Anasayfa Haber Eleştirel iktisatçı Gaye Yılmaz: AKP yeni dönemde kamuya savaş açıyor

Eleştirel iktisatçı Gaye Yılmaz: AKP yeni dönemde kamuya savaş açıyor

Paylaş

Eleştirel iktisatçı Gaye Yılmaz, yeni hükümetin kabul edilen programının, Dünya Ticaret Örgütü tarafından yargı ve emniyet hariç tüm kamu kurumlarının piyasaya açılmasını öngören GATS’nin en ileri aşaması olduğunu söyledi. Önümüzdeki süreçte, kamu harcamalarının fazlaca kısıtlanacağını ve kamudan sermayeye büyük oranda kaynak sağlanacağını ifade eden Yılmaz, emek alanında da esnek ve güvencesiz çalışmanın hakim kılınacağını belirtti ve aslında hükümet programının “finans kapitale kesintisiz destek” anlamında olduğu söyledi.

Hükümetin kurulmasıyla birlikte Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanan yeni hükümet programı dün “güvenoyu” alarak Meclis’ten geçti. Muhalefetin tüm itirazlara rağmen kabul edilen hükümet programında ekonomi ve çalışma yaşamının da Türkiye’yi getiriye götürecek birçok madde yer alıyor. 64. Hükümet Programı’nın iktisadi boyutunu analiz eden eleştirel iktisatçı Gaye Yılmaz, önemli değerlendirmelerde bulundu.

Yılmaz, hükümet programının “emek, doğa, temel hak ve özgürlükleri hedef alan çok boyutlu bir saldırı” anlamı taşıdığına ifade ederken, Hizmet Ticareti Genel Anlaşması’nı (GATS) işaret etti.

Adalet ve yargı dışında tüm alanlar piyasaya açılacak

1995 yılından beri Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) tarafından birçok ülkeye dayatılan GATS hükümlerinde, hükümetin kontrolü altında olan yargı ve emniyet alanlarının dışında kalan tüm kamu alanlarının sermaye denetimine verilmesi yani piyasaya açılmasını kesin bir dille isteniyor. Hükümet programı analiz edildiğinde Yılmaz’a göre ise, zaten GATS’da “şahin” yani “Kraldan (DTÖ) çok kralcı” olarak bilinen Türkiye, önümüzdeki dönem için GATS’a çok daha fazla taahhüt verdi ve ileriki ekonomik politikalarını tamamen bu anlaşma üzerinden şekillendirecek.

Kamu harcamaları kısılıyor

Yılmaz, ileriki süreçte kamu harcamalarında çok ciddi kesintiler geleceğini belirtti. Hükümet programında “kamu harcamasının özel sektörü dışlayıcı bir etkisi olduğu” yönünde ifadelerin geçtiğini belirten Yılmaz, “Bunun ortadan kaldırılması bahanesi ile de kamu harcamalarını azaltacaklar. Kamu harcamalarının toplam gelir içindeki payının artırılmamasını hedefliyorlar. Yani önümüzdeki süreçte birçok kamusal faaliyet özel sektöre devredilecek” dedi.

Kamusal sigorta yavaş yavaş kaldırılacak

Hükümet programında kamusal sigortaya yönelik de bazı ibarelerin geçtiğini ifade eden Yılmaz, programda yer verilen “Sektörel katkısının yanı sıra ülkemizdeki tasarruf eğilimini güçlendirdiğini öngördüğümüz tamamlayıcı emeklilik tasarruflarını destekleyeceğiz” şeklindeki ifadelere dikkat çekti. Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu: “Buradan anlaşılacak tek şey bireysel emekliliktir. Şunu da açıkça ‘Bireysel emeklilik sisteminde kesinti oranlarını uluslararası düzeylere yaklaştıracağız ve sisteme otomatik katılma çalışması yapacağız’ şeklinde söylemişler. Yani ‘bireysel emeklilik’ artık keyfi olmaktan çıkartılacak, zorunlu hale gelecek. Bu da tamamen ‘kamusal emekliliğin’ aşamalı bir şekilde ortadan kaldırılması anlamına geliyor.”

Halk parasını sermayeye peşkeş çekiyorlar

Yılmaz, sermayeye de hazineden ciddi bir kaynak aktarımı yapılacağı görüşünde. Hükümet programında, hazine kaynaklarından kredi garanti kurumlarına artırabilecek 1 milyar TL tutarındaki kaynağın 2 milyar TL’ye çıkartılması ve kredi garanti fonu aracılığıyla 20 milyara kadar hazine kefaleti verebilmenin önünün açılmasını, “Muazzam bir kaynak aktarımı” diye değerlendiren Yılmaz, “Bu kaynaklar halkın vergilerinden yani halktan gasp edilen paralardan üretiliyor. Sosyal haklar kesilerek bu bütçeler oluşturuluyor ve doğrudan sermayeye kredi fonu altında veriliyor. Çok ciddi bir devletten özel sektöre parasal aktarım yaşanacak” ifadesinde bulundu.

