Anasayfa Haber Güvenliğe Eklemlenen Özgürlük: Seçim Bildirgelerinin Güvenlik Söylemi

Güvenliğe Eklemlenen Özgürlük: Seçim Bildirgelerinin Güvenlik Söylemi

Paylaş
8 Haziran sabahına sayılı günler kalmışken, biraz başa dönerek, siyasi partilerin seçim bildirgelerine, siyaset dili ve kültürünün neredeyse tamamına hakim olan güvenlik söylemi ekseninde dikkat çekmek istiyorum.

Jef Huysmous, “güvenlik hakkında konuşmak asla masum değildir,” derken onun ne kadar haklı olduğunu en çok “biz”ler anlayabiliriz sanırım. Siyasi iktidarın siyasi bir iddiayı öne sürmek ve onu meşrulaştırmak için sıkça başvurduğu bir adlandırmadır “güvenlik”. Seçim öncesinde AKP tarafından “kaos ve iç çatışmaları” önlemek adına hazırlanan ve parlamentoda tartışmalı olarak yasalaşan “İç Güvenlik Paketi” ise en yakın örnek.

Merak, heyecan ve biraz da tedirginlikle beklediğimiz 8 Haziran sabahına sayılı günler kalmışken, biraz başa dönerek, siyasi partilerin seçim bildirgelerine, siyaset dili ve kültürünün neredeyse tamamına hakim olan güvenlik söylemi ekseninde dikkat çekmek istiyorum. Seçim bildirgelerinde güvenlik-özgürlük ilişkisini ele aldığımızda siyasi partilerin özgürlük kavrayışlarına dair de bir sonuca ulaşmış olacağız.

Daha fazla özgürlük mü güvenlik mi?

Genel bir çerçeve çıkarabilmek amacıyla, seçim bildirgelerinde, “güvenlik” ve “özgürlük” kavramları aracılığıyla anahtar sözcük taraması yaptığımızda, HDP dışında diğer üç partinin bildirgelerinde özgürlüklerden ziyade güvenliğe daha fazla vurgu yapıldığını görüyoruz. Güvenliğe en çok vurgu yapan parti, özgürlük ve güvenlik arasında “denge” varsayımına dayanan AKP. Özgürlük kavramına en fazla vurgu yapan ve güvenliğe de ağırlıklı olarak eleştirel bir yaklaşımla yer veren parti ise HDP. Bu açıdan HDP bildirgesi, özgürlüğe güvenlikten neredeyse iki kat daha fazla vurgu yapması nedeniyle diğer parti bildirgelerinden farklılaşıyor.

Kabaca elde ettiğimiz bu ilk izlenim bize, her bildirgenin uluslararası sözleşmelere dayanarak temel hak ve özgürlüklere öncelik veren bir siyasal meşruiyet söylemine yaslandığını ancak yine bildirgelerde -HDP hariç- bir iktidar tekniği olarak güvenliğe yapılan vurguların temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir “ama”yı ifade ettiğini daha en başından söyleme olanağı sunuyor.

HDP

“Büyük İnsanlık Projesi”

CHP

“Yaşanacak Bir Türkiye”

AKP

“Yeni Türkiye Yolunda Daima Adalet Daima Kalkınma”

MHP

“Toplumsal Onarım ve Huzurlu Gelecek”

“Özgürlük” 32 46 49 25
“Güvenlik” 17 55 76 74

Güvenlik kavramı ile bu kadar çok karşılaşmak elbette ki şaşırtıcı değil, zira liberal yaklaşıma göre özgürlük anlayışını şekillendiren ilkelerden biri “güvenliğin önceliği” anlayışıdır. Bu nedenle güvenlik için özgürlükten bir ölçüde feragat etmemiz gerektiği ve devletin güvenliği sağlamaya çalışırken ister istemez yurttaşlarının özgürlüklerini sürekli kısıtlamak zorunda kaldığı iddiası ile karşılaşırız. Bu iddia çerçevesinde demokratik bir toplumun daima özgürlük ile güvenlik arasındaki doğru dengeyi tutturmaya çalışması gerektiği öne sürülür. İktidarlar da yeni güvenlik tedbirlerini içeren yasa tasarıları hazırlarken bu ideolojik söyleme dayanır.[i] Oysaki güvenlik, otoritenin “insan hayatına derinlemesine nüfuz etmesine olanak sağlayan semantik (anlamsal) ve semiyotik (simgesel) bir kara delik” olarak evrensel bir değer değil, siyasal bir teknolojidir. [ii]

