Anasayfa Haber Hozat: Bu savaş AKP’nin sonunu getirecek

Hozat: Bu savaş AKP’nin sonunu getirecek

Paylaş

  • KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, “ne yazık ki bu savaş AKP’nin öngördüğü gibi gitmeyecek. Bu savaş AKP’nin sonunu getirecek. 1 Kasım seçim sonuçlarına aldanmamak lazım” dedi.
 KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, “AKP Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmek amacıyla bu savaşı sadece kışın değil, baharda da yazda da sürdürecek. Hem de şu anda yaptığı gibi devletin bütün imkânlarını seferber ederek. Çünkü AKP varlığını, iktidarının devamlılığını bu savaşın sürdürülmesinde ve başarısında görüyor. Fakat ne yazık ki bu savaş AKP’nin öngördüğü gibi gitmeyecek. Bu savaş AKP’nin sonunu getirecek. 1 Kasım seçim sonuçlarına aldanmamak lazım. 1 Kasım seçimleri AKP’nin gücünü değil, güçsüzlüğünü ifade ediyor” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, son gelişmelere ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

Seçim sonuçlarının gerçek eğilimi göstermediğini ifade eden bir açıklamanız oldu. Bu açıklamanızı doğrular nitelikte yabancı gözlemciler ve anketörler oldu. Seçim sonuçlarının bu şekilde çıkmasını nedenlerini biraz açar mısınız?

Türkiye 1 Kasım seçimlerine bir darbe sonucunda gitti. Tayyip Erdoğan ve hükümetten düşen AKP, 7 Haziran’da ortaya çıkan demokratik iradeye itiraz etti. Tayip Erdoğan 7 Haziran seçim sonuçlarını kabul etmedi, ‘tekrar seçim’ kararı alarak 7 Haziran’da ortaya çıkan demokratik iradeye darbe yaptı. AKP’den kaynaklı 7 Haziran seçimlerinin meşruiyetini gölgeleyen bazı uygulamalar yaşanmış olsa da, Türkiye’nin gerçek eğilimini yansıtan esas seçimler 7 Haziran seçimleridir, 1 Kasım seçimleri değil. 1 Kasım seçimlerinin meşruiyeti yoktur. Darbeci Erdoğan’ın aldığı tekrar seçim kararının normal bir durummuş gibi görülmesi sessiz ve çaresiz bir kabullenişle seçime gidilmesi belki de Türkiye tarihindeki en büyük utançlardan ve yanlışlardan biridir. İlk günden 1 Kasım seçim kararı meşru görülmeyip güçlü bir toplumsal muhalefetle 7 Haziran iradesine sahip çıkılmış olunsaydı gelişmeler çok daha olumlu bir seyir izleyebilirdi. Bu yapılmadı ve AKP bundan çok büyük bir güç aldı. Karşısında ciddi bir muhalefet görmeyince ve önüne büyük bir alan açılınca AKP istediği siyaseti yürütme imkanı yakaladı. AKP’nin gökte aradığı şey adeta altın tepside AKP’ye sunuldu. İktidardan düşmüş fakat darbe yaparak zorla iktidarı gasp etmiş bir darbe hükümeti topyekün savaş, kaos ve korku siyasetiyle bir seçim kampanyası yürüttü, birçok hile ve komplo ile hiçte hak etmediği bir sonuç aldı.

AKP’nin 1 Kasım’da ulaştığı oy oranı Türkiye’nin gerçeğini yansıtmıyor. Sadece AKP’nin gaspçı, baskıcı, otoriter faşizan gerçeğini yansıtıyor. 1 Kasım seçimleri AKP’nin tek taraflı zoraki dayattığı seçimler olmasından kaynaklı son derece anti demokratik, adaletsiz, baskıcı, devlet ve AKP terörünün yol açtığı büyük bir toplumsal buhran içerisinde gerçekleşti. AKP, Kürtler, Aleviler, sol-sosyalist güçler başta olmak üzere tüm demokrasi güçlerine, demokratik, liberal muhalif bütün kesimlere savaş açtı. Baskıyla, katliamla toplumu korkutup sindirerek kendisini zorla topluma dayattı. Bu konuda IŞİD’i etkili bir savaş-katliam aygıtı olarak kullandı. AKP IŞİD ile işbirliği halinde Suruç ve Ankara katliamını gerçekleştirdi. Kürdistan kentlerinde korkunç katliamlar yaptı. Mezarlıkları, ibadet yerlerini bombaladı. Katlettiği sivillere ve gerilla cenazelerine çok alçakça bir biçimde vahşice işkenceler yaptı. Bütün bunları IŞİD ile birlikte gerçekleştirdi. AKP JİTEM’i IŞİD’vari yeniden yapılandırdı ve savaşı bu yeni gladyo gücüyle yürüttü. Yürütmeye de devam ediyor.

