Anasayfa Haber İktisatçı Konukman: Bütün sinyaller krizi işaret ediyor

İktisatçı Konukman: Bütün sinyaller krizi işaret ediyor

Paylaş

Doların hız kesmeyen yükselişi, büyüme rakamlarındaki vasatlık, ihracatın düşmesi, işsizliğin son 5 yılın en yüksek seviyesine ulaşması, güven endekslerdeki düşüş, inşaat sektöründeki yüzde 2’lik gerileme ve konut satışlarındaki yüzde 30’luk azalma ile bunalıma doğru giden Türkiye ekonomisinde bütün sinyallerin krize işaret ettiğini söyleyen iktisatçı Aziz Konukman, “Erdoğan da ‘geçici de olsa bir kriz var’ diyerek krizi itiraf etti. 25 maddelik programda ‘İthal girdilere bağımlılık var bunları azaltacağız’ deniyor. Yani ’13 yıldır biz ekonomiyi ithal girdilere bağımlı hale getirdik’ diyorlar. ‘Muazzam düşük iç tasarrufu var’ dendi, yani ‘Hep dış tasarruflara dayalı olarak büyüdük bunu değiştireceğiz’ dediler. Bu zaten krizi kabul etmektir” diye konuştu.

Doların aylardır devam eden yükselişiyle birlikte, işsizlik oranlarının son 5 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı, gıda enflasyonu yani yoksulun enflasyonun sürekli arttığı, gözle görülür şekilde büyümenin yavaşladığı Türkiye ekonomisi bir bunalıma doğru gidiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın birbirlerinden bağımsız olarak “Geçici olsa da bir kriz var” ve “İsraf konusunda karnemiz kırık” açıklamaları ekonomideki kötü gidişatın itirafı oldu. Gazi Üniversitesi’nden iktisatçı Prof. Aziz Konukman, seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte daha görünür olan ekonomideki kötü gidişatı DİHA’ya değerlendirdi.

‘TÜİK ne diyorsa ikiyle çarp’

AKP hükümetinin yüzde 5’e kadar indirme hedefinde olduğu işsizlik rakamı 2015 yılına girilmesiyle birlikte ilk önce yüzde 10,7, ardından yüzde 11,3 oranıyla son 5 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Konukman, TÜİK’in işsizlik oranı çalışmasının sadece her an iş aramaya hazır yaklaşık 2 milyon kişi üzerinde gerçekleştirdiğini ve rakamların olması gerekenden daha düşük bir şekilde halka yansıtıldığını söyledi. Türkiye’de yüzde 18-20 arasında bir işsizlik oranı olduğunu savunan Konukman, “TÜİK’in esas altığı 2 milyon kişiye, iş arayan ama kayıtlarda olmayan 3 milyon kişiyi de ekleyelim. Ayrıca, mevsimlik işçiler de var. İstihdam ‘Cari ücret düzeyinden dönem boyunca çalışmayı arzu edip iş bulan istihdam edilen kişi’ demektir. Bulamıyorsa işsiz demektir. Demek ki, mevsimlik işçiler bir yanıyla işsiz çünkü yılın 3 ayı çalışıyor diğer ayları çalışmıyor. Birde geçici istihdam var. Örneğin ziraat mühendisi ama kasiyer, makine mühendisi ama büfeci olarak çalışıyor yani niteliği dışında işlerde. Biz geçici istihdamı da işsiz olarak kabul ediyoruz. Bütün bunları eklersek işsizlik iki katı oluyor. TÜİK ne diyorsa onu ikiyle çarpmak gerek” ifadeleriyle işsizlik oranlarındaki manipülasyonu açıkladı.

‘Kadınlar iş gücüne katılsa işsizlik yüzde 35,38 olacak’

Konukman, günlük ev temizliğine giden kadınların 30 gün çalışmaları sonucunda getirdiği sigorta zorunluluğu kapsamına giren yaklaşık 1 milyon kadının istihdam edilmesinin de işsizlik oranlarını düşük gösterdiğini ancak gündelikçiliğin hiçbir iş güvencesi olmadığını belirterek, bu durum da ayrı bir yanıltma olduğunu söyledi. Ayrıca, DİSK AR tarafından kadınların iş gücüne katılma oranına yönelik yapılan bir araştırmaya dikkat çeken Konukman, “DİSK AR’ın ‘Türkiye’de kadınların iş gücüne katılma oranı AB ülkelerindeki gibi olsaydı Türkiye’de işsizlik nasıl olurdu?’ sorusu üzerinden bir araştırması var. Araştırma sonucunda Türkiye’de işsizlik yüzde 35,38 çıkıyor. Erdoğan’ın ‘kadını evde tutma’ anlayışının arkasında, bu iktisadi sebep de var” dedi.

