İbrahim Halil Ölmez : Queer Kuramı ve Kimliksizleşme 

Paylaş

Queer”, 1990’lardan günümüze, giderek genişleyen alan içinde, cinsellik, toplumsal cinsiyet ve cinsel arzu terimleri ekseninde tartışmalar üreten, bu tartışmaları bu üç alanın da dışına taşıyarak, sanat ve toplum gibi daha geniş bakış açıları içinde değerlendirmeler üreten kuramsal bakışın adı olmuştur. Post-yapısalcı yaklaşımdan beslenen, gay ve lezbiyen çalışmalar bağlamında evrilen “queer”, Türkçede de düşünsel üretimi besleyen bir alan haline geliyor. “Queer”, her türlü kimliklendirme sürecini sorguladığı için, sabit ve verili tanımlara direnmesiyle ayrışan, akışkan ve muğlak bir anlamlandırma olarak okunabilir. Bu akışkanlık ve muğlaklığın getirdiği “kimliksizlik” ise, diğer kuramsal bakış açılarının içerdiği tanımsal ve taksonomik(sınıflandırma bilimi) tuzaklardan uzakta bir özgürlük alanı sunmaktadır. Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsel pratiklerle ilgili her tür etikete, dolayısıyla kimlik ve cinselliğin üzerine kurulduğu “apaçık” her tür kategoriye karşı durur. “Normali”, normalliği kuran normların kuruluş ve işleyiş yapısını sorgularken amacı kenarda kalanın merkeze çağrılması değil, bizzat merkezin darmaduman edilmesidir. Cinsiyetle ilgili algılarımıza damgasını vurmuş ikili düşünce yapılarına (cinsiyet/toplumsal cinsiyet; eşcinsellik/heteroseksüellik; kadınlık/erkeklik), bu yapıların beraberinde getirdiği uyumluluğa  (kadın, kadın gibiyse erkeğe arzu duyar) karşı, cinsiyet/toplumsal cinsiyet/cinsel yönelim kimliklerinin hiçbirinin “doğal” olmadığını, tarihsel, kültürel ve toplumsal olarak kurulduğunu ve dolayısıyla iktidar ilişkilerinden bağımsız düşünülemeyeceğini savunur. Bu bağlamda, ana soruları cinsel kimliğin inşası, bu kimliklerin nasıl düzenlendiği ve bu kimliklerle özdeşleşmelerin (ne tür bir) beni/bizi (nasıl) mümkün kıldığı ve/ya kısıtladığı etrafında yoğunlaşır.

Annamarie Jagose’un Queer Teori: Bir Girişadlı kitabı, “queer” teoriyi merak edenler ve bu alandaki sorgulamalarını genişletmek isteyenler için derli toplu bir giriş sunuyor.
Queer kelimesi Türkçede garip, tuhaf, yamuk gibi anlamlara geliyor (İngilizceye ise Almanca çapraz kesen, transversal anlamına gelen “quer”den geçmiş). “Queer” zaman içinde, biraz da LGBTİQ hareketin bağlamı içinde, kültürel açıdan marjinal cinsellikleri olan bireylerin, bir tepki olarak sahiplendikleri ve olumsuz anlamlarına karşın kendilerini tanımlamaya başladıkları bir sözcük oldu. “Queer” sözcüğü aynı zamanda, özellikle 1990’larda, daha geleneksel lezbiyen ve gay çalışmalarının içinden doğan, yeni bir kuramsal bir bakış açısının adı olmuştur. Queer Kuram olarak adlandırılan bu kavramsallaştırma modeli, herhangi bir sabit ya da verili kimlik kategorisini kabul etmediği ve kimlik gibi kategorik tanımların sabitliğine baştan karşı çıktığı için, hemen her alandaki tartışmaya konu olabilmekte ve özgün bir bakış açısı oluşturabilmektedir. Queer Teori, lezbiyen ve gay çalışmaları bağlamında ortaya atılmış, postmodernizm ile de teyellendirebilmek yakın zamanlı akademik kuramsal yaklaşımlar arasındadır. Annamarie Jagose’un Queer Teori’ye bir giriş niteliğinde yazdığı kitabının başında da, bu kuramsal bakış açısının henüz “katılaşmadığı” ve bakış açısı gereği sürekli akışkan bir gelişim süreci içinde olduğu belirtilir.
Annamarie Jagose, “queer” kurama bir giriş niteliğinde yazdığı kitabında, “queer” kuramın tanımsal zorluklarına değinir ve kitabının “queer” kuramı sabitleyecek, akışkan niteliğini katı hale getirecek bir tanım sunmayı amaçlamadığını belirtir. Jagose yine de, kitabının giriş bölümünde, “queer” kuram için genel bir tanı surar: “queer kromozomal cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve cinsel arzu arasındaki sözde değişmez ancak tutarsızlıklarla örülmüş ilişkileri çarpıcı şekillerde ortaya koyan ifadeler ile analitik modelleri tanımlamaktadır” (s.11). Heteroseksüelliğin tek verili ve sabit cinsellik modeli olmadığını savunan “queer” teori, cinsellik, toplumsal cinsiyet ve cinsel arzu arasındaki uyuşmazlıkları sorunsallaştırır. Jagose’ın kitabında da belirttiği gibi, “queer” teori genellikle lezbiyen ve gay çalışmalarının bir parçası ya da uzantısı olarak görülmekle birlikte, “cross-dressing, hermafroditizm (erdişi veya nsâ) , cinsiyet belirsizliği ve cinsiyet geçiş operasyonları” gibi konuları da irdelemektedir. Yazara göre “queer” teorisinin bize sunduğu en önemli kazanım, cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve cinsel arzu terimleri arasındaki tutarsızlıkları ve sorunsalları bulgulayıp görünür kılması ve bu yolla herhangi bir “doğal” cinselliğin “olanaksızlığını” ortaya koymasıdır.Başka bir deyişle “queer” teori bize, “erkek” ve “kadın” gibi sorgulamadan kabul ettiğimiz, bütün farklı kimlikleri ve cinsellikleri değerlendirirken kendimize sabit ölçütler olarak kabul ettiğimiz kavramların doğruluğunu sorgulatır.

