Anasayfa Demokratik Emek Meclisi Demokratik Emek Meclisi’nden sendikal dinamiklere, KESK’i büyütmek hedefiyle birleşik mücadele çağrısı

Demokratik Emek Meclisi’nden sendikal dinamiklere, KESK’i büyütmek hedefiyle birleşik mücadele çağrısı

Paylaş

ÖZGÜRLÜKÇÜ SOL-Demokratik Emek Meclisi (DEM), KESK’te yaklaşmakta olan kongre süreciyle ilgili yaptığı değerlendirmede sendikal dinamiklere KESK’i büyütme hedefine yönelik birlikte mücadele çağrısı yaptı.

Demokratik Emek Meclisi (DEM) Türkiye Yürütmesi imzasıyla yapılan yazılı açıklamada hem ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili değerlendirmelerde bulunuldu hem de KESK’in kongre sürecinde izlenecek tutum açıklandı. Yazılı açıklamada yapılan değerlendirmenin ardından “Demokratik Emek Meclisi, KESK’in güçlenip büyümesi yolundaki birleşik mücadeleyi her türlü grup çıkarının üzerinde görmektedir. DEM bu esastan hareketle bütün sendikal dinamiklere KESK’i büyütmek hedefine yönelmiş olarak, birleşik bir mücadele yürütme çağrısı yapmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Demokratik Emek Meclisi’nin, KESK’te başlayacak olan kongre sürecine ilişkin açıklamasının tam metni şu şekilde:

————————————————————————————————————————

KESK, Kongre Sürecine Girerken

Türkiye’nin tarihi boyunca geçirdiği en kritik sürecin yaşadığı bu dönemde KESK de, sonuçları ülkenin siyasal ve toplumsal koşullarından bağımsız olmayacak bir kongre sürecine girmiş bulunmaktadır. KESK’in kongre dönemi ve bu dönemde yapılacak olan her şey hiç kuşkusuz ülkenin siyasal gündemiyle yakından ilişkili sonuçları da beraberinde getirecektir.

Çatışmalı Süreç İçerde ve Dışarda Derinleşiyor

Son yıllarda ard arda yaşanan gelişmelerle birlikte Türkiye’de siyasal güç dengelerinde de büyük oranda değişiklik ortaya çıkmıştır. Türkiye siyasetindeki yeni ittifak yelpazesi demokratik bir gelişmeye yol açmak bir yana, önceki dönemin “Barış Süreci” başta olmak üzere, demokratik anayasa tartışmaları, askeri vesayetin sonlandırılması ve benzeri konjonktürel demokratik gelişmelerdeki kazanımları da ortadan kaldırmıştır. Türkiye, 7 Haziran seçimlerinden sonra çok hızlı bir şekilde yeni bir rotaya girmiş, 15 Temmuz’dan sonra OHAL aracılığıyla demokratik alan tamamen kapatılmış, demokratik siyaset zemininin yanı sıra sendikal mücadele alanı da yok edilme noktasına gelmiştir. Cezaevlerine konulan parlamenterler, hapsedilen gazeteciler, işinden edilen emekçiler üzerinden toplumun tamamına mesaj verilmekte ve herkes kurumsallaşan baskı rejimine biat etmeye zorlanmaktadır.

Bütün muhalefet odaklarının yanı sıra sendikal hareket de baskı altına alınmakta, muhalefet örgütleri tek tek susturulmakta, bu suskunluk içinde yeni sistemin ve yeni rejimin inşasına yönelik bir süreç yürütülmektedir. AKP iktidarı tarafından oluşturulan hükümet güdümündeki çeşitli sendikal yapılar, yeni rejimin inşasına koşut olarak dönemin tekçi ruhuna uygun gerici, biatçı, piyasacı anlayışın yaygınlaştırılmasının aracı olarak kullanılmakta, sendika görünümlü bu oluşumlar, kamunun tasfiyesi ve tek adam rejimi inşasının bir ayağı olarak işlev görmektedirler. Bu nedenle AKP iktidarı, gerek kamunun tasfiyesi, gerekse kamudaki iş güvencesinin ortadan kaldırılması yolunda en önemli engel olarak gördüğü KESK’i tasfiye etmek, ya da en azından etkisizleştirmek amacıyla her yolu denemektedir. Çünkü AKP iktidarı da çok iyi bilmektedir ki, önümüzdeki süreçte başta kamu emekçilerinin iş güvencelerini kaldıracak düzenlemeler olmak üzere emekçilere yönelecek yeni ve büyük saldırı dalgasının karşısındaki en önemli engel KESK’tir.

Son günlerde Meclise taşınan ve muhtemelen önümüzdeki aylarda halk oylamasına da sunulacak olan Anayasa değişiklikleri ile tek adam yönetimi amaçlanmakta, bunun sonucunda zaten evrensel standartların çok gerisinde olan yargının ve yetersiz de olsa meclisin, yürütme üzerindeki denetimi tamamen devre dışı bırakılmak istenmektedir. Yapılmak istenen şey fiilen yürütülen baskı rejiminin anayasal çerçeveye oturtulması ve mevcut rejimin sürekliliğinin sağlanmasıdır ki bunun emek örgütleri açısından kabul edilebilecek hiçbir yanı yoktur. Bu süreçte bir yandan tek adam rejimi inşa edilirken diğer yandan giderek derinleşen ekonomik kriz nedeniyle var olan yoksulluk, yaygınlaşarak artmaktadır.

