Anasayfa Köşe Yazıları Güven ATABAY:HALKLARIN PARTİSİ HDP VE ALGI YÖNETİMİ PARTİSİ T.C

Güven ATABAY:HALKLARIN PARTİSİ HDP VE ALGI YÖNETİMİ PARTİSİ T.C

Paylaş

Bu yazıyı kaleme alırken çok düşündüm,
acaba nerden başlasam ve hangilerini yazsam diye.
Oysa anlatacak o kadar çok şey vardı ki. Bu yazıyı yazmama neden olan bir haber başlığı idi.
Sözcü Gazetesi’ nin haberine göre:
‘’Elinde Türk Bayrağı olan gösterici, alana alınmamıştı.’’
Bilhassa kendimin şahit olduğu bir olay, bir algı yaratmak uğruna, nasıl bu kadar sorumsuzca sunulabilirdi? Baştan başlayalım.
HDP’ nin Samsun mitingi sonrası, elinde ‘’TÜRK BAYRAĞI’’ ile miting alanına girmeye çalışan yüzlerce kişinin tek derdinin, fetih kutlamalarında da olduğu gibi,
işgal, asimile, ve inkar niyeti olduğu artık gün gibi ayandır, üstelik miting alanında onlarca ‘’TÜRK BAYRAĞI’’ varken.
Müsesses nizamın düğmeye basması ile,
ülkenin her yerinde bazı ‘’canavarların’’ ağızlarının salyalanması tesadüf değildir.
Üstelik bu tarz linç girişimleri ‘’demokratik hak’’ olarak güdümlü ulusal basın aracılığı ile pompalanıyor.
Peki bu ülke nasıl bu hale geldi?
Bir ülkenin nasıl ‘’yangın yerine’’ getirilebileceğini
yaşanmışlıklardan tarihi kesitler alarak istişare edelim.

Misal, tüm amaçları, iktidar partisini ve onun başındaki zatı yıkmak olan,
bu amaca ulaşmak uğruna,
tüm ülkeyi savaş alanına çevirebilecek argümanlar kullanan bir muhalefet.

Misal, ülkeyi dirhem dirhem parçalayan ve her bir parçaya ‘’doğanın kalbine bir hançer gibi saplanan’’ projeler dayatan hükümet politikaları.

Misal, hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkelerinden biri olan ‘’yargının bağımsız olması’’ ilkesini, verdiği mahkeme kararı yüzünden tutuklanan hakim örneği ile yerle yeksan eden bir hükümet.

Haspel kader Kasımpaşalı olan, Rize doğumlu bir CB’ nın, yine haspel kader Türkiye’ de doğmuş bir Ermeni vatandaşının acılarını paylaşmamak için ‘’arşivleri açalım’’ diyerek acıları çarpıştırma gayretleri.

Yedi yaşına kadar anadili Kürtçe’ den başka dil bilmeyen bir çocuktan,
anadilini yasaklayarak, önce Türkçe öğrenmesini ve sonrasında, dayatılan ikinci dil üzerinden eğitim almasını beklemek. Sonra da ‘’ne var canım eşitiz işte, bak Kürt bir CB’ nı dahi oldu bu ülkede’’ deme pişkinliğini göstermek, üstelik bir insanın okula başlayana kadar, tüm beyin gelişiminin tamamlandığını bilerek bu pişkinliği sürdürmek. Beyni bir bilgisayar olarak düşünürsek, programlama dilinin değiştiği zaman, işletim sisteminin başına neler gelebiceğini az çok hepimiz tahmin edebiliriz.

Yarı göçebe olan, hayatlarının her alanında kendilerini sanat ile ifade eden, Çingene toplumunu,
ıslah edilmesi gereken vahşiler olarak görmek, üstelik dünyanın en iyi bestecilerini ve yönetmenlerini çıkarmış bir toplum olduğunu bilerek.

Kadim medeniyetlerin beşiği Anadolu’ da, her daim höşgörü ve sevgi felsefesi olarak kabul görmüş, Aleviliği bir dini referans alarak, Ateistlerin dini olarak hedef göstermek, üstelik Ateistlerin inanç özgürlüğünü yok sayarak.

Çocuk tecavüzcülerine ve kadın cinayetlerine, ‘’iyi hal indiriminin’’ tartışıldığı şu günlerde, ülkenin heryanını fellik fellik dolaşıp, rakip partilerin oylarını konsolide etmek için, eşcinsel aday gösterdikleri üzerinden ‘’kara propaganda’’ yürütmek. Hayatları idame ettirecek tek ekmek kapısının ‘’fuhuş sektörü’’ olduğu bilerek, LGBTİ vatandaşlarına yaşama hakkı tanımamak.
23 yaşındaki Mehtap’ ın, Boğaz Köprüsü’ nden atlamadan evvel, neden ölümü seçtiğini gözyaşları içinde ağlayarak anlattığı videodaki:
‘’Yapamadım, çünkü insanlar izin vermedi.’’
Sözlerini duyup da ‘’yüreği cız’’ etmemek.

