Anasayfa Röportaj Halkın Birliği liderlerinden Stathis Kouvelakis ile söyleşi: SYRIZA’dan sonra…

Halkın Birliği liderlerinden Stathis Kouvelakis ile söyleşi: SYRIZA’dan sonra…

Paylaş

SYRIZA Yunanistan’daki kemer sıkma politikalarını durdurmayı başaramadı. Halkın Birliği farklı ne yapabilir?

Stathis KouvelakisAleksis Çipras bu ayın başlarında başbakanlıktan istifa edip erken seçim çağrısı yaptığında, bu, Yunanistan ve alacaklıları arasında devam eden savaşta yeni bir raundun sinyallerini verdi.

Çipras’a göre gelecek ay olacak olan seçimler SYRIZA’nın onayladığı anlaşma için yetki temini girişimini temsil ediyor. Ancak, geçtiğimiz ay, eski başbakanın onaylanma oranı yüzde 61’den yüzde 21’e düştü. Seçmenlerin yüzde 80’e yakını SYRIZA’nın hükümette olduğu süre boyunca Çipras’ın performansı ile ilgili hayal kırıklığına uğradıklarını söylüyorlar. Ve yüzde 70’i de liderliğin onayladığı kurtarma paketinin daha önceki iki kemer sıkma paketinden daha fazla ekonomik yıkım getireceğine inanıyor.

SYRIZA’nın muhalif eski üyeleri ve kemer sıkma politikaları karşıtı diğer güçlerin dâhil olduğu yeni bir oluşum olan Halkın Birliği işte bu hoşnutsuzluğu kurumsal olarak ifadelendirmeyi umut ediyor.

Fransız gazetesi L’Humanité için Thomas Lemahieu tarafından yapılan bu röportajda Halkın Birliği liderliğinin bir üyesi olan Stathis Kouvelakis, memorandum karşıtı programın oluşumunu, Avrupa dışında nasıl müttefik bulunacağını ve yaklaşan seçimlerde Halkın Birliği’nin neler elde etmeyi temenni ettiğini anlatıyor.

SYRIZA geri dönüşü olmayan ve sizi yeni bir siyasi partiyi, Halkın Birliği’ni oluşturmaya iten noktaya ne zaman geldi?

13 Temmuz’da anlaşma imzalandığında. Çatlak önceden, referandumdan çıkan “hayır”ın birkaç gün içerisinde “evet”e dönüştürüldüğü ve Yunan hükümeti etkin bir şekilde kemer sıkma çerçevesini kabul etmek anlamına gelen görev ve yetki ile Brüksel’e müzakere yapmaya gittiği zaman çoktan belirmişti.

Ancak SYRIZA’nın bölünmesine yol açan süreç Aleksis Çipras’ın anlaşmayı imzalamasıyla başladı – aslında SYRIZA’nın çözülmesi demek daha doğru olur. Daha sonra parlamentoda anlaşmanın iki ön önlem paketi ve memorandumun kendisi üzerine iki oylama yapıldı ve bu bölünmeyi onayladı. Çipras hükümeti SYRIZA’nın içyapılarından hiçbir zaman hiçbir onay almadan memorandumu imzaladı.

Aleksis yaptığı şeyi yapmasına yetki veren hiçbir metine, karara atıfta bulunamıyor; tam tersine, SYRIZA iktidardayken merkez komitenin buluştuğu birkaç defada alınan tüm kararlar aynı yönelimdeydi: şöyle ki, hiçbir durumda bir memorandum imzalamayacaktık. “Bu olmasın da ne olursa olsun!”

Prensipte tamamen ekarte edilen şey oldu. Farklı akımlarda ve hassasiyetlerde olanların aynı partide birlikte var olması ancak memorandumların ortadan kaldırılması temel hedefini korudukça mümkün kılınabildi – örneğin avro meselesi de dâhil birçok konuda fikir ayrılıkları olmasına rağmen – ancak, memorandumun imzalanmasını destekleyenler ve buna karşı duranların aynı partide var olmaları mümkün değildi.

Aleksis Çipras memorandumu kabul etme kararını verdiğinde, partisini çözmeye kendisi karar verdi!

Yeni memoranduma karşı duran tüm SYRIZA vekillerini bir araya topladınız mı? Muhakkak ki Halkın Birliği’nin başlangıçtaki 25 vekili bunların hepsi değil? 