 

1 Kasım’da ortaya çıkan seçim sonuçları üzerinden değerlendirecek olursak, MHP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

1 Kasım seçimlerinde MHP’nin AKP’ye çok büyük bir desteği oldu. AKP bu savaş konseptini MHP ile anlaşarak geliştirdi. AKP’nin topyekün savaşı yürütmesi karşılığında MHP 1 Kasım seçimlerinde AKP’yi destekleme kararı aldı. Aldığı bu kararı kamuoyundan gizledi. Devlet Bahçeli’nin 8 Haziran sabahı ‘‘erken seçim’’ demesi, meclis başkanlığında açıktan AKP adayına destek vermesi, MHP-AKP işbirliğiyle ilişkili gelişmelerdi. MHP, BBP, Perinçek vb siyasi partiler AKP’nin topyekün savaş konseptini uygulaması, Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmesi ve Kürtleri katletmesi karşılığında kendi tabanlarını AKP’ye yönlendirdiler. CHP ulus-devletçi refleksle hareket etti, AKP’nin savaş konseptine destek verdi, sınır ötesi operasyon tezkeresine evet diyerek AKP’nin iktidarına oy taşıdı. Yine Hüda-Par seçime girmeyerek doğrudan AKP’ye destek verdi.

1 Kasım seçimlerindeki bu tablonun nedeni 7 Haziran seçim sonuçlarında gizlidir. 1 Kasım seçim sonuçlarının doğru anlaşılması 7 Haziran seçim sonuçlarının doğru anlaşılmasıyla doğrudan bağlantılıdır. 7 Haziran seçimleri HDP’nin, dolayısıyla demokrasi güçlerinin zaferiydi. 7 Haziran seçimleri Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yeni bir dönemi ve tarihi bir sürecin başlangıcını ifade ediyordu. 7 Haziran seçimleri tekçi, inkarcı ve imhacı Türk ulus devlet sisteminin çöküşü anlamına geliyor. 90 yılı aşan bir süreçten sonra ilk defa Türkiye’nin bütün etnik, dini, inanç, sosyal ve kültürel kimlikleri HDP çatısı altında meclise ve aktif siyasete taşınıyordu. Tekçi-retçi ulus-devlet formu yerine, demokratik ulus formu, hakim bir toplumsal doku ve demokratik devlet sisteminin temel yapı taşı olarak ortaya çıkıyordu. Demokratik cumhuriyet bir hayal değil, gerçekleşmesi mümkün bir hakikat oluyordu. Kürt sorununun demokratik çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi umut olmaktan çıkıp gerçeklik kazanıyordu.  Böylelikle sömürgeciye, rantçıya, hırsıza, işgalciye, savaşla-kanla iktidar yaratana alan daralıyor, yer kalmıyordu. 7 Haziran seçimleriyle çok belirgin bir hal alan bu toplumsal ve sistemsel dönüşüm inkarcı ve imhacı ulus devletçi yapıları harekete geçirdi ve AKP’nin etrafında ittifaka yöneltti. Bu ittifak sivil darbeyi meşrulaştırdı, 1 Kasım seçimlerinde AKP’yi tek parti olarak iktidara taşıdı.

 

Siz AKP’nin savaşı tırmandıracağını söylediniz. Davutoğlu ‘kışın da operasyonlar sürecek’ dedi. Savaşla iktidar olmuş bir parti, savaş ortamında ayakta kalabilir mi?

