Anasayfa Haftanın Yazısı Gazeteci yazar Amberin Zaman: ” HDP’yi Meclis’e taşımak herkes için yurttaşlık görevi”

Gazeteci yazar Amberin Zaman: ” HDP’yi Meclis’e taşımak herkes için yurttaşlık görevi”

Paylaş

Gazeteci yazar Amberin Zaman, Kürt tarafının sabırla sonuna kadar sahiplenmesine rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetin çözüm sürecini araçsallaştırmakla eleştirdi. Palyatif adımlar dışında meselenin özüne dokunan bir adım ile henüz karşılaşmadıklarını vurgulayan Zaman, “Kürtleri, HDP ile Meclis’e taşımanın herkes için yurttaşlık görevi olduğunu” ifade etti.

İçerisine girilen seçim süreci ile birlikte sandık başına gidilecek 7 Haziran’a doğru zaman daraldıkça, siyasiler arasındaki rekabette giderek keskinleşmeye başladı. Oy beklentisi ile sarılınan milliyetçilik söyleminin yol açtığı bu keskinliği kaldırmayan en önemli başlık ise hiç kuşkusuz Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt meselesi. 3 yıl önce başlatılan çözüm süreci, konusunda taraflarca açıklanan Dolmabahçe mutabakatı sonrası İzleme Kurulu’nun oluşturulması beklenirken, şaşırtıcı bir biçimde yeniden başa dönülerek bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dillendirilen “Kürt sorunu yoktur” ifadesi ile karşılaşıldı. Sonrasında ise AKP’nin açıklanan seçim beyannamesinde çözüm sürecine dair ayrı bir bölüm yer almaması ve sonrasında bu durumun Ahmet Davutoğlu tarafından “baskıya giderken bir şekilde düştüğünü” şeklinde açıklanması, hükümetin sürece yaklaşım ciddiyetini ve niyetini de sorgulatır bir noktaya taşıdı.

Yine seçimlerle bağlantılı üretilen kimi söylemlerin dışında hali hazırda ağır aksak yürütülmekte olan süreci ve bu sürecin yürütülmesi ya da sonlandırmasına yol açabilecek seçim sonuçlarını Gazeteci-yazar Amberin Zaman değerlendirdi.

Hükümet kanadı ve Cumhurbaşkanının ürettiği söylemi konjonktüre bağlı olarak değerlendirmek gerektiğini ve her seçim öncesi Erdoğan’ın buna benzer cümleler kurabildiğini belirten Zaman, Erdoğan’ın 2011 seçimlerinde “Eğer biz iktidarda olsaydık idam cezasını kaldırmazdık” şeklindeki beyanatını örnek gösterdi. Erdoğan’ın her seçim öncesi milliyetçi oyları çekmek adına daha bir şahinleştiğini, ama iş seçimi atlamaya geldiğinde yeniden süreci sahiplenen bir tutum benimseyebildiğini dile getiren Zaman, ifade edilen süreçten ne kast edildiğini hala hiç kimsenin bilmediğini, tek bildikleri şeyin karşılıklı bir ateşkesin sürdüğü ve bir takım müzakerelerin yürütüldüğü olduğunu da vurguladı.

‘Kürt sorununun henüz özüne dokunulmuş değil’

Dolmabahçe’de açıklanan mutabakat metnini de hatırlatan ve metinde “Kürt” sözcüğünün bile geçmediğinin altını çizen Zaman, “Hükümet, Kürt sorununu bir araç olarak mı görüyor, kendi siyasi hayallerini gerçekleştirmek için mi yoksa samimi olarak gerçekten Kürt sorununu çözmek mi istiyor? Çözümden ne anlıyor? Yani bunu hiçbir zaman net bir biçimde ifade etmedi. Kürt sorununun çözümüne ilişkin Kürtlerin en azından taleplerini biliyoruz. Bu taleplerin hangileri şu ana kadar karşılandı? Öyle ufak tefek bir takım şeyler yapıldı. İşte KCK davasından yargılananlar serbest bırakıldı. Kürtçe konusunda bazı esnemelere tanık oldu. TRT 6, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde Kürtçe bölüm açılması vs. gibi bir takım palyatif olarak nitelendirebileceğimiz adımlar. Ama işin özüne, yani idari özerklik yönüne, anayasal hakların tanınması yönleri hala masada ama adım atılmış değil” dedi.

Zaman, bu duruma rağmen Kürtlerin ise hala barış sürecini sonuna kadar inat ve sabırla sahiplendiğini söyledi.

İçerisine girilen seçim sürecinde özellikle PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ve Kürt hareketinden daha önce yapılan provokasyon uyarılarının geçtiğimiz hafta Ağrı’da kendisini göstermesi, sonrasında konuya gösterilen yaklaşım açısından Hükümetin sarıldığı milliyetçilik söylemi ile birlikte çözüm sürecini bitirmeye dönük bir gerekçe üretme çabası içerisine girmesi olarak yorumlandı.

‘Ağrı, halkın artık her şeyin üstüne balıklama atlamadığını gösterdi’

Kimler tarafından yapıldığını şuan için bilmemekle birlikte bu tür provokasyonların geçmişte de yaşandığını belirten Zaman, Ağrı olayında Kürt tarafının çok olgun bir tepki ve sınav verdiğini kaydetti. “Kürtler tabiri caizse ‘oyuna’ gelmeyip, olayın daha da alevlenmesini engellediler” diyen Zaman, Ağrı olayının ortaya koyduğu bir diğer olumlu tablo olarak halkın artık bir takım şeyleri görebilmesi ve her şeyin üstüne balıklama atlamaması, sorgulayabilmesini gösterdi.