“Queer” teorinin temel sorgulamaları ve kavramsallaştırmaları düşünüldüğünde, geleneksel lezbiyen ve gay çalışmaları içinde, post-yapısalcı yaklaşımdan da beslenen daha özgül bir bakış açısı olduğu söylenebilir. Jagose’a göre “queer” teorinin gay ve lezbiyen çalışmalar ile olan ilişkisi bir ardışıklık ilişkisi değildir. “Queer”, toplumda eşcinsellik gibi farklı cinsellikler yanında her türlü ‘öteki” olma durumunu sorunlaştırarak, lezbiyen ve gey çalışmalarını, daha geniş bir çerçevede yeniden biçimlendirmektedir. “Queer”, hem “norm” olarak kabul gören, hem de “öteki” olarak dışlanan her türlü kimliklendirme sürecinin karşısında, bu kurguların gerçek dışılığını ve yapaylığını deşifre ederek, özgürleştirici bir kimliksizlik sunar. Jagose bu konuda şöyle yazıyor: “Queer eş zamanlı olarak hem ileriye hem de geriye yönelik bir hareket halinde, sadece daha geleneksel olan bir lezbiyen ve gay çalışmalarının evrimsel genişlemesi olarak değil, aynı zamanda onun illegal öncülü olarak tanımlanmaktadır” (s.13).

Jagose, “queer” teoriyi açıklamaya girişirken, okurlarına önemli bir hatırlatmada bulunuyor. “Queer” teorisinin akışkan olmasından kaynaklanan görünürdeki belirsiz ve muğlak tartışma alanı, birçok kişinin kafasında, bu kavramsallaştırma çerçevesinin amacı konusunda soru işaretleri bırakmaktadır. Fakat “queer” kuram, kurduğu akışkanlık ve muğlaklık söylemi içinde, bize “heteroseksüellik” ve “eşcinsellik” gibi kesin tanımları olduğunu düşündüğümüz terimlerin bile sabit olmadığını, bu terimlerin tarihin farklı dönemlerinde ve farklı coğrafyalarda farklı göndermeleri ve anlamları olduğunu hatırlatmaktadır. Jagose’un “queer” kurama giriş niteliğinde yazdığı kitabı da, öncelikle “Eşcinsel Arzuyu Kavramsallaştırmak” başlığı altında, “eşcinsellik” teriminin ilk nasıl ortaya atıldığını ve eşcinselliğin aslında “heteroseksüelliği” de nasıl kurguladığını tartışarak başlıyor. Jagose daha sonra, “Homofil Hareket”, “Eşcinsel Özgürleşmesi”, “Lezbiyen Feminizm” ve “Kimliğin Sınırları” başlıklarını taşıyan bölümlerde, “queer” kurama evrilen farklı düşünsel evreleri ve tartışmaları dönemsel olarak açıklayarak, aslında “queer” kuramın ardındaki ana argümanları da özetlemiş oluyor. Kitabın “Queer” başlığı altında, bu tarihsel açıklamanın ardından, “queer” tartışmanın ana konu başlıkları aktarılıyor. Kitabın bu ilerleyen bölümlerinde, “queer” teorinin lezbiyen ve gay çalışmaları ile olan ilişkisi, postmodernizm ve post-yapısalcı yaklaşımlarla olan akrabalığı, “queer” düşüncenin kimlik olgusu üzerindeki argümanları, HIV/AIDS söylemleri ve “queer” kimlik olguları tartışılıyor.

2011 yılından bu yana Sydney Üniversitesi’nde Edebiyat, Sanat ve Medya Bölüm Başkanı olarak çalışan Profesör Annamarie Jagose, çalışmalarını feminizm, lezbiyen/gay çalışmaları ve queer teori alanlarında yoğunlaştırmış bir akademisyendir. Queer teori alanında, önemli bir akademik yayın olan GLQ: A Journal of Lesbian and Gay Studies adlı hakemli derginin de, 2003 ve 2011 yılları arasındaki hakemleri arasında yer almıştır. Jagose, Judith Butler ve David Halperin gibi saygın kuramcıların tartışmalarını harmanlayarak, “queer” teori hakkında sağlam bir temel edinmek isteyen okurlara yol gösterici bir metin sunuyor. Jagose’a göre “queer” teori yalnızca heteroseksüel ve eşcinsel gibi sabit cinsel kimlikler hakkında değil, en genel çerçevede cinsellik, toplumsal cinsiyet, kadın ve erkek gibi tanımları da sorgulamamızı olanaklı kılan bir kavramsallaştırma olanağı sunuyor.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here