AKP iktidarı tarafından, parlamentodaki çoğunluğa dayanılarak birçok antidemokratik yasa çıkarılmakta, ülkenin tek kimlik ve tek inanç sistemine göre dizayn edilmesi amaçlanmaktadır. Savaşlarla ve çatışmalarla çözümün mümkün olmadığını artık herkesin bildiği Kürt sorununda, her gün daha büyük bir çıkmaza doğru gidilmekte, bu sorunun barış ve demokrasi ekseninde çözümü yerine, dayatılan çatışmalı politikalarla ülkenin içine çekildiği süreç içerde ve dışarda derinleşerek daha vahim boyutlara ulaşmaktadır. Ülkenin bir yarısı bombalamalarla yerle bir edilip kentler yıkılmışken diğer yarısında her gün patlayan bombalar nedeniyle kanlı bir çatışma iklimi toplumu teslim almak istemektedir. Bütün bu kanlı kaos sürecindeki en insani yaklaşımın sesi olan barış talepleri ise AKP iktidarı tarafından kriminalize edilmekte, barış savunucuları en ağır biçimde baskı altına alınmaktadır.

Uygulanan politikalarla, farklılıkların bir arada yaşamasının zemini tamamen tahrip edilirken, insanların yaşam tarzlarına yönelik saldırılar sistematik bir hale bürünmekte, laik yaşam biçimi çeşitli kesimlerin hedefi haline getirilerek, toplumda tehlikeli çatışmaların zemini yaratılmaktadır.Demokratik yaşamın temel taşlarından biri olan laik yaşam ilkesi, AKP iktidarı tarafından artık fiilen ortadan kaldırılmış durumdadır.

AKP, Türkiye halkları arasındaki fay hatlarını tetikleyip bu hatları derinleştirmek için bütün enerjisini harcamaktadır.

KESK  Korunmalı, Güçlendirilmeli ve Büyütülmelidir

Genel çerçevesini bu şekilde gördüğümüz bu siyasal süreçte KESK, hiç kuşkusuz en önemli muhalefet odaklarından biri olarak hem demokratik kamuoyunun göz bebeği, hem de AKP iktidarının en belirgin hedeflerinden biri durumundadır. Ne pahasına olursa olsun bütün muhalefet odaklarını dağıtmak, dağıtamıyorsa susturmak, susturamıyorsa etkisizleştirmek isteyen AKP iktidarı, olanca gücüyle KESK’e de yüklenmektedir. Fakat diğer yandan her ne kadar KESK, AKP iktidarı tarafından hedefe konulmuş olsa; uygulanan her türlü baskı sonucunda yaratılan korkuyla kamu emekçileri sendikal örgütlülükten uzaklaşma eğilimi gösterse ve nicelik olarak üye sayılarında kısmi bir düşüş yaşansa bile, KESK’in bu süreçte yürüttüğü direniş hattının iş yerlerinde karşılık bulduğu, uzunca bir dönemdir olmadığı kadar kamu emekçilerinin gerçek sözcüsünün ve mücadele örgütünün KESK olduğuna dair gerçeklik bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Mevcut koşullarda KESK’e ve KESK’lilere düşen temel görev, AKP’nin bu sınır tanımaz saldırganlığı karşısında emekçilerin en direngen örgütü olan KESK’i korumak ve güçlendirmek olmalıdır. Fakat elbette bu görev, sadece KESK’in mevcut haliyle varlığını korumak ve onun kendi içine kapanmasına yol açmak demek değildir. Çünkü sadece var olanı elde tutmaya yönelik korumacı anlayış, emek ve demokrasi mücadelesinin kendi içine kapanması sonucunu da beraberinde getirecektir ki, KESK’i bekleyen en tehlikeli tuzaklardan birinin bu olduğu kuşkusuzdur.

