Anasayfa Haber Jonathan Powell:’Kürt sorununun çözümüyle ilgili iyimserim’

Jonathan Powell:’Kürt sorununun çözümüyle ilgili iyimserim’

Paylaş

“Türkiye’deki Kürt sorunu ve Çözüm Süreci”nin tartışıldığı panelde müzakere süreçlerinin dünya üzerindeki örneklerine değinen ve Mandela örneğini vererek “liderlik” vurgusu yapan İngiltere hükümetiyle IRA arasındaki müzakerelerde İngiltere Başmüzakerecisi olan Jonathan Powell, “Türkiye’de de böyle bir liderlik var. Kimse PKK Lideri’nin ve siyasi liderlerin güçsüz olduğunu iddia edemez. Güçlü bir siyasi süreç yürütülürse çözüm sağlanabilir” dedi. Çözüm süreciyle ilgili Bisiklet Teorisi örneğini veren gazeteci-yazar Cengiz Çandar ise, “Bisiklet var, üstünde oturan da var, ayaklar pedalda, pedallar dönüyor ama hareket etmiyor” diye konuştu.

680x680nc-ist-jonathan-powell-panel1
Küresel ve Yerel Düşünce Derneği (Küyerel) tarafından Taksim’de bulunan Martı Otel’de “Türkiye’deki Kürt sorunu ve Çözüm Süreci” konulu panel düzenlendi. Panele, “Teröristlerle Konuşmak-Silahlı Çatışmalar Nasıl Sona Erdirilir?” adı altında yeni çıkan kitabıyla ilgili görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye’ye gelen İngiltere hükümetiyle İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA) arasındaki müzakerelerde İngiltere Başmüzakerecisi ve dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Başdanışmanı olan Jonathan Powell ve gazeteci Cengiz Çandar konuşmacı olarak katıldı. HDK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gençay Gürsoy, Türkiye Barış Meclisi Üyesi Hakan Tahmaz, Öğretim Üyesi Doç. Dr. Maya Arakon ile sivil toplum örgütü üye ve temsilcileri katıldı. Moderatörlüğünü Seyfi Öngider’in yaptığı iki bölümden oluşan panelde ilk olarak, “Türkiye’de Kürt sorununun çözümü açısından hangi noktadayız?” konusu tartışıldı.

Panelde ilk olarak İRA ve İngiltere hükümet arasındaki görüşmelere İngiltere Başmüzakerecisi olarak katılan Jonathan Powell konuştu. 1940 yılında İRA tarafından kurulan bir pusuda babasının kaybettiğini ve ateşkesten önceki süreçte ağabeyinin de İRA’nın ölüm listesinde bulunduğunu söyleyen Powell, “17 senedir ‘teröristlerle’ konuşuyorum. Hiç bir zaman İRA’ya ilgi duymadım, müzakerelerin başladığı ilk gün müzakere odasında el sıkışmaktan bile kaçındım ama şimdi pişmanım bu tavrımdan. Duygusal engeli aştıktan sonra güven tesis edilince o alana girebiliyorsunuz” dedi.

‘Kürt sorununun çözümüyle ilgili iyimserim’

Her ihtilafın içinde bulunduğu koşullara özgü sebep ve çözümünün bulunduğunu kaydeden Powell, “Her bir ihtilafın sebebi, çözüm süreci ve sonucu farklıdır. Barış sürecini gerçekleştirmek herkes kendine özgü hatalar yapabiliyor, kitapta da anlattığım bu” diye konuştu. Türkiye’de de Kürt sorununun çözümüyle ilgili iyimser olduğunu ve sorunun çözümü noktasında bir takım şartların oluşmaya başladığını belirten Powell, “Kürt meselesinde 10 sene önce neredeydik şimdi neredeyiz? Yol üzerinde iniş çıkışlar var, tümsekler var ama 10 sene önce MİT Başkanı’nın İmralı’ya giderek konuşması aklınıza gelir miydi?” ifadelerini kullandı.

Çözüm sürecinin başarıya ulaşması için sürecin her iki tarafının da çözüme askeri yolla ulaşılamayacağına ikna olması gerektiğini belirten Powell, “İki tarafın ortak noktada buluşması için her iki tarafın da askeri yolla çözüme ulaşamayacağını bilmesi gerekiyor. Bu şartlar sağlandıktan sonra süreç yürütülebilir. Eğer çatışma yoluyla kazanabileceğini düşünüyorsa biri süreç yürütülemez” dedi.

