle kadınlar üzerinden artarak gündeme gelen muhafazakâr söylem ve uygulamalar bu gidişin göstergesi.

Genel seçimlerde Türkiye siyasetinde bir kırılma yaşanması neredeyse kaçınılmaz görünüyor. 13 yıldır, tüm aktörleriyle AKP’nin hegemonyasını güçlendirmesine hizmet eden düzen içi siyasetin, bu seçimde de yeni bir alternatif ortaya çıkaramayacağı ortada. Bugüne kadar herkes anlamış olmalı ki sistemin merkezinde duran AKP’nin sistem partileri ile geriletilmesi mümkün değil. HDP ise düzen siyasetine karşı güçlü bir alternatif olarak kendisini geliştirirken, HDP’nin AKP karşısındaki tek alternatif olduğunu düşünen insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Nitekim HDP’nin seçimlere parti olarak girme kararı almasının ardından seçimlerin AKP ve HDP arasındaki bir yarış halini almış olması da bunun bir göstergesi. Barajlı seçim sisteminin yeniden üretilmesini ve mevcut siyasal dengelerin sabitlenmesini öneren sağlı sollu yaklaşımları reddederek düzeni sürdürmeyi değil değiştirmeyi hedeflediğini bir kez daha gösteren HDP’nin bu tutumu, AKP’nin hegemonyasının kırılması ve bu gidişe dur denilmesi gerektiğini düşünen her kişi ve kesimin önünde bir seçenek olmuş durumda. Tabi ki seçim sonuçları HDP için garanti değil. Alınacak sonuç, bu projeye inananların verecekleri emekle doğru orantılı.

HDP’nin gelişmesini “Kürt hareketinin Türkiyelileşmesi” olarak yorumlayanlar da var. Kürt hareketine devletin biçmek istediği yeni rolü tanımlayan bu Türkiyelileşme söylemi, aslında HDP’nin eşitlik ve özgürlük mücadelesi açısından yüklenmesi gereken misyonu örten bir niteliğe sahip. Kürt hareketi hep Türkiyeli idi; onun dışarıda olduğunu iddia eden, bizzat Kürtleri dışarıda tutmak isteyen devletti. Ancak bu devlet stratejisi sonuç alamadığından değiştirildi ve şimdi Kürtler devlet tarafından içeriye davet ediliyor; fakat devlet, bunun kendisini rahatsız etmeyecek biçimde gerçekleşmesini istiyor. İşte “Kürt hareketinin Türkiyelileşmesi” söylemi, bu devlet projesinin üst başlığı olarak gündeme sokuluyor. Oysaki HDP’nin asıl anlamı, Türkiye’nin tüm ezilen ve sömürülen kesimlerinin, kendi taleplerinin çokluğu ve zenginliği ile birlikte, eşitlikçi ve özgürlükçü bir mücadele programı etrafında bir araya gelmesine dayanan büyük tarihsel buluşmanın adresi olmasıdır. Bu tarihsel buluşmanın yaptığı çağrı, Kürtlerin Türkiyelileşmesi değil, Türkiye’nin özgürleşmesidir. Buradan bakıldığında, seçim sonuçları her ne olursa olsun, HDP’nin kendisini Türkiye’de nesnel bir güç durumuna taşıyan son dönem stratejisi başka bir Türkiye’nin kuruluşunda önemli bir seçenektir ve Demokratik Emek Meclisi, özgürlükçü sol bir seçenek olan HDP’nin geliştirilmesi için çalışmaya devam edecektir.

Emek Mücadelesi ve Demokratik Emek Meclisi

Demokratik Emek Meclisi kendisini “… tüm sermaye seçenekleri karşısında emeğin bağımsız hattını savunan; emek mücadeleleri üzerindeki milliyetçi ve liberal etkilere karşı durmayı görev edinen; kamu emekçileri mücadelesinin çalışma hayatının yeni biçimlerinin yarattığı sorunlara göre yeniden yapılandırılması gerektiğini düşünen; emek güçlerinin farklı alanlardaki mücadelelerini sokağa dönük bir program etrafında birleştirmeyi hedefleyen; kendi eylemini eşit yurttaşlık talep eden toplumsal kesimlerin eyleminden ve bütün bir demokrasi ve barış mücadelesinden ayırmayan; toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine karşı mücadelenin ertelenmeden, bugünden ve her düzeyde verilmesi gerektiğini düşünen; insanlığın kar hırsının yok ettiği doğa ile yeniden insani bir ilişki kurması gerektiğinin bilincinde olan; demokrasi talep eden tüm mücadelelerin kendi içlerinde de demokratik bir işleyişe sahip olması gerektiğini bilen; Türkiyeli kamu emekçilerinin en önemli kazanımlarından olan fiili-meşru mücadele tarzının korunmasında ve geliştirilmesinde ısrarcı olan… ” bir yürüyüş kolu olarak tanımlamaktadır.

