Anasayfa Köşe Yazıları Aydın Şimşek yazdı:İç Güvenlik Paketi mi, Fundamental Faşizm mi?

Aydın Şimşek yazdı:İç Güvenlik Paketi mi, Fundamental Faşizm mi?

Paylaş

Bütün bir topluma ait bir kurum olarak görülmüş olan devlet, aslında her dönemdeegemen sınıfın ve gücün baskı ve denetim aygıtı olmuştur.

“Toplumun ayrıcalıklı kesimi ve zenginleri” varlıklarını, servetlerini, iktidar ise, iktidarını korumak için güvenliğe ve güvenlik hizmetlerine önem verirler. Sağlık, eğitim, ulaşım, iş vb. talep eden “düşük gelirli” vatandaşlar ise, yatırım hizmetlerini önemserler.

AKP’nin 2015 bütçesine bakıldığında savunma ve güvenlik hizmetlerine 58 milyar, sağlık hizmetleri için ise 22 milyar lira ödenek ayrıldığı görülür.

Bütçe gelirlerini oluşturan toplam vergilerin yüzde 70’ini dolaylı vergiler yoluyla fakirler ve düşük gelir grupları ödemesine rağmen, AKP neden güvenlik tedbirlerini vatandaşın sağlığından daha önemli görüyor?

AKP toplumun ve tarihin kendisine açmış olduğu krediyi tüketiyor, toplumda rıza üretemediği oranda ise baskı yoluna gidiyor. Yeni siyaset üretemiyor, eski Türkiye’nin paradigmalarıyla yeni Türkiye’yi temsil ettiğini düşünüyor.

Eski Türkiye’nin mağdurlarından olan dindarlar, tarihin şu evresinde AKP ile iktidar kaderiyleyüz yüze kaldılar. Dindarlar ortak kaderlerini AKP ile iktidarlaştırdılar.

Devlet değil, toplum merkezli referansları olan AKP ile dindarların kaderi ve yaşamları üzeinde “elitler” söz sahibi oldu. AKP ile dindarların çekmiş olduğu acılar son bulacak, toplumsal özgürlükler alanı genişleyecek, toplumsal “adalet” ve “kalkınma” temel hedef olacaktı. Olmadı.

Milli irade zırhına bürünen AKP, o milli iradenin tüm taleplerine yabancılaştı, cumhuriyetin defolu tarihine meylederek, tek adam despotizmini adeta “moralizm” ve “mukaddes”lik mertebesinde topluma dayatıyor.

AKP, tüyü bitmemiş çocuğun hakkına sahiplik yapacaktı, hırsızı Müslüman var etti. Müslümanlık AKP sayesinde hırsızların ve yolsuzlukların şemsiyesi oldu.

Kullanışlı aptallık AKP döneminde gazetecilerin ünvanı oldu. Yalan-riyakâr ve gerçeğin çıplaklığına itibar etmeyen tüm “kalemler”in gazeteciliği Müslümanlık adına itibar gördü.

Türkiye; popülizmin ve faşizmin ikiz kardeşliğine tanıklık etti. Bu ülke hukuku, adaleti gayri meşru olarak varlıklarına armağan eden Müslümanları gördü. Farklılığa, muhalif olmaya tahammül edemeyen Müslümanların insanları iblisleştirerek, yok etmeye durduklarına şahitlik etti. Popülist adamın popülist faşizmi! iktidar zorbalarını ve zorbaların Müslümanlığını alenileştirdi.

Şeytan’ın iktidarı, iktidarın şeytanlaşması, şeytanlaşmanın ve “insandışılaşmanın” halleriyle, kibir, iftira ve yalan ile kendinden olmayanı ve kendi gibi düşünmeyeni, kendi gibi eylemeyeni “şeytanlaştırma” yolunu seçen Müslümanlara tanıklık ediyoruz!

Kur’an “Kimse kimsenin günahından sorumlu değildir” diyor. Günahkâr bir iktidarın kutsal kitaba aykırı Müslümanlığı var. Yolu sözde Kur’an-i olan AKP ve ona inanların yolsuzluk, adaletsizlik, hırsızlık, yetim hakkının yenmesi, eşitsizliklerinde mimarı oldukları bir Müslümanlık var edildi!