AKP bu savaşı tırmandırarak ve derinleştirerek sürdürecek. Zaten Erdoğan ve AKP yetkililerinin yaptıkları açıklamalardan bunu görmek mümkün. Nitekim AKP’nin tekrardan iktidara getirilmesinin nedeni de tekçi-inkârcı ve imhacı ulus devletçi güçlerin savaşın sürdürülmesine olan talepleridir. 1 Kasım seçimlerinde AKP’ye bunun için destek verildi. Keza AKP’nin zihniyeti ve siyasi çizgisi de zaten son derece inkârcı ve imhacıdır. AKP milliyetçi-mezhepçi faşist bir partidir. AKP, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, farklı tüm toplumsal kimliklerin düşmanı, tekçi, otoriter ve oligarşiktir. AKP demokrasiye, demokratik değerlere yabancıdır. Zihin dünyasında demokrasiye, eşitliğe ve özgürlüğe yer yoktur. Demokrasiye yabancı faşist bir AKP’nin savaş ve katliam dışında bir siyasi anlayışı zaten olamaz. Kaldı ki AKP’nin 13 yıllık bir iktidar pratiği var, bu süre zarfında da demokratik herhangi bir uygulaması yoktur. AKP’nin hiçbir zaman Kürt sorununu demokratik çözmeye dönük bir düşüncesi ve siyasi bir konsepti olmadı. AKP oyalama-aldatma siyasetiyle tasfiye yönteminde ısrar etti ve bu siyaseti sürdürdü. Diğer iktidarlardan farkını oyalama-aldatma yöntemini geliştirerek ortaya koydu. AKP’nin en büyük başarısı tasfiyenin yeni biçimi olan oyalama siyasetini toplumun önemli bir kesimine çözüm diye yutturması oldu.

 

AKP’nin Hareketinizi tasfiye etmek için iktidarda olduğu sürece savaşı hiç durdurmadığını söyleyebilir miyiz?

AKP savaşı hiçbir zaman durdurmadı. Bakın, 2013 Newroz’undan sonra da korkunç bir özel savaş yürüttü. 2,5 yıl boyunca karakol-kalekol, askeri amaçlı baraj ve yol yapımlarını hızlandırarak sürdürdü. Koruculuk sistemini yeniden ele aldı. JİTEM’i IŞİD ile içiçe geçirerek yeniden yapılandırdı. Binlerce siyasetçiyi, yurtseveri tutukladı. İmralı’da Önder Apo ile diyalogun olduğu süreçte dahi her gün cezaevinden cenazeler çıktı. AKP diyalog sürecinde savaşın ağırlığını Rojava Kürdistan’nına kaydırdı. IŞİD ve El Nusra ile ittifak kurarak, işbirliği geliştirerek Rojava’da Kürtlere karşı korkunç bir savaş yürüttü. AKP’nin adına çözüm süreci dediği süreçte AKP’nin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı anlatmaya ve yazmaya çalışsak ne buna zaman ne kağıt ve ne de söz yeter.

AKP Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmek amacıyla bu savaşı sadece kışın değil, baharda da yazda da sürdürecek. Hem de şu anda yaptığı gibi devletin bütün imkânlarını seferber ederek. Çünkü AKP varlığını, iktidarının devamlılığını bu savaşın sürdürülmesinde ve başarısında görüyor. Fakat ne yazık ki bu savaş AKP’nin öngördüğü gibi gitmeyecek. Bu savaş AKP’nin sonunu getirecek. 1 Kasım seçim sonuçlarına aldanmamak lazım. 1 Kasım seçimleri AKP’nin gücünü değil, güçsüzlüğünü ifade ediyor. 1 Kasım seçimleri derinliğine analiz edilirse, bu çok açık görülecektir. AKP kendi öz gücüyle bu seçimleri kazanmadı. Klasik ulus devlet refleksi, güncel uluslararası çıkarlar bu sonucu doğurdu. Fakat bu durum her an alabora olmaya müsaittir. Alabora da olacaktır. AKP’nin gerileyişi ve çözülüşü durmamıştır. 1 Kasım seçimleri AKP’nin yalancı baharıdır. Gerçekten böyle görmek ve değerlendirmek lazım.

AKP bu savaşın altında kalmıştır. AKP nasıl ki darbeyle 1 Kasım’da iktidara ‘muhteşem’ geldiyse önümüzdeki süreçte muhteşem bir biçimde de gidecektir. Çünkü faşist AKP muhteşem bir direnişle karşı karşıya kalacaktır. Savaşı, tasfiyeyi çözüm belleyen AKP, halkın görkemli direnişi karşısında yaşam şansı bulamayacaktır. Gerçekler ve halkların direniş gücü yalancı baharlardan daha güçlüdür. Gerçek, hiçbir zaman darbeyle, savaşla, tasfiye konseptleriyle, ortadan kaldırılamaz.

