Anasayfa Dergi Dr. Ephraim Nimni : Etnik Çatışmaları Özerklik Modeliyle Çözmek: Temsiliyet, Kendi Kaderini...

Dr. Ephraim Nimni : Etnik Çatışmaları Özerklik Modeliyle Çözmek: Temsiliyet, Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Liberal Demokrasinin Sınırları

Paylaş

Dr. Ephraim Nimni İngiltere Belfast’ta Queen’s Üniversitesi Siyaset Okulu bölümünde okutman. Aralarında İsrail-Filistin çatışmasının da olduğu etnik çatışmalar ve çatışma çözümleri üzerine hatırı sayılır derecede araştırmalar yaptı. Son çalışması, ulus devletlerden ayrılmayı amaçlamayan ulusal ve kültürel özerklik modelleri etrafında dönüyor. Ankara Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Elçin Aktoprak ile birlikte 15-18 Mayıs 2015 tarihleri arasında British Council’in katkısıyla “Yeni Demokratik Özerklik Modellemeleri” adlı bir çalıştay düzenledi.


nimni

DEMOS: Türkiye’de özerklik modelleri üzerine bu tür bir çalıştay ilk defa düzenleniyor. Bu meseleyi tartışmak için dünyanın çeşitli ülkelerinden akademisyenleri Ankara’da bir araya getiren bu düşüncenin arkasındaki motivasyonu bize biraz anlatabilir misiniz?

Dr. Nimni: Türkiye’yi daha önce ziyaret etmiştim ve bu fikrin arkasındaki şey ise –sadece Türkiye’de değil- fakat başka yerlerde de bağımsız devlet kurmak için çok sayıda ulusal talep mevcut. Ancak sorun, yaşadığımız dünyada ulusal devlet inşaasını amaçlayan her bir ulusal azınlık için yeteri kadar yerin olmaması. O halde ulusal azınlıkları tatmin edecek yollar ve yapılar üzerine düşünmek zorundayız. Böylelikle öz yönetim ve kendi kaderini tayin hakkına sahip olduklarını düşüneceklerdir. Ancak bunun mevcut devleti bölmeden ve onda tahribat yaratmadan yapılması gerekiyor. Özellikle, bölge nüfusunun karışık ve birini diğerinden kesin bir şekilde ayırmanın mümkün olmadığı durumlarda bu bir sorun olarak karşımıza çıkar. Etnik temizliğin temel yöntemlerinden biridir. İşte böyle bir şeyden kaçınan yol ve modeler üzerine düşünmek istiyoruz.

Bu konu, Birleşik kralllık ve İspanya’daki durumdan ötürü Avrupa’da şimdilerde popüler hale geldi. İskoç Ulusal Partisi bağımsızlık talebi için yapılan referandumda ezici bir zafer kazandı. Aynı şekilde İspanya’da da Katalanlar bağımsızlık talebinde oldukça güçlüler. Sonuçta, mevcut devleti bölme yoluna gitmeden insanların tatmin olacağı bir takım yeniden düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Çünkü her zaman ayrılıklar olur, bu Matruşka oyuncaklarına benziyor, bilirsiniz birini çıkardığınızda diğeri gelir ve bu böyle devam eder.

Aynı zamanda ulus devletlerin düzenlenişinde de sorun var, özellikle liberal ulusal devletlerde. Bu devletler bireye kendi kaderini tayin hakkını verir ama topluluklara vermez. İnsanlar oy verir, -bir kişi bir oy- ama toplulukların özellikle de azınlıkların sesi bastırılır. Bizi buraya getirtip tartıştıran mesele budur. Burada, Kürt meselesinin de tartışıldığı ama onun da ötesinde genel tartışmaların yapıldığı çok çok başarılı bir çalıştay oldu. Kürt bölgesinde geliştirilen oldukça zengin deneyimlerin dünyanın diğer bölgeleri için de oldukça yararlı olabileceğini söyleyebiliriz. Bunun için şu anda Ankara ve Belfast’taki üniversiteler arasında hepimizin yer aldığı ve kalıcı bağlantıların olacağı bir araştırma grubu kurmak için harekete geçiyoruz.

Provakatif olacak ama ulus devletlerin azınlıkların temsiliyetine yönelik bir takım düzenlemeler yaptıklarını söyleyebiliriz. Kültürel özerklik modellerinin liberal temsiliyetten farklı olarak başardığı ne var?