Oylamada 32 “karşı” ve 17 “mevcut” vardı – Yunan parlamenter sisteminde bu tam olarak çekimsere karşılık gelmese de “hayır”a çok yakın.

Şu anda bizimle olmayanlardan kurumsal görevi devam etmekte, ancak yakın zamanda bize katılacak olan, Zoe Konstantopoulou – Parlemento Başkanı – ve şu anda görüşmelerde bulunduğumuz Maocu KOE akımından üç SYRIZA vekili bulunmakta. Bir de duruşlarımız çok farklı olduğundan bizimle birlikte olmayacak olan Yanis Varoufakis var.

Halkın Birliği’nin bir siyasi parti değil, bir düzine bileşeni müştereken harekete geçiren bir cephe olduğunu hatırlamak önemli. Bazıları SYRIZA’dan geldiler, diğerleri de geçmişte SYRIZA bileşenleriydiler, bunların yanı sıra Antarsya koalisyonundan akımlar gibi radikal soldan gelenler de bulunmakta.

Halkın Birliği esasen, SYRIZA’nın akımlarının tek bir parti içinde birleşmeden önce, 2013’e kadar olduğu şekle çok yakın. Tutunduğumuz formül şu: çoğulculuk, birbirinin farklılıklarına saygı, öz örgütlenmeyi esas alan bir siyasi cepheyiz.

Amacımız 5 Haziran referandumunda, gençlik, işçi sınıfı ve halk katmanlarının ezici çoğunluğu tarafından ifade edilen “hayır” oyunun siyasi yapı bulması. Tabandan, geniş, açık komiteler inşa etme amacındayız.

Elbette, aynı zamanda militanlar, bireyler ve siyasi figürlerin de bize katılmalarını ümit ediyoruz. Programımızın tüm noktaları ile hemfikir olmak zorunda değilsiniz, meselenin can alıcı noktası memorandumlar ile ayrışmanın kaçınılmaz olduğu ve bunun Avrupa Birliği ile bir yüzleşme anlamına geldiğidir – böyle bir yüzleşmede kullanılması gereken yöntemlerle ilgili farklı bakış açıları olması ihtimali bulunsa bile.

Ancak şüphesiz, SYRIZA’nın stratejik başarısızlığından hepimiz ders aldık ve aynı şartlı teslimiyete düşmemek için alternatif bir yaklaşımımız var.

Anayasa,  Halkın Birliği’ne, Yunan Parlamentosu’nda üçüncü en büyük parti olmasından ötürü, hükümeti oluşturmayı denemesi için “istikşafi yetki” tanımakta (yani bir sonraki seçimler resmi olarak ilan edilmeden önce). 7 Ağustos’a kadar sürecek olan bu yetkiyi nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?

Bize verilen bu üç günü kendi siyasi anlayışımızı göstermek için kullanmayı deneyeceğiz. Kılavuzumuz toplumsal güçlerin söz sahibi olması gerektiği prensibidir ve önerilerimiz de aynı doğrultuda çalışmaktadır: yani, Yunanistan’ın kurumlarının demokratikleştirilmesi.

Böylelikle, birinci olarak Panagiotis Lafazanis memorandumun birçok farklı açısından en fazla etkilenen ve memorandum ve sonuçlarına karşı mücadelede ön saflarda yer alan toplumsal güçlerin temsilcileriyle görüşecek. Yani, emekli maaşlarında olması öngörülen kesintiler ve geriye kalan sosyal haklarımızın tasfiye edilmesinden etkilenecek olan çalışan ve emekli sendikaları temsilcileri; özelleştirmeye karşı olan vatandaşlar; çiftçiler, balıkçılar vb.

Maksadımız bizim için siyasetin basitçe siyasi parti temsilcileriyle özel toplantılardan ibaret olmadığını göstermektir. Siyaset toplumsal güçler ve hareketlerle yaptığımız bir şeydir.