Seçim sonuçlarını HDP projesi açısından bazı çevreler gerileme olduğunu değerlendiriyorlar Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seçim sonuçları HDP projesi açısından bir zayıflamayı ve gerilemeyi ifade etmiyor. Varsa şayet bu tür yaklaşımlar yanlıştır, gerçeği yansıtmıyor. Belki bir uyarı olarak da anlaşılabilir; AKP’nin yürüttüğü özel savaşın etkisinde kalarak HDP’yi başarısız olarak değerlendirmek son derece yanlış, gerçeklerden kopuk bir değerlendirme tarzıdır. Bazı çevreler özel savaşın etkisinde kalarak bunu yapıyor. Bu doğru değildir. HDP Türkiye siyaset tarihinde ortaya çıkan en gerçek, en doğru ve en güçlü projedir. HDP’nin gücü AKP’nin tüm oyun ve hilelerine rağmen 7 Haziran seçimlerinde çok çarpıcı bir biçimde ortaya çıktı. AKP’nin komplo ve hilelerinin yüzde 50’i aştığı gayri meşru 1 Kasım seçimlerinde de HDP’nin gücü ve Türkiye siyasetindeki stratejik yeri yine çok çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmıştır.

AKP iktidar olabilmek için HDP’yi baraj altında bırakma politikası yürüttüğünü söylediniz. Bu politikalar nasıl yürütüldü?

AKP, HDP’yi baraj altında bırakmak için Suruç ve Ankara katliamı da dâhil en kirli, en korkunç ve en vahşi yöntemleri devreye koydu. HDP’nin saldırıya uğramayan tek bir binası kalmadı. Siyasetçileri tutuklandı, çalışanları katledildi. Eşbaşkanları, yöneticileri, vekil adayları ölümle tehdit edildi. AKP, HDP’yi baraj altında bırakmak için devletin bütün gücünü ve imkanlarını seferber etti, devletin bütün kirli özel savaş yöntemlerini kullandı. Kürdistan’da sıkıyönetim ilan etti, cumhuriyet tarihinin en kapsamlı savaşını yürüttü. Fakat tüm bunlara rağmen HDP karşısında başarısız kaldı. AKP-IŞİD ittifakının vahşi saldırıları karşısında HDP tek bir seçim kampanyası ve çalışması yürütmeden dünyanın en anti demokratik seçim barajını aştı, meclise girdi. Aslında özünde bu seçimin de tek gerçek kazanını var ve o da HDP’dir, HDP’nin temsil ettiği demokratik ulus siyasetidir. Seçim sonuçlarını böyle okumak kanımca en doğru ve en gerçekçi okuma biçimidir.

HDP projesi dünyanın en kirli ve en vahşi saldırıları karşısında bu başarıyı yakaladıysa, artık bu noktadan sonra HDP’nin önü sonuna açık demektir. HDP Türkiye’nin tek gerçek ana muhalefet gücüdür, demokratik çözüm ve barış şansıdır. İnanıyorum ki Türkiye halkları bu şansı çok iyi değerlendirecektir.

PKK’nin HDP projesine zarar verdiğini ifade eden hükümete yakın çevrelerin demeç ve yorumlarına ne diyorsunuz?

Hükümet ve hükümete yakın çevreler HDP’yi tasfiye etmek için her türlü kirli yolu ve yöntemi kullandılar. HDP’nin başarısını Türkiye için büyük bir tehlike olarak gördüler. “HDP barajı aşarsa felaket olur, kaos çıkar” dediler. HDP’yi bu düzeyde tehlikeli ve kendilerine karşı büyük bir tehdit olarak gördüler. Toplumda da ‘HDP tehdit’ algısını yerleştirmeye çalıştılar. Nitekim 7 Haziran seçimlerinde HDP büyük bir zaferle çıktığında AKP topyekûn bir savaşı HDP’ye ve tüm Türkiye toplumuna karşı başlattı. Adeta işte “size demedim mi HDP barajı aşarsa kaos çıkar ve işte kaos çıktı” demeye getirdiler. Bu biçimde darbe ile girilen seçim sürecinde bu algıyı yöneterek HDP’ye giden oyları düşürmeye çalıştılar. Bu planlarında çok başarılı olamadılar. İşte HDP düşmanı böyle bir AKP anlayışı var ve bu anlayış şimdi çıkmış ‘‘PKK, HDP’yi zayıflatmaya çalışıyor’’ diyor. Bundan daha alçakça ve rezilce bir zihniyet ve anlayış olabilir mi? Olamaz!