Özgürlük ve güvenlik arasında denge varsayımı

Seçim bildirgelerindeki ortak izlek de yukarıda çizdiğimiz tablodan farklılaşmıyor. Bildirgelerin başlangıcında temel hak ve özgürlükler tanımlanıyor ve güvenlik de hemen peşi sıra bu kategori içinde ele alınıyor. Örneğin AKP’nin seçim bildirgesinde “güvenlik”, bildirgenin ilk sırasında bulunan “demokratikleşme ve yeni anayasal sistem” başlığı içinde yer alıyor. Bildirgelerin devamında ise “istisnalar” sayılıyor. Ancak Agamben’in ifade ettiği üzere, istisna her zaman kuraldan önce gelir.

AKP bildirgesinde yer alan “özgürlüğü garanti edilmemiş insanın kendi onurunu koruması, güvenliği tehdit altında olan birinin kendi özgürlük alanını yaşaması mümkün değildir” ifadesinde, insan onurunun, özgürlük üzerinden güvenlik ile bağlantılı kılındığını, güvenliğin insan onurunun gerekçesi haline getirildiğini ve insan onurunun tekilleştirilerek güvenlikle garanti altına alınmakla bütünleştirildiğini görüyoruz. Bir insanın kendi onurunu korumasının yolu, güvenliğin adı açıkça zikredilmeyen bir mekanizma (devlet) tarafından garanti edilmesinden geçiyor.

Bildirgenin devamında, “Güvenlik adına özgürlüklerin kısıtlanmasının insan onurunu yok eden dikta rejimlerine, özgürlük adına güvenliğin ihmal edilmesinin ise kaosa ve iç çatışmalara yol açtığı gerçeğinden hareketle, özgürlük-güvenlik dengesini ve uyumunu siyasal meşruiyetin temeli olarak görüyoruz” ifadesi yer alıyor. Ulusal ve uluslararası ölçekte güvenlik gerekçesiyle özgürlüklerin kısıtlanmasının yol açtığı dikta pratiklerine bir çok yakın tarihli örnek vererek somutlaştırmak mümkün iken, “güvenlik ihmalinin” yol açtığı kaos ve iç çatışmalara gerçek örnekler bulabilmek için farklı ideolojik yaklaşımlar gerekli gibidir. Zira kaos ve iç çatışmadan bahsedilirken hangi olaylar kast edilmektedir? Belleğimizi biraz yokladığımızda toplantı ve protesto hakkının bu bağlamda değerlendirildiğini söyleyebiliriz. Örneğin, hem Gezi Direnişi’nde hem de Kobanê protestoları sırasında süreç AKP tarafından “kamu düzeni-güvenliği” gibi gerekçelerle kaos ve iç çatışma olarak değerlendirilerek birden fazla özgürlük alanı ihlal edilmiştir.[iii] Bu açıdan bildirgede özgürlükler sınırlılıklar, güvenlik ise sınırları belli olmayan bir kaos tanımlamasıyla geniş yorumlanıyor. Muğlâklığın açtığı alan içinde engellenecek olan elbette ki özgürlüklerdir.

AKP, bildirgenin devamında geçmiş süreci “güvenlikçi” bakış açısı olarak eleştiriyor ve kendi iktidarında güvenlik özgürlük dengesini kurduğunu iddia ediyor. Bu iddia, geçmişte bulunmayan güvenlik yasalarını getirenin yine AKP iktidarı olduğu gerçeği ile çelişiyor. En yakın örneklerinden biri “İç Güvenlik Yasası”, TMK ve “Genel Sağlık ve Milli Güvenlik” gerekçesi ile grev erteleme kararlarıdır[iv].