İkinci olarak, kurumsal önerilerde bulunacağız: demokratik bir önlem olarak SYRIZA’nın seçimler öncesinde söz verdiği – kilit politikalarından biri olan ancak tıpkı diğerleri gibi vazgeçtiği – oylamada birinci gelen partiye verilen elli koltukluk bonusunu feshetmek istiyoruz. Ve ayrıca Zoe Konstantopoulou’nun parlamentoda Alman savaş tazminatları ile ilgili başlatmaya çalıştığı tartışmayı parlamentonun uygun bir biçimde sonuçlandırabileceği bir şekilde işine devam edebilmesi için desteklemeyi öneriyoruz.

Aleksis Çipras’ın yeniden seçime gidilmesi ile ilgili kararına oldukça eleştirel yaklaştınız. Bu nedeni nedir?

Bizim eleştirdiğimiz şey seçimin aceleye getirildiği gerçeğidir! Bu tipik karşıtlarınızı hazırlıksız yakalamaya çalışmanın yoludur, ancak Çipras daha önce hiçbir sistem partisinin yapmaya cüret etmediği bir şeyi yaptı, Ağustos ortasında seçim çağrısı yaptı: ve Yunanistan gibi bir ülkede bu insanların tatilde olduğu zaman demek. Ve bu onun seçim çağrısı yapmak için seçtiği zaman. Bu seçim kampanyasını daha da sınırlıyor.

Bu manevranın amacı oldukça aşikâr: memorandumun somut etkileri halk tarafından hissedilmeden, en kısa sürede seçime gidiyor.

Halkın Birliği’nin programının temel unsurları neler?

Belirleyici unsur memorandum ve kemer sıkma politikaları ile kopuş. Memorandumları iptal etmek istiyoruz, tıpkı SYRIZA’nın söz verdiği gibi. Bütçe fazlası hedeflerinden kurtulmak istiyoruz.

Politikamız borç geri ödemelerinin ivedilikle durdurulmasını baz alıyor: ancak bu temelde borcun daha büyük bir bölümünün iptal edilmesini müzakere edeceğiz! Yunanistan bu borcun ödenmesi için soyulup soğana çevrildiği sürece eski formuna kavuşamaz.

SYRIZA hükümetinin en büyük hatalarından biri borcu ödemeye devam etmekti: Ocak ve Haziran arasında devlet kasasından 7 milyar avronun alınmasıyla tamamen beş kuruşsuz kalmışlardı.

Bunların yanı sıra avro çerçevesi ile bu kopuş programının uyumluluğuna dair hiçbir örnek bulunmamaktadır. Bu nedenle Avrupa Merkez Bankası’nın likiditeye erişimi kısıtlamasıyla kurumların uzlaşmasının olanaksız duruma gelmesi halinde, milli para birimine geri döneceğiz. Geçiş süreci elbette zorluklar barındıracaktır, ancak aynı zamanda ekonominin tekrardan başlatılması ve toplumsal ve çevresel adalet için çalışan bir ekonomi politikası için önemli fırsatlar da doğuracaktır.

Kurumların “uzlaşmasının olanaksız hale gelmesi”nden bahsettiniz. Halkın Birliği’ndekiler olarak avrodan çıkış üzerine hepiniz uzlaştınız mı?

Evet, avrodan çıkış ile ilgili hazırlıklı olmamız gerektiği görüşündeyiz. Bu oldukça açık!

Halkın Birliği’nin programı sonlandırılmış bulunmaktadır ve yakın zamanda yayımlanacaktır. Avrodan çıkış ile ilgili hazırlık temel bir noktadır. Bu meselenin birçok açısı bulunmaktadır. Birincisi, bariz bir şekilde tüm neoliberal güçlerin oluşturduğu kutsal bir ittifak tarafından üzerine gidilen bir hükümet bağlamında siyasi bağımsızlığın geri kazanılmasıdır.

Gördüğümüz gibi, parasal yönlendirme yapma araçlarından yoksun bırakıldığımız durumda, Avrupa Merkez Bankası tarafından rehin alındık. 4 Şubat’tan itibaren SYRIZA bunun ceremesini çekti. İkinci olarak bu likidite arzını garanti altına aldığından, ekonominin yeniden start almasını mümkün kılmanın bir yoludur. Ayrıca, borç meselesiyle ilgili de oldukça önemli bir kaldıraç: eğer milli para birimine geçersek, hiç kimse milli para birimi cinsinden yeniden ifadelendirilen borcu geri ödemeyi kabul etmeyeceğinden, borcun ödenmesi neredeyse imkânsız hale gelecektir. Bu bizi güçlü bir noktaya getirir.

