Anasayfa Haber HDP İzmir İl Örgütü panel düzenledi “SOYKIRIMLA YÜZLEŞMEK, KENDİMİZLE YÜZLEŞMEKLE BAŞLAR”...

HDP İzmir İl Örgütü panel düzenledi “SOYKIRIMLA YÜZLEŞMEK, KENDİMİZLE YÜZLEŞMEKLE BAŞLAR”  

Paylaş

 

HDP İzmir İl Örgütü’nün düzenlediği “100. Yıldönümünde Soykırımla Yüzleş” başlıklı panel, Prof. Dr. Nilgün Toker’in moderatörlüğünde ve Agos Gazetesi Yazarı Patrat Estukyan, Doç. Dr. Zerrin Kurtoğlu ve Doç. Dr. Devrim Sezer’in katılımıyla gerçekleşti.

Fuar alanındaki İsmet İnönü Kültür ve Sanat Merkezi’nde, 1915 Ermeni soykırımını içeren sinevizyon gösterisinin ardından HDP İzmir Milletvekili Adayı Ertuğrul Kürkçü’nün açış konuşmasıyla başlayan panelde, kıyıma uğrayan Ermenilerin fotoğrafları da salondaki koltuklarda yerlerini aldı.  Küçük bir müzik dinletisinin de yer aldığı panelde soykırımla yüzleşmenin insanın kendisiyle yüzleşmekle başlayacağına vurgu yapıldı.

SOYAĞACININ İSTENEMEDİĞİ ÜLKE: TÜRKİYE

ReadImage (4) (1)

HDP İzmir Milletvekili adayı ve Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, panelin açış konuşmasında Türkiye’nin nüfus müdürlüklerinde soyağacının istenemediği bir ülke olduğunu söyledi ve “ Ailemizin üç kuşak öncesini bilmemizi istemiyorlar. Çünkü soyunuzu takip ettiğinizde Ermeni veya Rum’a rastlayabilirsiniz. Babanızın, dedenizin zannettiğiniz bir mülk bir Ermeni’ye ait çıkabilir” dedi.

1915 Ermeni Soykırımını sadece 1nci Dünya Savaşı şartlarına bağlamanın yanlış olduğuna vurgu yapan Kürkçü soykırımın başladığı tarihin Türk burjuvazisinin doğuş tarihi olduğunu savunarak, “Soykırımla birçok mülk gaspedilmiş, sermaye el değiştirmiş ve Türk sermayesi haksız bir güce kavuşturulmuştur” ifadesini kullandı. Ermeni soykırımı hakkında Türk sol-sosyalist çevrelerin Hrant Dink’in başlattığı yeni Ermeni aydınlanmasıyla konuya farkındalığının arttığını belirten HDP Milletvekili Adayı Kürkçü; kendisinin de çok geç farkındalık yaşadığına dikkat çekti ve “Ancak o zaman köksüzlük duygumu yenebildim. Çünkü sosyalist hareketin Türkiye’de bizden çok önce de sosyalistler vardı. Hınçaklar vardı. İşte bu nedenle 1915 soykırımının başladığı tarihte ilk olarak İstanbul’daki Ermeni sosyalistler idam edildi” şeklinde konuştu. Ermeni soykırımıyla Osmanlının en büyük üretici ve zanaatkâr güçlerinin de yok edildiğini söyleyen Kürkçü, soykırımın sadece Ermenilere değil tüm toplumsal kesimlere yapılan büyük kötülük olduğunu ifade etti.

VATAN KAYBI BÜYÜK TRAVMA

1915 Ermeni Soykırımının ardından yaşama tutunabilen Ermenilerin yaşadıkları üzerine konuşmasını kuran Agos Gazetesi Yazarı Patrat Estukyan yıllardır Türkiye’de yaşayanlara birbirlerine yabancı olduklarının empoze edildiğine dikkat çekti ve “Bizim tehlikeli bir grubun mensubu olduğumuz algısı yaratıldı. Genelkurmay akılları bu akılla şekillenen hükümetler ve çeşitli çevreler ülkenin önündeki en önemli tehlike olarak bizi gösterdiler. En kötü şey bir ülkenin halklarını birbirine yabancılaştırmak. Yıllardır bu yapıldı bu ülkede” dedi. Panelin başlığının on yıl önce hayal bile edilemeyecek bir cümle olduğuna dikkat çeken Estukyan; bu durumun kimi çevrelerce bahşedilen ifade özgürlüğü olarak lanse edildiğini söyledi ve “ Bugün bunu konuşabiliyorsak, bu kimsenin ali cenaplığından değil 30 yıldır bu konuda yapılan mücadeledendir. “ dedi. Ermenilerin iddia edildiği gibi Osmanlı’yı arkasından vurmadığını savunan Patrat Estukyan, “Eğer böyle olsaydı 24 Nisan’da sürgüne gönderilenler yakınlarına yazdıkları mektuplarda “Talat’a durumumuzu anlatın, haberi yoktur” demezlerdi. “ ifadesini kullandı.