AKP, Türkiye cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en korkunç ve en tehlikeli özel savaş hükümetidir. Erdoğan ve partisi özel savaş politikalarında Kenan Evren’i, Çiller’i on kat aştı. Karşımızda böyle bir AKP gerçeği var. Yani gerçekleri bu denli ters yüz eden, yalanı gerçek, kötüyü iyi, çirkini güzel gösteren ve bu anlayışa dayalı algı operasyonlarıyla siyasi iklimi değiştirebilen bu özel savaş hükümetine karşı çok duyarlı ve dikkatli olmak lazım. Özel savaş hükümeti AKP’nin, oluşturduğu her gündemin içine balıklama dalmamak, AKP’nin oluşturduğu gündemleri sönümlendirecek, boşa çıkaracak siyasetler üretmek çok önemlidir. Yoksa AKP’nin oyununa gelinmiş olunur. Şu anki başkanlık tartışmalarında da bunu görüyoruz. AKP kendi gündemini oluşturuyor, muhalefeti kendi gündemine çekerek siyasetsiz bırakıyor. Muhalefet dediğin toplumun ihtiyaçlarına ve önceliklerine göre kendi gündemini güçlü oluşturur ve bu gündem üzerinden mücadele yürütür, çalışır. İktidarın kuyruğuna takılan, iktidarın oluşturduğu gündemler içerisinde debelenip duran muhalefet gerçek bir muhalefet olamaz. Türkiye’nin şu anda acil yerel demokrasiye, demokratik özerklik modeli temelinde oluşturulacak çoğulcu, demokratik, özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı vardır. Bunun için de Önder Apo ile demokratik özerkliğin müzakeresi acil biçimde gündeme alınması gereken bir durumdur.

HDP projesi Önder Apo’nun geliştirdiği en stratejik projelerden biridir. Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi bu projenin başarısı için büyük bir emek ve çaba harcadı. Sonuç da verdi. HDP projesi toplumsal karşılık buldu ve gerçekten maya tuttu. Bundan sonra da bu projenin başarısı için Özgürlük Hareketi en büyük çabayı gösterecek ve çalışacaktır. Özgürlük Hareketi’nin 10 Ekim’de ilan ettiği eylemsizlik kararı seçimlerin demokratik ve adil bir ortamda yapılmasını sağlamak için geliştirilen ve HDP’nin başarısını amaçlayan tarihi önemde bir adımdı. AKP’nin topyekün savaş ve zulmüne karşı geliştirilen toplumsal direniş de HDP’nin başarısına hizmet etmiştir. Çünkü AKP’nin amacı tüm toplumu savaş ve katliamla korkutup sindirerek teslim almak ve HDP’yi tasfiye etmekti. Toplumsal direniş büyük oranda bu korku siyasetini boşa çıkardı ve HDP’nin başarısına güçlü biçimde katkı sundu.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit devam ediyor. Bu konuda neler söylersiniz?

AKP, Önder Apo’nun düşüncelerinin dışarıya yansımasını istemiyor. Bundan korkuyor. AKP, Önder Apo’nun toplumu ve siyaseti etkileme gücünü çok iyi biliyor. Tecritle bunu engellemeye çalışıyor. Bundan kaynaklı Önder Apo’nun en doğal hakkı, ulusal ve uluslararası hukukun da gereği olan avukatları ve ailesiyle görüşmesine dahi izin vermiyor. Bu durum çok büyük bir hak ve hukuk ihlali olduğu kadar aynı zamanda çok büyük bir siyasi, ahlaki ve insani sorundur. Artık hiçbir biçimde Önder Apo üzerinde uygulanan bu zulme ve şiddete sessiz kalınamaz. Tam da kıyametin koparılacağı nokta burasıdır. Tecridin tamamen ortadan kaldırılması ve Önder Apo’nun özgürleştirilmesi için Kürdistan, Türkiye ve dünyada görkemli bir direniş ve mücadele süreci çok acil bir ihtiyaç ve görevdir. Tarihi bir sorumluluktur. Yüzlerce defa ispatlanmıştır ki Önder Apo özgürleşmeden Kürtler, kadınlar, halklar özgürleşemez. Demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün ve gerçek barışın yolu Önder Apo’nun özgürlüğünden geçiyor. Bu sağlanmadan ne gerçek bir çözüm ve ne de Türkiye’ye ve bölgeye barış gelir.

