Anasayfa Haber Ezgi Özcan yazdı ,Kayseri’den HDP izlenimleri

Ezgi Özcan yazdı ,Kayseri’den HDP izlenimleri

Paylaş
Kayseri’den HDP izlenimleri

Bilenler bilir… Sürekli sahada olan, hayatını örgütlenmeye ve sol mücadeye adamış ebeveynlere sahip olmak, çocuklar için hep zordur. (Buradan benimle aynı duyguları paylaşan “aktif solcu” çocuklarına selam ederim.) Yaşınız 27’ye geldiğinde kendinizi, küçükken köşe bucak kaçtığınız siyasal aktivitelerin tam ortasında bulabiliyorsunuz. Hadi diyelim üniversite dönemini de Road Runner gibi gençlik hızıyla geçirdiniz, mezun olduktan sonra kesin siyasete kenarından köşesinden bulaşıyorsunuz. Genlerden kurtuluş yok…

2015 seçimleri için annem HDP’den milletvekili adayı oldu: Kayseri’nin 1. sırasından Sultan Güneş Özcan.

Ben de kalktım Kadıköy’ümden annemin seçim çalışmalarını hem izlemek hem de yardımcı olmak için Kayseri’ye gittim.Kayseri annemin memleketi ama daha önce hiç ziyaret etmedim. Benim için bir ilk oldu. Tabii ki gitmeden önce herkes banaKayseri’nin ne kadar muhafazakar ve biz HDP’liler için potansiyel tehlike barındıran bir yerolduğundan bahsetti durdu. Hatta “Kayseri’de Alevi var mıymış yahu? Allah Allah! Nasıl barındırmışlar onları orada?” diyen bile oldu.

Hakkımızda hayırlısı diyerek yoluma çıktım. Vardım Kayseri’ye. Annem hayatının belki de en zor sınavlarından birinde kızı ona eşlik etmeye geldiği için çok mutlu oldu tabii. Kalacağımız yere giderken ben hemen kentli burnu büyüklüğüyle ve bana söylenenlerin etkisiyle etrafımı ellerimde ameliyat eldivenleriyle incelemeye başladım. “Hımm yapılaşma nispeten düzgün. Apartman sayısı da çok fazlaymış. Yollar geniş. Neyse sabah olsun da bir de gündüz gözüyle görelim.”

Gündüz gözü zamanı geldi. İl örgütüne gitmek için yola çıktık. Yolda yürürken kilise binasına benzer bir yapı gördüm. Yanımda bize eşlik eden arkadaşa “Aaa burası kilise mi?” dedim. “Eskiden kiliseymiş şimdi spor salonu” dedi. Homurdanarak yürümeye devam ettim.

O gün programda Alevi Kürtlerin ve anne tarafımdan akrabalarımın da yoğunluklu olarak yaşadığı Battal Gazi Mahallesi’nde kahvehane ziyaretleri yapılacaktı. Bir heyetle birlikte kalktık gittik. Yanımızda 2. sıra adayı Dağıstan Budak da vardı. Bir kadın milletvekili adayının kahvehane ziyareti nasıl geçecek çok merak ediyordum.

İlk kahvehaneden içeri girdik. Şakır şukur okey taşı sesleri… Herkes baya konsantre olmuş oyununa. Birden kapıdan biz girince hepsi kafayı kaldırıyor. Şaşkınca bakıyorlar. Bana sorarsanız şaşkınlığın en büyük nedeni heyetteki kadın sayısı ve annemin girişimci bir şekilde en baştaki masada başlayarak insanların elini sıkmaya başlaması. Kayseri için kültür şoku vakti…

Adaylar masa masa dolaşıp HDP’yi ve kendilerini tanıtırken ben de okey taşlarının şakırtısı yokluğunda seri fotoğraf çekmenin şukurtusuyla ortamı canlandırdım. Bu sırada masalardan birinden homurtu yükseldi. Baktım okey oynayan adamlardan biri adayların yüzüne bile bakmıyordu. “Biz babadan CHP’liyiz. Selam vermeye gerek yok. CHP’ye oyumuzu vereceğiz” dedi. Adaylar“Canım bir tanışalım sonra siz yine istediğinize oyunuzu verirsiniz” dediyse de ikna edilemedi kendisi. Sesi yükseldi. “Tamam artık yeter burada durduğunuz” dedi. Biz de elimizde olmadan güldük. “Abinin oyununu bozmayalım. Çok konsantre olmuş. Başarısının sırrı burada yatıyor galiba” dedik. Ve diğer kahvehaneye gitmek üzere çıktık.

