Anasayfa Emek Emekçiler yüzde 10 barajını gelecekleri için parçalamalı

Emekçiler yüzde 10 barajını gelecekleri için parçalamalı

Paylaş

Darbe döneminin ardından çıkan yasalar ve AKP’nin neo-liberal politikaları sonucu Türkiye’de yüzde 10.65 oranında bulunan sendikalaşma oranı gerçeğinde, muhalif sendikalar ile HDP’nin seçimlere ilişkin tutumlarının ortaklaştığını belirten sendika uzmanları, milyonlarca işçi ve emekçi arasında HDP’nin çağrılarının heyecan verdiğini belirtti. Uzmanlar, 13 yılıdır emek sömürüsünün simgesi haline gelen AKP’nin iktidardan gitmesi ve emekçilerin gelecekleri için yüzde 10 barajını yerle bir etmesi gerektiğinin altını çizdi.
1402819918
1 milyon 297 bin sendikalı işçinin olduğu Türkiye, Ocak ayında açıklanan yüzde 10.65 sendikalaşma oranıyla OECD ülkelerinin sonuncusu. 12 milyon 181 bin kayıtlı işçinin çalıştığı Türkiye’de, işçilerin yüzde 89’u sendikasız. Çalışma Bakanlığı tarafından paylaşılan sendikalaşma oranı istatistikleri, sadece kayıtlı işçilerin sayısına göre hesaplanıp, kayıt dışı çalışan 3 milyondan fazla işçi istatistiklere dahil edilmemesi de, neredeyse olmayan sendikalaşma oranının daha da aşağılara inmesini sadece rakamsal olarak engelleniyor.

İşçi ve kamu emekçilerinin örgütlendiği sendikalar ise, Türkiye’nin içinde bulunduğu sendikalaşma oranı gerçeğinde, taşeron ve özelleştirme uygulamalarında vahşi şekilde sömürülen işçi ve emekçilerin hak ve özgürlüklerini kökünden etkileyecek 7 Haziran seçimlerini karşılıyor. Seçimlere ilişkin, muhalif sendikalar, hak ve özgürlükler kapsamında ilkesel yaklaşımlarını açıklarken, sermayenin bir uzvu gibi işlev gören sendikalar ise seçim sürecindeki takındıkları tutum ile bir kez daha siyasi iktidarı işaret ediyor.

Sendika uzmanları, 12 Eylül darbesinin ardından çıkan yasalar ile sendikal hakların büyük bir darbeye uğradığını, AKP döneminde ise bunun bir adım ilerisine gidilerek, sendikaların hükümet ve sermaye için çalışan bir aygıt haline dönüştürüldüğünü savundu. 7 Haziran Genel Seçimleri’nin emekçiler için oldukça önemli olduğunun altını çizen uzmanlar, emekçilerin gelecekleri için yüzde 10 barajını yerle bir etmesi gerektiğini vurguladı.

Çalışma yaşamı alanında önemli çalışmaları bulunan Prof. Dr. Metin Özuğurlu ve sendika uzmanı Dr. Erkan Aydoğanoğlu, günümüzde sendika-siyaset ilişkisini ve sendikaların seçimlerdeki tutumlarına ilişkin DİHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

‘Memur Sen ve Hak-İş’e sarı sendika bile denilemez’

Darbe Anayasası ve AKP’nin sendikal alandaki bazı düzenlemelerinden kaynaklı sendikaların günümüzde artık patronların rollerini devraldığını belirten Özuğurlu, hangi işçinin işten atılacağını belirleyen, siyasi iktidara tabi, sermayenin kârını önceleyen ve toplu pazarlıkta işlevi olmayan bir işleyişle üretim ilişkilerinde yer aldığını ifade etti. Özuğurlu, Türk-İş’te örgütlenen metal işçilerini geçtiğimiz haftalarda yaptığı grevinin arkasında yeni sendikal düzene bir karşı duruş olduğunun altını çizdi.

“Sarı sendika” kavramının, “sermaye ile işçinin çıkarlarını uzmanlaştırmak, işçi sınıfı mücadelesi vermemek” olduğunu vurgulayan Özuğurlu, Memur Sen ve Hak-İş’in AKP ile kurduğu bağımlı ilişkide, söz konusu sendikalara “sarı sendika” bile denilemeyeceğini söyledi.

‘Günümüzün sendika anlayışı faşizm yönetimlerinde olur’

Memur Sen’in, AKP’nin bir parçası gibi hareket etmesi, hükümetin memurlarını, sözlü sınav gibi yöntemlerle Memur Sen tarafından belirlenmesi uygulamalarının sendikalar tarihinde görülmediğini dile getiren Özuğurlu, “Bunlar sadece faşizm örneklerinde yaşanır. Sendikaların devletin bir parçası gibi çalıştığı yönetimlerde görülür. Bütün yerlerdeki memurları belirleyip, AKP’nin kamu bürokrasisindeki işini görürseniz, Memur Sen gibi bir yükselme grafiğiniz olur. Ancak bu sendikalar kalıcı değil. AKP’nin gitmesiyle birlikte bunlarda bitecek” dedi.