HDP mitinglerine saldıranlarla, bir futbol klubünün aracına silahlı saldırı düzenlemesi olayına karışan kişilerin, aynı kişiler olduğunu bilerek,
‘’bunlar münferit vakıalar’’ yakıştırmasını yapmak.

Dünyanın dört bir yanında Türk-Müslüman okullar açarak, açık seçik misyonerlik faaliyetleri yürütüp, Malatya’ da bir basımevinde, iki hristiyan T.C vatandaşının boyunlarını kesilmesini,
‘’onlar da rahat dursalardı, gençlerimizi hristiyan yapacaklardı’’ itirazları ile payandalandırmak.

Bindiği bir toplu taşıma aracında, önce tecavüz edilip, sonra da lime lime edilen Özgecan’ ımıza timsah gözyaşları döküp,
Diyarbakır merasında, koyunlarını otlatırken, üzerine havan topu düşen ve paramparça olan 14 yaşındaki Ceylan Önkol’ için, söyleyecek hiç bir sözü olmamak.

Van’ nın Özalp ilçesinde,
‘’kaçakçılık yaptığı iddaası’’
ile kurşuna dizilen 33 T.C vatandaşının daha acısı unutulmamışken,
bundan tam 68 yıl sonra, Şırnak’ ın Uludere ilçesinde ve yine
‘’kaçakçılık yaptığı iddaası’’
ile çoğu çocuk ve genç 34 T.C vatandaşının, savaş uçakları ile bombalanarak katledilmesi.

Ve daha niceleri…
Tarih bilimi ile ilgilenenler bilir. Temel iki tür tarih tahayyülü vardır.
Biri, devletler tarafından yazılan ve tek amacı devletlerin bekası olan,
‘’resmi tarih,
diğeri ise,
tek amacı kendilerinin başına gelenleri, gelecek kuşaklara aktarmak olan,
olağanüstü koşullarda yaratılan ve yazılan
‘’ezilenlerin tarihi’’.
Bu iki tarih arasındaki temel fark ise,
birinin, paranın eğemenliğini kurmak için, baskı ve zorbalıkla yazılması,
diğerinin ise,
büyük insanlığı kurmak için
damarlarında sevgi ve güzellik dolaşan gövdeleri ile, direnerek yazılması.
Zamanın ruhunu(Zeit Geist) yakalayabilmiş toplumlar,
İstisnasız, toplumsal hafızalarında yer etmiş
‘’acılarını’’ ortaklaştırarak başarıya ulaşmışlardır.
AB’ nin motor ülkesi Almanya Başbakanı Willy Brant’ ın,
Varşova Gettosu Anıtı’ önünde diz çökerek, yahudilerden özür dilemesi sizce de tesadüf mü?
Fransa’ nın başkenti Parisi, 2001’ den 2014’ e kadar yöneten belediye başkanı, Bertrand Delanôê’ nin eşcinsel olması da tesadüf mü acep?
Sodom ve Gomora efsanesine inat, çok da başarılı bir idareci olmuştur.
Ya Avusturalya’ nın ilk kadın başbakanı Julia Gillard.
O da ateist olduğunu, fakat bunun kendi tercihi olduğu ve diğer tüm inançlara saygılı olduğunu ifade etmesi. Yunanistan’ ın başbakanı Çipras’ ın da Ateist olduğundan dolayı incile el basarak yemin etmediğini biliyoruz.
Bu ve benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Müesses nizam kendi bekası için her dönem bir
‘’günah keçisi’’ yaratmıştır.
Bu günah keçisi, antik çağda Sokrates,
ilk çağda haypedya,
orta çağda cadılar,
Osmanlı Fetret Dönemi’ nde Şeyh Bedrettin,
Rönesans döneminde Brono
ve Fransız ihtilali döneminde Antoine Lavoisier’ dir…
Artık kitle iletişim araçlarının, Müesses Nizam’ ın tekelinden azade olması,
dünyanın neresinde olursa olsunlar, ezilenleri birbirine
hiç olmadığı kadar yakınlaştırdı.
Gezi Eylemleri sırasında, tek derdi yaşam alanlarının ihlal edilmemesi olan insanlara, dünyanın dört bir köşesinden destek mesajları yağmıştır.
Ağrı Provakasyo’ nu sırasında TSK’ nın yerel halka teşekkür etmek zorunda kalması da, bu özgür kitle iletişim araçları sayesinde olmuştur.
Artık teşekkür etmekten bi adım öne,
yani gereğinin yapılması da gerekir.
Bunun da yolu HDP’ nin meclise girmesinden geçiyor.
Türkiye toplumun ezilen, hakir görülen, ötelenen, yok sayılan kesimlerinin HDP çatısı altında bir araya gelmesi Türkiye için kaçırılmaması gereken müthiş bir fırsattır.
Bu açıdan, 8 Haziran sabahı tüm ezilen halklar için ‘’YILDIZIN PARLADIĞI’’ anlardan biri olacak.

Güven ATABAY
Fatsa

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here