Diğer kahvehanede ilgi ve merak daha yüksekti. Adaylar masaları tek tek dolaşıp sohbet ederken, Kayseri’de 1. sıra adayının bir kadın olması okey ve kağıtta destan yazan erkekleri şaşırtıyordu. Fısıltılara sebep oluyordu. Daha sonra kahvehanenin sahibinden “Buyrun bir masaya oturun. Çay ikram edelim. Hep birlikte sohbet edelim” teklifi geldi. Oturduk. Kocaman bir çember olundu. Kahveye HDP adaylarının geldiğini duyan çevre esnafı da hemen etrafı kalabalıklaştırdı. Seçmenlerin tek tek soruları alındı. Ben de bu arada fotoğraf çekmeye devam ettim tabii.

Adaylarla en çok sohbet etmek isteyen kişi bugüne kadar MHP’ye oy vermiş olan bir adamdı. Elinde Türk bayraklı bir yüzük vardı. Ama tavırları düşmanca değil daha çok meraklı ve ilgiliydi. HDP’nin demokratik özerklikle ne kast ettiğini, gerçekten Türkiye’yi bölmeyi düşünüp düşünmediğimizi sordu. Aldığı cevaplar karşılığında şunu söyledi: “Ben burada sizden öfkeli, ters cevaplar almayı bekliyordum. Beni dışlayacağınızı, tepki göstereceğinizi zannediyordum. Öyle birleştirici ve güzel şeyler söylüyorsunuz ki artık HDP benim gözümde eskisi gibi değil” dedi. Sonra kahvehanede bir alkış koptu. Adam utangaç utangaç gülümsedi.

Alevi Kürtleri’nin yoğunlukla yaşadığı bir mahallede olduğumuz için kahvedekilerin çoğu da Alevi’ydi. Onların soruları da kendi gündemleriyle ilgiliydi ister istemez: HDP’nin AKP’yle yakınlaşmasından korktuklarını söylediler. Aleviler olarak CHP’ye alışkanlıktan oy verdiklerini ama oranın da kendilerine artık yeterli gelmediği anlattılar. “Yıllardır meclise gönderiyoruz bizim için bir taş bile atmıyorlar. Bizi garanti olarak görüyorlar” dediler. HDP’nin Diyanet’le ilgili tavrından memnun olduklarını ancak yine de güven duymakta zorlandıklarını söylediler. Kılıçdaroğlu’nun Dersimli olması Aleviler’in tercihleri üzerinde çok etkili. Kendilerinden biri olarak gördüklerini anlattılar. Annem de “Sizden birini, sizin kızınızı 1.sıra adayı yaptı bu parti” diyerek konuşmaya başladı ve HDP’nin Türkiye genelindeki Alevi adaylarını saymaya başladı. Yüz ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla hiçbiri bu kadar çok Alevi aday olduğunu bilmiyordu. Yüzleri güldü. Hoşlarına gitti.“Madem öyleymiş bu sefer de HDP’yi deneyelim. Kızımıza bir şans verelim. Onun yolunu açalım” dediler.

Biz kahveden ayrılırken etraftan vekil adaylarının kahvede olduğunu duyan mahalleliler merakla gelmeye devam ediyordu. Adaylar çıkışta bir sürü insanla el sıkışıp ayak üstü sohbet etmeye devam ettiler.

