Anasayfa Kültür-Sanat Öykü Kemal Sağlam Yazdı: MADEN-İ SOMA – MADDE:301  

Öykü Kemal Sağlam Yazdı: MADEN-İ SOMA – MADDE:301  

Paylaş

 

 

 Uzun bir yoldan gelmiş gibi davranarak, dinlenme amacıyla arabayı barajı gören hakim bir yerde durdurdum.İleride yeni yağan yağmurlardan dolduğu belli olan baraj,bulanık bir şekilde yukarılara doğru –köy tarafına-yol alıyordu.Daha bir ay önce ,şimdi barajın sularının altında kalan, eski yoldan gidip kendimizce sofra kurduğumuz yer artık görünmüyordu.Anların ya da anıların böyle sular altında kalması iyi mi,kötü mü bir an karar veremedim.Ancak ,aklıma hatıralar konusunda fotoğraf çektirmeyi reddeden dedem geldi.Her seferinde “Ben ölünce bakacan dimi?”der çektirmezdi.Çünkü ona göre en güzel an hafızamızda canlandırdığımız olanlardı.Bunu daha sonraları düşündüğümde, çoğu kere dedeme hak verdim.Hatta birkaç kez kafamdan şu karşılaşmayı yaptığım bile oldu:Anılar romansa, onları fotoğraflamak ya da kayda almak filme çekmek gibiydi.Bu da anıları kendimizce değiştirme olanağı vermiyordu.Nerde kimden duydum bilmiyorum ama anıları her düşündüğümüzde  ya da anlattığımızda ,kendimizden bir şeyler katar öyle anlatırmışız.Böylece her anlattığımızda anılar tamamen farklı bir hal alırlarmış.

  Ben bunları düşünürken ,bir araba hızla yanıma gelip ,ani bir firenle durdu.Bu anilik beni korkutsa da ,bu durum  çok uzun sürmedi.Çünkü ,önce arabayı ,sonra içinden büyük bir bağırmayla inen Nazif’i tanıdım.Bu bağırma bir sevinç gösterisiydi.Çoğu kere n’olduğu pek anlaşılmazdı.Çocukluğumuzdan beri birbirimizi tanıdığımızdan her hareketini ezberlemiştim.Zaten  doğduğum köyü bu kadar sevme nedenlerimden biri de bu.Gece karanlıkta birini görsem,ayak sesinden ,öksürüğünden tanırım.Hatta küçüklüğümüzde ,uzaktan sesini duyduğumuz traktöründe kimin olduğunu bilirdik.Fakat Nazif’le durum daha farklıydı.Hem ilkokula beraber gittik ,hem de evlerimiz çok yakın olduğundan çok defalar beraberdik.Yani bu tip bağırmalarına alışkındım.Önceleri bu bağırmanın içine “sağdeş”i yerleştirir ,öyle bağırırdı.Daha sonra ,yani ben göreve başlayınca ise “c”leri bastırarak söylediği   “hoccam” ı söyler olmuştu.”Sağdeş”bildiğimiz sağdıç demekti.Bizim yöresel söyleyişte bu biçimi alıyordu.Şimdinin tabiriyle “kanka “denilebilir.

 Benim her gelmemi ,o da benim gibi iple çektiğinden ,bundan haberdardı.Onu görünce ,sular altında kalan soframızın yerini gösterdim.Sorma der gibi yüzüne bir pişmanlık iliştirip ,”artık kurbağaları buradan dinleriz “dedi.Ve yanıma kadar gelip,akşam çok geç kalmamamı ,arabadakilerden saklar bir şekilde yavaşca kulağıma söyledi.Köye her geldiğimde evdekilere akşam yemeğini erkenden yedirtir ve hızlıca kahveye gidiyorum deyip,sağdeşlerle olan randevuma giderdim.Bu akşam da yine aynısı olacaktı.Bu buluşma da ,ya ilçedeki şehir lokaline gidilir,ya yukarıda değindiğim gibi bir su kenarı bulunur ,ya da Nazif’in arabasında buluşulurdu.Arabanın yatan arka koltukları bagajıyla birleşince iki üç kişilik bir bara dönüşüyordu.Bütün bunları düşünerekten bu görüşmeyi çok abartmadan ,arabalarımıza binip köye doğru yöneldik.

  Yemek yerken ,yapacağımız sohbetleri, dinleyeceğimiz müzikleri düşündüm . Nazif her türlü müziği dinlemesine rağmen ,benim Ahmet Kaya hayranlığımı bilir-kendisi de hayrandı-önce Onun parçalarını açardı.Daha sonra ise gecenin durumuna göre müzik yolculuğumuz gelişirdi.

   O günde aynısı oldu.Nazif’in arabasıyla hava kararırken şehre doğru yollandık.Yolda Yücel’i arayıp şehir lokalinde görüşmek üzere sözleştik .Yücel de bizim köylüydü.Bir yıl önce ilçeye taşınmış ,orda yaşıyordu.Giderken Nazif’in işten çıkarıldığını öğrendim.Geçen yıl meydana gelen kazadan dolayı maden ocağı kapanmış ve onları da işten çıkarmışlardı.Hatta Nazif iki bin kusur kişinin, aynı şekilde işten çıkarıldığını,tazminatlarının ödenmediğini söyledi.Ayrıca bir çoğunu tekrar işe çağırdıklarını ,ancak işe alınırken  bir kağıt imzalatıldığını,bunun tazminattan vazgeçmek gibi bir belge olabileceğini söylentiler arasında olduğunu belirtti.Ben onun bu dediklerini hayretle dinledim.

