Anasayfa Köşe Yazıları Güven Atabay yazdı:Bergama’nın Rövanşı Fatsa

Güven Atabay yazdı:Bergama’nın Rövanşı Fatsa

Paylaş
Fatsa köylüleri, ‘’siyanürü’’ topraklarında istemediklerini ifade ederken, onlara dava açma ve el broşürü basma paralarını nerden nasıl temin ettikleri soruluyor ve ALMAN VAKIFLARI’ nın onları finanse ettiği iddaaları kendilerine isnat ediliyordu.Neydi bu ‘’ALMAN VAKIFLARI İDDAALARI?’’
Fatsalı köylülerin ilk defa duyduğu, ama bu iddaaları yayanların, uzunca bir süredir dillerinden düşürmediği artık biliniyor.
ALMAN VAKIFLARI İDDAALARI
Bu iddaalar, Dr. Hablemetoğlu tarafından, 2001 yılının Ağustos ayında ilk baskısı çıkan, ‘’Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası’’ adlı kitapla gündeme geldi. Kısaca iddaalar şöyle idi:

‘’Bergama’ da siyanür yöntemi kullanılarak altın çıkarılmasını istemeyen köylülerin, aslında bir Alman komplosunun bir parçası oldukları, Almanya’ nın bu köylüleri kendi ekonomik çıkarları( Her yıl Türkiye’ ye 3 milyar dolarlık altın satışından) için ‘’çevre koruması’’ kisvesi altında, kullanarak hain emellerine alet ettiğidir.’’
Sonradan da anlaşılacağı üzere, bu iddaaların asılsız olduğu, bahsi geçen kitabın mahkeme kararı ile cezalandırılması sonucu açıklığa kavuşmuştur.
Bergama’ da, siyanürle altın işletmeciğinine karşı mücadelesiyle tanınan Birsel Lemke’ nin davacısı olduğu davanın karar metninde aynen şu ifadeler yer aldı:

‘’…Yayın yoluyla süren saldırının önlenmesine, kişilik haklarına saldırı olan bölümlerin kitaptan çıkarılmasına ve mahkeme kararının yüksek tirajlı 3 gazetede yayımlanmasına karar verilmiştir.’’
DR. HABLEMİTOĞLU KİMDİR?
Tüm hayatını bir etnik aidiyetin yüceltilmesine vakfetmiş, hatta çocuğunun adını ‘’UYVAR’’ verecek kadar tutkulu ve memleket aşığı biri(!)
Köstebek adlı kirabının kapağına, ‘’Mahmut Esat Bozkurt’’ un veciz sözünü koyacak kadar vatanperver biri(!)
Kitaplarını, Orgenerallere, korgenerallere atfedecek kadar da ‘’doğuştan asker’’ biri.
Özellikle vatanına milletine aşık kişilerin, uluslararası ve onun ulusal ortağı sermaye ile dirsek teması gözlerden kaçmıyor.
SERMAYE VE HÜKÜMETİN MEDYASI
Gelelim bu psikolojik harbin medya ayağına.

Bu iddaaların, Türkiye’ nin, AB’ ye üyeliği yolunda önemli bir adım atılacağı toplantı öncesine denk gelmesi de ayrı üzerinde durulması gereken bir durum. Zira, Alman Vakıfları’ na ‘’casusluk suçlaması’’ ile açılan bu dava, iki ülke hükümetleri arasında derin bunakım yaratmış, AB’ nin lider ülkesi Almanya’ da, Türkiye aleyhine bir kamuoyunun doğmasına yol açmıştı.
Milliyet’ in 30 Haziran 2001’ de attığı başlık ise şöyleydi:

‘’Altın Müjdesi’’.

Haber iki DSP Milletvekilinin(EROL AL VE HASAN ÖZGÖBEK) çalışmalarına dayandırılıyordu. Milletvekillerine göre, Türkiye, Almanya’ dan yılda 800 milyon dolarlık altın alıyordu ve Almanlar bu yüzden Bergama’ da altın çıkarılmasına karşıydı. Al ve Özgöbeke göre Bergamalıları, Alman Fiyan Vakfı örgütlüyordu. İki Milletvekilinin çalışmalarını neye dayandırırarak yapmışlardı, iddaalarını kanıtlamak için hangi argümanları öne sürüyorlardı bunlar haber metninde yoktu. İkinci haber ise bundan iki gün sonra geldi:

