Anasayfa Köşe Yazıları Demokratik Özerklik ve Ekonomi üzerine

Demokratik Özerklik ve Ekonomi üzerine

Paylaş

Önce kendi yaşam biçimimizin komünal olması gerekiyor. Eğer ben komünal yaşıyorsam toplumu komünalleştirebilirim. Devrimcilik yapmak istiyorsam önce kendim devrimleşmek zorundayım. Üstte kalarak, farklı yaşayarak toplumu bir yere çekemeyiz; şu anda esas sorunumuz bu

Geçtiğimiz aylarda yaptığımız Kandil yolculuğumuzun bir durağı da KCK Ekonomi Komisyonu’ydu. KCK bünyesinde özel olarak ekonomi konusunda çalışma yürüten bir birime konukluğum sırasında neredeyse gün boyu süren uzun bir söyleşi ortaya çıktı. Önce tutuk başlayan, daha sonra somuta doğru yöneldikçe canlanan söyleşi boyunca Kürt hareketinin yeni bir ekonomi tasavvurunu konuştuk. 4-5 kişiyle aynı anda bir tür açık oturum havasında yapılan ve doğal olarak parçalı bir yapısı olan söyleşiyi, son sürecin yoğun gündemi nedeniyle yayınlayamadık; şimdi toparlayıp mümkün olduğunca düzenleyerek okurlarımıza sunuyoruz. Aynı süreçte, KJK koordinasyon üyesi Dilan Nurhak’la yapılan söyleşi de aynı kapsamda değerlendirilebilir.

Anlaşıldığı kadarıyla Kürt hareketi, ulusal sınırlara dayalı klasik bir ekonomik sistem istemiyor. Peki, ne istiyor? Genel olarak nasıl bir tasarımı var?

Hasan: Önderliğimiz toplumun ahlaki politik yapısını tanımlarken demokratik modernite tanımını getiriyor. Demokratik modernite, toplumun tüm yaşam alanlarında kendisini örgütlemesi ve devletin dışında tüm alanlarda kendi kendisini yönetmesidir. Bir varlık olarak kendisini savunmaktan tutalım, her alanda kendisini demokratik temelde, ahlaki politik toplum olma özelliklerini koruyacak şekilde örgütlemesinden söz ediyoruz. Tabii bunun içinde ekonomi var. Geçmişte, doğal toplum dediğimiz süreç, ekonomiyle iç içe gelişen bir süreçtir. Dolayısıyla toplumsallıkla ekonomi iç içe gelişiyor. Aradan geçen zamanda ise devlet, iktidar, sermaye-iktidar tekelleri doğal toplumu ortadan kaldırıyor.

Bu çerçevede, ekonomi sorununun kendini inşa etme temelinde ele alınması gerekiyor. Sadece maddi üretimin düzenlenmesi değil. Kuşkusuz, biz, ulusal kurtuluşçu, sosyalist, komünal birçok hareketin deneyimlerini değerlendireceğiz. Ama asıl nereden başlamalı sorusunun cevabını aramak gerekir ve bu da öyle en ince ayrıntılarına kadar kurgulanmış, toplum adına her şeye karar verilmiş bir sistem olamaz. Toplum nerede kaybetti ve kaybettiği yerden nasıl bir çıkış yapabilir, bu perspektiften bakarsak kendi önermemizi inşa edip pratikleştirebiliriz. Yani bizim her soruna hazır cevabımız yok.

Ben de akademisyence tasarımları kastetmiyorum ama sonuçta birtakım önsel ilkeler yok mu?

Delal: Biz bir alanın sorunlarını çözmek istiyorsak, şu anda yaşanan sorunu görmemiz gerekir. Yoksa yaptığınız şeyin içi dolmaz. Ekonomi toplumun kendi yaşamıdır aslında. Örneğin doğal toplumun kurallara bağlanmamış, yazılmamış unsurları vardı, bir köylü, başkasının tarlasında çalışıp ona katkı sunarken bir kural kaide yoktu ama bir kültür, saygı, sevgi, değer vardı. Şimdi bunun güncellenmesi üzerinden bir zihinsel çalışmanın geliştirilmesi gerekiyor. Bunun araçlarını bulmalıyız. Eski, geleneksel köy ekonomisine bakmak gerekiyor. Sorular sorabiliriz bu konuda; eskiden bizim anne babalarımızın bir ağaçla, bir hayvanla ilişkisi neydi, şimdi nasıl? Sen şimdi o ilişkileri yeniden yaratmak durumundasın, bunun algısını yaratmak durumundasın.