Daralan özgürlükler, genişleyen güvenlik alanları

AKP’nin bildirgesinde, yurttaşların özgürlüklerinin genişletilmesi ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması çok itibar görmüyor. Tıpkı MHP’nin seçim bildirgesinde olduğu gibi. MHP bir adım daha öne çıkarak, ağırlıklı olarak savunma ve güvenlik alanında, “uzayın imkânlarından yaralanmak”, “terörle mücadele” gerekçesiyle “güvenlik güçlerinin kışla ve karakola hapsedilmesi uygulamasına son”vermek gibi birçok güvenlik “vaadini” bildirgenin ana hareket noktası haline getiriyor. Vatandaşlık bilgilerinin yer aldığı “akıllı kart” uygulamasıyla gözetim ve denetim mekanizmalarının artırılmasından, “suçun teşebbüse dönüşmeden engellenmesi” için güvenlik aygıtlarının geliştirilmesine kadar birçok güvenlik “vaadinden” bahsediliyor. Hemen eklemek gerekir ki, kanuni olarak suçun ilk aşaması teşebbüs iken MHP bildirgesinde teşebbüse dahi geçmeden suçun önleneceğine dair ifadeler, müdahalenin nasıl ve hangi şüpheyle gerçekleşeceğine dair soru ve kuşkularla yüklüdür.

AKP’nin bildirgesinde ise asıl vurgu var olan özgürlüklerin “güvenliğine”dir. Bu anlamda bildirgede, AKP iktidarının on üç yıllık kesitinde neredeyse tüm özgürlüklerin sağlandığı varsayımından hareket ediliyor. Dolayısıyla bildirgede somut bir özgürlüğün genişletilmesi vaadine de rastlanmıyor. Vaatler zaten sağlandığı kabul edilen özgürlüklerin korunmasına, bir diğer ifadeyle güvenliğin sağlanmasına yönelik. Örneğin, bildirgede merak edilen belki de en önemli özgürlük vaadi olarak Kürt meselesinde çözüm sürecinin hangi somut demokratik adımlarla geliştirileceği sorusu iken bildirge bu konuda oldukça sessiz. Bildirge dışındaki AKP hükümetinin siyasi açıklamaları, Kürtlerin özgürlük sorunlarının karşılandığı, bundan sonraki asıl sorunun “terör”ün sona erdirilmesi olduğu yönünde. Böylelikle ülkenin en önemli özgürlük sorunlarından biri olan Kürt sorunu bir iç güvenlik düzenlemesine sığdırılıyor.

Kendini güvende hissetmeyen devlet: Önce devlete güven(lik)

Güvenlik söyleminin propaganda unsurları, kaygı ve korkularla yüklü toplum ve birey yaşamına odaklıdır. Bir iktidar tekniği olarak güvenlik sorunsalı analizi ise kaygı ve korkunun asıl öznesinin bir iktidar ilişkileri kümelenmesi olarak bizzat devlet olduğunu işaret eder. AKP bildirgesinde, “kaygılar ve korkularla şekillenen devletin güvenliği yaklaşımının vatandaşa güven temelinde” yeniden ele alındığına dair ibare, bunu gerçekten başarıp başaramadığı konusunda kuşkulu olsa da samimi bir beyandır. Zira korku ve kaygılar içerinde yaşayan birey ya da toplumdan ziyade devlet ve onun temsil ettikleridir. Bununla birlikte bildirgedeki siyasi stratejilerin büyük kısmının halen güvenlik söylemine, dengeye, kamu düzlemine gönderme yapıyor olması halen devletin “güveneceği” bir vatandaş profilinin yokluğunu varsayıyor. Ayrıca bildirgenin devamında “Kimden kaynaklanırsa kaynaklansın, hangi niyetle olursa olsun, devlet otoritesinin parçalanmasına yönelik hiçbir faaliyete asla izin vermeyeceğiz. Milletimizin iradesini, egemenliğini ve geleceğini kimsenin tekeline terk etmeyeceğiz” ifadesi de devletin kendini o kadar güvenli hissetmediğini ve önce yurttaşın devlete güvenmesi gerektiğini gösteriyor. Aslında bu “güven” vurgusu yurttaşın devlete (babaya) güvenini kurmaya yönelik paternalist bir çağrıdır. Kendini güvende hissetmeyen baba, otoritesinin korunacağı yönünde evlatlarının güvenini ve itaatini talep eder.