Yerel yönetimlere kaynak azalıyor

Yılmaz, GATS’a göre kamu alanlarına yönelik harcamaların kısıtlanmasının bir başka ayağının ise yerel yönetimlerinde yaşanacağını belirtti. Programda geçen, “Yerel yönetimlerin öz gelirleri artacak” ifadesine dikkat çeken Yılmaz, “Yani, yerel yönetimlere yapılan hükümet desteklerinin azaltılacağını anlamına geliyor. Kaynak azalınca bu kez yerel yönetimler hizmetlerini şirketlere, taşeronlara satmaya başlayacak” dedi. Bu durumun en çarpıcı örneğinin “su yönetiminde” yaşayabileceğimizi belirten Yılmaz, “Yerel yönetimlerin su yönetiminde fiyatlandırıcı bir yaklaşımla karşı karşıya gelebiliriz. Şu anda kamunun denetiminde olan su fiyatlandırılması piyasa ölçeğinde değişecektir. Zaten yer altı suyu kayıt sisteminin değişeceğini de söylemişler programda. Yani tüm yer altı suyunun denetimi sağlanırken bu aynı zamanda denetimi sağlanan yer altı suyunun piyasa açılması anlamın geliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Emek alanında daha fazla güvencesizlik ve esnekleşme

Yılmaz’a göre 64’üncü hükümet programıyla birlikte emek alanında eskiye oranla esnekleşme ve güvencesizlik ciddi bir şekilde artıyor. “Yeni dönemde kayıt dışılığının önemli bir nedeni olan çalışma hayatındaki katılıklar kaldırılacak, dolayısıyla işletmelerimizin rekabet gücü arttırılacak” sözlerinin bir sömürü biçimini anlattığını ifade eden Yılmaz, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Siz bir yandan emeği korurken bir yandan işletmelerin rekabet gücünü arttıramazsanız. İkisini aynı cümlede söylüyorsanız ortada bir yalan vardır. Ya rekabet artacak emek daha fazla sömürülüp, güvensizleştirilecek ya da emeği koruma altına alıp, işletmelerin rekabet gücene olumsuz yansıyacak. Programın birçok yerinde aynı anda olmayacak iki şeyi aynı cümlede vaat etmeleri dikkat çekiyor. Ayrıca, emek alanına ilişkin ‘serbest bölgelerin cazibesi artacak’ diyorlar. Vah ki ne vah! Ne sendikanın ne sigortanın ne de güvencenin yani hiçbir şeyin giremediği bölgelerdir, ‘serbest bölgeler.’ Dolaysıyla bunların cazibesi nasıl artırılabilir? Çalışma koşulları daha da düzensiz daha da kontrolsüz ve güvencesiz hale getirilerek.”

Hedefler gerçekçi değil

Yılmaz, yeni hükümet programıyla birlikte emek alanının yabancı işçiye açık hale getirilerek özellikle nitelikli emek alanındaki işsizliği daha da artacağını, “Yatırımcı hakları şeffaf hale getirilecek” derken tüketici haklarının geriye gideceğini ve üniversitelere ilişkin “rasyonel harcama” ifadesiyle de aslında harcamaların kesileceğini ve verimlilik için öğretim görevlilerinin iş yükü artılarak, eğitimin niteliğinin düşeceğini söyledi. Yılmaz, hükümet programında geçen “yerli ara malı kullanma” hedefinin ise, Türkiye’nin finans kurumlarıyla olan ikili ve çok taraflı yükümlülükleri dolayısıyla yapmasının mümkün olamayacağını ekledi.

Tüm bunların anlamı ‘finans kapitale’ kesintisiz destektir

Yılmaz, “mevcut harcama programları gözden geçirilecek”, “harcamaların verimliği artırılacak” ve “kamu faiz dışı harcama büyüklüğü belli bir seviyede tutulacak” gibi söylemlerle ile tüm bu programının temel anlamının “finans kapitale” kesintisiz destek olduğunu söyledi.

Yılmaz, şöyle değerlendirdi: “Kamu faiz dışı harcama büyüklüğünün belli bir seviyede tutulması çok önemli. Finans kapitale desteğe devam ediyorlar. Sadece faiz dışı harcamalar kontrol altına alınacak yani para değil. Ama karşılığında ne yapılacak? Kamu harcamalarına, kamusal hizmetlere ve sosyal devlete ise bütünüyle veda edilecek. Aslında önümüzdeki dönemde GATS’ın hizmet içeren genel anlaşmasının en ileri derecede uygulandığı yeni bir hükümet programıyla karşı karşıyayız.”

‘Saldırılar karşısında yasaları aşan bir örgütlenme gerekli’

AKP ve Saray yönetiminin emek alanına yönelik tüm bu saldırılarının karşısında akla ilk olarak emek ve meslek örgütleri gelirken Yılmaz, sendikaların artık mücadele alanlarında ortaklaşması gerektiğini ifade etti. Yılmaz, uzun süredir emeğe yönelik saldırılarda atıl durumda kalan emek örgütlerine şu önerilerde bulundu: “Mücadele yöntemini olarak bu tablo karşısında kolektif mücadele en önemli durumu teşkil ediyor. Yani artık iş yeri ve sektör ayrımları aşılmalı. Güvencesizlik zaten sektör tanımıyor. Bu anlamda ‘kiralık işçi büroları’ düşünüyorlar. Bu bürolarda profesörde var, havuz temizleyicisi de mevsimlik işçide de doktor, öğretmen de. Yani bunların hepsinin patronu aynı, sömürüsü ortak. O zaman bunun karşısında ki örgütlenme de kolektif olmak zorunda. Yasaları aşan bir şekilde örgütlenme gerekiyor bu saldırıların karşısında.”diha

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here