HÜMANİST BÜRO’DAN İstismar Suçuna Ortak Olmayalım

Paylaş

Belli aralıklarla bütün toplumun gündemine gelen çocuk istismarı vakalarından sonra verilen tepkilerin biçimine, şiddetine ve sonuçta neyin değiştiğine bakınca insan bazen umutsuzluğa kapılıyor. Birkaç örnek vereyim, daha iki yaşına girmemiş bir  bebeğin cinsel istismarı haberi ile herkes infiale kapılmıştı 10 yıl kadar önce, ardından Üzmez vakası benzer bir infial yarattı. Ne değişti diye sorunca siz de kaygılanmıyor musunuz?

Bunda biraz da tepki biçimimizin etkisi olabilir mi, diye oturup bir düşünmemiz gerekiyor sanırım. Faillerin yeterli cezaları almaması bir problem elbette, ama bu alanda henüz yeterli bir altyapının olmaması; daha da kötüsü, istismarı önleme sorumluluğunun yerleşmemiş olması daha da büyük bir problem.

Hal böyle iken bir de işin içine yüksek tansiyon eklenince konuşamaz hale geliyoruz, çünkü duymaz hale geliyoruz. Bütün mesele bu tepkide demiyorum ama kendi hakimiyet alanımızda olduğu için bunu yönetme sorumluluğunu üstlenelim diye öneriyorum.

TIKLAYIN – ÇOCUĞA KARŞI CINSEL İSTISMAR ÖNLENEBILIR

Gerçek sorumluluk

Bir vakıfta gerçekleşen çocuk istismarı vakası sonrasında tecavüzcü vakıf demekle, bu vakıf güvenilir bir vakıftır demek kardeş tepkilerdir.

Bu tepkilerin her ikisi de gerçek sorumluluğu veya sorumluyu ortaya koymadığı gibi bunların açığa çıkmasını da engelliyor. Ne yazık ki, birçok olay sonrasında bununla karşılaşıyoruz.

Fail sayılan gerçek veya tüzel kişiye karşı bir infial ve buna bağlı en ağır ceza talebi yükseliyor, yükseliyor, bir süre sonra sönüyor ve olay unutulup gidiyor. Bu linç girişimi hemen karşılığında bir savunma ekibi oluşturuyor, kimse kimseyi duymaz hale geliyor. Bundan çocuklar zarar görüyor. Çünkü hiçbir olayda dört başı mamur biçimde çocukların durumunu ele alamadığımız gibi kalıcı bir çözüm de üretmemiş oluyoruz.

TIKLAYIN – ÇAĞRI: ÇOCUK HAKLARI İZLEME KOMITESI DAIMI KOMISYONA DÖNÜŞSÜN

Cezaların şahsiliği

Bir kere şunu ortaya koymak gerekir; vakıfta kalan çocuğun cinsel istismarı eyleminin ceza sorumluluğu bu eylemi yapan kişiye aittir. Bunun aksini iddia etmek elbette cezaların şahsiliği prensibine aykırıdır. Ancak böyle bir eylemden doğacak sorumluluğu bundan ibaretmiş gibi görmek de çocuğu cinsel istismar ve diğer istismar biçimlerinden koruma konusunda kurumlara ve devlete düşen yükümlülüğü tanımamak demektir. Bu durum, çocuğun istismarı eylemi kadar tehlikelidir. Çünkü bu yaklaşım istismarcılara zemin hazırlar.

TIKLAYIN – AILE BAKANI: BIR KERE OLMASI ENSAR VAKFI’NI KARALAMAK IÇIN GEREKÇE OLAMAZ

Vakfın sorumluluğu

Bu eylemde vakfın sorumluluğu istismarın olmasına sebebiyet veren ve fark edilmesini engelleyen koşulların sorumluluğudur. Bu sorumluluk, halihazırda orada kalan çocuklar bakımından da önem ifade ettiği için, eğer meydana gelen olay sonrasında böyle bir sorumluluk üstlenme tepkisi görülmüyorsa, hukuken hemen vakfın kapatılması yoluna başvurulamasa da kuruluşlarının ruhsatının iptal edilmesi ve çocukların güvenli bir yere alınması söz konusu olur.