HOPDEDİKS’ İ KİM KANDIRDI?
‘’Bergama’ daki altın madenine direnişin, Almanlar tarafından finanse edildiği iddaaları büyüyor…’’
Fakat bu haberde, daha ‘’çok çıkaralım mı çıkarmayalım mı?’’ tartışması öne sürülüyor ve çıkarılması gerektiği savı galip geliyordu. Ekolojik denge ve bilimsel araştırmalarla ilgili hiç bir tartışma haber detayında yer almıyordu. Gazate, kendilerine faks yağdıran bir gurup okuyurun,
‘’siyanürle altın ayrıştırılmasının hiç bir zararı olmadığını, çıkarılması gerektiğini…’’ düşündüklerinin altını çiziyordu.
Ama bu faks gönderenlerin maden ve çevre hususunda özel tahsil yapıp yapmadıklarına, isimlerine ve sayılarına yer verilmiyordu.
Sanki bu iş bakkaldan
‘’3 ekmek mi alalım, 5 ekmek mi alalım?’’
tartışması gibi ele alınıyordu.
Oysa siyanürle altın ayrıştırmacılığın çevreye ve canlı yaşamına olan zararları, bir çok akademik araştırmaya konu olmuştu. Süreli yayım yapan bir ulusal basın ağının, bundan haberinin olmaması pek düşünülemezdi. Bu tarz haberleri ardı arkası gelmiyordu:

‘’Altını gören Bergamalılar fikirlerini değiştiriyor’’(Sanki çıkarılan altın Bergama köylülerinin cebine giriyormuş algısı yaratılmak istenildiği açık)

Bir de Hürriyet gazetesini ve onun baş yazarı Oktay Ekşi’ yi unutmamak gerek. O zamanlar Oktay Ekşi gazetedeki köşesinden, savcının ağzıyla defaatla bergama köylülerini suçlayıcı yazılar yazıyordu.

BİR GAZETECİ BİR HABER VE BİR GAZETE
Bu yazıya konu olan, olaylarla ilgisi olan gazeteci ve gazetenin ismini yazmamayı yeğliyorum. Nedenini ise biraz sonra yazılanları okuyan okuyucuların anlayacağını umuyorum.
Gazetesi tarafından ege taraflarına gezi haberleri yapması için gönderilen gazeteciye yolculuk esnasında bir telefon gelir. Telefonun öbür ucundaki kişi, kendinin halkla ilişkiler şirketinin olduğunu, vatana millete pek hayrı olan Bergama’ daki NORMANDY adlı şirkete de uğraması gerektiğini salık ediyordu.
Gazeteci de kulağına fısıldanan bu öneriyi dikkate alır ve ‘’Siyanür Liçi Yöntemi’’ ile üretim yapan altın madeni şirketine uğrar.
Şirket yetkilileri onu, kapıda sanki daha önceden haberleri varmışcasına(!) tam tekmil karşılarlar ve şantiyeyi gezdirirler. Gezi sonrası bir masanın etrafına oturup sohbet ederler.
Bundan sonraki kısımları gazetecinin kaleminden okuyalım:

‘’…Ama en değerli ‘’bilgi-belge’’ brifingin sonrasına saklanmıştı. NORMANDY Genel Müdürü, çantasından Necip Hablemitoğlu’ nun, adını daha önce de duyduğum ama henüz göremediğim ünlü, ‘’Bergama Dosyası ve Alman Vakıfları’’ kitabını bana uzattı.
‘… Bey, dedi.
bu kitabı bulmak çok zor sanırım. Siyanür iblisi, kitapçılardan topluca satın alıp bulunmasını engelliyor. Güçlükle kendim için bir tane bulmuştum, onu size armağan etmek istiyorum. Çünkü sizin gibi çok değerli, çok tecrübeli, çok vatansever bir gazetecinin, bu kitaptan bana göre çok dafa fazla yararkanacağına inanıyorum. Çok değerli, çok tecrübeli, çok vatansever olduğum için kitabı teşekkür edip aldım. Ardarda sorularımı sıralamaya başladım. Kimilerinden pek hoşlanmadılar ama kendilerince yanıtlar bulup anlattılar. Öğle yemeği için birifinge ara verildi. Yemek için talimat vernek üzere odadan çıktılar. Ben de ayağımda her biri iki okka çeken metal tabanlı iş ayakkabılarından kurtulmak üzere kendi ayakkabılarımı aramaya başladım. Odada bulamadım bulurum umuduyla bitişik odanın kapısını açtım. Depo gibi kullanılan bir odaydı ve ayakkabılarım oradaydı. Ayakkabılarımı değiştirirken gördüm. Odanın dip tarafında 25’lik(belki de 50’lik) paketler halinde, Hablemitoğlu’ nun ünlü ve bulunamayan kitabı yığılıydı. Kapıyı yavaşça çekip müdür odasına döndüm.
(…)
Sonunda, Hablemitoğlu’ nun kitabı ile çok önemli katkılar yaptığı, çokuluslu yada uluslarötesi bir şirketin(NORMANDY) çevirdiği dolapları, deşet ve şaşkınlıkla donanmış şekilde İstanbul’ a döndüm.
Bahsi geçen gazetecinin, yazıdizisini hazırlıyamadan işine son verildi.