Bu manzaraların da şakır şukur fotoğrafını çekmeye devam ederken sohbetlerin içinden annemin esprili sesini duydum:

“Cumhuriyet tarihinde Kayseri’den ilk defa 1. sıradan bir kadın aday gösteriliyor. Onu da HDP yapıyor. Eve gidince eşlerinize söyleyin. Onların oyu sizinkinden daha önemli.”

“BANA DAHA ÇAY VİRMEYİN HALKIMIZ!”

Bugüne kadar halkımızın çay sevdasına hep uzaktan, pembe gözlüklerle baktım. Nasıl olsa ben o kadar içmediğim sürece bir sorun yoktu. Çünkü çaysız da hayatım akabiliyordu. Kahvaltıda bana eşlik etmesi yeterliydi. Ha bir de öğlen yemeğinden sonra bir Türk kahvesi içersem benden iyisi yoktu. Ben su ve bitki çayı içen tayfadandım.

Ama her şey Kayseri’ye seçim çalışmaları için gelmemle değişti. Çay-kahve tehlikesinin bana adım adım yaklaştığını hissetmeme fırsat bile olamadı. Her şey çok hızlı gelişti.

Yazı dizisinin bu bölümünde daha önce Kayseri’nin bir köyü olan, ancak yapılan yerel yönetimler düzenlemesiyle büyükşehir belediyesine bağlanıp mahalle statüsü alan Buğdaylı’dan izlenimlerimi aktaracağım.

Annem, ikinci sıra adayımız Dağıstan Budak, Erciyes Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden iki kadın öğrenci arkadaşımız, bize eşlik eden partili arkadaşlar ve birinci derece akraba kadrosundan ben, arabalara doluşup Buğdaylı’ya doğru yola çıktık. Buğdaylı, şehir merkezine yaklaşık yarım saatlik uzaklıkta.

O gün ev ziyaretleri günüydü… Ağrılı, Şafi Kürt ailelerin hanelerine konuk olup sohbet edecektik. İlk önce bir nişan evine gittik. Eve varmadan yaklaşık 200 m. önce arabalardan indik. Nişan sahibi aile, bizi neredeyse yolun ortasında karşıladı. Aile dediysem ailenin erkek kısmının bir bölümü… Kadınlar ortalıkta gözükmüyordu. Eve giden sokakta kaç kişiyle el sıkıştım hatırlamıyorum. Evin avlusuna vardık.

Çok kalabalıktı. Nişan töreni için adayları beklemişler. Erkekler dışarda avluda bekliyordu, kadınlar evin içinde. Bu sırada evin içinden elinde kocaman bir tepsi dolusu çayla, genç erkeklerden biri çıktı. Çayları herkese ikram ederken hadi dedim günde iki bardak çaydan ne olacak alayım bir tane… Aldım. İçtim. Sonra baktım adaylar içeri geçti. Ben de arkalarından seyirttim.

Bir baktım içeride adım atacak yer yok. Her taraf çocuk ve kadın… Dışarda hiç kadın görmeyip birden içerde hepsini toplu halde görünce bir an afalladım. İki cinsin birbirinden duvarlarla bu kadar yalıtılmış olmasına gözlerim alışkın değil neticede. Manzarayı vermek açısından dipnotu da hemen düşeyim: Kadınların neredeyse hepsi kapalıydı.

Annem elinde yüzükler, çiftin nişanını takıyor. Dağıstan Budak da kurdelayı kesiyor. Hemen fotoğraf çekimine geçtim tabii. Alkışlar, zılgıtlar derken mevzu tamamına erdi. İçerideki başka bir odada, sülalenin yaşlı kadınları yerlere minderleri ve battaniyeleri atmış, oturuyorlar. Nişan töreninden sonra annem onların yanına geçti. Yanlarına dizini kırıp oturdu. Hepsiyle Kürtçe sohbet etti.

Nişan mahallinden heyet halinde ayrılırken yüzlerini yarıya kadar tülbentleriyle kapatmış bir sürü kadın, kucaklarında ve eteklerinde çocuklarla annemi bekliyorlardı. Nişan evinin komşularıymış. “HDP’nin vekil adayı gelmiş neden haber vermiyorsunuz? Hem de kadınmış” diye sitem etmişler.