Çocukların korunmasından sorumlu her makamın ve bütün toplumun önceliği cinsel istismara maruz kalan ve halihazırda bu olayın olduğu kuruluşta kalan diğer çocuklar olmalıdır. Halbuki bu olayda onlar neredeyse hiç konuşulmuyor.

Kurumların anlayışı

Bunlar abartılı geliyorsa kendimize şu soruyu sorabiliriz: Çocuğumuzun başına bir şey geldiğinde bundan kendisini sorumlu tutmayacak bir idareye sahip ve kamu idaresi tarafından da denetlenmeyen bir kuruma çocuğunuzu emanet eder misiniz?

Öyleyse, çocuklara hizmet vermekten sorumlu olan resmi ve özel bütün kurumlardan birinci beklentimiz bir çocuğun tırnağına zarar gelse, bundan kendini sorumlu hissedecek bir anlayışa sahip olmalarıdır.

Sonra da, bu anlayış gereğince her olayı bir uyarı kabul edip, bunun hangi kusurdan kaynaklandığının araştırılmasını bekleriz. Çocuk koruma sistemi sadece olanla değil olma ihtimali olanla ilgilenir. Olmuş olaylar da gelecekte olabilecekler için ipucu verir.

TIKLAYIN – YASALAR ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESI’YLE UYUMLU HALE GETIRILMELI

Sistemdeki boşluklar

Bunun için acilen çocuk istismarını bazı sapık insanların suçları olarak görmekten vazgeçmemiz ve bu insanlara fırsat veren sistemimizdeki boşluklar ile ilgilenmeye odaklanmamız gerekir.

Aynı şekilde de, ortaya çıkan istismar vakalarına müdahale hızımızı ve biçimini bir başarı kriteri olarak görmeyi de terk etmemiz ve ortaya çıkma ihtimalini önlemenin her zaman yükümlülüğümüz olduğu anlayışını bütün topluma yaymamız gerekiyor.

Kaldı ki, halihazırda olaylar olduktan sonraki müdahale biçimimizdeki eksikliklerin veya hataların bu olayların yinelenmesine etkisi üzerinde de durmamızda fayda var.

TIKLAYIN – HDP MECLIS’I ÇOCUK İSTISMARINI ÖNLEYICI BIR SISTEM OLUŞTURMAYA ÇAĞIRDI

Üzerine gidilecek sorular

Sondan başlayalım ve çocukların kuruluşa ilk geldikleri güne doğru filmi geri sararak gidelim:

* Çocuklar istismara maruz kaldıklarını düşündüklerinde bunu bildirmek için ne tür şikayet mekanizmalarına sahipler?

* Böyle bir şikayet geldiğinde bir kurum çalışanının izlemesi gereken, bütün kurum çalışanlarına öğretilen belli bir yol var mı ve nedir?

* Kaldıkları kuruluşlarda çocuklara istismardan kendilerini koruma becerileri öğretiliyor mu?

* Çocukların bulundukları ve yattıkları alanlarda bulunma ve uyuma yetkisine sahip yetişkin var mı ve bunlar kimler?

* Çocuklarla çalışan personele çocuk istismarını önleme konusunda ne tür bir eğitim veriliyor?

* Kuruluşlarda çocuk istismarını önlemeye yönelik standartlar nelerdir?

* Bu standartlar hangi sıklıkta hangi usuller ile gözden geçirilmektedir?

* Personel alımından uygulanan kriterler nelerdir?

* Kuruluş kimler tarafından ruhsatlandırılmakta ve denetlenmektedir? Denetim sıklığı ve usulü nedir?

* Çocukların kuruma kabulünde hangi kriterler kullanılmaktadır?

* Kuruma kabul edilen çocukların aileleri ile ilişkilerini sürdürmelerinde uygulanan kriterler nelerdir?

TIKLAYIN – CINSEL İSTISMAR KARŞISINDA NE YAPILMALI?

Harekete geçmeli

Bir kuruluşta çocuklar cinsel, fiziksel veya duygusal bir istismara veya ihmale maruz kalmışlarsa, bu kuruluştan sorumlu kurumun bu soruları yanıtlaması ve buradaki kusurdan kendini sorumlu hissetmesi beklenir. Bu herkes için geçerlidir. Eğer değilse toplumca esas buna karşı bir infiale kapılıp, derhal bunun için gerekli önlemlerin peşine düşülmesi gerekir.