  O bir yandan bir şeyler anlatıyor,bir yandan da biraz daha sesini açtığı müziğe eşlik etmeye çalışıyordu.Tabi burada benim de katılmamı bekler bir hali de vardı. 

                         “Kalk gidelim evimize ,karlar yağacak

                           Bu günde böyle geçti ama yarın neler olacak”  

  Şarkıdan mı    ,havanın soğukluğundan mı ,içime bir ürperti  girdi.  Bu ürperti biraz sonra oluşturacağımız masanın heyecanıyla çok sürmedi.Ben bunları düşünürken, Nazif şarkıya eşlik etmeye devam ediyordu.   

   Aynı yaşta olmamıza rağmen ,benden daha yaşlı görünüyordu.Her zaman dağınık duran saçları,bu gün daha düzenli görünüyordu.Yüzünde de bir ferahlık vardı.Bunu bir an işten çıkarılmasına bağladım.En azından şimdilik yerin altına inmiyordu.Çok bildiğimden değil ama daha önceleri yüzünde güneş izi görmediğimi düşünür üzülürdüm.Dediğim gibi ilkokulu beraber okuduk.Hayat şartları onu madene soktu.(Tabi sadece onu değil, köyde bir çok kişi aynı yolu seçmek zorunda kaldı.)İki oğluna ve eşine bakmak için madene girmiş,ekmeğini oradan çıkarıyordu.Bu durumdan gocunduğunu hiç görmedim.Sık sık mütevazilik gösterip,benim tahsilli olduğumu  söyler,hayatla ilgili fikirler tanışırdı.Bu bahsettiği kağıdı imzalayıp ,imzalamamayı bana sordu.Bende oku öyle karar ver dedim.O ise o kadar kağıdı okumaya sabrı olmadığını söyledi.Zaten okusam da bir şey anlamam dedi.

   Bunları konuşurken şehre varmıştık.Yücel’in evinin yanından geçerken onu da arabaya alıp lokale doğru yollandık.Yücel bir iş arkadaşını da davet ettiğini söyledi.Bizde bu durumdan mutlu olduğumuzu ifade ettik.Yücel’de aynı madende güvenlik görevlisi olarak çalışıyordu.çağırdığı arkadaşı da  güvenlik görevlisiymiş.Nazif’in iş yeri olduğundan o da tanıyordu.  Yücel ve arkadaşı   yer üstünde çalıştıklarından Naziflerden daha şanslıydılar.

   Lokale girişimiz bir tören havasını andırdı.Lokali işleten emekli bir öğretmendi.Çok uzun zamandan beri gelip gittiğimizden ,hürmet ve itibar oldukça yüksekti.Ne istediğimizi bildiğinden masamız en kısa zamanda çabucak donatıldı.

   Biz tam başlamak üzeriyken Yücelin’ de arkadaşı geldi.Adı Semihti .O da biz yaşarlındaydı.Konuşmayı sevdiği ses tonundan ve yüzünün gülümsemesinden belliydi. Hemen masamızda her zaman olduğu gibi bir maden sohbeti başladı.Arada benim bu durumdan sıkıldığımı düşünüp ,kendilerince açıklamalar yapıp konuya beni de dahil ediyorlardı.Fakat ben tam  aksine onları dinlemeyi seviyordum.Onların sadeliği ve saflığı özenilecek bir şeydi.Küçük saf ve sevgili dünyaları benim gözümde bazen özenti haline geliyordu.Hatta çoğu zaman onların bu dünyalarına kendimce yorum getirmeye çalışır berbat ederdim.Onlarsa bu durumu anlarmış gibi yapıp benim” çok şey bildiğimi” bana hissettirip onurlandırırlardı.

Sohbet artık tavına gelmiş Nazif madenle ilgili bilgiler verip masadakilere işten çıkarmalarla ilgili cümleler kuruyordu.Ona göre bu işten çıkarmalar 301’den sonra olmuştu.Önce insanlara çift maaş vermişlerdi.Bu ona göre sus payıydı.Daha sonra güya iyileştirme anlamında 301’den sonra iki gün hafta tatili olacaktı.Ama n’oldu herkesi işten çıkardılar.O bunları bağırarak anlatıyordu.

   Semih bir ara Nazif’in sözünü kesip ;

“Ben” dedi”O senin dediğin 301. maddeyi falan bilmiyorum, ancak…”

Devam edecekti ki Nazif:”Diyeceğini sakın unutma sağdeş ,ben sanki kanun ya da madde biliyor muyum? “Beni göstererek “Hoccam bilir ben ilkokuldan dekmeyle mezun oldum.Benim demeye çalıştığım ölen arkadaşlar…”

 O birden öyle söyleyince masada her şey sustu.Sadece o zamana kadar çok kimsenin dinlemediği müzik daha iyi duyuluyor ve anlaşılıyordu.Tabi kimse birbirinin yüzüne bakmadan ,mimikleriyle eşlik ediyordu.

   “Yan yana geceler unutulup gider mi ?

     Acılar birden biter mi?     

                                                                                                                   Kemal   SAĞLAM

  • Mehmet Ener

    13 Şubat 2015#1

    Sevgili Kemal, öykün de gerçekler kadar iç burkuyor. Öykün için de kurduğun güzel dostluklar için de tebrik ederim. 301, 657, 6545 sayılar konuşunca halkımız susuyor. Sayılarla kafa bulandırıp gerçekleri görmezden gelenleri, yaşayan hatıraları, Soma’yı, köyü, köyün küçük Kemal’ini öykünde yaşatıyorsun okurlarına.. Eline sağlık. Not: Dedenden belliymiş ne olacağın hoccam:)

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here