Demokratik Emek Meclisi, kuruluşunda, Türkiye emek mücadelesinde yaşanan gerilemenin çok boyutlu olarak değerlendirilmesi ve yeni sorunlara karşı yeni bir mücadele anlayışının geliştirilmesi gerektiğini tespit etmiş ve bu doğrultuda çeşitli düzeylerde Türkiye’de ve dünyada yaşanan siyasal dönüşümün niteliği, bu değişimlerin yarattığı yeni mücadele dinamikleri, çalışma yaşamında yaşanan değişimin sonuçları, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasa, emek ve kültür/kimlik mücadelelerinin ilişkisi, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, ekolojik mücadele ve yaşam çevresinin savunulması gibi konularda tartışmalar ve çalışmalar yürütmüştür. Bu tartışmalar yeni gündemlerle genişletilmek ve yaygınlaştırılmak durumunda.

KESK, bugünün Türkiye’sinde emek mücadelesinin güçlendirilmesinde sahip olduğu potansiyeli hayata geçirebilmiş değil. Sendikal mücadele kültüründe yaşanan gerileme, iç tartışmaların mücadelenin önünü açmasına değil kısır döngüler yaratmasına neden oluyor. Kongreler döneminde yaşanan tartışmalar bu nedenle ilerletici olmadı. İlk bakışta sendikal sorunlar konusunda benzer tespitler yapan anlayışlar, bu benzerliği somut bir üretime dönüştürmekten imtina ediyor. Çoğu zaman grup çıkarları sendikal mücadelenin önüne geçiyor ve iş yapmanın, örgütsel sorumluluk almanın engeli halini alıyor. Bugüne kadar KESK’in mücadele tarihi içinde yarattığı hukuk bile bu tutumlar nedeniyle zaafa uğruyor. Sendikalarda yönetsel pozisyonlarda bulunanlar, grup kararlarıyla bu görevlerinin gereklerini yerine getirmekten uzak durabiliyor.

Türkiye solunu da kısmen etkisi altına alan milliyetçi dalga karşısında örgütün eşitlikçi-özgürlükçü çizgisine aykırı davranışlar gözlenebiliyor. Kobane grevinde kimi grupların alınan grev kararını hiçe sayması, bu karara getirdikleri eleştirilerin arkaplanında tüm çıplaklığıyla görülen milliyetçi etkilenmeler, merkezi karara yerel düzeyde katılmama kararları alma bunun göstergeleri. KESK içindeki kimi çevreler, örgütün Kürt sorunundaki duyarlı tavrına eleştiri olarak kullandıkları argümanlarla, devletin yıllardır yürüttüğü kara propagandaya katılmayı bile göze almış durumda.

Örgüt içindeki eleştiriler ilerletici olmaktan çok örgütün altını oyacak bir keyfilikte dillendirilebiliyor. Hatta kimi çevrelerin sendikaların merkezi eylem kararlarında beğendikleri taleplere sahip çıktıkları, beğenmediklerini dillendirmekten kaçındıkları bir tuhaflık da yaşanabiliyor. Eğitim Sen’in son grevinde, sendikanın yıllardır geliştirdiği bilimsel, laik, anadilinde eğitim çizgisinden, anadilinde eğitim talebini çıkartarak çalışma yürüten “kurnazlık”lara bile rastlandı.

KESK enerjisinin bir kısmını içindeki keyfi tutumlarla baş etmek için kullanırken dünya dönüyor. Türkiye hızla çok farklı değişim dinamiklerinin etkisi altına giriyor. Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, savaş ve göç; Kürt sorununda çözüm sürecinin seyri; AKP’nin otoriterleşen ve hiçbir muhalefete izin vermeyen baskıcı tutumları ve bunlara eşlik eden muhafazakârlaştırma pratikleri; iş cinayetleri, ertelenen grevler, emeğin kısmi kazanımlarını bile azaltmaya yönelen sermaye politikaları Türkiye’de emek mücadelesinin zorlu gündemini oluşturuyor. Farklı emek kesimleri arasındaki parçalanma Türkiye’de emek mücadelesinin en önemli sorunlarından olmaya devam ediyor. Türkiye’de çalışanların önemli bir bölümü örgütsüz; KESK, çalışanların ortak örgütlerinin yaratılması için stratejik hedefler belirlemekte ve bunun için gerekli adımları atmakta güçlükler yaşıyor ve genel seçimlerin gölgesinde kalması çok muhtemel yeni bir TİS gündemi yaklaşıyor.

Bize Yeni Bir TİS Ufku Gerek

4688’den bu yana TİS tartışmalarında geliştirmeye çalıştığımız fiili-meşru mücadele anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor. Masayla sınırlı TİS süreçleri, sadece bizim açımızdan değil genel olarak kamu emekçileri açısından da anlamsızlaşalı çok oldu. Önerdiğimiz TİS taleplerini, sadece masanın kurulduğu dönemde dillendiren bir anlayıştan, bu talepleri sürekli mücadele başlıkları olarak gündemde tutacağımız bir anlayışa geçmemiz önemli görünüyor.