Bireylerin bağımsız olmasını sağlayan ve fakat bireyler arasındaki farklılıkları görmeyen bir insan bir oy prensibi temel sorundur. Bu prensip, bireyler arasındaki farklılıkları tanımaz çünkü bireyler arasında ve birey ile devlet arasında ara bağlantıları yoktur. Sistem çok oy alanın kazanması ve yönetmesi temelinde geliştiği için bir azınlık topluluğa üye insanlar, az olduklarını hissettikleri için kendi seslerinin duyulmadığını düşünürler. O halde burada kaçınılmaz bir sorun var, mevcut temsiliyet sistemi azınlıkların kendilerini temsil hakkını garanti etmiyor. Az önce bahsettiğimiz gibi bireysel temsiliyet üzerine kurulu olduğu için diyebiliriz ki, liberal demokratik sistemlerdeki demokraksi eksikliği, ulusal azınlıkların temsiliyet meselesini halledemiyor. Bu sorun tüm memnuniyetsizliklerin, aynı zamanda ayrılma ve kendi kaderini tayin hakkı talebinin kalbinde duruyor. Bu sorun çözülmedikçe, mesele daha da genişleyecek ve yönetilemez hale gelerek düşmanlıkları büyütecektir.

Bu başka bir soruyu beraberinde getiriyor. Bir çok azınlık kendi haklarının korunmasının; ayrılma ve gerçek anlamda kendi kaderini tayin hakkının yolunun sadece ayrı bir devlet kurmak ya da en azından bölgesel özerklik elde etmekten geçtiğini düşünüyor. Kültürel özerkliğin vaat edip de bağımsız devletin vaat edemediği şey nedir?

Genellikle azınlıklar karışık bölgelerde yaşıyorlar. Bir bölge ayrıldığı zaman – ve aslında dünyanın bu tarafında bu tarz deneyimler oldukça fazla – ayrılan bölgeden kitlesel göçlere sebebiyet verirsiniz. Liberal demokrasilerde bile ulus devletin etnik kimlik yapısına uymayan azınlık gruplarını her zaman etnik temizliğe uğratma gibi bir eğilim var. Yani, iki şeyi görmek istiyoruz: ulus-devletin diğerlerinin temsiliyetine izin verebileceği bir yol bulmak; ikinci olarak büyük devlet olmanın getireceği avantajlardan faydalanmanın sağlanacağı bir yol bulmak. Aynı zamanda farklı gruplardan insanların hükümet içierisinde temsil edildikleri için devletin bir paçası olduklarını hissettmelerine izin veren bir yol bulmak. Bir başka deyişle, düşündüğümüz şey daha fazla temsiliyet ve katılıma izin veren demokrasi düşüncesini genişletmek. Bu anlayış liberal demokrasilerde oldukça sınırlı olan bir şey.

O halde dediğiniz şey, kültürel özerkliğin temel olarak demokrasinin genişletilmesiyle bağlantılı olduğu.

Evet, kesinlikle. Bu olmadan çalışmaz. Görüyorsunuz, liberal devletlerin organize edilmesi, liberal temsiliyet düşüncesi üzerine kurulu olduğu için bireysel hakların ihlali yaşanmadan ancak azınlıkların ayrımcılığa uğradığı bir durum ortaya çıkıyor. Örneğin, devlet tek taraflı olarak azınlıkları gözden düşürerek seçim bölgelerinin nasıl şekilleneceğine karar verebilir, ancak azınlıklar hala kendilerini ifade etme hakkına sahiptirler. Talep edip tartışabilirler ancak niceliksel yapılarından dolayı- çünkü azınlıktırlar, onları sayabilirsiniz- her zaman kaybedeceklerdir bu durumda. Liberal demokrasilerin temsiliyet eksikliği yaşadığı nokta burasıdır. Bizim üzerinde çalışıyor olduğumuz şey, bireylerin ve toplulukların temsiliyetine izin vererek demokrasiyi genişletmektir, azaltmak değil.

Peki bu pratik olarak nasıl çalışıyor? Burada söylediğiniz şeylerle ilişkili olarak, yasalarda ne tür mekanizmalar ya da düzenlemeler kesinlikle yer almalı ki; etnik, kültürel ya da azınlık grupları sadece temsiliyet hakkı değil, aynı zamanda kendi kaderini tayin hakkı anlamında yetkileri de elde edebilsinler?