Eşitsizliği ilahi gören ve yoksullara sabır ve şükür telkin eden, mülkün “Allahın olmadığına” şahitlik ettiğimiz bir Müslümanlık! Yaratılanı yaratandan ötürü sevme bahsinde, sevgisi, iman edenler ve iman etme yolunda olanlarla sınırlı bir Müslümanlık!

Said-i Kürdi “Mademki Müslümansınız o halde bizdensiniz” diyor. Ölmemek için Müslüman olmanın yeterli olmadığını belleten ve insanların acılarını döven (Roboski, Gezi, Soma, Ermenek, Afyon, Lice, Cizre ‘de vb. yaşananlar ) ve acıları yarıştıran bir Müslümanlık!

Recm, Cariyelik, kadına bakış, faiz, mülkiyete biat, çok eşlilik vb konularda insanlık değerleriyle barışık olmayan, meseleleri kendi dilinde yeniden üreten, modern ulus-devlet örgüsü içinde dilin ve zikrin bu coğrafyada Neo-IŞİD şeklinde can bulduğu ve IŞİD’in suflörlüğünü yapan bir Müslümanlık!

AKP toplumda rıza üretemiyor, toplumsal taleplere yanıt veremez durumda. Bu nedenle önleyici tedbirlere başvuruyor. İç Güvenlik Reformu vb uygulamalar bu halin yansımalarıdır.

Türkiye bu tür uygulamalara aşina bir ülkedir. 1980’lerde anti-terör polis birlikleri, “Terörle Mücadele” ve “Özel Harekât Daireleri” kurulup, rızaya dayalı uzlaşmacı polisliği (polis ile toplum arasındaki gerilimi azaltmak, iletişim ve ilişki geliştirmeyi önceleyen) reddeden, orantısız şiddeti ve aşırı “zor”u kutsayan bir polislik anlayışı devreye sokuldu.

Bugün yoğun tartışmalara neden olan “İç Güvenlik Paketi” toplumun huzur ve güvenini sarsacak, barış ve dayanışma duygularını zedeleyecek içeriğe sahiptir.

17–25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından AKP güvenlik alanında düzenlemeler yaparak, “makul şüphe”yi suç haline getiren “Güvenlik Paketi”nin ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yapısını değiştiren yasa tasarısı ile birlikte, tüm güvenlik birimlerini “Güvenlik Bakanlığı” çatısı altında toplamayı hedefleyen bir taslak çalışma hazırladı. AKP, ciddi bir diktatörlük ve otoriterleşme arzusunu, niyetini “kamu düzenini sağlamak” iddiası ile ifşa etmiş durumdadır.

— AKP bu paketle valilere “olağanüstü” yetkiler vermek istiyor. Toplantı – yürüyüş- gösteri hakkı kısıtlanıyor, maskeli olarak gösterilere katılanlara ağır hapis cezası getiriyor, hükümete-iktidara muhalefet etmeye kalkışanlara keyfi ateş, gözaltı, tutuklama ve ağır cezalar öngörülüyor. Güvenlik Paketi’nin “Barış” ve “Müzakere” nin ruhuna aykırı bir tasarım ve süreci tehdit eden bir kapsama sahip olduğu görülmelidir. Paketin, “OHAL” i geri getirme potansiyeliçok yüksek. Savcıya haber vermeden, polisin insanları 48 sat gözaltında tutacak olması, kayıp ve faili meçhullerin yoğun yaşandığı 1990’lı yılların Türkiye’sinin siyasal iklimine davetiye çıkardığı görülmelidir.