Enflasyon yalanı

Konukman, TÜİK’in bir başka manipülasyonun da enflasyon oranlarında kendini gösterdiğini söyledi. TÜİK tarafından açıklanan “enflasyon sepetinin” ortalama bir sepet olduğunu, bir başka ifadeyle zenginin de fakirin tükettiği malların ortalamasının alınarak oluşturulduğunu belirten Konukman, TÜİK verilerindeki yoksulluğu gizleyen ayrıntıları şöyle açıkladı: “Yani yoksul bir semtteki bir insan çikita muz tüketmemiştir, ama o sepete yazıyorlar. İthal puroya varana dek birçok şey var. Dehşet bir şekilde istatistiklerle yalan söylüyorlar. Enflasyonda öyle bir yalan. TÜİK gelir gruplarını 5’e ayırarak milli gelirden alınan paylarını açıklıyor. En fakirden başlıyor bu gelir grupları. Bunların sepetleri var. Aslında o ortalama sepet bunların sepetlerinin ortalaması. Oysa TÜİK, bize her gelir grubunun sepetlerini açıklamalı. Bir kural var iktisatta; ‘insanların geliri arttıkça gıdanın sepet içindeki ağırlığı azalır.’ Zenginleştikçe eğitim, sağlık, kültür gibi masrafları artıyor. Fakirin de gıdası artıyor, bütün parası oraya gidiyor. Enflasyon oranlarında ‘gıda’ diye bir tanım var. Gıda, resmi açıklanan enflasyondan iki misli. Gıda da yoksulun sepetinin yüzde 90’ını kapsıyorsa, yoksulun enflasyonu resmi rakamın iki katı demektir. Zaten gıda enflasyonuna baktığımızda yüzde 14 civarında seyrediyor.”

AKP’nin Orta Vadeli Programı elinde kaldı

Konukman, büyüme rakamlarına ilişkin, AKP hükümetinin 2013 yılında açıkladığı ancak Kasım ayında revize ederek hedef küçülttüğü 2015-17 yılları arasını kapsayan Orta Vadeli Program’daki (OVP) yüzde 3,3 oranındaki büyüme hedefine dikkat çekti. 2013 yılında AKP hükümetinin 2015 için öngördüğü büyüme oranının yüzde 4 olduğunu belirten Konukman, “Bu bir kepazelik. AKP önünü göremiyor. Kasım’da revize ettiği rakamı yüzde 3,3’ü bile tutturamadı. Bu kadar kısa bir süre içinde bu öngörülerin tutmayışı çok kötü bir ekonomi yöneliminin olduğunu gösteriyor” dedi. Büyüme rakamının yüzde 2,9 olmasında kamunun tüketim harcamalarının etkili olduğuna işaret eden Konukman, “Kamu daha az tüketim yapsaydı büyüme bu kadar da olmayacaktı. Birde ihracatın büyümeye olumlu katkısı olmuş. Bunlar bir dahaki dönemi etki etmeyebilecek durumlardır. 2015 ihracat rakamları ciddi sinyaller veriyor. Ocak-Mart ayarları arasında yüzde 15’lik bir gerileme var” ifadelerini kulandı.

Konukman, Türkiye’nin 2015 yılı için büyüme oranını yüzde 3,5 olarak açıklayan daha sonra ise bu oranı yüzde 3’e düşüren Dünya Bankası’nın, doların yükselişinin devam etmesi sonucunda büyüme oranlarını daha da aşağıya çekeceğini söyledi.

‘İhracat ileriki dönemde büyümeye etki yapmayacak’

Konukman, Türkiye’nin ihracatı Euro, ithalatı ise Dolar cinsinden yaptığını, doların sürekli artışı karşısında Euro-Dolar kurunun Euro zararına olduğu için, ihracat yaparken Türkiye’nin dolar gelirlerinin sürekli azalacağını, ithalatın ise çok yüksek düzeyde pahalılaşacağını kaydetti. Hükümet yetkililerinin azalan ihracat ve pahalılaşan ithalat karşısında “Dolar artarsa bizi olumlu etkiler” açıklamalarının saptırma olduğunu söyleyen Konukman, 2015 yılının ilk 3 aylık rakamlara göre Türkiye’nin Dolar üzerinden yapılan ihracatının yüzde 13’e varan bir gerileme olmasının bu saptırmanın en büyük kanıtı olduğunu ifade etti.