‘Emekçilerin talepleri aynı zamanda politiktir’

Özuğurlu, seçimlerin siyasi bir alan olduğu ancak AKP ve yandaş sendikalarının yaratmak istediği “sendikalar ekonomik alanla ilgilenir” söylemlerinin gerçekçi bulmadığı, emekçilerin ücret taleplerinin politik olduğunu söyledi. İşçilerin taleplerinin politik bir tarafının da olduğunu metal işçilerine açılan “terör” davasına bakılarak anlaşılabileceğini belirten Özuğurlu, taleplerinden kaynaklı, emekçiler için 7 Haziran seçimlerinin oldukça önemli olduğu vurguladı.

‘Bu seçimlerde emeğin çıkma ihtimali de var’

Özuğurlu, KESK ve DİSK’in sendikal hak ve özgürlükler kapsamında açıkladığı seçimlere dair tutum belgelerinin ortak noktada buluştuğu HDP programının emekçilerin, yoksul kesimin dikkatini çekmeye başladığını belirterek, “Sendikalar HDP’nin barajı aşmasının öneminin farkında. Gündelik hayatı paranın egemenliğinden arındırmak lazım. Ben bunu HDP’de görüyorum. Sendikacılık içinde de görüyorum. Yaşam standartlarından kaynaklı ciddi bir öfke biriktiren emekçi halk da bunun farkında zaten. Bu seçimlerde siyaseti belirlemek isteyen sermaye değildi, emeğin çıkma ihtimali de var” diye konuştu.

Özuğurlu, Memur Sen, Hak-İş ve Türk-İş’in seçimlere ilişkin “iktidara oy yok” demediklerini, bunun da sermayeyi kabul ederek, sendikanın kendini inkar ettiği anlamına geldiğini söyledi.

Emekçiler yüzde 10 barajını gelecekleri için parçalamalı

7 Haziran seçimlerinde HDP’nin Meclis’e girmesinin önemini vurgulayan Özuğurlu, “Emekçiler gelecekleri için yüzde 10 barajını parçalamalı. Çünkü yüzde 10 barajı olan bir Meclis emekçileri temsil etmiyor” diye konuştu.

Hak-İş’in tehdidi altındaki Türk-İş ‘Etliye sütlüye dokunmam’ dedi

Türk-İş’in kuruluşundan bu yana Türkiye’de düzen sendikacılığının temsilciliğini yaptığı ve günümüzde AKP tarafından sendikal alanda güç kazanılması sağlanan Hak-İş’in tehdidi altında olduğu söyleyen sendika uzmanı Aydoğanoğlu da, “Hak-İş, hem kamuda hem de özel sektörde Türk-İş’in yerine ikame edilmeye çalışıldığı görülebilir. Dolayısıyla Türk-İş’in ‘herkes istediği partiye oy verebilir’ açıklamasını, etliye sütlüye dokunmam demektir” ifadelerini kullandı.

Büyük İnsanlık’ işçi ve emekçiler arasında ciddi heyecan yarattı

Aydoğanoğlu, HDP’nin seçim programı ile KESK ve DİSK’in programlarının ortaklaştığını belirterek, “HDP’nin seçim bildirgesi ve büyük insanlık çağrısı, başta işçi ve emekçiler olmak üzere, yıllardır ezilen, sömürülen, yok sayılan ve ötekileştiren tüm toplum kesimlerinde ciddi bir heyecan yarattı” şeklinde konuştu. Aydoğanoğlu, mücadeleci kimlikleriyle tanınan KESK ve DİSK’in seçimlere ilişkin açıklamalarını, “KESK’in taleplerini ve beklentilerini açıkladığı ‘Tutum Belgesi’ ağırlıklı olarak Cumhuriyet tarihinin en emek düşmanı, patron dostu partisi olan AKP’yi durdurabilecek tek güç olan HDP’yi işaret ederken, DİSK’in biraz daha dengeli bir şekilde hem HDP, hem de CHP’yi içeren bir açıklama yaptığını söylemek mümkün” diye değerlendirdi.

Aydoğanoğlu, yüzde 10 barajının yıkılmasının sadece HDP’nin Meclis’e girmesi anlamına gelmediğini; aynı zamanda yıllardır emekçileri geleceksizleştiren, haklarının elinden alan AKP’nin de gerileyeceği anlamını gediğini belirterek, “Türkiye’de emekçiler bugüne kadar çeşitli nedenlerle onların kimliklerini, kutsal saydıkları değerlerini ve dini duygularını istismar eden düzen partilerinin peşine takıldıkça kaybettiklerini yaşayarak öğrendiler. AKP’nin HDP’yi baraj altında bırakmayı temel seçim stratejisi olarak benimsemesi bu nedenle tesadüf değil” dedi. diha.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here