‘PKK Lideri güçsüz değil’

Müzakere süreçlerinin dünya üzerindeki örneklerine değinen ve Mandela örneğini vererek “liderlik” vurgusu yapan Powell, “Türkiye’de de böyle bir liderlik var. Kimse PKK Lideri’nin ve siyasi liderlerin güçsüz olduğunu iddia edemez. Güçlü bir siyasi süreç yürütülürse çözüm sağlanabilir” şeklinde konuştu. Yaklaşan seçim sürecine de değinen Powell, çözüm sürecinde türbülans ve duraksamaların olabileceğini söyleyerek, “Ama sıkı, katı bir süreç sürdürmek şart. Üçayaklı bir tabure düşünün. Bacaklarında biri Abdullah Öcalan, biri Kandil ve diğeri de hükümet. Bu üçayağının sağlam olması lazım yoksa tabure çöker” dedi.

‘Başarılı örneklerde muhakkak üçüncü taraf var’

Çözüm süreçlerinde süreci yürüten iki tarafın dışında üçüncü bir tarafın önemine işaret eden Powell, şöyle devam etti: “Sürecin tarafı olan hükümetler üçüncü bir tarafa çok sıcak bakmazlar. Kuzey İrlanda’da da biz uzun süre direndik üçüncü bir taraf katılmasın diye. Ama düşünün futbol maçları hakemsiz oynanmaz. Üçüncü bir taraf değişik şekillerde müdahil olabilir. Sivil toplum kuruluşu veya yabancı bir hükümet olabilir. Son 30 yıla bakacak olursak başarılı örneklerde muhakkak suretle bir üçünü tarafın olduğunu görürüz. Bir dönüşüm yaşanıyor. Siyasi konularda şiddetle değil siyasi yolla çözüm arayışı ne çıkıyor. İyimserim ve iyimser kalıyorum. Seçim arifesinde olunduğu için sıkıntılar görüyorum. Ama Türkiye’nin elinde büyük bir imkan var ve seçim sonrasında da eline geçecek fırsat çok büyük olacak. Yapabileceğim bir şey olursa memnuniyetle yardım ederim.”

Çandar, Öcalan ile yaptığı görüşmeyi anlattı
680x680nc-ist-jonathan-powell-panel4
Powell’in ardından gazeteci-yazar Cengiz Çandar söz aldı. Geçmiş deneyimlerin çözüm sürecinde yol gösterici bir niteliği olduğunu söyleyen Çandar, çözümü getirecek olan ana etkenlerin iç dinamikler olduğunu belirtti. Çözüm süreçlerinin belirli şartlarda ilerlediğini vurgulayan Çandar, “Bunlardan en önemlisi tarafların birbirlerini yenemeyeceklerini birbirlerine itiraf etmeden ikna olmuş olmaları” dedi. PKK’nin 1991 yılında aldığı ateşkes kararının hemen adından PKK Lideri Abdullah Öcalan ile 45 dakika yaptığı görüşmenin bir bölümünü anlatan Çandar, şöyle devam etti: “Yarım saat, 45 dakika konuştu. Yüksek sesle düşünürken Madrid Barış Konferansı’na gönderme yaptı. Türkiye’nin ‘Hiç görüşmeyeceğim’ dediği durumlarda bile belli konjonktürel durumlarda masaya oturabileceğini anlattı. Öcalan’ın o süreçte aldığı ateşkes kararında Körfez Savaşı’nın ortaya çıkardığı konjonktürel sonuçlar üzerine alan bir akıl yürütme tarzına sahip olduğu izlenimini edindim. Döndüğümde Başbakan Turgut Özal’a, karşılarında dağa çıkmış bir ‘terörist’ olmadığını, uluslararası şartları ve bölgesel deneyimleri okuyan ve ona göre projeksiyon yapan birisi olduğunu söyledim. İçinde bulunduğumuz çözüm süreci de bunun bir sonucu olarak ortaya çıktı.”