Bu temelde Kürtler, kadınlar, gençler başta olmak üzere demokrasi, barış ve insanlık değerlerinden yana olan tüm güçleri, toplumsal kesimleri tecridin kaldırılması ve Önder Apo’nun özgürleştirilmesi için direnişi ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum.

Türkiye toplumunun ve tüm dünyanın gözü önünde Önder Apo’nun en doğal hukuki ve insani hakları olan aile ve avukat görüşmesine izin verilmiyorsa, kimsenin çıkıp Türkiye’de siyasetçilere, basına- basın çalışanlarına, insan hakları aktivistlerine, aydın ve yazarlara, sanatçılara baskı ve hukuksuzluk yapılıyor demeye hakkı yoktur. 18. yılına giren bu büyük hukuksuzluk ve adaletsizlik karşısında tek bir şey söylemeden kendine hukuk hak istemek ciddiyetten ve insanlıktan uzak bir davranıştır. “Sen imralı’da 17 yıldır uygulanan bu vahşice zulme, hukuksuzluğa, haksızlığa bu kadar gözünü, beynini ve kulağını kapatırsan, işte şimdi yaşandığı gibi o hukuksuzluk ve zulüm senin kapını da gelip çalar.” Buna şaşırmaman lazım. Hakikatle bir parça ilişkide olanlar Türkiye’de bu olanlara fazla şaşırmazlar. Barış ve demokrasiye tüm ömrünü ve yaşamını adamış bir insana ve bir halk önderine bu zulüm yapılıyorsa, sana yapılmaması anormaldir. İmralı’da uygulanan bu hukuksuzluk ve zulüm son bulmadan Türkiye asla bir hukuk devleti ve demokratik bir ülke olamaz. Bağırıp çağırıp, şikayet edip çırpınmakla hukuk ve demokrasi gelmez. Eşitlik ve özgürlük sağlanmaz. Hukuk da, demokrasi de, eşitlik de, özgürlük de cesurca yürütülecek amansız büyük bir mücadele ile sağlanır. Hukuksuzluğun, adaletsizliğin, köleliğin panzeri her yerde ve her alanda mücadele etmektir. Direnmektir. Örgütlenmektir. Birlik olmaktır.

Bazıları AKP iktidar olursa çözüm sürecinin tekrar başlayacağını ifade ediyordu. AKP’liler de bazı şartları açıkladılar. AKP’nin gerçekten de çözüm isteyen bir kesimi manipüle ettiğini mi düşünüyorsunuz?

AKP iktidar olursa çözüm sürecinin yeniden başlayacağı söylemleri bilinçli bir algı operasyonuydu. Biliyorsunuz Türkiye toplumunun Kürt sorununun demokratik çözümüne ve barışa desteği çok yüksekti. Yüzde 70-75 oranında bir toplumsal desteğin olduğu ifade ediliyordu. AKP çözüm beklentisi ve talebi içerisinde olan toplumun oylarını kendisine çekmek için bu söylemi bilinçli geliştirdi.  Erdoğan’ın, ‘‘çözüm süreci buzdolabındadır’’ söylemi de bu algı operasyonunun bir parçasıydı. Yani bir özel savaş argümanıydı. Yoksa ne AKP’nin buzdolabına koyduğu bir çözüm var ne de gelecek açısından böyle bir fikri ve öngörüsü var. AKP’nin düşündüğü tek şey tasfiyedir. Çözümden kastettiği şey de tasfiyedir. AKP’ye göre PKK’yi tasfiye etmek, direnen Kürtleri teslim almak bir çözümdür. Çözümden anladığı şey savaştır, katliamdır, teslimiyettir. ‘‘Bu savaşı tek bir kişi dağda kalmayana kadar sürdüreceğiz’’ demelerinin nedeni de budur. Yani bunun tercümesi şudur: Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır. Bu sorun da savaşla, imhayla hal edilir. Müzakereyle, demokratik siyasi yöntemlerle değil. Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yoktur’’, ‘‘masa yoktur’’, ‘‘müzakere yoktur ve olmaz’’ söylemleri AKP’nin Kürtlere ve Kürt sorununa bakışını çok net özetliyor zaten.