Yine de köye giderken de kafan bomboş gitmiyorsun…  

Delal: Ama orada güçlü bir gelenek var, onu unutmayın. O gelenekte köyün kenarından akan suya kar mantığıyla değil, toplumsal paydadan bakılır. Ama şimdi biri geliyor ve kar mantığıyla o suyu sahiplenmek istiyor, satalım diyor. Kapitalist modernite öyle güçlü araçlar oluşturmuş ki, insanların kafası karışmış…

Yani şöyle mi diyoruz: Bizim kafamızdaki şey zaten aşağı yukarı eski geleneklerde komün, imece biçimleriyle var; biz bunun kirini pasını temizleyerek yürüyebiliriz… Tamam, ama kentlere doğru geldiğimizde ne oluyor?

Hasan: Biz bugünkü verili yaşamı kabul edersek, bu metropoller içinde çözümler ararız. Ama kabul etmiyoruz dersek, o zaman ekonomiyi yeniden düzenleriz. Bu ekonomi demokratik olmak zorundadır; doğayla uyumlu olmak zorundadır; insan merkezli, doğa merkezli, vb. merkeziyetçi ekonomi anlayışları reddedilmelidir. Her bir olgunun, her bir varlığın birbirini tamamlayarak bir bütünlük oluşturması şeklinde bir yaşam sistemi düşünmek gerekiyor. Bugün kentler neye göre inşa ediliyor? İnsanı, kendi coğrafyasından, toplumundan, onu var eden her ne varsa ondan kopartarak, kar ve sermaye merkezlerinin etrafında hazır köleler haline getiriyor. O zaman artık bu nüfusu doğal üretimle besleyemez hale gelirsin. Kaldı ki bu yeni gelen nüfus, geçmişte kenti besleyen bir nüfus iken şimdi beslenecek konuma geliyor. İhtiyacı üreteni muhtaç hale getiriyorsun.

Günümüzde kent alanı artık bir yaşam alanı olmaktan çıkmış, sömürü ve köleliğin merkezleri yapılmış. Biz nasıl bir kent istiyoruz; bu soruyu sormalıyız demek ki. Hep denirdi ki tarım, kentleri ve sanayiyi besler; tarımsal üretim kentleri beslemekle görevlidir. Şimdi artık deniliyor ki, köylünün tarım yapmaya da hakkı yok, gelsin bana çalışsın. Neoliberalizm yaşamı katlediyor ve bir bütün olarak yaşamı kendi çıkarlarına göre yeniden inşa ediyor, yeniden örgütlüyor.

Zaten her yeni kuşak geldikçe bellek köreliyor ve insanların bakkaldan su alması normalleşiyor…

Hasan: Sistem kendisini meşrulaştırıyor evet, bu yüzden onun meşru olmadığını hafızalara yerleştirmek, toplumu yeniden uyandırmak gerekiyor…

Şu anda gerilla savaşı var, politik bir ortam var. Dolayısıyla kitlelerin politik harekete büyük güveni var. Muhtar seçiminde bile insanlar aslında siyasal hareketin toplamına oy veriyorlar. Ama kurmaya başlayınca o yurttaş icraata da oy ya da onay verecek ya da tartışacak.

Jiyan: Bir ekonomik model mutlaka temel insani, ekolojik ilkeler üzerinde kurulmak zorundadır. Bu ilkeler varsa, ne yabancı ne de Kürt tekelinin orada işi yoktur. Toplum örgütlendiriliyorsa, kendi ekonomisi ve ihtiyaçları üzerinde söz, karar, yetki sahibi olabiliyorsa, o zaman bunlara karşı durma ve kendi ekonomik yaşamını savunma gücü ortaya çıkabilir.

Örgütlülükten kasıt ne tam olarak? Örneğin şimdi Türkiye’deki rejimde, bir tesis kurmak için çok işe yaramasa da ÇED gibi belli prosedürler vardır. Peki, Kürdistan’ın yeni düzeninde ben şuraya bir işletme kurmak istediğimde, bunun kararını orada yaşayan insanlar mı verecek?