Son olarak, devalüasyon büyümenin teşvik edilmesini mümkün kılacaktır, hem de dinamik bir şekilde: derin ekonomik gerileme içerisinde olan bütün ülkeler ekonomilerini yalnızca para devalüasyonunu kullanarak yeniden başlatabilmişlerdir.

Seçim aslında çok basit. Ya para devalüasyonu olacak ya da iç devalüasyon, ki bu çalışanların ve emeklilerin maaşlarının  azaltılması ve iş gücü maliyetini düşürmek üzere dayatılan yapısal düzenleme planları demek oluyor.

Para devalüasyonu elbette belirli sorunlar yaratır, ama aynı zamanda fırsatlar da doğurur: yerli üretimi artırır, ithal ikameciliğe imkân tanır ve ihracatın rekabet gücünü çoğaltır. Şüphesiz ki, yerli üretimin yüksek bir oranını sağlayabilecek olmasından o kadar fazla olmasa da, petrol, enerji, bazı ithal edilmesi gereken ilaçlar gibi değişim değeri yüksek para birimleriyle ödenmesi gereken bazı şeylerle ilgili sorunlar da yaratır.

Bunların hepsi geçiş döneminde geçici zorluklar doğurur. Ancak – Krugman’dan Stiglitz’e, ve Aglietta’dan Lordon’a – neoliberalizme karşı muhalif duruş sergileyen tüm ekonomistler tarafından gösterildiği gibi tartışma sonlanmıştır. Bize söyledikleri üzere, Yunanistan için en iyi seçim ve aslında tek geçerli seçenek, milli para birimine dönmek; doğal olarak ekonominin yeniden başlatılması için ilerici bir politika çerçevesinde ve bundan kaynaklanan sorunlarla başa çıkacak şekilde. Elbette enflasyon baskısı olacaktır, fakat böylesi bir durumda dahi sol bir hükümet maaşları koruyabilir.

Programınıza göre Yunanistan avro bölgesinden ayrılacak – ancak Avrupa Birliğinden de çıkacak mı?

Hayır, böyle bir gereklilik yok. Bu soru elbette ki yöneltilebilir, ama otomatik olarak değil. Velhasıl, avroda olmayan 10 AB ülkesi var. Bizim için bu sonuçlandırılmış bir soru değil. Programımızın öngördüğü şey karşılıklı cepheleşmenin ilerlemesi halinde bir referanduma gidilmesidir.

Britanya hükümeti böyle bir oylamaya hazırlanıyor: siyasi yönelimleri tamamen bizimkine ters ancak bu soruyu bizim de yöneltmemizin bizce bir mahsuru yok. Lakin AB’den ayrılmak Halkın Birliği’nin hedefleri arasında değil.

Son aylarda, neoliberal çevreler Yunan hükümetinin çabalarına olağanüstü bir kararlılıkla tepki gösterdiler ve ülkenin ekonomisini tamamıyla yıkmaya hazır gibi görünüyorlardı. Eğer, örneğin borç üzerinde muhtemel etkileriyle bir devalüasyon olursa, saldırılarından kendinizi nasıl koruyacaksınız?

SYRIZA’nın hükümet deneyiminden -anında Avrupa kurumları tarafından açılan savaş ve abluka altına alınmayla karşılaşılması- çıkardığımız sonuç, onların gösterdiği kadar, en azından aynı seviyede, bir kararlılık gösterilmesi gerektiğidir.

Bu tam olarak da SYRIZA hükümetinin hayal kırıklığına uğrattığı şey oldu: hiçbir öz savunma önlemi almadı. Milli para birimine dönüşü bu bağlamda öneriyoruz.

Bu aynı zamanda borcun geri ödenmesi meselesinde de bize yardımcı olacak, çünkü bu alacaklılara borcun daha büyük bir kısmını iptal ettirme ile ilgili bizi güçlü bir konuma koyar.

Bu şekilde bir uzlaşı istiyoruz, diğer aşırı borçlu ülkelerde olduğu gibi. Arjantin, Ekvator, vb.’ni düşünüyorum. Parasal bağımsızlığımızı geri almanın elzem olduğunu düşünüyoruz – halk olarak bağımsızlığımızı demokratik bir şekilde yeniden tesis etme çerçevesinde ve kesinlikle bunu milliyetçi bir anlamda kendi içerimize kapanma üzerinden yapmadan. Yaklaşımımız içtenlikle enternasyonaldir.

