Anasayfa Köşe Yazıları EBRU YILDIRIM YAZDI : Alçaltılmış’tan Alçalmış’a Alçaklık

EBRU YILDIRIM YAZDI : Alçaltılmış’tan Alçalmış’a Alçaklık

Paylaş

Hacı’nın ardından…
İnsan yaşadığı yere benzer

Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye
Edip Cansever

Sait Faik Abasıyanık ‘Haritada Bir Nokta’ isimli öyküsünde sade hayatların yaşandığı, basit mutluluklara kapı aralandığını düşündüğü, insanının da kendisine benzediğini varsaydığı  ‘Ada’ nın, dünyanın diğer yerlerinden farksız karanlığına şahitliğini dillendirir acı bir tecrübe olarak.

Dünyanın tüm zevlerini tatmış, bencilliğin kural olduğu coğrafyalardan geçmiş olan anlatıcı, sahiciliğin ve kanaatkarlığın saf ve temiz temsilcileri olarak ‘düş’lediği adalı insana duyduğu özlem ve benzeme isteği ile ömrünün geri kalanını tüm hırslardan uzak yaşayabileceği bu metafora sığınmıştır adeta. Ada imgesinin kendisinde yarattığı sarhoşluğu uzun uzun anlatır öykünün ilk paragraflarında.

Balıkçıların iyi hasılat yaptığı bir günün sonunda birlikte çalışmış 8 kişinin balıkları paylaşımına şahit olacaktır anlatıcı. Bu paylaşım ada dışından gelene ‘yaban’ olmaktan kaynaklı pay verilmemesiyle, pay verilmemesinin ‘dağdan gelip, bağdakini kovmakla’ açıklanmasıyla imgenin kara parçasından hiç de uzak olmadığı gerçekliğini hem anlatıcının hem de alımlayanın gözleri önüne serecektir. Tüm gün kayıkta birlikte çalıştıkları ‘adalı olmayan’a bu çalışmanın karşılığının verilmemesi, oralı olmamakla açıklanır. ‘Gel, çalış’ denmemiştir adama ve oralar babasının malı değildir.

Çelişkilerin olmayacağını, dinginlik, huzur ve sahiciliğin su gibi akıp gideceğini düşlediği Ada hayatı başlangıcı, anlatıcının yazma eyleminden de vazgeçmesini beraberinde getirmiştir: öyle bir yerdir ki orası, anlatıya gerek kalmayacak denli fırtınasızdır, hayat kendi ritminde akıp gidiyordur.

‘Yabancı olan’a yapılan haksızlık sonrası şöyle bitirir Sait Faik öyküsünü: Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.

Son model ırkçılık

Ülke okullarından birinde, bir öğretmenler odası kalabalığında yürütülen gündelik tartışma… Tartışmanın öznelerinden birinin kibirli hali söyleminden giyim sembollerine değin uyumlu. Son moda diye tanımlanan her ‘ŞEY’ beden ile ağızdan çıkanın örtüştüğü nitelikte. Bir öğretmenin kolay kolay sahip olamayacaklarına sahip olduğu öğrenilmiş bilgisi ile mağrur, kibirli ve nobran: Yıllardır birlikte oturup kalktığı, çay içtiği arkadaşına Türk, güzel, şehirli ve para harcayabilme lüksüne sahip olmanın verdikleriyle sesleniyor. Son model çantasını masadan alıyor, son model gözlüklerini bir hışımla gözlerine yerleştiriyor ve örümcek ağlarından ortalığın görülemeyeceği denli eski cümleyi söyleyiveriyor:  En iyi Kürt, ölü Kürttür.

Tanzimat’tan bugüne değin yaşanan Batı’ya geç kalmışlığın yarattığı kıskançlık ile Batı’ya karşı duyulan hasetin gerilim nesnesi; tüm çelişkilerini daha Doğu’da olanı yakalayarak, mimleyerek, kendi Doğululuğunu öldürme hırsıyla Kürt’ün üstüne boca ediyor, Türk’ün gücünü bir kez daha gündelik hayatın sıradanlığı içerisinde gösteriyor. Dersine çıkıyor. İçlerinde Kürtlerin de olduğu sınıfta, zekanın göstergesi olduğundan hiçbir zaman tereddüt etmediği branşı matematiği anlatmaya koyuluyor. Aydınlanmış, aydınlatıyor! İçine JİTEM kaçmış, militarizmin kendi kadın kimliğini de vuracağını hiçbir zaman düşün(e)meyen bu zat-ı muhteremler balık yerken bıçak kullanmayı bilmenin modernlik olduğu bilinç sığlığında yarattıkları kendinden menkul erk sümülakrında,  Kürt’ün ölüm fermanına imza atabilme yetkisini her an kullanmaya hazır, aramızda bekliyor.

Necip Fazıl’ın ‘Sakarya Türküsü’ şiirindeki duygudur hala Türk’ün bilinçdışında varlığını sürdüren. Yitirilmiş olan’a duyulan özlemin hazin sesi: Saftır, temizdir, masumdur Anadolu insanı, çocuktur. Bu temiz kalplilik sonu olmuştur lakin. İktidarını kaybetmiş bir erkek çocuktur artık Türk. Kısakürek’in deyimiyle öz yurdunda garip bırakılmıştır Batı tarafından, paryalaştırılmış, alçaltılmıştır. Şiir ‘ayağa kalk’ çağrısıyla biter tam da bu yüzden.

Viyana kapılarına dayanmışlıktan sonra gelinen geç kalınmışlık duygusu, Türk’ün kolektif bilinçdışında, geride kalmanın alçaltılmışlığıyla hareli bir mağduriyet kibrine dönüşmüştür. Ve gönüllü kirlenme, alçalma; alçaltılmışlığın/ mağduriyetin hıncını katliamlarla gidermeye çalışır belki de: Kendisinden olmayan herkesin incitildiği, yok edildiği, tam da kendisi gibi yerlerde süründürüldüğü*  bir hayat tahayyülüne mahkum eder tüm ‘ötekiler’i.

Hacı Lokman Birlik’in ardından…

Sait Faik’in dediği gibi, yazmasam deli olacaktım bu alçaklığı, yerlerde süründürülen insanlığımın utancıyla, artık eskisinden daha az şey bilerek.

Güzel gülüşün daimdir Hacı. (EY/HK)

*Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
Necip Fazıl (Sakarya Türküsü)

Bianet

Ebru Yıldırım

1998 yılından itibaren çeşitli sosyalist partilerde kurucu üyelik ve aktif siyaset yaptı. Eğitim Sen şube yöneticiliğinde bulundu. Halen özel Getronagan Ermeni Lisesi’nde öğretmen.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here