‘Barışı da süreci de seviyor ama…’

“Çözüm sürecinin başından itibaren çok ciddi boşlukları ve gedikleri var” diyen Çandar, en önemli boşluğun “sürdürülebilir yapı” olduğunu belirterek, “Sürdürülebilir bir yapı olmalı ki süreç siyasetin sert rüzgârlarına karşı koyup, yol alabilsin. Yapı önermesi Kandil’den, İmralı’dan, HDP’den geldi. Ama başında itibaren çözüm süreciyle ilgili çok sağlam ve sürdürülebilir bir yapı oluşturulmadı ve halen de eksikliği var. İktidarın, ‘Beni izleyin, beni takip edin. Ne gerekirse yapılacaktır’ şeklindeki önermesi bu metodoloji ile ortaya çıktı” dedi. AKP hükümetinin “barışı” da, “süreci” de sevdiğini ancak barış süreci sözcüklerini telaffuz etmeyi sevmediğini ifade eden Çandar, “Bu anlamda algı yönetimi bakımından bir çözüm süreci olduğu algısı mükemmel yaratılmış durumda. Ama süreç içinde inişler, çıkışlar sapmalar da olsa mobilitesi olan bir süreçten söz etmek çok zor” diye konuştu.

Bisiklet Teorisi örneği

Çözüm süreciyle ilgili Bisiklet Teorisi örneğini veren Çandar, Sri Lanka örneğini hatırlatarak, “Çözüme ramak kalmış gibi görünen durumlarda işler öylesine tersine dönüyor ki, tekrar en başa gelmiş oluyoruz. Çözüme çok yakın gözüken durumlarda bile geri dönme riski fazla, tıpkı umutsuz durumların çözüme evirilmesi gibi. Çözüm sürecinin manzarası şu; bisiklet var, üstünde oturan da var, ayaklar pedalda pedallar dönüyor ama hareket etmiyor” ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yürütülen süreci, “Güçlü bir ateşkes ya da çatışmasızlık hali ama çözüm sürecinin kendi değil” diyerek tanımlayan Çandar, “Çatışmasızlık süreci kan yapar iyidir ama çözüm sürecinin yerini alacak bir şey değildir. Buradan çözüm sürecine gidebilir miyiz? Bunu 7 Haziran’da cevaplayacağız” dedi.

‘Üçüncü taraf temel zaaf’

Çözüm süreçlerinde üçüncü tarafın en temel zaaf olduğunu belirten Çandar, şunları söyledi: “Üçüncü taraf zor bir iş. Genellikle hükümetler üçüncü taraftan haz etmiyor, şimdiki de haz etmiyor. Bu sürecin en özgün yanlarından birisi yerel ve ulusal güçlerden oluşması yani ‘el alemin’ olmadığı bir süreç. Süreci yürüten taraflardan birinin ağırlaştırılmış müebbetle yatmasında zaten dengesiz bir durum var. Kitapta yuvarlak masa usulünden bahsediyor Powell, herkes kendini eşit hissetsin diye. Bizim süreçteki masayı biz daha görmedik, masa cezaevinde. Güney Afrika’da Mandela da öyleydi. Ama Mandela daha sonra dışarı çıktı. Türkiye’ de böyle bir durum var mı bilemiyoruz.”

‘Oynamıyorum ben’ diyebilir

Meclis’teki muhalefet partilerini de eleştiren Çandar, “Birleşik Krallığın sürdürdüğü görüşmelerde bütün siyasi partileri var. Türkiye’de ana muhalefet partisi yok, şu sebepten ya da bu sebepten ama yok. Milliyetçi partiden zaten vazgeçtik. MHP yok, CHP yok, HDP sürekli hakaret yiyor, nasıl yol alacak bu süreç?” diye sordu. Son olarak yaklaşan seçimlere değinen Çandar, “Oslo’da üç yıl süren görüşmelerin ardından seçim var diye üç ay süreç duruldu. Seçimin ardından yüzde 50 oy alan, ‘PKK masayı ters çevirdi’ dedi. Temmuz 2011’den Aralık 2012’ye kadar 900 insanı kaybettik. Seçimlerde yine 50 oy almış olan kişi yine aynı oyu alarak ‘oynamıyorum ben’ diyebilir. Dolaysıyla çözüm sürecinin selameti açısından o oyu almaması gerekiyor” dedi. diha

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here