SYRIZA’nın yaptığı gibi masallar anlatmıyoruz: diğer Avrupalıları ikna edeceğimizi söylemiyoruz ve Hollande’ın veya Renzi’nin ya da AB içerisindeki herhangi birinin bize yardım edeceği yanılsamasında değiliz.

Dayanağımız, daha ziyade, Yunan halk hareketi, Avrupa çapında toplumsal farkındalık ve uluslararası toplumsal hareketlerin dayanışmasıdır. Onlar gerçek müttefiklerimiz!

Avrupa’da kurumsal müttefiklerinizin olduğunu düşünmüyor musunuz?

Hayır, Avrupa’da değil! Başka bir yerde bulabiliriz belki. Bu ise tamamıyla başka bir mesele.

Bu bağlamda Yunanistan’ın mali ihtiyaçlarını karşılamak için gezegenin başka yerlerindeki diğer devletlerle güçlü ilişkiler geliştirmek istiyor gibi görünüyorsunuz. Ancak, bugün dahi, Çipras hükümeti bunu yapmak için girişimlerde bulunduklarını ancak bu girişimlerin hiçbir yere varmadığını söylemekteler. Böyle değil mi?

Öncelikle SYRIZA hükümetinin yaptığı her şeyin kötü olmadığını söylemeliyim. Yunan halkının geniş kesimlerinin Avrupa Birliği’nin gerçekten ne olduğunu görmesini mümkün kılan SYRIZA’nın yanlış stratejisiydi.

Referandum savaşı güçlü bir halk hareketini mümkün kıldı, tartışma ile ilgili belirleyici bir ilerlemeydi ve bu da SYRIZA hükümeti sayesindedir. Bunların hepsi yenilgiyle sonuçlandı; ancak seçilen yolu da net bir şekilde görüyoruz.

Yani hükümetin yaptığı girişimler arasında bazı diğer ülkelere doğru açılımlar vardı, ancak yarı yolda tıkandık kaldık. Özellikle Rusya ile ilgili tereddütlü bir tutum takındı: bazı yaklaşımlarda bulunuldu, ancak en kritik noktada SYRIZA hükümeti tarafından devamı getirilmedi.

Hangi noktada?

Kritik dönüm noktası olan referandumda. Gaz boru hattı üzerine -dönemin enerji bakanı- Panagiotis Lafanazis’in vardığı anlaşma oldukça olumluydu. Bu önemli hamleyi yapmak için siyasi alanı bulunmaktaydı.

Ancak, doğruyu söylemek gerekirse, Ruslar özünde Yunanlıların ne istediğini bilmiyorlardı. Yunanistan’ın açılım yönündeki hamlesinin Avrupa kurumlarıyla müzakerelerde bir PR kartı olarak kullanıldığı izleniminde olduklarından son derece kuşkuluydular.

Putin ile olan fotoğraflar baskı kurma aracı görevi gördüler, ancak hepsi çok yüzeysel kaldı ve somut taahhütlerle devamının gelmeyeceğini görebiliyorlardı. Ve kendileriyle oynanması hoşlarına gitmedi.

Yani Yunanistan avroyu bırakırsa, AB dışından yeterli finansman bulacak mısınız?

Avrupa merkezli bir bakış açımız yok. Her halükarda, Avrupa yalnızca AB’den ibaret değil; örneğin, Rusya ve Türkiye de Avrupa’nın parçası. Avrupa’nın kendisi dünyadaki diğer ülkelere karşı tutunduğu emperyalist ve yeni-sömürgeci yaklaşımından sıyrılmalı.

Ve elbette Güney’deki ilerici hükümetlerle de ilişkiler geliştirmek istiyoruz, özellikle de Güney Amerika’dakileriyle -bu Halkın Birliği’nin stratejik seçimi- aynı zamanda da BRIC ülkeleri gibi güçlerle de.

Elbette, bunu Yunan halkının çıkarları lehinde yapacağız. Rusya veya Çin ile ilişkiler geliştirmek tam olarak da aynı şey değil.