Emek mücadelesinin önünde aşılması gereken en büyük sorun hiç kuşkusuz emek hareketinin yeniden yapılandırılması sürecidir. KESK, bu sürecin örgütlenmesi ve ilerletilmesinde aktif rol almak zorundadır. TİS süreci, KESK’in emek mücadelesine bakış açısının kamuoyunda yaygınlaştırıldığı bir olanak olarak değerlendirilebilir.

Emek hareketinin yeniden yapılanması tartışılırken özellikle sendikaların TİS sürecini sadece kendi iş kolları düzeyinde ele almalarının yetersiz olduğu ortaya çıkmıştır. Hak kayıplarının arttığı ve hatta işsiz kalmama pahasına sıfır sözleşmelerin kabul edildiği bir süreci yaşıyoruz. Bu nedenle sermayenin dayatmalarına karşı emeğin daha geniş kesimlerini de kapsayacak bir programla mücadele esas alınmalıdır. TİS sürecinin kapsamını iş koluyla sınırlı görmeyen, sendikasızları, işsizleri de dikkate alarak genişleten bir yerden bakış zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

TİS sürecinde, çalışanların hak kayıplarının önlenmesi konusunda güçlü bir muhalefet gerçekleştirilmelidir. 4688 Sayılı yasa, başta grev hakkını güvenceye almak ve örgütsüz emek kesimlerinin de örgütlenebilmesini sağlamak olmak üzere, emekçilerin haklarını gözetecek şekilde emek örgütlerinin katılımı ile yeniden düzenlenmelidir. Kamu emekçilerin maaşları insanca yaşamayı sağlayacak şekilde artırılmalıdır. Çalışanların aylıklarını oluşturan bütün gelirler emekli maaşlarına yansıtılmalıdır. Her tür ve düzeyde taşeronlaştırmaya son verilmesi, taşerona bağlı çalışanların güvenceli çalışma olanağına sahip olmaları sağlanmalıdır. KESK-AR tarafından belirlenecek standartlar çerçevesinde belirli sınırlara kadar maaşlara vergi muafiyet getirilmeli, muafiyet dışında kalanlarda gelir vergisi dilimi düşürülmelidir. Kadın kamu emekçilerine uygulanan her türlü baskı ve ayrımcılık konusunda yasal önlemler alınmalı, kadınların görevde yükselmeleri önündeki engeller kaldırılmalıdır. Başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerindeki özelleştirmeye son verilmeli, kamu hizmetinin her kes için eşit ve parasız olarak sağlanması için önlemler alınmalıdır. Kamu çalışanlarını muhafazakârlaştırma ve dindarlaştırma doğrultusundaki açık ve örtük baskılara son verilmelidir. Herkesin laik, bilimsel, anadilinde eğitim hakkı koşulsuz ve parasız olarak güvence altına alınmalıdır.

Sonuç

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu tarihsel buluşmanın önemli bir zemini olan HDP ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya attığı “Yeni Yaşam” önerisinin altı emek mücadelesinin gündemleri ile doldurularak güçlendirilmeli ve bu iddianın KESK de dâhil olmak üzere tüm emek örgütlerindeki sahipleri ortaya çıkarılmalıdır. Bu görev hem HDP’nin hem de emek mücadelesinin gelişimi açısından ertelenemez bir konumdadır.

Demokratik Emek Meclisi, yukarıda özetlenen gündemlerde, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin geliştirilmesi için çalışmaya devam edecektir. Demokratik Emek Meclisi, kendi çizdiği yolda yürürken, geçmişinden bugüne taşıdığı ve yürüyüşünü zaafa uğratan iç işleyişine dayalı sorunları demokratik yollardan aşarak, kurumsal işleyişini geliştirmekte ve kişisel sorunların çalışmalarını engellemesine izin vermemekte kararlıdır.

Tüm bunlar ışığında 6-7 Şubat 2015 tarihinde Ankara’da toplanan Demokratik Emek Meclisi Türkiye Meclisi, gündemlerini tartışmış ve önümüzdeki dönemde atacağı adımları kararlaştırmıştır.

6-7 Şubat 2015 ANKARA

 DEMOKRATİK EMEK MECLİSİ

Paylaş

1 Yorum

  1. Önceki dönemlerde kamu emekçilerini ehlileştirmek, etkisizleştirmek, itibarsızlaştırmak maksadıyla il, ilçe veya Kürt isen iller arası sürgün ederlerdi. Son yıllarda “tebdili mekanda hayır vardır” diyerek devri iktidar adamlarına daha çok yer açmak için sürgünün adını şimdilik rotasyon koydular. Yakın zamanda da eğitim alanına rotasyon yasası yaptılar. Konu doğrultusunda bu güne ve geleceğe dair bir değerlendirmeniz yok mu dur. Yoksa bu konu sizin dışınız da mıdır?

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here