Diaspora olmanın çok ağır travmalar yaratan bir durum olduğunu belirten Estukyan şöyle konuştu: “ Bugün bize düşen bundan sonra ne yapmalıyız, onu konuşmaktır. Taşnak partisinde önemli dönüşümler var. Ermeniler artık 24 Nisan’da sadece 1915’i değil, diğer soykırımları da anıyorlar. Bu önemli bir gelişme” dedi. Estukyan; Ermenilerin yürekten, sıcak, samimi bir özür beklediklerine ve bu özür ile Ermenistan’a ekonomik dönüşlerin de kendiliğinden olacağına inandığını belirterek “Ermenilerin yarasını saracak olan budur” dedi. Estukyan 7 Haziran seçimlerinin önemine de dikkat çektiği konuşmasını “Herkes 7 Haziran’da sorumluluğunu yerine getirerek davranırsa önümüzdeki yıl bu salonda bambaşka şeyler konuşuyor olabiliriz” diye noktaladı.

SOYKIRIMIN DİNSEL BOYUTU

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü Türk İslam Düşünce Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Zerrin Kurtoğlu da paneldeki konuşmasına hakikati bilme hakkının önemine dikkat çekerek başladı ve bugüne kadar Ermeni soykırımıyla yüzleşmede din olgusunun tartışılmadığını, kendisinin bunu yapmaya çalışacağını ifade ederek devam etti. Kendisini buna yönelten en büyük nedenin Türkiye’de soykırıma uğrayanların bütün halkların Müslüman olmamasının olduğuna dikkat çeken Kurtoğlu, konunun tek tanrıcılıkla ilgili olduğunu söyledi. “Benim ifade ettiklerim dışındakiler sahtedir” diyen tek tanrıcılığın düşmanlarıyla birlikte ortaya çıktığını ifade eden Doç. Dr. Zerrin Kurtoğlu, öz olarak İslam’dan değil, İslam’ın tarihsel siyasal olarak gerçekleşmiş formundan söz ettiğinin altını da özenle çizdi. Tarihte İslam’ın koruması altında olanların, Müslümanlarla aynı haklardan yararlandırılmadıklarını ve Osmanlı’da da durumun aynı olduğunu savunan Kurtoğlu, zımmi olarak yaşamlarını sürdüren başka din mensuplarına uygulanan bu ayrımcılığın Tanzimat Fermanı’ndan önce şiddetlendiğine dikkat çekti. Ferman ile birlikte Müslüman olmayanların bazı haklara kavuşmalarının Müslümanlar tarafından hoş karşılanmadığını, hatta bazı Müslüman ayaklanmaları yaşandığını söyleyen Kurtoğlu: “1915’te de kadın ve çocuklar Müslümanlaştırılmak üzere alıkonuldu. Bu alıkonulma Müslümanları rahatsız etmedi. Katliama ve kırıma karşı çıkanlar vardı ama sayıca azdılar. 16 bin Müslümandan 6 bini korumacı oldu diyelim, gerisi ne yaptı? Onlar Müslüman değil miydi?” diye sordu. “Müslümanlar olarak, geçmişte atalarımızın Müslümanlık adına yaptığı her şeyden sorumluyuz” diyen Kurtoğlu, “Geçmişimizle yüzleşirken, her noktasıyla yüzleşmeden tam bir yüzleşme olmaz. “ dedi ve “ Dinin siyasal olarak bu kadar görünürlük kazandığı bir toplumda, bu görünürlüğün son derece meşru olarak algılandığı bir toplumda, Müslüman olmayanlar, her türlü din dışı ve dinsel  tavır bugün de tehdit altındadır” diyerek sözlerini bitirdi.

HEPİMİZ FAİLLERLE İLİŞKİLİYİZ

İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Devrim Sezer; Türkiye’nin 2005’te yapılan “İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri” konulu toplantı ve 2007’de Hırant Dink’in öldürülmesi ile Ermeni Soykırımı konusunda bir kopuş arası yaşadığına dikkat çekti. Öncesinde yaşanan 80 yıllık inkâr ve suskunluktan sonra bu kopuşun Ermeni halkı ve Türkiye halkları için çok önemli olduğuna dikkat çeken Sezer “ Çünkü çatırdamayla birlikte ilk kez devlet aklından bağımsız bir kamusal akıl ortaya çıktı. Nasıl adlandırırsak adlandıralım geçmişte karanlık bir dönem var. “ dedi. Bugün kollektif suç yoktur kavramından kollektif masumiyete doğru bir kayış olduğunu ve bunun da problemli olduğunu savunan Doç. Dr. Devrim Sezer, son dönemde genç tarihçilerin ve dönemin tanıklıklarının, karanlık sayfanın sadece elit yöneticiler tarafından değil, halktan da katılımlarla yaratıldığının öğrenildiğine dikkat çekti ve “  Halktan katılım olmaksızın bu boyutta bir soykırım gerçekleşemezdi ki bu da suçu komple hale getiriyor. Buna itiraz edenler, suçların işlenmesine engel olmak isteyenler var. Ancak çoğunlukta değil. Şimdi şunu sormak lazım neden bu hikayeler 80 yıldır duyulmadı da şimdi duyuluyor?” diye konuştu. Sezer karanlık dönemin sonucunda herkesin iktisadi pastadan faydalandığını, dönemin ekonomik meyvelerini yiyen bir kuşak olduğunu söyledi. Devrim Sezer bugün yapılması gerekenin, soykırım mağdurlarının maruz kaldığı adaletsizliğin adını koymak, mağduriyetlerin telafisinin gerekliliğini dile getirmek, toplumsal belleğimizi mağdurların hikâyelerini içerecek şekilde genişletmek olduğunu söyledi.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here