Bir güvenlik nesnesi olarak “aile bütünlüğü”

AKP’nin paternalist anlayışı, bildirgenin devamında “sosyal güvenlik” söyleminde de görünürlük kazanıyor[v] ve MHP bildirgesinde de bu görüş paylaşılıyor. Her iki parti de “aile bütünlüğünün korunması” vurgusu ile aileyi ulus/milletle özdeşleştirerek toplumu büyük bir aile olarak kurguluyor ve böylece aile de nüfus ve devlet gibi bir güvenlik nesnesi olarak konumlandırılıyor.

Burada sadece güvenlik stratejisinin nüfustan ve toplumdan giderek aileye doğru derinleştiğini söylemek yanlış olmamakla birlikte yeterli olmayacaktır. Güvenlik stratejisi, otoritenin parçalanmazlığına işaret eder ve yöneldiği her nesnede parçalanmaz bir çekirdek üretmeye çalışır. Söz konusu olan iktidarın kaotik olanla, direnme kapasitesi olanla baş etme hatta ondan güç soğurma yöntemidir. Aile bütünlüğü “korunması” gereken bir alan olarak kurulduğunda devlet bütünlüğü, kamu düzeninin bütünlüğü stratejilerinin tümüyle kesişir. Söz konusu olan, korunması gereken aile bütünlüğü içerisinde aynı aile ve toplum yapısından kaynaklı baskı ve şiddet gören kadının görünmez kılınmasıdır. Zira aile bütünlüğü ve ailenin korunmasına yönelik söylemler, kadını değil, kadına yönelik şiddeti üreten toplumsal bir yapıyı “bütünlük” adına güvenceye alır. Kadın gerçeğini görünmez kılan, kadın cinayetlerini süreklileştiren bir yapıyı düzenli olarak üreten yine “güvenlik” söylemidir.

Tehlike kültürü ve “terör”

CHP, MHP ve AKP bildirgelerini ortaklaştıran, “iç güvenlik” vaatleri altında ortaya koydukları “terör” söylemidir. “Terör” söylemi, kaygı ve korkulara seslenerek tüm toplumu güvenlik çemberine alan, özgürlüklerin engellenmesini beraberinde getiren güvenlik mekanizmalarının arka kapıdan içeri alınmasını sağlayan anahtar kavramlardan biridir. Bu ve benzeri yöntemlerle toplumsal sorunların adlandırılma krizi de yönetilebilir. Yıllarca “terör” söylemine indirgenen ve aslen demokratikleşme problemleri olan olgular güvenlik sıfatlandırması ile yeni düzlemine oturtularak, sorunun adı telaffuz edilmeyebilir. AKP’nin bildirgesinde Cumhuriyet tarihi boyunca süregelen Kürtlerin kolektif haklarından yoksun bırakılması sorunu ve bu sorundan kaynaklanan çatışma sürecinin çözümü adına kurulan mekanizmanın adı Kamu Düzenliği ve Güvenliği Müsteşarlığı’dır. Ve bildirgede bu kurumun görev alanı, yeniden yapılandırılan bir güvenlik kurumu olarak “terörle mücadelede politika ve strateji koordinasyonunu sağlamak” biçiminde çizilir.