AKP’nin yatırım hayali

Özel sektörün yatırımlarının yüzde 1,3 oranında küçüldüğünü, OVP’deki hedef de ise bu oranının yüzde 1,8 olduğunu ancak bu oranın her ne kadar olumlu gibi görünse de geleceğe dair bir anlam ifade etmediğini ifade eden Konukman, “Yatırımlar biraz daha az küçüldü ama OVP’de 2015 yılı için yatırımların yüzde 4,2 olacağı var sayılıyor. Özel sektör için yatırımların yüzde 6.1 olacağı söyleniyor. Şu an özel sektör yatırım yapamaz haldeyken, ne olacakta 2015’te bu kadar yatırım olacak? Zaten 2015’te 1,3 oranındaki küçülmeyi sıfırlayacak bir de üstüne 6,1 artıracak. Bu hayal kurmaktan öteye gitmiyor. Burada bir çuvallama var” değerlendirmesinde bulundu.

Nisan ayında, Merkez Bankası (MB) tarafından açıklanan İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı’nın önemli veriler sunduğunu belirten Konukman, “Neredeyse son 7 yılın en düşük rakamına ulaşıyoruz. Yüzde 73 civarında. Atıl bir kapasite var. Böyle bir ortamda kimse yatırım yapmak istemez, çünkü mevcut kapasiteyi daha henüz kullanamamışsın. Yeni yatırım niye yapılsın” diye konuştu.

‘Kriz çok net!’

Geçtiğimiz aylarda Başbakan Davutoğlu’nun tarafından açıklanan “tasarruf” temelli ekonomide dönüşümü hedefleyen programın da içinde bulunan ekonomik durumun en iyi göstergesi olduğunu söyleyen Konukman, olası kriz belirtilerini şöyle ifade etti:
“Hangi göstergesini ele alırsak yerlerde sürükleniyor. Tüketici, üretici ve sektörel güven endekslerinde büyük bir gerileme var. İmalat saniyene bakıyorsun elinde kalıyor. Büyüme rakamları ortada. İnşaat sektöründe yüzde 2’ye yakın küçülme var, şişen balon sönüyor. Konut satışları Şubat ayında Aralık ayına göre yüzde 30 civarında düştü. Bütün bu sinyaller şunu gösteriyor. Kriz çok net! Erdoğan’da bunu ‘Geçici de olsa bir kriz var’ diyerek itiraf etti. 25 maddelik programda ‘İthal girdilere bağımlılık var bunları azaltacağız’ deniyor. Yani ’13 yıldır biz ekonomiyi ithal girdilere bağımlı hale getirdik’ demektir. ‘Muazzam düşük iç tasarrufu var’ dendi, yani ‘Hep dış tasarruflara dayalı olarak büyüdük bunu değiştireceğiz’ dediler. AKP’nin her değiştireceğiz dediği her şey bir itiraf, kendi icraatlarının bir sonucu. Bu zaten krizi kabul etmektir. Gelinen durum, sıcak kaynaklara, dış kaynaklara dayalı büyüme modelin sonuçlarıdır.”

Üretici de tüketici de mağdur

Ekonomideki kötü gidişatın emekçi halklar açısından vahim bir tablo yarattığını söyleyen Konukman, bu durumu şöyle açıkladı: “Tarım endeksi var, tüketici fiyatları endeksi var. Tüketici endeksindeki gıda diye verilen tüketicidir. Tarım diye yayınlananda toptan eşya. Toptan eşya fiyatları 7’den çok fazla artmış durumda. Bu ne demek? Yakında tüketici fiyatları onun 3-4 misli artacak demektir. Çünkü tarladaki fiyatla manavdaki fiyat arasında 5-6 kata varan farklar var. Bu ne demek? Bir yandan üreten çifti kaybediyor bir yandan da tüketen büyük bir darbe yiyor. Tarladan çıkıp tüketiciye gelse ürün, toptancı falan olmasa üretici de tüketici de memnun olacak. Üreticinin fiyatının 6 katı soframızda kalıyor. Bu sistemin acımasızlığı ne üretici ne de tüketici kazanıyor. Aradaki toptancılar, aracılar büyük karlar alıyor. Türkiye’nin manzarası budur.”

‘Koalisyon hükümetlerinde harcamalar daha sağlık olur’

Son olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Haziran seçimleri sonrası oluşacak olası bir koalisyon hükümetini “felaket” diye nitelendirmesine tepki gösteren Konukman, koalisyon hükümeti oluşması sonrası ekonominin şimdikinden daha kötü olmayacağını belirterek, “Tek parti hükümeti olmazsa harcamalar daha kısıtlı olur. Örneğin, CHP-HDP koalisyonda, savunmaya AKP gibi para harcayabilir mi? HDP itiraz eder. Karakol inşaatları sürer mi? Harcamalar koalisyonlarda daha sağlıklı olur. Koalisyonu bir öcü gibi sunmak kaybedeceklerini anlamalarındandır” dedi. diha

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here