Dillendirilen suçlayıcı söylemler ve yapılan provokasyonlarla sıkıştırılmaya çalışılmasına rağmen, HDP’ye medyaya da yansıdığı gibi yoğun bir ilgi sözkonusu. Bu ilginin diğer siyasi rakiplerine nazaran ortaya koyduğu seçim beyannamesi, aday listesi ile tüm Türkiye halklarına bulunduğu “Yeni Yaşam” çağrısının payı olduğu görülüyor.

‘HDP’ye dönük ilgide Türkiyelileşme söyleminin mutlak payı var’

Bu ilginin Türkiye’nin giderek normalleşmesinden kaynaklandığını belirten Zaman, devamında ise şu yorumlarda bulundu: “Aslında bunun zemini yıllardır hazırlanıyor. Şunu da kabul etmek gerekir ki Türkiye normalleşiyor ve bu normalleşme çerçevesinde Öcalan ile devlet görüşüyor. Ve millet sokağa çıkıp, işte ortalığı ayağa kaldırmadı. Bu kabullenildi halk tarafından. Çatışmasızlığın getirdiği bir rahatlama var. Bütün bunları aynı çerçevede değerlendirmek lazım. İnsanlar daha hazır artık Kürtlerin siyaset içerisinde yer almasında. Tabi bunda Türkiyelileşme söyleminin de mutlak payı var. HDP’yi bütün bu çerçeve içerisinde anlamaya çalışmak gerekiyor. Tabi Selahattin Demirtaş’ın da katkısı var. Çünkü genç, mizah duygusu gelişmiş, zeki ve böyle bir figüre duyulan bir özlem var Türkiye’de. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın karşısında onun kadar karizmatik, zekası kıvrak olan, ağzı iyi laf yapabilen bir siyasi figür yoktu. Belli bir boşluğu doldurdu. Bunu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gördük.”

Zaman, bu ilgiye rağmen, açıklanan aday listesinde ortalama şehirli beyaz bir Türkün kendisini bulabileceği adaylar konusunda bir eksiklik gördüğü eleştirisinde de bulundu.

‘Bu baraj, tam da Kürtler Meclis’e girmesin diye oluşturulmuş bir baraj’

Seçim sürecinde HDP’ye yönelik artan ilgi ile birlikte karşılaşılan bir diğer durum ise, özellikle hükümet üyeleri ile hükümet güdümündeki medyanın ve buralarda yazan kalemlerin bu yönlü duyulan korku nedeniyle günden güne HDP’nin baraj altında kalacağına dair kopardığı yaygara. Seçmenlerin bu yönlü tercihlerinin, sandık oyunları ile boşa çıkarılmasına dair bir durumun yaşanması, Zaman’a göre; “Türkiye demokrasisi açısından büyük bir darbe doğurur.”

Böylesi bir durumda Kürtlerin psikolojini düşünmek gerektiğini dile getiren Zaman, buna dair “Var olan bu baraj, tam da Kürtler Meclis’e girmesin diye oluşturulmuş bir baraj. Bir toplumsal refleks bekliyor Kürtler. Madem birlik, beraberlikten söz ediliyor. Madem ki yıllarca ‘silahı bırakın düz ovada siyaset yapın’ denildi ki onu yapıyor şuan Kürtler. Ve bütün engellere rağmen yapıyor bunu da. Öyle bunu bir görev olarak bilmek gerekiyor. Kürtleri Meclis’e taşımak, yurttaşlık görevi. Bu olmazsa karşı taraftaki kırılmayı ben hayal bile etmek istemiyorum” ifadelerini kullandı.

Yıllardır devam eden savaşın ardından çözüm süreci ile temel yurttaşlık haklarına kavuşmaya çalışan Kürtler ile Türkiye’den beklentileri olan bir diğer halk da Ermeniler. Soykırımın 100’ncü yılında, özellikle Türkiyeli Ermenilerin yaşanan acıların dinmesi için beklediği şey sadece bir özür.

‘Bugün Roboskililerden özür dilenmeden yüzyıl önce yapılan için özür dilenir mi bilmiyorum’

Uluslararası alanda soykırımı tanıyan Avrupa Parlamentosu kararı ile birlikte bu beklentiye rağmen, Türkiye’deki devlet refleksinin hala 100 yıl önce yapılanların üzerini örtmeye çalışmasını değerlendiren Zaman, bu konuda ise şunları söyledi: “En önemli şey insanların ne olup bittiğine vakıf olması. Bunun adının nasıl konduğundan ziyade ilk etapta neler yaşandığının bilinmesi lazım. Çünkü yıllarca bir resmi tarih okutuldu insanlara ve hepimize yalan söylendi. İnsanlar olup biteni bilmiyor. Belki dedelerinden ninelerinden bölük pörçük dinlediler ama bir kere ilk önce bunun doğru anlatılması gerekiyor. O acıyı tarif etmek, yaşananların anılarını okumak, bilmek önemli. Burada hükümete, sivil topluma, aydınlara vs. görev düşüyor. Ve Ermenilerden özür dilenmesi gerekiyor. O zaman hepimiz hafifleyeceğiz, çünkü bu bir kambur. Eleştiriye ve özeleştiriye çok kapalı bir toplumuz. Çok dikenliyiz. İnsan kendine güvendiği nispette, kendini de eleştirebilir. Demek ki bir özgüven problemi var bu coğrafyada ve bu aşılmalı. Ama yine bugün Roboskililerden özür dilenmemişse, yüzyıl önce yapılan için özür dilenir mi bilmiyorum.”

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here