Hiç kuşkusuz emek mücadelesini, barış ve demokrasi mücadelesinden ayrı, ondan bağımsız ve onunla ilgisi yokmuş gibi ele alıp yürütmek mümkün olmadığı gibi bu, eşyanın tabiatına da aykırıdır. Bu bağlamda KESK, sınıfın örgütü olmasının yanı sıra aynı zamanda barış ve demokrasi mücadelesinin de vazgeçilmez mevzilerinden biridir. Mücadele tarihi göstermiştir ki barış ve demokrasi mücadelesinin uzağına düşmüş olan sendikal anlayışları bekleyen son, bir deformasyona uğramanın ardından, sistemin aracı haline dönüşen ve mücadeleyi sadece özlük taleplerine indirgeyen apolitik bir sığlığa düşmek olacaktır. Kendisine sendika adı verdiği halde sistemin enstürmanı haline gelmiş olan çeşitli milliyetçi-ulusalcı yapıların içine düştükleri durum göz önüne alındığında, KESK’in bu noktadaki ayırt edici özelliğinin değeri bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Öte yandan KESK’in gerek örgütsel, gerek sendikal, gerekse yapısal açıdan birçok sorunu olduğunu söylemek, bu sorunlar üzerine konuşmak, bunların aşılması konusunda çeşitli sendikal dinamiklerle benzeşen veya çatışan düşünceler ileri sürmek elbette mümkündür. Fakat içinden geçtiğimiz böylesi bir dönemde bütün sendikal dinamiklerin kendi enerjilerini, KESK’i büyütmek hedefine yönlendirmesi, DEM tarafından bir zorunluluk olarak görülmektedir. Sözü edilen tartışmalar kendi mecrasında doğal haliyle yürürken, diğer ve asıl önemli mecrada KESK’teki bütünlüğü sağlayan, çeşitli düzeylerdeki organlarında en geniş temsili hedefleyen bir kongre sürecinin yürütülmesi esas alınmalıdır.

DEM, Nasıl Bir Kongre Süreci Hedefliyor?

Demokratik Emek Meclisi olarak kongre sürecinde temel hedeflerimiz ve yaklaşımız, KESK’in korunması, güçlendirilmesi ve büyütülmesi amacına yönelik olacaktır. Bu bağlamda;

  1. Önümüzdeki süreç, herkesin elini taşın altına koymasını gerektirecek düzeyde yakıcıdır. Bu nedenle KESK içindeki her sendikal dinamiğin, KESK’in temsil organlarında yer bulabileceği kapsayıcı bir seçim süreci kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
  1. KESK’in tarihi, sınıf mücadelesinin tarihi olduğu kadar, mağdurların, yok sayılmışların, sesi kesilmişlerin mücadelesinin de tarihidir. Bu nedenle KESK içinde çeşitli sendikal dinamikleri dışarda bırakacak ayrıştırıcı olası perspektifler her düzeyde mahkûm edilmelidir. Bu süreçte KESK için en tehlikeli anlayışlar, kendini her şeyin odağına yerleştiren ve kendisinden başka bütün kesimleri çeşitli nedenlerle etiketleyerek onları devre dışı bırakmayı hedefleyen ben merkezci yaklaşımlar olacaktır.
  1. KESK, bütün Türkiye’de örgütlü olan ve toplumun nerdeyse bütün renklerini içinde barındıran son derece önemli bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle KESK içinde, merkezi karar mekanizmalarının yanı sıra yerel özellikler, yerellerin kendi koşulları ve nitelikleri de hiç kuşkusuz son derece önemlidir. Bu gerçeklikten hareketle kongre süreci, yerellerin kendi renklerini hayata geçirebilecekleri şekilde planlanmalı, merkezi dayatmalardan uzaklaşılarak üye iradesini daha fazla görünür kılacak bir zemin yaratılmalıdır.
  1. Mesleklerinden ihraç edilmiş olan kamu emekçileri sendikal mücadelemizin bedel ödemiş üyeleri ve bu mücadelenin yüz akı olan yoldaşlarımızdır. Mesleklerinden ihraç edilmiş KESK üyeleriyle dayanışmayı örgütlemenin yanı sıra bu durumdaki üyelerimizin temsil organlarında yer alması yönünde prensip kararı alınmalıdır.
  1. Sendikal bürokrasinin önüne geçilmesi için düşünülmüş olan ‘iki dönem’ kuralının, deneyimli ve birikimli sendikal kadroların yolunu tıkaması gibi bir sonuç üretmesi söz konusu olacaksa, bunun KESK için yaratabileceği olumsuz sonuçlar göz önünde tutulmalı ve gerekirse KESK dinamikleri arasındaki uzlaşı sonucunda alınacak prensip kararıyla bu kuralın revize edilmesi sağlanmalıdır.
  1. Her kriz döneminin kendi içinde bir çok fırsatı da barındırdığı bilinen bir durumdur. Gerek KESK, gerekse ülkemizdeki sendikal hareketin bir kriz dönemiyle karşı karşıya olduğu da inkâr edilmez bir gerçekliktir. Bu krizin bir çok nedeni olduğu, nedenlerden bazılarının KESK dışından, bazılarının da sendikal hareketin yapısal sorunlarından kaynaklandığı kuşkusuzdur. KESK, önümüzdeki dönemi krizden çıkış ve mücadelede yeni aşamalar kat etme dönemi olarak değerlendirmeli, organlarını bu hedefe uygun biçimde örgütlemelidir.

Demokratik Emek Meclisi, esasları yukarıda belirlenmiş olan çerçeveden hareketle KESK’in güçlenip büyümesi yolundaki birleşik mücadeleyi her türlü grup çıkarının üzerinde görmektedir. DEM bu esastan hareketle bütün sendikal dinamiklere KESK’i büyütmek hedefine yönelmiş olarak, birleşik bir mücadele yürütme çağrısı yapmaktadır.

Demokratik Emek Meclisi Türkiye Yürütmesi

————————————————————————————————————————

  

Paylaş

1 Yorum

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here