CHP’nin özgürlük söyleminin boğulduğu bataklık

CHP’nin seçim bildirgesi güncel siyasete ve AKP dönemindeki hak ihlallerine yönelik eleştiri ve vaatler etrafında şekillense de bildirge “güvenli ve huzurlu Türkiye” başlığı altında özgürlükler söyleminden uzaklaşmaya başlıyor. Kürt sorununa yönelik herhangi bir hak tanımlaması ya da sorunun çözümüne yönelik öneri yokken, “terörle mücadele” adlandırılması vurgulu bir şekilde yapılıyor. Uluslararası alanda küresel (neoliberal) terörle mücadele söylemi benimsenerek işbirliği vaadinde bulunurken, ulusal alanda da “terörle mücadelenin devletin tüm organları, halk ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla bütüncül bir anlayışla sürdürüleceği” topyekûn bir mücadeleye atıf yapılıyor. Henüz Aralık 2012’de “sınır güvenliği” gerekçesiyle Roboski’de 34 köylü katledilmiş ve failleri cezasız bırakılmış iken CHP bildirgesinde bu toplumsal yaraya değinme biçimi “kalbura dönmüş sınırlarımızın güvenliğini yeniden ve kesin bir şekilde tesis edeceğiz” ifadeleriyle güvenlik çerçevesindedir.

CHP bildirgesinde hak ihlalinde bulunan güvenlik görevlerinin cezasız bırakılmasının Türkiye’de bir yönetim ilkesi haline getirildiği vurgusu ve buna göz yumulmayacağı ibaresi kuşkusuz önemlidir. Ancak bildirgenin devamında “güvenlik birimlerinin güvenliği tehdit eden unsurlarla mücadelesinde zafiyete uğratılmalarına izin verilmeyeceği” belirtilir. Türkiye’de güvenlik birim ve aygıtları söz konusu olduğunda sıklıkla kullanılan bir kavramdır “zafiyet”. Oysaki güvenlik alanında yapılmış ve yapılmakta olan yatırım, aktarım, güç yoğunlaştırması bırakalım bir zafiyeti aşırı bir güç birikiminin göstergesidir.

CHP’nin Ortadoğu ve Ortadoğu’daki çatışma iklimine yaklaşımı haklar ve özgürlükler perspektifinden değil tersine terör ve güvenlik çerçevesindedir. Bu anlayış, CHP bildirgesini diğer iki partiyle ortaklaştırıyor. CHP bildirgesinde bölgedeki çatışmaların önlenmesi adına bölge ülkelerinin güvenlik kurumlarının güçlendirilmesi için katkıda bulunulacağı vaat ediliyor. Vurgunun ve katkının bölge ülkelerinin demokrasisinin güçlendirilmesine değil güvenlik kurumlarının güçlendirilmesine olması dikkat çekicidir.

Özgürlüklerin güvencesi…

HDP bildirgesi, “bugünün kaygısı ve yarının korkusu ile çekilmez olan hayatlarımıza” güvenlik çemberinden değil özgürlükler penceresinden bakacağının sözünü vererek başlıyor. Bildirgede güvenlikçi siyaset ve devlet anlayışı eleştiriliyor ve “doğa, insan ve toplum olarak ihtiyacımız olan güvence” özgürlüklerde aranıyor. Darbenin ürünü olan “Milli Güvenlik Kurulunun” kaldırılmasından, “güvenlik güçlerine ve güvenlik aygıtlarına ayrılan bütçenin azaltılmasından ve halkın denetimine açılmasına” kadar “kendi güvenliğimiz” adına kısıtlanan hatta yok sayılan özgürlükler önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik vurgunun bildirgenin tamamında tutarlı bir şekilde ele alındığını görürüz. Kısacası HDP’nin seçim bildirgeleri (“büyük insanlık projesi”, gençlik ve kadın için ayrı olmak üzere üç bildirgeden oluşur), diğer üç partinin bildirgelerinde özgürlük adına talep edilen güvenlik söyleminin tam karşısında konumlanıyor.