Denetim

Mesele burada da bitmez. Çocuklara bakım, eğitim, tedavi hizmeti veren bütün kurum ve kuruluşların devlet tarafından ruhsatlandırılması ve denetlenmesi de çocuk ihmal ve istismarını önlemenin yollarından biridir.

Dolayısıyla aynı yöntemle devletin de sorumluluğu çerçevesinde şu sorulara cevap aramak, bundan sonra benzer olayların olmasını önlemek bakımından zorunludur:

TIKLAYIN – MECLIS’TE ÇOCUK İSTISMARINI ARAŞTIRMAK IÇIN KOMISYON KARARI

Devletin sorumluluğu

* Türkiye’de çocuklara bakım, eğitim hizmeti veren kurum ve kuruşlar hangi esaslarla, kim tarafından denetlenmektedir?

* Çocukların yatılı da kalabildikleri ancak ASP Bakanlığının denetimine tabi olmayan kurum ve kuruluşlar hangileridir? Kaç tane böyle kurum ve kuruluş vardır ve buralarda kaç çocuk kalmaktadır?

* Çocukların yatılı da kalabildikleri kuruluşlarda; çocuk kabul kriterleri nedir? Bu kritlerlere uygunluk kim tarafından denetlenmektedir?

* Kuruluşlarda kalan çocukların aileleri ile iletişiminde uygulanan kurallar nelerdir ve aile iletişimleri nasıl sağlanmaktadır?

* Ailesinin çocuğu okutmaya ekonomik durumu elvermediği veya ailesinin yaşadığı yerde ilk ve orta öğretim okulu olmadığı için bu kuruluşlarda kalmak zorunda olan kaç çocuk vardır?

* Ortaöğretim çağı öncesi çocukların kuruluşlarda veya başka ailelerin yanında kalmalarının önlenmesi için ne tür önlemler alınmaktadır?

* Bu kuruluş kim tarafından, ne zaman, nasıl denetlenmiştir?

TIKLAYIN – ÇOCUĞA CINSEL İSTISMARI ÖNLEMEK IÇIN DEVLET ŞEFFAF OLMALI

Herkesin sorumluluğu

Bunları konuşabilecek bir ortama, bu konuşmaların sonunu getirip çocuklar açısından güvenilir hizmet modelleri oluşturuluncaya kadar ısrarcı bir takibe ihtiyacımız var.

Bu ortamı yaratmanın da hepimizin sorumluluğu olduğunu görmemiz gerek. Bu sefer de bu şansı yitirmemek ve konunun ağır cezaya bağlanarak geçiştirilmesini engellemek için biraz daha sağduyu lütfen. (SA/BA/YY)

Seda Akço

 Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsü’nde yüksek lisansını yaptı. 1990’dan itibaren İstanbul Barosu, British Council, UNICEF gibi çeşitli ulusal ve uluslararası kuruluşlarda çocuk hakları alanında çalışmalar yürüttü. 1994’ten bu yana avukatlar, hakim ve Cumhuriyet Savcıları, polis memurları gibi çeşitli meslek elemanlarına yönelik meslek içi eğitimler düzenledi. Çocuk hakları ve insan hakları alanında yayınları bulunıyor. 2010’da Bürge Akbulut ile birlikte Hümanist Büro’yu kurdu.

Bürge Akbulut

1998 yılında ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini ‘kamu ve uluslararası ilişkiler’ alanında A.B.D Pittsburgh Üniversitesi’nde tamamladı. 2003 yılına kadar aynı üniversitede ‘uluslararası politik ekonomi ve sosyal kalkınma’ konularında doktora çalışmalarını sürdürdü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde misafir akademisyen olarak ‘küresel yönetişim ve uluslararası kalkınma’ konusunda ders verdi. 2004-2010 yılları arasında UNICEF Türkiye Ofisi’nde çocuk koruma programı sorumlusu olarak çalıştı. 2010 yılında Seda Akço Bilen ile birlikte Hümanist Büro’yu kurdu.bia

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here