— Elinde havai fişek, Molotof, demir bilye, lastik, çubuk, sopa, taş, demir, sapan taşıyan, yüzlerini kısmen veya tamamen kapatarak toplantı ve yürüyüşlere katılanlar, 2 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis ile yargılanabilecekler. (Silah bulunduranlara verilen cezanın 2 yıl olduğu düşünüldüğünde paketle hedeflenenin muhalifleri susturmak olduğu görülmektedir.) Göstericilere karşı polisin müdahalesi yasallaşacak, polis ateş edebilecek, ölüm ve yaralanmalara (Şimdi olduğu gibi!) sebep olabilecek. Polis her daim cezasızlık zırhı ile korunacak. AK Emniyet oluşturma doğrultusunda hazırlandığı aşikâr olan Güvenlik Paketi’yle savcının görevi illerde valilere, ilçelerde ise, kaymakamlara veriliyor. Soruşturmaların karartılması, kovuşturmaların önüne geçmek, kanıtları yok etmek, yeni kanıtlar uydurmak sürecin olağan seyri sayılacak. Kişinin hukuki güvencesi tamamen ortadan kalkacak.

— Kolluk amirlerine, hâkim ve savcı kararı olmadan gözaltına alma yetkisi veriliyor. Polis amirlerinin talimatıyla istediği kişiyi gözaltına alabilecek. Sucun işlenmesi durumunda savcı yetkilidir. Haldeki durumda, suç işlenmeden önce tedbir alma görevi vali ve kaymakamda olmasına rağmen, düzenleme ile suç işlendikten sonraki görevde valiye veriliyor. Savcı devreden çıkarılıyor. Vali toplumsal olayların yoğunluğuna bağlı olarak, Anayasanın 120. maddesine aykırı olarak “OHAL” ilan edebilecek. Eğer olaylar birden fazla ilde meydana gelirse; İç İşleri Bakanı OHAL ilan edebilecek.

— Polisin hâkim kararı olmadan üst, eşya ve araç arama yetkisi genişletiliyor. Müşteki, mağdur veya tanık ifadeleri polis tarafından bu kişilerin ev veya işyerlerinde alabilecek. Ev veya işyerleri adeta “karakola” dönüştürülecek. Hâkim kararı olmadan polis ve jandarma 48 saat süreyle ”önleme dinlemesi” yapabilecek. MİT Kanunu ile Türkiye üzeri “tüllenmiş” bir OHAL durumu yaşadı. İç Güvenlik Paketi ile hedefte olan insanlar OHAL’ i kendi yaşamının olağan hali olarak yaşayacak, “polis devleti” uygulamalarının mağduru olacak.

— Askeri vesayeti gerileten AKP, Erdoğan vesayetini topluma demokrasi olarak dayatıyor ve bu durumu güvence altına almak istiyor. Çoğulcu bir ülkede ve çoğulculuğa karşı olarak, Selefilik ile faşizm arasında saat sarkacı gibi sallanan AKP, “Yeni Türkiye” de monizm ve merkezileşmeyi “Güvenlik Paketi” ile sağlayacağını düşünüyor.

Hitler’in Almanyası’nda Yahudilerin yaşadığı zulüm ve acılar, Nazizm’e ve Hitler Faşizmine göre “kanuni”dir. Bilinen şu ki; uygulamalar “hukuki” değildir. Yahudilerin yaşadıklarının ise hukuk devleti ile de ilişkisi yoktur.

Erdoğan’ın Türkiye’si ise, sistemin dışında kalan kesimlere; Alevilere, Kürtlere, Türklere, Ermenilere, Rumlara, İşçilere, gençlere, kadınlara, issizlere, çingenelere, Lgbti’lere, ekolojist aktivistlere, mütedeyyinlere, öğrencilere, çiftçilere, kamu emekçilerine “İç Güvenlik Manifestosu” ile polis baskısını reva görüyor. Özgürlüklere ciddi sınırlamalar getiriyor.

Özgürlük bahsinde güvenlik güçlerinin eli özgürleşiyor. Neden? Çünkü bu dışlanan kesimleri başka türlü sistemin içinde tutamayacağını ve elinde başka araç kalmadığını görüyor.

Görüldüğü üzere zenginler varlıklarını, servetlerini, iktidar ise, iktidarını korumak için güvenliğe ve güvenlik hizmetlerine önem veriyorlar. İktidarın ve ayrıcalıklı sınıfın güvenliği, vatandaşların özgürlüğüne “galebe” çalmış görünüyor. Şer’rin hayr’a galabesi gibi…(Turnusol)

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here