Anasayfa Haber Fatih Kıyak : Paris Saldırısının düşündürdükleri

Fatih Kıyak : Paris Saldırısının düşündürdükleri

Paylaş

IŞİD terörü, katliamlara devam ediyor. Bu haftanın bilançosu, Beyrut’ta 2 canlı bombanın eylemi sonrası 40’ın üstünde ölü , Bağdat’ta pazar yerinin bombalanması sonucu 62 ölü ve dün Paris’teki organize saldırılar sonrası şimdilik 128 ölü; Beyrut ve Bağdat eylemleri bir haber olarak bültenlerde ve gazetelerde yer aldıktan  birkaç gün sonra unutulacakken; Paris saldırılarını muhtemelen uzun süre konuşacağız. Olayda daha ortaya çıkmamış pek çok nokta olsa da ilk değerlendirmeleri şu şekilde yapabililiriz:

1-IŞİD’in bu hafta, terör eylemlerinde vites yükseltmesini, Irak ve Suriye’de bu hafta aldığı yenilgilerle birlikte değerlendirmek gerekir. Irak’ta, Şengal’in ABD-Peşmerge ve HPG’nin ortak operasyonu sonucu geri alınması, Suriye’de de El Hul’un, YPG’nin de içerisinde bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri tarafından özgürleştirilerek, Musul-Rakka hattında çok kritik bir nokta olan Şeddadi’ye doğru ilerlemesi, IŞİD’in her iki ülkedeki varlığına ve geleceğine karşı etkili bir darbe oldu. Bu nedenle IŞİD’in, bölgede kendisine yönelik operasyonlarda yer alan devletlere, bizzat ülkelerindeki terör saldırılarıyla karşılık vererek, bu devletleri Ortadoğu’da pasif bir role çekilmeye zorlaması sürpriz değil. Nitekim kısa bir süre önce Fransa,İngiltere,Rusya ve ABD, terör saldırılarının hedefleri oldukları hususunda IŞİD tarafından tehdit edilmişti.

2- Eylem için Fransa’nın seçilmiş olması da sürpriz olmasa gerek. Fransa geçtiğimiz aylarda, Suriye’de Fransız vatandaşı olan IŞİD’çilerin yoğun olarak kaldığı bazı IŞİD kamplarını vurmuştu. Yine Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, IŞİD ve El-Kaide bağlantılı gruplara karşı Fransız askeri birliklerinin savaşı birkaç yıldır sürüyor. Avrupa’da Almanya ile birlikte en kalabalık Müslüman nüfusa sahip ülkesi olan Fransa’da, IŞİD’in eylem kapasitesinin yüksek olduğu da biliniyor. Bu yıl içerisinde Charlie Hebdo saldırısı ve Yahudilere ait bir süpermarketin basılması gibi eylemler bu ülkede gerçekleştirildi. Charlie Hebdo sonrası ülke genelinde yapılan saygı duruşları, okullardan cezaevlerine kadar ıslık ve tekbir sesleri ile protesto edildi.  Fransa gettolarındaki Müslüman gençler, 2005 isyanında Paris’i yakarken, İslam, söz konusu isyanın karakterini yansıtmıyordu. 10 yıl içerisinde, bu gettoların, Selefiliğin kalesine dönüşmesi, ciddi bir analiz konusu olmayı hak ediyor.

3-IŞİD’in, El-Kaide’den ayrıldığı, 2013’ten bugüne kadar bu kadar geniş bir coğrafyada, etkili bir şekilde var olması sıfırdan inşa ile açıklanamaz. Bazı örneklerden de bildiğimiz üzere,  El-Kaide’nin pek çok ülkedeki ağının,hücrelerinin IŞİD’e geçtiği anlaşılıyor.

4-Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın ilk açıklamalarından da anlaşılacağı üzere 11 Eylül sonrası ABD’de uygulanmaya başlanan güvenlikçi politikaların kıta Avrupası’nda da uygulamaya geçeceğini görüyoruz. İlk iş olarak ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildi ve bu karara ilk destek de Sarkozy’den geldi. Mevcut göçmen krizini de yönetebilmenin aracı olarak kullanılacak, demokratik hakları ve temel özgürlükleri kısıtlayacak bu politikaların Avrupa’da ırkçılığı,yabancı düşmanlığını ve faşist hareketler yükselteceği ve bunların da karşı-tepki olarak Selefi hareketlere yarayacağı ortadadır. 2008 iktisadi krizin de aşılamadığı, mali sermaye birikim rejimindeki restorasyonların işe yaramadığı bu konjönktürde, faşizm yakın bir tehdit konumuna gelebilir.

5- Saldrıya yönelik Türkiye’deki tepkilere bakınca, insan yaşadığı cehennemi bir kez daha hatırlıyor. İslamcı kanat, her olayda olduğu gibi pespayeliğini bu olayda da gösterdi. Sosyal medyada Paris saldırılarını, Ankara ve Suruç katliamlarını normalleştirmek için kullanmaya çalıştıkları görülüyor. Halbuki dünya medyasında  ilk konuşulanlar, IŞİD’in bu kadar güç kazanmasında Türkiye’nin rolünün büyüklüğü üzerine; tabii dünya medyasındaki bu tartışmalar, ancak İslamcıların komplocu zihinlerinde yeni fanteziler üretmeye yarayacaktır.

6- İslamiyet’in kuruluşundan beri İslam’ın içerisinde var olan cihat/şiddet damarından, mevcut fıkıh kitaplarına, modern dönemdeki Vahhabilik inancından, Cüheyman isyanına kadar son derece köklü ideolojik kaynaklara sahip bu hareketlerin büyümesinde emperyalizmin rolü yadsınamaz. Afgan mücahitlerin, Sovyetler Birliği’ne karşı örgütlendirilmesinden, yeşil kuşak projesine, Irak’ın işgalinden, Suriye’deki selefi gruplara yapılan yardımlara kadar emperyalizmin büyüttüğü bir canavarla karşı karşıyayız. Bu barbarlığa karşı mücadele ederken,dikkat edilmesi gereken en kritik nokta ise İslamofobiye düşmemek olmamalıdır. Selefi hareketlerin, insan kaynağını kurutmanın yegane yolu ise özgürlükçü,eşitlikçi bir bakış açısıyla bir arada yaşamı savunmaktır.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here