Anasayfa Haber hasta tutsakları serbest bırakmayan devlet vicdanen ve aklen hastadır

hasta tutsakları serbest bırakmayan devlet vicdanen ve aklen hastadır

Paylaş

DİYARBAKIR (DİHA) – Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK’li tutsaklar, aynı cezaevinde tutulan ağır hasta tutsaklar Mehmet Emin Özkan ve Gıyasettin Sevmiş için bir hafta süreli açlık grevi başlattı. Başlattıkları eylemlerini gönderdikleri mektup ile kamuoyu ile paylaşan tutsaklar, herkese “Bir tabutun daha cezaevinden çıkmaması için hepimiz tüm gücümüzle bulunduğumuz her yerde, sesimiz yükseltmeli ve ölümlere dur demeliyiz” sözleriyle seslendi.

Cezaevlerinden gelen her yeni ölü haberi ile gün geçtikçe daha çok kanayan toplumsal bir sorun haline gelen hasta tutsaklar meselesi, bu konuda gerekli adımların atılmasını bekliyor. Siyasi iktidar olan AKP Hükümeti’nin, yıllardır bu yönlü yükseltilen taleplere rağmen bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye yanaşmıyor. Var olan bu tablo karşısında ise Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan PKK’li tutsaklar harekete geçerek cezaevinde bulunan iki ağır hasta tutsak arkadaşları Mehmet Emin Özkan ve Gıyasettin Sevmiş için bir hafta süreli uyarı amaçlı açlık grevi başlattı. Gönderilen mektupta herhangi bir tarih belirtilmese de açlık grevine geçtiğimiz Cuma günü (6 Şubat) başlandığı öğrenildi.

PKK’li tutsaklar gönderdikleri mektuplarında şunları kaydetti:

“Son 1 yıldır zindanlarda eksik tedavi, yanlış teşhis ve zamanında yapılmayan müdahalelerden dolayı 100’e aşkın hasta tutsak hayatını kaybetmiştir. 2015 yılının ilk ayında da 4 hasta tutsak duyarsızlıklar sonucu yaşamını yitirdi.”

‘En iyi hasta mahkûm, ölümlü olandır’

Zindanlar tarihi, aynı zamanda hasta tutsakların da ölüm tarihi gibi bir seyir izlenmektedir. Hele ki politik tutsaklara reva görülen ‘Asmayalım da besleyelim mi?’ anlayışı oluşmuştur. Öteki görülen her mahkûm ölmelidir. Devlet uygarlığının en iyi tedavisi, hasta tutsakların cenazelerini ailesine ve sevdiklerine vermek olmuştur. Tarihte ‘En iyi Kürt ölü Kürttür’ anlayışı, yeni dönemde ‘En iyi hasta mahkûm, ölümlü olandır’ yaklaşımına dönmüştür. Bu zihniyet bugün tüm ağırlığıyla politik tutsaklara uygulanmaktadır.

Hastanelerin mahkum koğuşu morgun yanında!

En iyi ihtiyaçlarını dahil karşılayamayan hasta tutsaklara bin bir gerekçe ile rapor verilmiyor, has bel kader rapor alınmışsa Adli Tıp Kurumu (ATK) kabul etmiyor, ölüme terk ediyor. ATK insafa gelip- ki ölüme günler kala olabiliyor- raporu onaylarsa bu defa da savcılık ‘Toplum güvenliği tehdit edebilir’ gerekçesiyle infazını ertelemiyor. Hasta tutsaklar son nefesini soğuk, ışıksız demir parmaklıklar ardında yada mahkum koğuşu denilen bir odada vermek zorunda bırakılmıyor. Bütün hastaların mahkûm koğuşu manidar bir şekilde morgun yanında konuşlandırılıyor ve bu gerçek sadece cezalarını alanlar tarafından biliniyor. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, hasta tutsakların tedavi ve bakımlarının bekletilmeden gerçekleştirilmesi bir ilke olarak benimsemiştir. Türkiye’de ise bu durum, tersten okunup önce hastaların durumu ağırlaşıncaya kadar ve geri dönülmez bir noktaya gelinceye dek bekletilmekte, sonra tedavisi için ağırdan alan bir şekilde girişimlerde bulunmaktadır. Bu durum karşısında sadece acılı, sancılı bir ölüm olmaktadır. Duyarlı kurum ve kuruluşlar bu konuya hassasiyet gösterse de pek fazla yazılı ve görsel medyada yer bulmuyor.

‘Bu sorun tüm toplumun vicdani, ahlaki bir sorunu ve sorumluluğudur’

Dolayısıyla yaşam hakkı gibi en temel kutsal bir konuya geçiştiriliyor yada bazı kesimlerle sınırlı kalıyor. Bu sorun sadece hasta tutsakların, ailelerin ve dava dostlarının sorunu değil, tüm toplumun vicdani, ahlaki bir sorunu ve sorumluluğudur.

‘Bir arkadaşımızın daha yanımızda tabutla çıkarmak istemiyoruz’

Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Mehmet Emin Özkan (Apê Dedo) ve Gıyasettin Sevmiş arkadaşımızın durumu gün be gün ağırlaşmakta, ölümcül bir düzeye yaklaşmış bulunmaktadır. Hastalıklarını soymaktansa bir hakikate vurgu yapmak daha doğru olacaktır: ‘Bir arkadaşımızın daha yanımızda tabutla çıkarmak istemiyoruz. Her ölüm kendisiyle birlikte bizden bir parça koparmaktadır. Çözüm olmamak beklide en büyük acı ve kederdir. Mehmet Emin Özkan arkadaşımızın yaşı 80’e dayanmıştır. Bir komplo sonucu yakalandığı yıllar sonra devlet tarafından belgeleriyle açığa çıkmasına rağmen mahkeme, hiçbir işlem yapmayarak hukuku çiğneyerek arkadaşımızı ölüme terk etmiştir. Kalp ana atarlarının birçoğunun kapalı olduğu yapılan anjiyo ile tespit edilse de yaşından dolayı ameliyat edilmiyor. Bunun yanında yüksek tansiyon, görme ve işitme kaybı raporuyla da tespitlidir. Durum gittikçe ağırlaşmaktadır.

Gıyasettin Sevmiş arkadaşımız ise, karaciğere bağlı siroz hastası olup kan değerlerinde yüksek oranda bakır olmasından kaynaklı kalp yetmezliğiyle uzun yıllardır ölüm sınırında bulunmakta zaman zaman geçirdiği krizlerle yaşanmaktadır. Hekimlerin ifadesiyle; ‘Bir daha kriz geçirsen atlatamayabilirsin’. Bu ağır durumda olmasına rağmen kendisine rapor verilmekte, kaderiyle baş başa bırakılmaktadır.

Siz değerli kamuoyu ve basın emekçilerinin bu konuyu duyarlılık göstermenizi her iki arkadaşımızın olumsuz bir durum yaşanmadan tahliye olmaları için gerekli duyarlılığı gösterip, ilgili kurum ve kuruluşlar üzerinde demokratik baskı oluşturmanızı istiyor ve bekliyoruz.

Bir tabutun daha cezaevinden çıkmaması için hepimiz tüm gücümüzle bulunduğumuz her yerde, sesimiz yükseltmeli ve ölümlere dur demeliyiz.

(öç)

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here