 

Seçim sonuçlarının Rojava’ya yansıması nasıl olacak?

AKP’nin Kürtlere, Rojava devrimine düşmanlığı açıktır. IŞİD’in bu kadar gelişmesinde ve güçlenmesinde AKP’nin Esad’a düşmanlığı değil, Rojava devrimine düşmanlığı rol oynadı. AKP, El Nusra ve IŞİD ile işbirliği-ittifak geliştirdi, Rojava kantonlarını ortadan kaldırmaya çalıştı. Son günlerde El Nusra ile IŞİD’in birleşmesi AKP’nin çabaları sonucudur. Bundan sonra AKP’nin Rojava düşmanlığı artarak sürecektir. Tüm işaretler AKP’nin Rojava’da Kürtlere karşı savaşı tırmandırarak sürdüreceğini gösteriyor. AKP farklı gerekçeler ve argümanlar üreterek ileri bir düzeyde ve açıktan Rojava’ya karşı savaşa girişebilir. Bu gözü karalığı gösterebilir. Bu defa IŞİD ile savaşacağım adı altında Suriye’ye girme senaryolarını devreye koyabilir. Erdoğan devleti ve AKP son derece pragmatiktir. IŞİD’i şimdiye kadar Kürtlere ve tüm demokrasi güçlerine karşı kullandı, IŞİD’ten istediği biçimde faydalandı, bu noktadan sonra da farklı biçimde IŞİD’i kullanabilir. Yöntem değiştirebilir. Bu defa da IŞİD’i uluslararası güçlere pazarlayarak Suriye’ye girme, Kürtlere katliam uygulama, PKK’yi tasfiye politikasını rahatlıkla yürütme temelinde pazarlık gücü haline getirebilir. Bu öyle çok uzak bir ihtimal değildir.

AKP göçmenleri de siyasi bir malzeme haline getirerek uluslararası güçlere karşı kullanıyor, ahlaksızca göçmen pazarlığı üzerinden iç ve dış politikasına ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin desteğini almaya çalışıyor. Halbuki AKP Suriye’deki savaşın doğrudan içindedir, savaş mağduru bu milyonlarca göçmenin de sebebidir. Akdeniz’in, Ege’nin derin sularında boğulan binlerce masum insanın en başta gelen katillerinden biri AKP’dir. AKP, IŞİD’i besleyen ve büyüten güçtür. IŞİD ile birlikte katliamlar yapıyor, milyonlarca insanı göç yoluna koyuyor ve sonra da bunun alçakça siyasetini yapıyor. Anlaşılan o ki AKP bir süre daha bu siyaseti ABD ve Avrupa’ya karşı yürütecek ve onlardan da çeşitli tavizler koparmaya çalışacak. Tıpkı seçim sürecinde olduğu gibi. 1 Kasım seçimlerinden önce Almanya Başbakanı Angale Merkel’in Türkiye’ye gelmesi AKP’nin göçmen ve Kürt politikası karşısında NATO’nun birinci gücü olan Almanya’nın ikiyüzlü bir tutumuydu. Avrupa Birliği’nin Türkiye ilerleme raporunu seçim öncesi açıklamaması yine bu konuda Avrupa’nın içine girdiği ikiyüzlülüğü ve pragmatik politikasını yansıtıyor. Benzer daha birçok örnek sıralanabilir. Örneğin seçim sürecinde devlete ve PKK’ye eylemsizlik çağrısı yapan Batı ülkeleri AKP’ye baskı kuracağını dile getirdiler fakat hiçbir pozitif adım içerisinde bulunmadılar.

Tabi AKP’nin böyle bir çılgınlık içerisine girmesi AKP’ye ve Türkiye’ye ne kazandıracak? Can alıcı soru budur. Böyle bir şey Türkiye’yi tamamen Suriyelileştirecektir. Bu kaçınılmaz bir sonuçtur. Zaten AKP’nin Kürt düşmanlığı endeksli iç ve dış politikası Türkiye’yi Suriyelileşmeye doğru götürmektedir. AKP’nin bu politikasıyla 6 ay 1 yıl sonraki Türkiye gerçeğinin nasıl bir hal alacağını hayal etmek zor olmasa gerek. Şu anda yaşananlar gelecekte yaşanacakların sadece birer küçük tezahürü ve yansımalarıdır. Kafası doğru çalışan herkes Türkiye’nin geleceğini şu an yaşanan bu alametlerden rahatlıkla okuyabilir. Çok açık ki AKP hem Kuzey Kürdistan’da ve hem de Rojava Kürdistan’ın da Kürtlere karşı savaşı tırmandıracaktır. 2-3 cepheden birden savaşı derinleştirecektir. Sonuçta da Türkiye’nin sonunu getirecektir.