Çinliler ticaret ve işletmelerle ilgilenmektedirler. Bizler Çinlileri çekmek için özelleştirmelerin olmasını istemiyoruz; ancak eş zamanlı olarak, bir BRIC bankasının kurulması ile ilgili yeni açılımlarda bulundular.

Rusya’nın öncelikli olarak jeopolitik bir bakış açısı bulunduğundan, o bambaşka bir konu: Rusya için ekonomik çıkarlar, bu jeopolitik perspektife oranla daha az önemli.

Ayrıca, Rusya ile ilişkilerin olmasının katiyen Putin’in siyasi ya da ideolojik olarak bize yakın olduğu anlamına gelmediği açıktır. Bu uluslararası ilişkilerle ilgili bir meseledir.

Programınızla ilgili bir başka soru: özelleştirmeleri nasıl durdurabileceğinizi düşünüyorsunuz?

Kilit noktalarımızdan biri dört sistem bankasının kamulaştırılması. Bu oldukça basit bir şey ve aynı zamanda SYRIZA’nın programının da güçlü unsurlarından biriydi.

Dört bankadan üçünde hâlihazırda kamu hisseleri çoğunluktadır, ancak Avrupa İstikrar Mekanizması tarafından dayatılan yeniden sermayelendirilme şartları altında banka üzerindeki hakları susturulmuş ve pasiftir.

Bu kurallara boyun eğmeme taraftarıyız ve böylelikle hemen bu bankalarda yönetimi ele geçirmek istiyoruz. Prensipte bu oldukça basit; var olan kamu hisselerini etkinleştirmek yeterli olacaktır.

Üçüncü memorandumun en rezil boyutlarından biri 25 milyar avronun bankaların yeniden sermayelendirilmesine tahsis edilmesi ve bu 25 milyar avronun Yunan devlet hisselerinin satılmasından doğacak olan ilk kaynaklar olması!

Bu suç teşkil eden bir şeydi ve SYRIZA hükümeti bunu geçirmek üzere anlaştı. Bu 25 milyar avro yalnızca bankaların gelecekte yeniden sermayelendirilmeleri için borçların geri ödenmesine tahsis edilecek. Bu skandala hemen şimdi bir son vermeli ve bankaları kamulaştırmalıyız.

Aynı zamanda, elektrik şebekeleri, limanlar ve telekomünikasyon gibi ülkenin temel altyapısının kamu mülkiyetine geri dönmesi taraftarıyız.

Bizler için, ekonomi kamu yatırımlarıyla iyileşecektir: dünya tarihinde hiçbir ülke -ve burada sosyalizme doğru geçiş yapmakta olan ülkelerden bahsetmiyorum- lokomotif işlevini gören kamu sektörü ve kamu yatırımları olmaksızın büyümeyi başaramamıştır.

Yoksulluk maaşları ödeyen, varlıklarından soyulmuş bir ülkede özel yatırımların teşvik edilmesi zırvalarına inanmıyoruz. Yunan ekonomisini yeniden başlatacağımız yol bu değil! Ve özellikle de sıkı şartları olan ve krizin beş yılında açıkça görüldüğü üzere herhangi bir şekilde iyileşmeye izin vermeyen Avrupa finansmanıyla değil.

Herkes özelleştirmeler ile ilgili belirlenmiş olan, borç verenlerin talep ettiği 50 milyar avro hedefinin tamamıyla erişilemez olduğunu ve ülkenin böyle bir taahhüdü yerine getiremeyeceğini biliyor. Peki, böylesi taleplerin gayesi ne?

Ülkenin sistematik olarak kanını emme amacına hizmet ediyorlar. Bu demokratik ve bağımsız bir devlet olan Yunan devletini tasfiye eden gerçek bir yeni-sömürgecilik çabası.

50 milyon avro özelleştirme fonu doğrudan troyka tarafından kontrol ediliyor. Bütçe politikası konseyi, dördü doğrudan dört kurum: IMF, Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa İstikrar Mekanizması, tarafından atanmış olan, yedi üyeden oluşuyor.