EKONOMİK KRİZ
Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’ in Ecevit’ e, anayasa kitapçığı fırlatması ile tetiklenen kriz günleriydi. Halk krizle boğuşurken, İMF ile çok ciddi anlaşmalar yapan koalisyon, 15 günde 15 yasa çıkarmak için mecliste fazla mesai yapılıyordu. 30 Haziran 2001 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan ‘’Altın Müjdesi’’ başlıklı manşet, krizden çıkışa bir yol gösteriyordu.
Dönemin hükümetinin, ekonomik kriz nedeni ile can çekişen vatandaşın gazını almak için böyle bir psikolojik harbe giriştiği artık gün yüzüne çıkmış durumda.
DIŞ GÜÇLER
Her dönem iktidarlarının muhalefeti ve vatandaşlarını bastırmak için ‘’Dış Güçler’’ söylemini yükselttiği herkesin bildiği bir stratejik yöntemdir. Bu da uluslararası sermayenin kendine yeni pazarlar yaratmak için kaleyi içten fethetme gayretlerinin neticesidir.
ASKER’ DEN ŞAŞIRTAN ALTIN BEYANATI
1 Ekim 2001 de, Cumhurbaşkanlığı köşkünde resepsiyon veriliyor. Ana gündem Afkanistan’ a ABD müdahalesi. Konuya direkt ilgisi bulunan, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cumhur Asparuk(21 Ağustos 2001’ deki MGK’ ın Genel Sekreteri)’ a mikrofon tutuluyor. Asparuk, ilginç biçimde kendiyle ve kurumuyla hiç ilgisi olmadığı halde aynen şu ibretlik sözleri sarf ediyor:

‘’Asıl Türkiye’ ye bakın… Dünyanın en zengin altın rezervi bizde. Ama çıkarılamıyor. Çünkü Türkiye’ ye altın ihraç eden Almanlar lobilicik yapıyor.’’
Bu sözler size de biyerlerden tanıdık geldi mi?
30 Ekim 2002 günü, 45 komutan, Bergama’ yı ziyaret ediyor ve Ege Ordu Komutanı Hurşit Tolon, eline bir külçe altın alıp gazetecilere poz verirken dilinden şu sözler dökülüyor:
‘’Ülke ekonomisine ciddi katkı koyan madeni, bu konuda karar vereceklerin gelip görmesini isterim.’’
Sanki Bergama Davasına bakan savcı ve hakimlere bir ‘’muhtıra’’ veriliyordu.
21 Ağustos 2001’ deki Milli Güvenlik toplantısında, Bergama köylüleri’ nin ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu ve derhal bununla ilgili bir eylem planının oluşturulması gerektiği kararlaştırılmış gibiydi.
Şimdi gelelim Fatsa’ ya.

FATSA’ DA SİL BAŞTAN
Fatsa’ daki, Altin madenine karşı yürüttüğümüz mücadele yeniden bir ivme kazanmıştı. Çed Raparuna itiraz dilekçemiz ‘’İdare Mahkemesi Heyeti’’ nce kabul gördü ve bilirkişi atanmıştı. Biz de bilirkişi harcı olan 6.250 TL’ lik ücreti(Harç sanki mücadelenin engellenmesi için bilhassa bu kadar fazla gösterilmiş) toplamak için kapı kapı dolaşıyor, Fatsalı vatandaşlara hem durumu izah ediyor hem de kamuoyu oluşturuyorduk.
Derken bir yerel gazetenin de kapısını çaldık.
Gazetenin sahibi olduğu belli olan kişi bize:
‘’Milli değerlerimizin çıkarılması gerekir. Hem sizi kim destekliyor? Bu kadar parayı nerden bulacaksınız?
Sizi alman vakıfları mı finanse ediyor?
dedi.
Alman vakıflarının, bizim içinde bulunduğumuz durumla ne gibi bir ilgisi olduğuna anlam verememiştim.
Yukarıda bahsettiğim gazeteci de karadenizle ilgili bir yazıdizisi hazırlamak için o sıralar Fatsa’ da idi. Bizden kendisine yardım etmemizi rica etmişti. Laf lafı açarken, kendisinin, altın madeni şirketlerinin halkı nasıl ikna ettiği hususuu bilen Türkiye’ de en yetkin gazetecilerin başında yer aldığını, tesadüfen öğrendim.
Durumu birinci ağızdan dinledikten sonra, benim aklımdaki soru işretleri artık kayboluyor, içinde bulunduğumuz durumun ne ‘’büyük bir oyun’’ olduğunun farkına varmıştım.
Sonradan, bahsi geçen yerel gazetenin sahibinin,
diğer yerel gazetecilerin anlatımlarına göre, altıncı şirketle organik bağının(parasal) olduğunu öğrendim.
Aynı gazete, Fatsa’ da gerçekleştirilen ‘’Siyanüre Karşı Mitingi’’ manşetten aynen şu ifadelerle verdi.

‘’Ölüler altın takmaz dediler, ama diriler takıyor’’
Haberin fotoğrafında ön plana çıkartılan köylü bir kadının kolundaki bilezik idi.
Hulasa Fatsa cephesinden yeni bir şeyler yok.
Fatsalı köylüler şu sıralar herşeye rağmen mücadelelerini sürdürüyor ve mahkeme kararının lehlerinde çıkmasını umuyorlar.
Bergama deneyimi, bu oyunun nasıl bozulması gerektiği hususunda Fatsa’ ya ip uçları veriyor.

Güven Atabay
FATSA

Güven Atabay'ın fotoğrafı.
Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here