Burada önemli olan temsiliyettir. Dolayısıyla onlar devletin nasıl organize edileceği konusundaki merkezi tartışmalara katılabilirler. En başarılı örnek Kuzey İrlanda’dır. Kuzey İrlanda parlamentosunda bireylerin çoğunluğu prensibi yoktur, bilakis iki topluluğun çoğunluğu olmak zorundadır. Bu temelde, her iki topluluk söyleyecek sözleri olduğunu hissediyor. Bu sayısal bir mesele değil. Çünkü eğer bu bir sayısal sorun olsa, geniş olan etnik topluluktakiler her zaman kazanacak ve küçük olan kendisini sürekli olarak ayrımcılığa uğramış hissedecek. O halde bu sürekli değişen temsiliyet yöntemiyle ilgili bir şey. Demokrasiyi sadece bireysel temsiliyete izin veren değil, topluluk temsiliyeti bağlamında genişletiyoruz.

Ancak, eğer finans alanıyla ilgili konuşursak. Ekonomik kaynakların dağılımı burada çok önemli bir sorun olarak duruyor. Bu sorunun çözümüyle ilgili neler söylersiniz?

Eğer topluluklar temsil edilebilirse ve bunun işlediğini söyleyebilirsek, bu topluluklar arasında daha fazla istişareyi gerektirecek. Bu sistem, karşılıklı olarak kaynakların paylaşımı konusunda anlaşmaya vardığınızda çalışır, zira eğer anlaşmaya varırsanız sistem size bir çok avantaj sağlıyor.

Bu sistem farklı grupların kaynakların adil dağıtımı konusunda anlaşmaya vardığı yerde, durumu tamamen değiştiriyor. Aynı zamanda ekomonik kaynakların yönetimi sadece bir grubun elinde değil, diğerleri de bundan faydalanabiliyor.

O halde, bütün sorunları tek seferde çözmek mümkün değil. Müzakerelere devam etme mecburiyeti olduğunuz anlamına geliyor, öyle mi?

Evet, bu devam eden bir süreç. Azınlık grupları doğası gereği devamlı olarak değişir ve yön değiştirirler. O halde, işbirliğini sağlayan mekanizmaların ayrıntılandırılması talebinin denenmesi için bir çok açıdan revizyona ihtiyacı var. Burada önemli olan nokta, faklı topluluklara üye olanların devletin kendilerinin temsil ettiklerini ve bu kararın gelişi güzel alınmadığını, tam tersine temsiliyet yoluyla alındığını hissetmeleri önemli

Sizin baktığınız modellerde ya da farklı yollarla uygulanan modellerde aşılması gereken köklü zorluklar var mı?

Evet, ulus-devlet mantığına kadar gidiyor. Ulus-devlet modeli Batı Avrupa’da çok özel bir tarihsel anda icat edildi. Ve bu model dünyanın diğer yerleri için örneğin Balkanlar vs için uygundu. Balkanlarda ortaya çıkan savaşların tamamı, farklı toplulukların bölgeyi kontrol etmek istemeleri yüzünden oldu. Eğer böyle bir durumunuz varsa, bu şöyle bir şeyi getirir: Benim başarım senin yenilgin. Uzlaşamazsınız. Toprak ya senin olacak, ya benim olacak. O halde eğer toprakların paylaşılabileceği bir temsiliyet formu üzerine bir durum inşaa edebilirsek, bu aynı zamanda toplulukların korkularına ışık tutacak çünkü yönetim içinde kendi seslerinin ve temsiliyetlerinin de olduğunu hissettikçe aynı zamanda ayrımcılığa uğramadıklarını hissedeceklerdir. Çünkü hükümet içinde kendi insanları olacak. Kuzey İrlanda’da çalışan sistem budur.

Bölgesel siyasal özerklik ile kültürel özerklik arasında tam anlamıyla nasıl bir fark var, özellikle Kürtleri düşündüğümüzde?