Hasan: Biraz farklı… Öncelikle toplum şunu soracak? Sen kimsin, nereden geldin? Bir kapitalist buraya gelince suyu, mermeri, madeni bir meta olarak görür. Biz bunu işletelim, buradaki toplum da yararlansın diyebilirler, köylüler de katılsın diyebilirler. Buna sadece yerel de karar veremez. Bu su sadece buraya ait değil ki, ülkenin toplamına ve genel olarak insanlığın toplamına aittir. Topluluk ekonomisi, her bir topluluğun, her bir köyün, vb. diğer topluluklardan kopuk biçimde sadece kendini dayatması değildir. Yani örgütlü topluluklar toplumu oluşturacak.

Ama ekoloji konusunda Kürdistan toplumu çok iyi bir performans göstermedi sanki…

Emin: Dipten gelişen bir doğallık ve karşı koyma var aslında. Kısmen de örgütlemelerde var. Toplumu bilinçli kılma örgütleme de var. Ama bizde eksik kalan budur.

Benim görebildiğim kadarıyla Öcalan ortaya perspektifler koyuyor ama sahaya indirme konusunda sıkıntı oluyor. Mesela biliyorsunuz Öcalan mevsimlik tarım işçileri konusunda çok öfkeli. Üç günlük bir mevsimlik tarım işçileri kurultayı yapıldı geçen yıl. Kararlar alındı, hatta dernek kuruldu. Peki, normalde Med-Der’in şimdi artık Rize’de, Giresun’da sahaya el koyup işçilerin haklarını savunur hale gelmesi gerekmez miydi?

Emin: Şimdi mesele daha çok ücret, daha çok sosyal haklar değil. Esas sorun, o insanları göçmen durumuna düşüren, mevsimlik işçi durumuna düşüren sistem. O insanların kendi topraklarında, kendi coğrafyasında, kendi kültürleri içerinde kalarak kendi ekonomilerini inşa etme ya da örgütleme boyutunu geliştirmesi gerekiyor. Sömürülen bir topluma siz sömürgecilikten kurtulmak istiyor musunuz diye sorulur mu? Bizim işimiz “nasıl” sorusuna yanıt bulmak, bunun öncülüğünü yapmaktır. Biz de reel sosyalizmde, kapitalist modernitede olduğu gibi iktidarcı, devletçi, erkek egemenlikli bir öncülük yaparsak aynı duruma düşeriz.

Yaklaşık 15 yıldır belediyeler bir tür iktidar sayılmaz mı?

Emin: Siz iktidarcılık yapıyorsanız, rantçılık yapıyorsanız, o toplumu komünal ekonomi düzeyinde örgütleyemezsiniz. PKK’nin çalışma biçimi de böyle değildir. Şu anda belediyeler rejimin, Ankara’nın bir izdüşümü gibidir. Yani devlet örgütleme biçimini orada yaratıyor. Van’da da böyledir, Diyarbakır’da da böyledir, Karadeniz’in herhangi bir ilinde de böyledir. Bizim yapmamız gereken bunun karşısında durmaktır. Önce kendi yaşam biçimimin komünal olması gerekiyor. Eğer ben belediye başkanı olarak ya da Özgürlük Hareketi adına faaliyet yürüten bir şahıs olarak komünal yaşıyorsam toplumu komünalleştirebilirim. Ben devrimcilik yapmak istiyorsam önce kendim devrimleşmek zorundayım. Üstte kalarak, farklı yaşayarak toplumu bir yere çekemem.

Ama yaklaşık 15 yıllık belediye macerasının bugün daha farklı bir noktada olması gerekmez miydi?

Emin: Sen toplumuma ne yaptın, değiştirdin mi değiştirmedin mi esas sorun budur. Kaldırım, su, yol, şehir içi yollar vb. Bunu AKP’li belediye de yapar. Sen bağlı bulunduğun ya da temsil ettiğin topluma ne kadar demokratik yaklaştın, belediyenin yürüttüğü faaliyetlere toplumun karar düzeyinde ne kadar ortak ettin?