Rojava’da ve Suriye’deki gelişmeler netleşmeden, orada Kürt statüsü kabul edilmeden Türkiye ve Kuzey’de Kürt sorunu konusunda bir gelişme olur mu?

Kürt sorunu komple bir sorundur, Kürdistan’ın genelini kapsıyor ve ilgilendiriyor. Bir parçadaki olumlu veya olumsuz bir gelişme mutlaka diğer parçaları aynı biçimde etkiliyor. Bu anlamda Kürt sorunu çok içiçe ve girift bir özellik taşıyor. Bu sorun Türk devletinin sorunu olduğu kadar bölgesel ve uluslararası boyutları olan bir sorundur da. Türkiye’nin Rojava politikası da Kürt sorununa yaklaşımıyla direkt bağlantılıdır. Türk devletinin-AKP’nin inkarcı ve imhacı politikası olduğu biçimiyle Rojava’ya yansıyor.

Kuzey Kürdistan’da Kürt sorununun demokratik çözümü ile Rojava Kürtlerinin oluşturduğu statünün dünyaca kabulü birbirini ilgilendiriyor. Bu anlamda aslında bir bütünlük de arz ediyor. Türk devleti Kürt sorununa yaklaşımını değiştirmeden, sorunu demokratik müzakere ile çözmeyi esas almadan Rojava politikası da değişmez. Kuzey Kürdistan’da Kürtlere karşı savaşan Türk devleti Rojava’da da Kürtlere karşı savaşır. Rojava Kürdistan’ında ortaya çıkan statünün devletlerce tanınması da uluslararası güçlerin-devletlerin Kürt sorununa doğru yaklaşımıyla, Türk devletinin inkarcı ve imhacı politikalarına desteğini kesmesiyle mümkündür. Türkiye’de, Kuzey Kürdistan’da Kürtlerin tasfiyesine, evet diyen, Türk devletinin-AKP’nin yaptığı Kürt katliamlarını görmezden gelen bir ABD ve Avrupa, Rojava politikasını da doğru geliştiremez. Geliştirdiği politika kendi güncel politik ve ekonomik çıkarlarının ötesine geçmez. Konjonktürel çıkarlara dayalı pragmatizmi aşmayan bir politika her şeyden önce sahiplerine orta ve uzun vadede fazla bir şey de kazandırmaz. Kürt sorunu demokratik temelde çözülmeden ve Kürtler özgürlüklerine kavuşmadan Türkiye başta olmak üzere tek tek her Ortadoğu ülkesinde demokrasiden, istikrardan bahsetmek mümkün değildir. Ortadoğu’nun demokratikleşmesi kesinlikle Kürt sorununun demokratik özerklik temelinde çözülmesiyle mümkündür.

KCK önümüzdeki dönemde nasıl bir mücadele yöntemi belirleyecek?

Hareket ve halk olarak topyekün bir savaş ile karşı karşıyayız. Buna karşı çok güçlü bir direniş geliştirip direneceğiz. Aktif bir öz savunma savaşı içerisinde olacağız. Kuzey Kürdistan’da demokratik özerkliğin inşası ve savunması için çalışacağız, mücadele edeceğiz. Direnişi her yere yayacağız. Topyekün savaşa karşı tek doğru yol ve seçenek topyekûn direnişi geliştirmektir. Mücadeleyi büyük bir iddia ve kararlılıkla sonuna kadar yükseltmektir. Özgürlüğün yolu direnişten geçiyor. Ne kadar çok direniş o kadar çok özgürlük ve demokrasi yeni dönemin temel şiarıdır. Yeni dönemin temel görevi direnişi topyekûn hale getirmektir. Bu dönemde hem toplumsal direniş, hem demokratik inşa ve hem de öz savunma iç içe gelişecektir. Önder Apo’nun özgürlüğüne bizi götürecek olan da budur, topyekün mücadele ve direniştir.

anf

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here