Türkiye’deki Kürtler örneğin, nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları belirli bölgelerde yoğunlaşmış durumdalar. O halde eğer bölgesel özerklik olursa, nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları için problem yok. Ancak diğer yerlerde nüfusun azınlığını oluşturuyorlar. Eğer doğru anladıydsam, İstanbul’da iki milyon Kürt var. Şimdi, siz İstanbul’daki Kürtler için bölgesel özerklik öneremezsiniz, çünkü orası bir şehir. Bunu yapamazsınız. Kenti bölerek burası Kürt bölgesi, şurası Türk bölgesi diyemezsiniz. O halde tek yol temsiliyet biçimini değiştirmektir. Temsiliyeti bölgelere ayırarak sağlamaktansa, temsiliyeti topluluklar üzerinden sağlayabilirsiniz. Topluluklar seçim yoluyla kendi temsilcilerini seçerler ve seçilen kişiler topluluğu yönetir.

Bu eski bir model. Bu model, yüzyılın başlarında, Avusturya İmparatorluğuna bunu uygulamak isteyen Avusturya sosyalistlerinin döneminden geliyor. Onlar oldukça kapsamlı bir model geliştirdiler. Bu modeli, genişletilmiş ve geliştirilmiş olarak çağdaş Kürt yazarların düşüncelerinde görmek beni şaşırttı. Bu ilginç bir durum çünkü bu modelin daha önce ortaya çıktığına dair çok az bir bilgi var.

Kürt Hareketi’nin önerdiği Demokratik Özerklik modelinin umut vaat eden bir model olduğunu düşünüyor musunuz?

Çok umut vaad ediyor, sadece Türkiye için değil, dünyanın diğer bölgeleri için de. Eğer bu model Türkiye’de işlerse dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan başka topluluklar için de örnek olabilir, bir çok çatışmayı dindiren bir rol oynayabilir. Eğer dünyadaki örneklere bakarsak, en uzun süreli ve şiddetli çatışmalar tek bir bölgede yerleşik topluluklar arasında oluyor. Karşıtlıklar üzerinden yürütülen savaşlar olduğunda çok düşük bir uzlaşma zemini sağlanıyor, çünkü birinin başarısı diğerinin kaybı olarak görülüyor.

Demokratik özerklik modelinin sadece Kürtler için değil, ülkede yaşayan diğer azınlıklar için de çözüm olabileceğini düşünüyor musunuz?

Bu model, liberal ulus-devletin yaratmış olduğu demokratik eksiklikleri gidermek için bir çözümdür. Demokratik temeller genişletilmeli, sadece bireylerin temsiliyeti değil, toplulukların da temsiliyeti sağlanmalı.

Sizin de söylediğiniz gibi, Kürtler bir bölgede yoğunlaşmış durumdalar. Ancak öte yandan bir çok Kürt de Türkiye’nin batısında başka bölgelerde yaşıyor. Bu durum, örneğin, hem kültürel hem de bölgesel özerkliğin aynı anda düşünülebilmesi için bir model olabilir mi?

Evet, bu Avusturyalı sosyalistlerin fikriydi. Bu modelin Kürt düşünürlerce de kullanılıyor olması oldukça ilginç. Avusturyalı sosyalistlerin söylediği, homojen nüfusun yaşadığı yerlerdeki bölgesel yönetim ve ulusal topluluk yönetimi aynı olabilir, ancak nüfusun bölünmüş olduğu yerlerde iki kademeli demokratik yönetimler olmalı: ilki bölgesel ve ulusal olmayan, diğeri ise ulusal ve bölgesel olmayan.

O zaman ikisi birlikte çalışabilir.

Birlikte çalışmak zorundalar! Yani bu modele göre.

Çalıştaya geri dönecek olursak, sözünü ettiğiniz farklı tipte modeler burada tartışıldı mı?

Evet, bu modeler başarılı bir şekilde tartışıldı ve çok sayıda insanın, aynı zamanda Kürt bölgesinde çalışanların deneneyimleri aktarıldı. Yani kendi deneyimlerini paylaştılar. Dünyanın farklı bölgelerinden insanlar geldi. İspanya’dan, Kuzey İrlanda’dan aynı şekilde insanlar deneyimlerini ifade ettiler. Ve burada dünyanın bir çok bölgesinde benzer sorunların yaşandığı hissiyatıyla ortak deneyimler yaratıldı. Bir bölgenin kontrolünü ele geçirmek için karşılıklı savaşan insanları biraraya getirebilecek ihtimalleri sağlayacak modelleri nasıl bulacağımız üzerinde çalıştık.

Röportaj için çok teşekkür ederiz Ephraim.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here