Güvenlik söylemi, tehlikenin nereden ve ne zaman geleceği belli olmayan bir korku kültürüne dayanır ve “kendi özgürlüğümüz” için güvenliği arzu etmemizi bekler. Oysaki bu seçimlerde tehlikenin nereden ve ne zaman geleceği her gün kendini hatırlatırken, hem kendi özgürlüğümüz için hem de “biz”lerin özgürlüğü için korku ve güvensizlikleri geride bırakarak beklentileri boşa çıkarmak gerek. On’dan sonrası kolay… (NCSE/HK)

[i] Neocleous, Mark (2014). Güvenliğin Eleştirisi. Ankara: Notabene Yayınlar. S:38-40

[ii] A.g.e.s.14

[iii] Şubat 2015 tarihinde Ahmet Davutoğlu, AKP iktidarı döneminde “özgürlük ve güvenliğin birbirini destekleyen iki ana etki olarak hakim kılındığını savunarak” İç Güvenlik paketinin 6-7 Ekim Olaylarında “şehirleri yakıp yıkan vandallara karşı tedbir alınması ihtiyacıyla gerek görüldüğünü” belirtmişti. Bu ifadeler bildirgedeki kaos ve iç çatışmalar beyanı ile örtüşür.

[iv] “Daha önceki süreçte güvenlikçi bakış açısı ve vesayet kurumları nedeniyle hak ve özgürlükler başta olmak üzere talepleri duymazdan gelinen vatandaşlarımızın sesine, AK Parti iktidarları olarak kulak verdik.Güvenlik ve özgürlük arasında bir denge kurarak; aralarında hiçbir ayrıma gitmeksizinvatandaşlarımızın meşru taleplerinin en geniş şekilde karşılanması için çaba harcadık… Demokratik bir ülke olarak Türkiye, hukuk düzeniyle kendi yurttaşlarının özgürlüklerini korumaya, uluslararası topluma güven vermeye, yerli ve yabancı yatırımcılar için güvenli bir liman olmaya devam edecektir. Mevzuatın bu niteliklere sahip olabilmesi için, demokratik usullerle oluşturulmasını ve “özgürlük güvenlik dengesi”ne dikkat edilmesini sağlayacağız. Bunun için Avrupa standartlarını dikkate alacağız” (AKP seçim bildirgesi, vurgular kaynak metne ait)

[v]“Konut, eğitim, sosyal güvenlik ve gelir dağılımı politikaları ile aile bütünlüğünün korunması ve güçlendirilmesi politikalarımızı birbirini tamamlayıcı bir anlayışla uygulayacağız. AK Parti olarak sosyal devleti etkili hale getirdik ve sosyal adaleti gözettik. Bu çerçevede, kalkınmanın en önemli göstergelerinden biri olan tüm toplumun kapsandığı bir sosyalgüvenlik şemsiyesini geliştirmeyi temel bir politika olarak benimsedik” (AKP seçim bildirgesi, vurgu kaynak metne ait). MHP bildirgesinde sık sık aile vurgulanır, örneğin: “Türk toplumunun temel taşı olan aile, ekonomik ve sosyal gelişmelerin yol açtığı olumsuz gelişmelere karşı korunacaktır. Başta kadınlarımızın aile içindeki konumu olmak üzere aile kurumu güçlendirilecek, aile bireyleri arasındaki bağlılığı ve aile bütünlüğünü koruyucu politikalar geliştirilecektir. Aileyi ve sosyal fonksiyonlarını zayıflatıcı unsurlar ortadan kaldırılacaktır” (MHP seçim bildirgesi, s.190).

N. Ceren Salmanoğlu Erol

Lisansüstü eğitimini Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde yaptı. IPS İletişim Vakfı/bianet’in düzenlediği OHO 2010 çalışmasına katıldı. 2011’de A. Ü. İletişim Fakültesinde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. 2014 yılında “Farklılığın Anlatısı: Türk Romanında Kürt Kadının Temsili” başlıklı çalışmamla master eğitimimi tamamladı. Halen aynı okulda doktora eğitimime devam ediyor.Bia

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here