Benim ve galiba annemin de o an gitmek zorunda olduğumuz için içimiz buruldu. Çünkü sadece meraklı gözlerini görebildiğimiz kadınlar, bir adayın kadın olmasını önemseyip kapılara dökülmüşler. Annem hemen yanlarına gitti. Hepsini teker teker öptü. Ellerini tuttu. Kürtçe bir şeyler söyledi. Yanımıza döndü. Ne dedin diye sordum. “Sonra tekrar geleceğimize söz verdim. Sadece kadınlarla bir ev toplantısı yapacağız” dedi. Araçlara yönelirken gözüm arkada kaldı. Dönüp birkaç defa daha bizi gidene kadar izleyen kadınlara baktım.

Sonra çay içme rallisine başladığımız 5 evi arka arkaya ziyaret ettik. Döngümüzün matematiği hemen oturdu. Hiç zorlanmadık açıkçası: “-Çay iç kızım? –Yok ben almiyim. Bünyem alışık değil. –Sebep? Çayın nesi varmış ki alışık değil?” Bu rutin her seferinde “Anlaşılan muhabbet uzayacak. Ben çayımı içeyim de insanlar elinde tepsi telef olmasın” dememle son buldu. Bu meseleyi “Kendi çay çıtamı nereye kadar yükseltebilirim acaba?” konulu bir oyuna çevirerek nefsimi eğlendirmeye karar verdim. Bu oyunu da bir twitle şenlendirdim: “Bana daha çay virmeyin halkımız.”

Gittiğimiz evlerde karşılaştığım manzaraların da bir matematiği vardı doğrusu. Salonlarda hepailenin erkekleri bizimle oturuyordu. Ortamda asla kadın göremiyorduk. Ortama gelen çayı, meyveyi evin genç erkekleri servis ediyordu. Ama herhalde bunları biri ya da birileri hazırlıyordu. Ve bu kişiler de çok büyük ihtimal kadındı.

Hangi evde olursa olsun, yerimden ne zaman kalkıp mutfağa doğru uzansam evin annesini mutfakta bulaşık yıkarken ya da yiyecek bir şeyler hazırlarken buluyordum. Salonda yabancı erkekler olduğu için gelmiyorlardı. Yabancı erkekler olmasa bile, hizmet etmekle uğraştıkları için adaylarla sohbet etmeye fırsatları olamazdı.

İşin ilginç tarafı, belki de ilginç değil bilemiyorum, bizimle birlikte gelen heyetten bazı erkek arkadaşların, daha evlerden içeri girer girmez anneme “E hadi sen içeri geç kadınlarla konuş, biz burada erkeklerle konuşuruz” demeleriydi. Annem de her seferine içimde “Yürü bea!” hissiyatı doğuran cevabı veriyordu: “Hayır efendim, erkeklerin de karşısına geçip partiyi ben anlatacağım kadınların da… Herkes kadınlara alışacak!”

Ziyaret ettiğimiz son ev, Hacca gidip hacı olmuş bir amcanın eviydi. Gelinleri, oğulları ve torunlarıyla hep birlikte yaşıyordu. Oturup HDP’yle ilgili konuşmaya başladığımızda önüme gelen çayla birlikte 15. bardak çayımı içmiş olacaktım. Evet, üşenmemiş saymıştım… Kendimi sarhoş gibi hissediyordum. Çay kafası yaşıyordum.

Kafam çaydan güzelken aradan hacı amcanın şu cümlelerini çekip çıkardım: “AKP’den önce Refah’a oy verirdik. Sonra AKP’yi gördük ona oy verdik. Müslümandır dedik. Bizdendir dedik. Ama onlar Kobane’de şeytanla işbirliği yaptılar. Bizi inkar ettiler. Hicap duyuyoruz. Biliyorum ki onların karşısında bir tek HDP dimdik durabilir. Bütün ailemizin oyu HDP’nindir.”

 Jiyan.org

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here