Fazla bütçe harcaması olması durumunda otomatik yatay kesintiler yapma yetkileri var. Milli istatistik kurumu da bu kurumun kontrolünde. Gerçekte, besbelli bu kurumların boyunduruğunda olan vergi tahsilatı genel sekreterliğinin tamamen bağımsız bir merci haline gelmesi ve bakanlık emirnameleri statüsünde karar verebilmesi öngörülüyor.

Hükümetin oluşumu ne olursa olsun, bugün artık kontrol ellerinde değil. Bu da, bu üçüncü memorandumun, öncekilerinden çok daha uzak bir götürdüğü anlamına geliyor.

Avrupa’daki bu ilk radikal sol hükümete karşı sergilenen sebatkâr düşmanlığı nasıl açıklarsınız?

Tüm bunların net bir şekilde cezalandırıcı bir boyutu var. SYRIZA’yı bozguna uğratarak kemer sıkma politikaları ile herhangi bir bağ koparma çabasının kökünü kazımak istediler.  Aynı zamanda, açıklayıcı olması açısından, mevcut kapitalist kriz henüz daha bitmedi ve yönetici sınıflar kemer sıkma politikalarını derinleştirmek için gerekli ne varsa yapmaya hazır görünüyorlar.

Bir kez daha, Yunanistan bir laboratuvar olarak kullanılıyor: kemer sıkma politikalarının ilk sahnesinde bir kobay faresiydi, şimdi de kemer sıkma politikalarının daha da şiddetli bir biçimde saldırganlaştığı ikinci sahnenin kobay faresi olarak kullanılmaya zorlanıyor.

SYRIZA birinci evre kemer sıkma politikaları deneyinin karşı atağıydı ve Halkın Birliği de ikinci evrenin siyasi tepkisidir.

Şimdi Yunan siyaset zeminine giriyorsunuz, lakin önümüzdeki seçimlerde emellerinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Eğer SYRIZA’nın korumak istediğimiz bir yönü varsa, o da halkın anladığı dilden konuşmaktır; halkın ihtiyaçları ve acil sorunlarına gerçekten karşılık veren ve uygulanabilir bir alternatif sunan, basit ancak radikal bir program etrafında bir çoğunluğu toparlamayı hedefliyoruz.

Bu SYRIZA’nın esas noktasıydı; küçük grupların siyasetini değil, sekter bir siyaset değil ya da protestolara sınırlı bir siyaset değil, kitle siyaseti yapmak.

Önümüzdeki seçimleri Aleksis Çipras ve SYRIZA’nın kazanması oldukça muhtemel. Ancak alternatif tarihlerin içerisine girmeden, mutlak çoğunluğu elde edemeyeceklerinin imkân dâhilinde olduğunu söyleyebiliriz. Halkın Birliği’nin seçimlerde bir atılım yapmayı başarması halinde SYRIZA ile birlikte ülkeyi yönetmeniz mümkün olur mu?

Memorandumlar tanrı Molek gibi, durmadan daha fazla kurban istiyorlar. SYRIZA’dan önce bile çoktan iki hükümet tüketmişlerdi bile. SYRIZA’dan çok daha fazla sağlam ve Yunan toplumunun içine çok daha sıkıca işlemiş olan Pasok’u küçük gruplara dönüştürerek yok ettiler. Büyük bir oranda Yeni Demokrasi’yi de tahrip ettiler.

Üçüncü memorandum da SYRIZA’yı yıkacak ve doğrusunu söylemek gerekirse halihazırda bu yapım aşamasında: her hâlükârda genel sekreterinin son günlerde yaşanan istifası çarpıcı bir semptomdu.

Dolayısıyla, her kim Yunanistan’daki siyasi istikrarsızlığın bittiğini düşünürse, oldukça yanılır. Halkın Birliği ile memoranduma karşı olan halk katmanlarının ve toplumsal hareketlerin siyasi ifade bulduğu yeni bir devir açılmakta. Bu açıdan bakıldığında, stratejimiz Podemos’unkinden çok da faklı değil.

Bir açılım yapmak, siyasi zemini altüst etmek ve özünde SYRIZA’nın 2012 – 2015 yılları arasında yaptığını yapmak istiyoruz. Bunu yapmak için onlardan daha kötü bir konumda olduğumuzu düşünmüyorum – ne de olsa biz de bu “onlar”ın bir parçasıydık!

[Jacobinmag.com’daki İngilizcesinden Faika Deniz Pasha tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here