Anasayfa Haber DİREN TE-BEŞİR – Kemal Sağlam

DİREN TE-BEŞİR – Kemal Sağlam

Paylaş

 

“Çok eski kafa değilimdir aslında” diye bir cümleyle başlamamak için bayağı çırpındım ama başka seçenek bulamadığımdan yine onunla başladım. Çünkü böyle bir cümle zaten kendisini iyiden iyiye ele veriyor. Yani cümle çok transparan. Bu cümledeki “transparan”ı da eski kafa olmadığımı desteklesin diye koydum.

Şimdi gelelim mevzuya. Bu iletişim çağına tam yetişemeyen benim kafadaki arkadaşlar, çocukların ellerinde telefonları görünce içten içe sinirleniyorlar. Hatta vaktini öğretmencilik yaparak geçirenler, müdahale bile edebiliyorlar. Bende bu duruma her seferinde hak veriyor kabilinden, sırf arkadaşı bozmamak için başımı sallayıp onaylıyorum. Sonra da şair Şükrü Erbaş’ın tabiriyle ”Bir geniş gülümsemeyle “geçiştiriyorum. O öğrencilerin yerine bizler olsaydık diyorum içimden, sabahlara kadar o telefonu elimizden düşürmezdik. Hele bir de sevgilimiz falan olduğunu hayal edelim, yazılabilecek bütün mesajları yazardık. Çok da hoş şeyler yazıyorlar. Bazen onların yazdığı bu hoş şeyleri küçümseyerek ”seleme nebere”deyip geçiştiriyorum. Ama içten içe bu seviyeye nasıl ulaştıklarını kıskanarak izliyorum. Sınırsız internette sınırsız özgürlüğün tadını çıkarıyorlar. Bize özgürlüğün sınırlı olduğu öğretildi. Gerçi bize her şey sınırlı öğretildi. Bak bu son cümlede “eski kafa” olduğumu destekliyor ya neyse.

Çağ onların çağı. Okullarında akıllı tahta bile var. Bu akıllı tahtaya da pek bir şey demiyorum. Aradabenim de kullandığım oluyor. Bu genellikle dersin şarkı türkü kısmı. Onu da tabii okul internetinin belirlediği dar çizgi de gerçekleştiriyoruz. Olsun oda yeter. Benim derdim öbür tahtayla. Şu beyaz olan, hani geç saatlerde otobüsler dinlenme tesislerinde mola verir de istemeye istemeye dışarı çıkıpo beyaz sandalye ve masalara oturup üşürsün. İşte o beyazlıklara bürünmüş o tahta. Bir de onun kalemleri var, nerden baksan GDO’lu. Eskiden Almanya’daki akrabalarımızın getirdiği keçeli renkli kalemlere benziyor. Önce renklere vuruluyor gibi oluyorsun sonra da o suniliği seni deli ediyor. Tebeşirin ve tebeşirli tahtaların güzelliği nerde. Hem ben o tahtalara daha güzel yazıyor idim. Bunlarayazamıyorum. Kalem elimde titriyor. Zemin desen AVM girişlerindeki yeni paspaslanmış yerler gibi düşmemek için yavaş yavaş ilerliyorum.

Sonuç: Bak bu “sonuç” sözcüğü de bizim öğrendiğimiz sınırlardan biri. Giriş-gelişme-sonuç.

Neyse tebeşiri ve karatahtayı özlüyorum. Ellerim ve yüzüm yaptığım işin alet ve edevatlarıylakirlenmeli. Ben böyle düşünüyorum ya da yukarıda bahsettiğim usta şair Şükrü Erbaşın deyimiyle yaşlanıyorum.Kemal Sağlam

 

AĞARAN BİR SUYUM

Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı

Kadınlar gittikçe daha güzel

Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü

Sular daha soğuk rüzgâr daha serin

Eskiden her konuda konuşurdum istekle

Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi

Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti

Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum

Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu

Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak

Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor

İçimden geçenleri söyledim sanıyorum

Birisi bir şarkı söylemesin kederle

Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu

Kısa söz basit eşya kedi sevgisi

Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında

Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı

Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak…

ŞÜKRÜ ERBAŞ

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here