Anasayfa Köşe Yazıları Fatma Çetintaş yazdı:Emekçilerin Geleceği ”Haziran ” da

Fatma Çetintaş yazdı:Emekçilerin Geleceği ”Haziran ” da

Paylaş

 

Türkiye,  çözülmeyi bekleyen temel sorunlarıyla 7 Haziran genel seçimlerine gidiyor. Bu genel seçimi çok önemli hale getiren de üreteceği sonuçların, bütün bu sorunların çözüm sürecini çok yakından etkileyecek olması. Seçim sonucunda oluşacak dengeler emekçilerin, demokrasi ve barış güçlerinin, kadınların, doğa hakkı savunucularının, bir bütün olarak eşitlik ve özgürlük isteyen geniş kitlelerin taleplerinin, “yeni Türkiye’de” ne kadar karşılık bulacağını yakından etkileyecek sonuçlar üretecek. Çünkü tüm bu mücadele alanlarının güçlenebilmesi açısından Türkiye demokrasisinin geleceği, Türkiye demokrasisinin geleceği için ise seçiminin üreteceği matematiksel ve politik sonuçlar büyük önem taşıyor.

Türkiye siyasetinde önemli bir kırılmaya neden olacağı ve tarihselliği konusunda herkesin hemfikir olduğu bu seçimlerde, emek cephesinden güçlü bir ses vermek oldukça önemli. 12 yıllık iktidarı boyunca emekçilerin taleplerine kulaklarını tıkayan, “ayaklar baş mı olacak ” diye aşağılayan, işçi cinayetlerini fıtratla açıklayan, örgütlenmenin önünü her türlü baskı ve tehditle tıkayan, işçi sınıfının tarihsel kazanımı olan grev hakkını dahil, fiilen ortadan kaldıran siyasi iktidara karşı, genel seçimde emekçilerin itirazını örgütlemek öncelikli sorumluluğumuzdur.

AKP’nin seçimlerden hegemonyasını büyüterek çıkması durumunda, otoriter ve muhafazakâr yönelimlerini artıracağı ve emekçilerin kısmi kazanımlarını bile ellerinden almaya yöneleceği ortada. AKP iktidarının neoliberal politikalara bağlılığı konusundaki kararlılığına dair fazla söze gerek yok elbet. Seçim sonrasında istediği gücü toparlayabilirse büyük ölçüde gerçekleştirdiği esnek ve güvencesiz çalışmayı, çalışma rejiminin mütemmim cüzü haline getireceği aşikâr. Yapacağı yeni anayasayla 12 Eylül darbecilerine rahmet okutacak düzenlemelerle, sermayeye tümden gülistan olacak memlekette, emekçilerin payına daha çok sömürü, adaletsizlik ve ölüm düşeceğini görmek için alim olmaya gerek yok.

Kör topal işleyen, Türkiye demokrasisinin tümden rafa kalktığı, Kürt sorununun demokratik çözümü sürecinde çatışmasızlığın sona erdiği bir ortamda emek mücadelesinin ve emek örgütlerinin işinin hayli zorlaşacağı ortada. Böylesi bir tablonun ortaya çıkması durumunda, etkisi zaten hayli cılız olan emek örgütlerinin, çaba sarf etse de ciddi bir direnç açığa çıkaramayacağı malum.

Öyleyse emeğin hak ve özgürlüklerinin önündeki engellerin aşılması için, AKP hegemonyasının geriletilmesi önemlidir elbette ancak sistem içinden söz kurup politika yapan siyasetlerle de emekçilerin sorunlarına çözüm üretmek mümkün değildir. Yanı sıra emeğin hakları ile demokrasi ve barışın arasındaki doğru orantıyı görmeyen, buna dair  aktif politik tutum almayan hiçbir siyasal anlayış emekçilerin sorunlarına gerçekçi çözümler üretemez. Bu noktada düzen siyasetine karşı güçlü bir alternatif olarak kendisini geliştiren HDP burjuva siyasetini zorlarken, emekçiler ve emek örgütleri parti ile değil ama, HDP’nin ortaya koyduğu siyasetle özdeşleşmekten çekinmemelidir. Bu kritik eşikte açık tutum almayan, itirazını örgütlemek için aktif çaba göstermeyen hiçbir emek örgütünün, kendi mücadele alanını büyütüp güçlendirmesi mümkün değildir.

“Yeni Yaşam” önerisinin altı emek mücadelesinin gündemleri ile doldurularak güçlendirilmeli ve bu iddianın tüm emek örgütlerindeki sahipleri bu tarihsel süreçte üzerine düşen sorumluluğu gerektiği gibi yerine getirmelidir. Çükü bu durum emek mücadelesinin gelişimi açısından ertelenemez bir önem taşımaktadır. Bu aynı zamanda Soma duruşmasında arsızca “asıl mağdur biz olduk” diyebilen ve onların böyle konuşmasını sağlayanlara karşı, genç ve yoksul bedenleri kömürün karasına karışanlara, Ermenek’te “oğlum yüzme bilmez ki” diye ağlayan anaya, yaşamak için insanlık dışı çalışma koşullarına evet demek zorunda kalan kadın, erkek milyonlara borcumuzdur. Sözün özü doğayı gözeterek üretenlerin yöneteceği bir ülke için, yeni yaşamın harcı, emekçilerin alın teriyle karılmayı beklemektedir.

*KESK myk üyesi

 

 

 

 

Paylaş

5 Yorumlar

  1. Ne o HDP listelerinde dolgu malzemesi olmanın ötesine geçemeyince Özgürlükçü Solcular şimdi de Haziran’a mı yanaşmaya çalışıyorlar?

    • ‘Haziran’ sokağı tarif eder ,eylemin simgesidir BHH başka bir adrestir,yazının içeriği de bunu ifade ediyor.Ortalama zekası olan herkes bunu anlar?”Haizran” eylemleri kimsenin tekelinde değildir,toplumsal bir isyandır.Sahibide hiçbir oluşum,fraksiyon olamaz.Çamur atmaya hakeret etmeye gerek yoktur herkes kendi yoluna ,varsa politik eleştiriye kapımız açıktır çocukça duygusallığa kapalıyız.

  2. Yazının başlığı haziran olunca BHH ya gönderme yapılmış gibi atlamış arkadaş. Haziran kimsenin tekelinde değil. Ha bu arada yanaşma deyince kimin kime yanaştığı daha çok tartışma götürür. Türkiye’de her renkten ulusalcı sol kanat bir birbirine yanaşırken.

  3. Devletin asli kurucu unsurları biziz diyen ulusalcılar ne kadar zavallıysa, gezi hareketi ve haziran direnişi asıl bizimdir deyip orada olanları küçümser bit tavır sergileyerek orada olan herkesin paydası olduğu bir ortak direnme,isyan ruhu yerine sadece kendini gören anlayışta o kadar zavallıdır.Sırf içinde haziran geçiyor diye okumadan aşırı bir ön yargıyla çamur atmaya kalkan zatın haziran ruhundan hiçbir şey anlamadığı gibi ne bu harekete ne de bu zalim lktidarı geriletecek bir yapıya gram faydası olmayacaktır.O zaman biz de bu zat ve bu zatın temsil ettiği siyasete gölge etmeyin başka ihsan istemez demek durumunda kalacağız.

  4. Hem faşizm diyon hem seçim diyon. İktidarı alamayacağına göre Hdp başkanlığın stepnesi mi olacak barajı gecebilirse? Bu ne aymazlık? Tarih sizi affetmeyecek…

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here