Onun bile bir farkı yok mu? İnsanların “belediyemiz ne kadar güzel yol yaptı” demesi var; bir de o sokaktaki kadın, gençlik, mahalle komitesi ile iş yapmak var…

Emin: İşte ben onu söylemek istiyorum. Siz toplumu tüm faaliyetlere karar düzeyinde ortak etmek zorundasınız. Eğer taşeronları, müteahhitleri, şirketleri araya koyuyorsanız, bunu diğer belediyeler de yapıyor. Kaynak arayışıysa temel kaynak toplumun kendisidir. Taşeron iş yapıyor, mahalleli de bakıyor. Niye? Mahalleli kendisi yapsın. Mevzuat böyle diyorsan, senin meşruiyetin nerde kalıyor? Rejimin yasalarıyla iş yapacaksan o zaman senin mücadele anlayışın nerde kalıyor? Bizim şu anda gerçekleştiremediğimiz budur.

Karar aşamasında da bu yapılmalı değil mi?

Emin: Tabii; sen o yerleşim birimiyle tartışıp karara bağladığın zaman, yaptığın iş sağlam olur, kimse falan belediye yaptı demez. Biz yaptık, biz bozduk der. Kendisi emek verirse kendi emeğine sahip çıkar. Örneğin bizim yerel yönetimimiz Kürdistan’daki bütün tohumların bankasını niye oluşturmuyor? Bu yapılabilir. Sonuçta, toplumcu belediyeciliğin, demokratik belediyeciliğin ilk adımı, Özgürlük Hareketi adına faaliyet yürüten, çalışan, söz söyleyen, karar alan, kazma vuran herkesin komünal olması gerekiyor.

Yani sen mahalleye gelsen ve bu işi halkın gönüllü katılımıyla yapsan, kim bunu engelleyebilir?

Emin: Böyle bir engel olursa da kıyamet koparılır. Bunun direnişini yaparsın, teşhir edersin, halka anlatırsın, böyle bir yasa önüme konulmuş elimi kolumu bağlıyor dersin… Burada nasıl yaşam sorusu devreye giriyor. Bizim bir belediyeye yerel yönetime yaklaşımımız radikal demokrasi anlayışıyla toplumun kendini yönetmesi.

Güney Afrika: Tehlikenin kaynağı

Ama yine de şu soru kalıyor geriye. Kentte insanların, ekmeğe, suya, ayakkabıya, vb. ihtiyacı var. Bütün bunların demokratik olarak nasıl düzenleneceği sorusu çıkıyor ortaya. Bunu yapamazsan siyasal olarak da yıpranırsın. Zuma, Mandela’nın cenaze töreninde ıslıklandı biliyorsunuz; çünkü eski yaşamdan bir şey değişmemiş; elmas şirketleri yine var, halk yine yoksul…

Jiyan: Güney Afrika’da sıkıntı çözüm sürecinden başlıyor; beyazlarla masada anlaşmalar yapılırken ekonomik model üzerine tartışmalar yürütülüyor. Beyazlar liberal ekonomi, ANC ise çoklu bir modeli üzerinden müzakere yürütüyor. Yani sosyalist bir ekonomi denilmiyor; bir uzlaşma arayışı var. Fakat çoklu ekonominin içindeki tuzak şudur: Neoliberal güçler, maden şirketleri, büyük tekeller, ki çoğu beyazların elindedir, öne çıkıyor. ANC sözcüleri biz hatanın büyüğünü başlangıçta yaptık ve şimdi onun sancılarını yaşıyoruz diyordu. Güney Afrika’da yaşanan bu… Bir de tabii bir iktidar olgusu var ve ANC içinde bir elit tabaka ortaya çıktı; bu, iktidar olgusunu da besledi.

Şimdi madencilere siyah polisler ateş ediyor…

Jiyan: Bu, ulusal kurtuluş mücadeleleri açısından en acı verici durumdur. Ve evet, bizim de önümüzde böylesi bir tehlike var. Bir devrimden sonra ekonomik, politik, zihinsel bütün alanlarda bir değişim yoksa ciddi sorun var demektir ve sonun başlangıcıdır. Biz bu yüzden dersleri inceliyoruz. Önderlik, “toplumsal gerçeklikler, inşa edilmiş gerçekliklerdir” diyor. Var olan her şey, oluşturulmuş olan şeydir ve bunun değişimi de mümkündür. Yeni toplum inşası bakımından bu perspektif bizim için esastır. Bunu nasıl örgütleyeceğiz, mesele oradadır.

M. Ender ÖNDEŞ
Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here